REVATİB NAMAZ HAKKINDA


Ve aleyna aleykümüsselam...
Muhterem kardeşim Feridun Acar (MollaGürani); ilgili yazınız için size çok teşekkür ediyorum... Allah (cc) sizden ve sizin gibi hakkı ve hakikati arayan kardeşlerimizden razı olsun...


Aşağıda acizane sizin vesileniz ile yatsıdan önce kılınan 4 rek'atlık namaza
"BİD'AT" diyen art niyetli kimselere hazırladığım bir yazıyı sunuyorum... Bu konuda yani yatsı namazından önce kılınan namaz hakkında kesin bir delil olmadığı için "SÜNNET" namaz denilememiştir, Mendup denilmiştir.  Aşağıda da görüleceği gibi Hz. Peygamber Efendimiz (sav)'in yatsıdan önce  nafile  namaz  kıldığı;  Ancak rekat sayısında ittifak olmasa dahi,   hatta Buhari ve Müslim'de geçen sahih hadislerde  tüm  farz  namazlardan  önce  nafile  kıldıkları  Sahabe  ve Tabiine,  Cumhur-u fukahaya  göre  sabit  ve  kat'idir. (Akşam  namazından  önce  kılınan  nafile  hariç,   çünkü  Şafiilere  göre  bu  namaz  müstehabdır.)  


 Gerek Kütüb-i Sitte'de geçen  
"Dileyen için her iki ezan (ezan ve kamet) arasında namaz vardır" hadis-i şerif'inde görülen uygulamaya ve gerekse, altında ravisi olmadığı için kuvvet kazanmayan ve itimad edilmeyen el-İhtiyâr'daki, "Hz. Aişe (r.anha)'dan nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) yatsı namazının öncesinde ve sonrasında 4 rekât namaz kılar, sonra yan üstü uzanırdı"  hadislerine göre sahabe ve tabiin bu namazları mendup olarak - müstehab olarak kılmışlardır. Muhaddislerimiz, fukahamız da bu şekilde amel etmişlerdir. Bu gün ümmetin tamamına yakını da bu amel üzeredir. Muhaddislerimizin ve fukahamızın delillerinin aksine şer'i bir delil olmadığı  için  biz bu delillerle amel etmek durumundayız.  Ayrıca  bu  hususta   hiçbir  kimsenin  zerre miktarı  bir  tereddütü  de  olmamalıdır.  Ama bunun aksine yani;  Hz. Muhammed (sav)'in, ashabının ve onların  yolunda  giden Ehl-i Sünnet ve'l-cemaatin,  farzlardan önce nafile namaz kılmadıklarına dair en küçük bir delil mevcut değildir.

Konu  ile  ilgili  olarak  Yusuf  Kerimoğlu  hocamızda  aynen  şöyle  demektedir; "581 Gündüz kılınan nafile namazların; bir selamla dört rek'attan fazlası ve gece kılınan (nafile)  namazların   sekiz   rek'attan  fazlası   mekruhtur.  Gece ile gündüz efdal olan, bir selamla dörder rek'at kılmaktır.(399) İkindiden önce dört, yatsıdan hem önce, hem sonra dörder rek'at, akşamdan  sonra da altı  rek'at  namaz  kılmak  mendubtur.  Kenz'de de böyledir.(Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet. İbn-i Abidin'den)
 

Şimdi aşağıdaki yazıya dönelim:
                   "YATSI NAMAZININ İLK SÜNNETİ

Milli Gazete - 4 Aralık 2003 --- Ebubekir SİFİL

Soru: "... Senelerdir araştırıp duruyorum; şu yatsı namazının ilk sünneti ile ilgili ne sahih ne de zayıfı (hatta ne de uydurma) bir rivayet bulamadım..."
Cevap: Bildiğim kadarıyla yatsı namazının ilk sünneti hakkında hususi bir rivayet mevcut değildir. Hanefî mezhebinin Hadis hafızlarından Kasım b. Kutluboğa'nın, et-Ta'rîf ve'l-İhbâr isimli eserinde, el-İhtiyâr'daki, "Hz. Aişe (r.anha)'dan nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) yatsı namazının öncesinde ve sonrasında 4 rekât namaz kılar, sonra yan üstü uzanırdı" ifadesinin altını boş bırakmış olmasının sebebi de –Allahu a'lem– bu olsa gerektir.

