TEVHİDİ  HAREKET  VE  USÜL  MESELESİ

           "Şimdi   usûlün  mahiyetini  araştırmaya  gayret  edelim.

    Usûl arapça bir kelimedir. "Aslın" cem'idir. Kelime manasıyla her şeyin alt kısmına delâlet eder ki buna "kök" ve "dip" denir.   Asl, bir şeyin aslı esasına, müstenid olduğu şeye, temele, kanun ve kaideye, hasep ve nesebe, kendisine ihtiyaç duyulan şeye, evlâ ve daha uygun olana, medlule nispetle delile, mercuha nispetle râcihe de itlak olunur.(5) İslâm ulemasından  Seyyid  Şerif  Cürcani  (rha) usûl hakkında şöyle diyor:  "Usûl; Asl'ın Ce-mi'dir. Lûgatta; kendisine muhtaç olunan şeydir. Kendisi başkasına muhtaç olmayandır. Şeriat'ta;  başkasının  kendisinin  üzerine  bina  olunduğu,  fakat  kendisinin  başkasının üzerine bina olunmadığı şeydir.  Kısacası  usûl;  kendi  nefsinde  hükmü  sabit olup, başkasının üzerine bina olunmayan şeydir." (6) Usûl bir nevi insanı hedefine ulaştıran bir alettir.(7) Bunun için de Türkçe'de genellikle adeta metod, usûlün bir müteradifi haline gelmiştir.

     Metod; usûl, yol hareket tarzı kelimeleriyle karşılanabilir. Tarifi de; belirli bir amaca varmak için zaruri olarak başvurulan düzenli yollar ve araştırmalardır.(8) Metod kelimesi Fransızca'dan alınmıştır. Arapça'da usûl (minhac) kelimesi ile aynı manaya gelmektedir. Usûl bir hedefe gitmek için daha işin başlangıcında nasıl gideceğimizi, sıra ile neleri yapacağımızı bilmektir. (9)  Evet  metod,  her  ilmin  temelidir;   metodsuz ilim, faydasız bir sermayedir. (10)  Tabii  ki  metodsuz  hareket de,  kuru  bir  kalabalıktır.

     Metod; bilinmeyen hakikatları keşfetmek, yahut bilinen bir şeyi başkasına ispatlamak, tebliğ  etmek   ve  öğretmek   için  riayet  edilecek  kuralların, kullanılacak vasıtaların tümüdür. (11) Başka bir ifadeyle metod; bilinmeyen bir şeyi bulmak ya da bilinen bir şeyi başkasına  ispatlamak için takip edilmesi gerekli olan en makul ve kısa yoldur.(12) Yani metod;  insanı   hedefine   götüren  en   sağlam   ve en kısa yoldur. (13) Bu noktada bakıldığında  her  hareket   için   mutlaka   hak   veya   batıl   bir usûl/metod  gereklidir.

      Filozof Descartes şöyle diyor:  "Metodsuz  olarak  bir hakikata varmaktansa hiç varmamak daha iyidir. Metodsuz kimse, yolunu kaybeden kaptandır; ayağının altındaki hazineyi görmeden diyar diyar dolaşıp hazine arayan kimse gibidir." (14) Demek ki metod-suzluk bir ömür israfıdır. Bir cehalet aletidir. Ama metod böyle değildir. Gerek hareketlerin ve gerekse   ilimlerin   anlaşılıp   yaşanmaları   için   usûl/metod  zaruridir.

      Metod demek, herhangi bir ilmin iştigal mevzuu olan maddelerden çıkarılması istenilen neticeleri ve bilgileri elde etmenin vasıtaları ve yollan demektir.(15) Metodun üstünlüğü, hedefi külfetsiz gerçekleştirmesindendir. Mesela "Da'vet metodu" diyoruz. Da'vet metodundan kastımız, da'vet ve irşad işlerinde uyulması  hoş görülen yahut vacip olan  üslub  ve kaidelerdir.  Onun hoş karşılanması yahut vacip oluşunun sebebi hikmeti, da'vetten hedef edilen  gayeyi  gerçekleştirme  hususunda  en  kestirme ve en uygun, ikna ve gönüllerin rızasını  almada  en  üstün  yol   oluşundadır. (16) 

