ŞEHİR VE KÖY TASNİFİ
SORU:
Mektubunuzda: "-
Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bir vaiz efendi: "- Hanefi mezhebinin müctehid
imamları; cum'a namazının edası için mısr'ın (şehrin) şart olduğunu beyan
etmişlerdir. Şafii fûkahası ise; köylerde cum'a namazının kırk kişi
bulunduğu zaman kılınabileceğini belirtmiştir. Siz cuma namazını kılarken:
Şafii mezhebini taklid edin" dedi. Sohbette bulunanlardan başta muhtar;
"olmaz" diye itirazda bulundu. Tartışma "olurdu-olmazdı havasına büründü."
Hanefi fûkahasına göre; köy ve şehir taksiminde ölçü nedir.
Aralarında ne gibi farklar vardır" diyorsunuz.
CEVAP:
Mektubunuzu
özetlemeye ve şahıs isimlerini anmamaya gayret ettim. Hanefi fûkahası
Resûl-i Ekrem (SAV)in: "- Bir mükellefe; ne Cum'a
namazı, ne teşrik tekbiri, ne Ramazan Bayramı namazı, ne Kurban Bayramı
namazı yoktur. Bunlar ancak tor.'ayan çohirde (oturan mükellefe) vardır"
(1) hadisini esas alarak : "- Cuma namazı; ancak şehirde veya onun
civarında oturanların üzerine farzdır ve şehirde eda edilir. Köylerde
sahih olmaz" hükmünde ittifak etmiştir. İmam-ı Merginani: "- Şehir
öyle bir mevzidir ki; içerisinde hadleri ikame eden ve
hükümleri infaz eden bir emiri veya kadısı (Şeriatla hükmeden Hakim)
bulunur. Bu İmam-ı Yusuf (rh.a.)'un kavlidir. Ve yine İmam-ı Yusuf (rh.a-)'dan
nakledildi ki; onlar (insanlar) mescidlerinin en büyüğünde
toplandıkları zaman, mescid onlara dar gelir. Birincisi İmam-ı Kerhi'nin
ihtiyar ettiğidir. Zahir olan rivayette budur" (2) hükmünü zikretmektedir.
Feteva-ı Hindiyye'de: "- Zahirü'r rivayede şehir: Kendisinde kadı ve
müftü bulunup, hadlerin ikame edildiği ve binalarının da mina binaları
kadar olduğu yerdir. Feteva-ı Kadıhan'da da böyle zikredilmiştir. Hülâsa'da
ise: "İtimad bu kavil üzeredir" denilmiştir. Tatarhaniye'de de böyledir.
Had'leri ikamenin manası, bunu yapmaya gücün yetmesi, yetki ve salâhiyetin
bulunmalıdır. Giyasiye'de de böyledir" (3) hükmü kayıtlıdır. Son devrin
âlimlerinden bazıları: "- İslâm ahkâmını (Haddleri) tatbikte gevşeklik
zuhur etmiştir. Nüfûsla ilgili Selci'den gelen zayıf rivayetle
amel edilebilir" demişlerse de, kendileri dahi buna itimad
edememişlerdir.
Nitekim bu âlimler; Şehir için gerekli asgari nüfûsu,
kat'iyyen söyleyememişlerdir. Usûl-i Fıkıhta kesin kaidelerden birisi de;
Zahirü'r rivaye ve müftabih olan kavil terkedilip, zayıf olan
görüşle hüküm verilemez. Mektubunuzda ismini beyan ettiğiniz Vaiz
efendi; temel hedeflerini ve fıkıh ilmini iyi bilen bir kimsedir.
Talebeliği döneminde; müşkilleri olduğu zaman istişare için bize
müracaat ederdi. Sizin yapacağınız; Cum'a namazı konusuyla sınırlı
olmak üzere, Şafii mezhebini taklid etmek değildir. Kendi içinîzden
bir cum'a imamı seçerek (Osmanlı dönemindeki yaygın ismiyle "hatîb"
tayin ederek) bu ibadeti eda etmenizdir. Eğer bu ruhsat olmasaydı; Şafii
mezhebini amel etmeniz mümkün olurdu.
K A Y N A K L A R
(1)İmam-ı Serahsi - El Mebsut - Beyrut: ty C: 2 Sh: 121, ayrıca
İmam-ı Merginani -Hidaye Şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kah're: 1935 C: l Sh: 82,
İmam-ı Kasarı -Bcdaiû's Senai - Beyrut: 1974 C: 2 Sh: 258-259, İbn-i Hümam
- Fethû'l Kadir Beyrut: 1315 C: l Sh: 409-
(2) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: l Sh: 82.
(3) Şeyh Nizamüddin ve Heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: l
Sh: 145.