Bununla birlikte ulema, "Dileyen için her iki ezan (ezan ve kamet) arasında namaz vardır" (el-Buhârî, Müslim ve daha başkaları) ve  "Farz kılınmış her namazın öncesinde iki rekât vardır" (İbn Hibbân, ed-Dârekutnî ve daha başkaları) hadislerinin umumî ifadelerinden hareketle yatsı namazı öncesinde namaz kılınmasının müstehab olduğunu söylemiştir. Nitekim İbn Ebî Şeybe'nin rivayet ettiğine göre İbn Ebî Leylâ şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v)'in ashabına yetiştim; her ezan esnasında (akabinde) namaz kılıyorlardı."
İmam Ebû Hanîfe, nafile namazların tek selamla 4'er rekât olarak kılınmasının efdaliyetine kail olduğu için yatsı namazının farzından önce kılınan namazın da 4 rekât olarak kılınmasının daha efdal olduğu görüşündedir. Bununla birlikte bu namaz iki rekât olarak da kılınabilir.

Yatsı namazının farzından önce kılınan bu namaz, hakkında hususi bir rivayet mevcut olmadığı için "sünnet" değil, "müstehap" hükmündedir ve farz namazların önünden veya ardından kılınan diğer namazların hükmü –kendi aralarında da derece farklılıkları olmakla birlikte– buna göre daha kuvvetlidir...

Yukarıdaki hadislerin umum ifadeleri, akşam namazını da kapsadığı halde akşam namazının farzından önce herhangi bir namaz kılınmasını doğru bulmayanlar (ki Hanefî mezhebi imamları bu görüştedir) Efendimiz (s.a.v) ve Sahabe'nin böyle bir namaz kılmadıklarını bildiren rivayetleri esas almışlardır. (Bu rivayetler için bkz. en-Nîmevî, Âsâru's-Sünen, 221-2) Bunun yanısıra, yukarıda ilk sırada zikrettiğim rivayetin bir varyantında akşam namazının istisna edilmiş olması da bu görüşte olanların delillerindendir. Bu konudaki rivayetlerin tearuzu sebebiyle Şâfiî mezhebine mensup Hadis hafızlarından Veliyyüddîn el-Irakî, "Hadislerde zikredilen nafile namazların müstehap olduğunda ihtilaf yoktur. Sadece akşam namazından önceki iki rekât bunun istisnasıdır. Ashabımızın (Şâfiîler'in) bu konuda iki görüşü vardır. En meşhur olanı, bu namazın müstehap olmadığı şeklindedir. Muhakkikler nazarında sahih olan ise müstehap olduğudur" demiştir.