    Evet, Tevhidi  Hareket'in  muhtaç olduğu metod; İslâm'ı dosdoğru anlamak, İslâm'ı eksiksiz   ve   kesintisiz   insanlara   tebliğ   etmek ve İslâm'ı toplumun iktidarına hakim kılmak için gerekli olan tüm vasıtaların genel ismidir. Yalnız şu var ki; İslâm'da metod realiteye  denktir.   Aralarında   herhangi  bir  ayrılık  yoktur.  Yabancı  bir  metodun en sonunda   İslâm'ı  tahakkuk   ettirmesi imkansızdır. Yabancı metod ancak kendi beşeri nizamını tahakkuk ettirir. Bizim nizamımızı tahakkuk ettirmesi mümkün değildir. Her türlü Islâmi harekette nizam zaruri olduğu gibi, akide şart olduğu gibi, metod da hem zaruri ve hemde  şarttır.  (7)

      Gerek İslâm'ı anlamada, gerek tebliğ etmede ve gerekse toplumun iktidarına hakim kılmada   Şeriat-ı Garra'nın emrettiği usûl'e riayet etmeyi ihmal etmek başlı başına bir felakettir. Şunu unutmayalım ki;   şer'i   usûl   olmazsa  vusul de olmaz. Vûslün olması usûlün  olmasına bağlıdır. Bugün yeryüzündeki Islâmi hareketlerin değişik veçheler  arz etmeleri ve bazı noktalarda birbirlerine ters düşen, tezat arz eden davranışlar içinde bulunmaları,   hareket metod ve stratejilerini iyi tesbit edememiş olmalarından ileri gelmektedir. Bilinmelidir ki vûsülsüzlüğümüz, usülsüzlüğümüzdendir; çıkış noktasını ve hareket   planını   tesbit etmemiş, metodunu ortaya koyamamış hiçbir hareket gayeye eremiyecektir. (08)   Bu  münasebetle tevhidi hareket kendi şer'i usûlünü bilmek ve uygulamak mecburiyetindedir. Aksi takdirde usulsüzlük içerisinde can verip hayatını kaybedecektir.

        Bugün İslâm coğrafyasında yaşayan  müslümanların arasında bir usûl savaşının yaşandığı  inkâr  edilmez   bir  gerçektir. İslâm coğrafyasındaki mûslümanların arasında hüküm  sürmekte   olan "Usûl Savaşı"nın sebebi; mûslümanların  İslâm'ı anlamada ve yaşamada  uyulması   zorunlu   olan   şer'i   usûlü  ihmal   etmeleridir.

       Bakınız   İslâm uleması bin bir çileyle "Usûl-û Din", "Usûl-fi Fıkıh", "Usûl-ü Tefsir", "Usûl-fi Hadis", "Usûl-fi Siyaset" ve "Usûl-ü Da'vet" gibi  ilimleri  ortaya  koyarak  İslâm'ı   anlamanın  ve  yaşamanın  yolunu   ümmete  göstermişlerdir.  Ancak günümüz müslümanları  Tefsir   okuyup, usûl-ü tefsiri  ihmal  ettiler,  fıkhi   konuları  ezberlediler, fakat   usûl-ü fıkhı okumadılar.   Dolayısıyla   birbirlerinin hizmetlerini baltalayan, batıl metodları savaştıran,  üstadlarının   görüşlerini   vahye tercih eden, takib ettikleri tağuti usûlden  ayrı  düşmemek için şer'i  usûlü  yasaklamayı  vahdet   telakki   eden demogog ruhlu   müslümanlar,   görünen  kavganın  süsü  oldular.  Bu durumdan kurtulmak için şer'i usûlü   bilmek   şarttır.   Ancak şu var ki; kendi  gayesini  bilmeyen    İslâmi  bir  hareket, takip  edeceği  usülü de  bilemez.   Yani  gaye  bilinmeden  usül   bilinemez." (Misak Dergisi,  Sayı:13. Sh:17-18)      A.  AZİZ