İmam el-Buhârî ve çağdaşı pek çok Hadis imamının hocası konumunda bulunan İbn Ebî Şeybe'nin, "el-Musannef"inde açtığı özel bir bölümde İmam Ebû Hanîfe'yi "hadislere muhalefet etmek"le suçladığı 125 meseleyi cevaplandırdığı "en-Nüketu't-Tarîfe" adlı eserinin girişinde Zâhid el-Kevserî merhum enteresan bir anekdot nakleder:
Önceleri Malikî mezhebine mensupken, bilahare doğrudan hadislerle amel eden bir Selefî olduğunu söyleyen Mağrip'li bir zat kendisini ziyarete gelir. Tanışma faslında söze girer ve şöyle der:
"İslam dünyası, Hadisle ameli terk edip, kimi şahısların görüşleriyle amel etmek suretiyle dalalete düşmüştür. Bununla birlikte, sizin memleketiniz (Anadolu coğrafyası) dışındaki her yerde, mukallitlerden gördükleri baskılara rağmen Hadisle amel eden kimseler de mevcuttur. Sizin memleketinizde taklitten yüz çevirip doğrudan Hadisle amel eden kimse duymuyoruz. Sizin Ehl-i Hadis olduğunuzu ve Hadisle amel ettiğinizi duyunca sevindim ve sizi ziyaret etmeyi gerekli gördüm."
el-Kevserî, "Hakkımdaki bu hüsn-ü zannının devam etmesine izin mi vereyim, yoksa konu hakkındaki görüşümü söyleyerek aklının karışması pahasına doğruyu mu ortaya koyayım" diye bir an tereddüt gösterdikten sonra kendi kendine, "İlkini yaparsam, kendisini aldatmış olurum ki Müslüman aldatmaz; ikincisi ise nasihat olur ki din nasihattir" der ve muhatabına şöyle karşılık verir:
"Üstadım! Görüyorum ki Sünnet ehli grupları Hadis'ten yüz çevirmekle itham ediyorsunuz. Bildiğim kadarıyla onlar arasında Hadisle amel uğruna bütün gücünü sarf etmeyen bir grup mevcut değildir. Ne ki Hadis'i anlamak ve illetlerine vakıf olmak herkesin işi değildir. Dolayısıyla hangi hadislerle amel etmediklerini belirtmeden onları Hadisle amelden yüz çevirmekle itham etmek doğru değildir."

el-Kevserî bunları söyledikten sonra, muhatabına, Ehl-i Sünnet mezheplerin herhangi birisinin, herhangi bir meselede Hadis'e tam anlamıyla muhalefet ettiğine dair gösterebileceği bir örnek olursa meseleyi kendisiyle münakaşa edebileceğini belirtir.
Muhatabı, örnek olarak namazda rükûa giderken ve doğrulurken ellerin kaldırılması meselesini gösterir ve "Bu konuda sahih hadisler mevcut olduğu halde Hanefîler bunlara muhalefet etmiştir" der. el-Kevserî şöyle mukabele eder:
"Aksine, Ehl-i Medine'nin alimi Mâlik ve Kûfe'de Ebû Hanîfe'nin rakibi (konumundaki) Süfyân es-Sevrî de bu meselede Hanefîler'le aynı görüştedir. Onların hepsi de rükûa giderken ve rükûdan kalkarken ellerin kaldırılmayacağını söylemiştir. Hatta bu konuda (ellerin kaldırılacağı konusunda) mutlak olarak sahih bir hadis de mevcut değildir. Sadece İbn Ömer (r.a) hadisi bunun istisnasıdır. Diğer hadislerin illetleri "el-Cevheru'n-Nakî", "Nasbu'r-Râye" ve daha başka eserlerde açıklanmıştır. İbn Ömer (r.a) hadisine gelince, Mücâhid ve Abdülazîz el-Hadramî'nin rivayetine göre İbn Ömer (r.a)'in kendisi dahi bu hadisle amel etmemiştir. Sahâbî ravinin kendi naklettiği hadisle ameli terki, Hadis tenkitçilerinin önderleri nezdinde hadisin sıhhatini yaralayıcı bir illettir. İbn Receb'in "Şerhu İleli't-Tirmizî"sinde de tafsilatıyla belirtildiği gibi, sahâbî ravinin bu tutumu sadece Hanefîler nazarında değil, başkaları nezdinde de hadisi yaralıyıcı bir illettir. Bunun yanında ravilerin ittifakla naklettiğine göre, İbn Mes'ûd (r.a), rükûa giderken ve rükûdan doğrulurken ellerin kaldırılmayacağını bildiren hadisi nakletmiş ve kendisi de bu hadisle amel etmiştir. Kasdettiğim, Ebû Dâvûd, et-Tirmizî ve en-Nesâî'nin "Sünen"lerinde de rivayet edildiği gibi İbn Mes'ûd (r.a)'ın, "Size Resulullah (s.a.v)'in kıldığı gibi namaz kılayım mı?" diyerek kıldığı namazdır ki, sadece ilk tekbirde ellerini kaldırmıştır. Bu anlamda daha pek çok hadis mevcuttur. el-Berâ (b. Âzib -r.a-)'ın rivayeti bunlardan birisidir ve Ebû Dâvûd'un naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v) namaza başladığı zaman ellerini kulakları hizasına kadar kaldırır, sonra bunu bir daha tekrarlamazdı."
Bu noktada muhatabı söze girerek, "Ancak "bir daha tekrarlamazdı" lafzını yalnızca Yezîd b. Ebî Ziyâd isimli ravi nakletmiştir ve bu zat, rivayetleri birbirine karıştıran birisidir" der. el-Kevserî,
"Bunu söyleyenler olmuştur. Ancak Ebû Dâvûd, et-Tahâvî ve el-Beyhakî'nin rivayetine göre el-Hakem b. Uteybe ve İsa b. Ebî Leylâ da "bir daha tekrarlamazdı" lafzını aktarmışlardır..." diye mukabele eder ve bu hususu destekleyen başka bilgiler de verir.

Bir önceki yazıda el-Kevserî merhumdan uzun bir anekdot nakletmiştim. Eğer bu köşenin okuyucuları arasında, mezheplerin sahih hadislere kasden muhalefet ettiği ve meşru bir sebebe dayanmaksızın Sünnet'e aykırı içtihadlar benimsediği görüşünde olanlar varsa, o anekdot onlar için çok şey anlatıyor olmalı. ...
Her şeyden önce Sünnî mezheplerin (hangisi olursa olsun) sahih hadislere karşı "tavırlı" olduğu ve şahsî görüşleri öne çıkararak hadislere muhalefet ettiği şeklindeki düşüncenin temelsiz bir "önyargı"dan ibaret olduğunu bir kere daha vurgulayalım.
Hanefî mezhebi imamlarının içtihadları söz konusu olduğunda bilinç altında yer etmiş olan "hadise aykırılık" çağrışımı su yüzüne çıkıverir. Sanki "Hanefî muhaddisler" diye bir vakıa yokmuş, "sahih hadis" sadece "Kütüb-i Sitte"ye veya diğer Hadis İmamları'nın eserlerine münhasırmış ve elimizdeki Hadis kitaplarında Hanefî mezhebinin içtihadlarına dayanak oluşturan hiçbir rivayet mevcut değilmiş gibi!..
Bu yanılsama hala, İmam Ebû Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, et-Tahâvî, Ebû Bekr el-Cassâs... gibi mezhep büyüklerinin hepsi de bize kadar ulaşmış ve basılmış bulunan eserlerinin mevcudiyetinin ve değerinin yok sayılmasına yol açacak güçtedir ne yazık ki...

Hatırlanacağı gibi bu köşede Aralık 2001-Ocak 2002 arasında yer alan "Okuyucu Soruları" serisi içinde, İmam el-Kerhî'nin, "Ashabımız’ın sözüne aykırı olan her ayet ya nesh edilmiş veya tercihe daha şayan başka bir delil sebebiyle terk edilmiş olmaya hamledilir" anlamındaki sözü üzerinde birkaç yazı boyunca durmuştum. Orada da belirttiğim gibi Ehl-i Hadis de dahil olmak üzere hüküm istinbatı ameliyesiyle iştigal eden herkes/im, birbiriyle tearuz halindeki rivayetlerden bir kısmıyla amel ererken diğer kısmını tevil etmiştir ve esasen bunun başka bir yolu da yoktur. Bir başka ifadeyle mütearız rivayetlerin birini öbürüne tercihte esas alınan kriterler mezhepten mezhebe ve ekolden ekole değiştiği için her mezhep ve ekolün amele konu ettiği rivayetler bulunduğu gibi, amel dışı bıraktığı rivayetler de vardır. Yani mesele hadisle ameli terk değil, bir delili diğerine tercih meselesidir.
Dolayısıyla herhangi bir Hadis kitabında mezhebin içtihadı ile örtüşmeyen bir rivayet gördüğümüzde hemen şüphe ve tereddüde düşmemeli, mezhep alimlerinin o rivayetten, o rivayetin sıhhat-zaaf durumundan ve ifade ettiği hükümden habersiz olduğu vehmine kapılmamalıdır. O rivayet, mezhep büyükleri nazarında –istidlal ve istinbatta esas aldıkları kriterler çerçevesinde– söz gelimi "mensuh" olabilir, bir başka –daha güçlü– bir rivayete veya bir Kur'an ayetine muhalif olabilir, bünyesinde taşıdığı bir gizli illet (kusur) sebebiyle amele konu edilmemiş olabilir ya da bizim anladığımızdan farklı birşey ifade ediyor olabilir..."

 

Buhari, Hadis No:370.  Tercemesi:
Abdullah b. Muğaffel-i Müzenî radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: Resûlullâh  sallaHlâhu aleyhi ve sellem üç kere:
"Her iki ezan (yâni her ezan ile ikâmet)  arasında (kılmak) isteyen için bir namaz vardır."  buyurdu.
 Buhârî bu hadîsi ezan ile ikâmet beyninde ne kadar fasıla bırakılmak iktizâ edeceğini bildirmek için sevkeylemiştir ki, bu işarete göre ikisi arasında bir namaz kılacak kadar fasıla bırakmak lâzım gelir, tâ ki, bu müddet zarfında cemâat hazırlanıp, abdestlerini alıp toplanabilsinler. Tirmizî ile Hâkim'in rivâyt ettikleri:
"=
Bilâl, ezan okuduğun vakit ağır ağır oku. İkâmet ettiğin vakit de çabuk çabuk oku. Bir de ezanın ile ikâmetin arasında taam edene yiyeceğini yiyecek, su içene suyunu içecek, sıkışmış olana kazâ-yı hacet için girip çıkacak kadar vakit bırak. Siz de ey cemâat, beni kalkmış görmedikçe kalkmayınız" hadîsi mikdâr-ı faslı göstermekte Buhârî'nin hadîsinden daha sarihtir. Ancak Abdü'l-Mün'im b. Nuaym Esvârî tarıkından mervî olduğu için senedi zaif addedilmiştir. Vâkıâ Ebü'ş-Şeyh'in rivayet ettiği Ebû Hüreyre ile Selmân ve Abdullah b. Ahmed İbn-i Hanbelin "Ziyâdât-ı Müsned" inde mervî Übey b. Kâ'b hadîsleri buna şahitlerdir. Ve bu rivâyât yekdiğeri takviye eder. Lâkin hiçbiri nefse'l-emirde kavî olmadıkları için o hadîs sıhhat mertebesini bulamaz.
(Yine Abdullah b. MugaffePden gelen) diğer rivayette de:
"Her iki ezan arasında bir namaz vardır, her iki ezan arasında bir namaz vardır.," buyurduktan sonra üçüncüsünde:  "isteyen için."  (sözünü ilâve) buyurdular."  
Buharî bu ikinci rivayeti de ezan ile ikâmet arasında bir nafile namaz, yahud ratibe-i vakt kılınabileceğini anlatmak için sevketmiştir.  Müslim  ile  İsmaili'nin  rivayetlerinde  (isteyen için-kim isterse)  kaydı dördüncü def'asında irad buyurulmuştur. Ebu Davudun rivayetinde ise bu kelam-ı ali iki defa söylenmiştir. Akşamdan başka vakitlerin farzlarından evvel revatip ve sünen kılınabileceğinde şüphe yoktur. (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C/2, sh:587-590)
"Hasseten Yatsı farzından evvel kılınacak tetavvu' namazından bahsedilmediğine Kütüb-i Sitte'de hiçbir kayda müsadif olamadım. Yatsının ilk sünneti (370) inci Abdullah İbn-i Mugaffel radiya'llahu anh hadisinin ifade ettiği umuma istinaden kılınıyor demektir." (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C/3, sh:116)


Yine İkindi namazından önce kılınan fört rekatla ilgili hadis-i şerifler verildikten sonta ayne şöyle denilmiştir:  "Yatsı namazının farzından evvelki dört rekat sünnet hakkında da Buhari'nin rivayeti yoktur. Sihah ve Sünen ashabının da Rasul-i Ekrem'in bu dört rek'ati kıldıkları hakkında sarih bir rivayetleri yoktur. (Halebi-i Kebir, el-Müsemma bi'l-gunye. Tecrid,C/4, sh:161)
Fıkıh kitablarında da bu hususta bir hadis zikredilmemiştir. "Merakıl Felah" da Hazret-i Aişe radiya'Hdku anha'dan = Rasul aleyhi's'-seldm yatsı namazının farzından evvel dört, farzından sonra da dört rek'at nafile kılardı. Sonra yan tarafina yaslanırdı" suretinde bir haber rivavet edilmekte ise de fakat bunun muharrici bildirilmediğinden i'timad edilemeyeceği tabiidir. Lakin Buhari'nin dahi bulunduğu bir cemaat-i muhaddisin tarafından rivayet edilen Abdullah Ibn-i Müzeni radiya'llahu anh'in şu hadisi; ile pekala istidlal olunabilir, deniliyor.
Abdullah-i Müzeni demiştir ki : Rasul-i Ekrem salla'lldhu aleyhi ve sellem "her iki ezan arasında bir namaz vardir", dedi. Sonra üçüncüsünde : "dileyen kılmak için" sözünü ilave buyurdu. Abdullah-i Müzeni'nin bu hadisinin iki tari'k-i rivayetle tercemesi (370) rakamiyle geçmiştir. Yatsinm farzisidan evvel nafile kılmağa bir mani' olmadığı için bu hadis istihbab ifade eder. Bir mani' bulunmamakla takyidimiz Hahefiler ve Malikiler ile selefden ekserisi indinde akşam namazının farzından evvel teneffulün mekruh olduğuna işaret içindir. Ercah bir kavle göre, Şafiiler ile bir taife muhalefet etmişlerdir, Akşam namazından evvel iki rek'at namaz müstehabdır, dediklrini de izah etmiştik."
(Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C/4, sh:160-161)


"Nesai, iyi bir senetle Huzeyfe Radıyallahu anh'den:
«Peygamber Efendimiz'in yanında idim. Onunla birlikte akşam namazını kıldıktan sonra  Efendimiz yatsıya kadar sünnet kıldı.» (211)
• Taberânî (Es-Selâse'de), Muhammed b. Ammâr b. Yâser'den : «Babam Ammâr b. Yâser radıyallahu anh akşam namazından sonra altı rek'ât namaz kıldı ve: "Benim sevgilim Allah'ın Peygamberi buyurdu ki: "Kim ki akşam namazından sonra altı rek'ât namaz kılarsa, günâhları deniz köpüğü kadar da olsa, bağışlanır" dedi.» (212)
İBN-İ MES'ÛD İLE İBN-İ  ABBAS'IN AKŞAM İLE YATSI ARASINDA SÜNNET KILMALARI
Taberânî (El-Kebir'de), Abdurrahman b. Yezîd'den
«Abdullah b. Mes'ûd'a, akşam ile yatsı arasında her gidişimde onu namaz kılar görüyordum. Ona:
— Bu vakitte sana her geldiğimde seni namaz kılar görüyorum, dedim.
Abdullah radıyaliahu anh:
— Bu vakit gaflet vaktidir, dedi.»

Taberânî, Esved b. Yezîd'den: «Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh akşam ile yatsı namazları arasındaki namazı kasdederek: "Gaflet saati, ibâdet için ne güzel bir saattir" dedi.» (213)
«İbn-i Zenceveyh, İbn-i Abbas radıyallahu anhümâ'dan: «Melekler, akşam ile yatsı namazları arasında namaz kılanları sararlar.  Akşam ile yatsı namazları arasındaki namaz, Evvâbin (tevbe edenler)'in namazıdır.» (214)
(211) Terğîb, c. I, s. 369.
(212) Terğîb, c. I, s. 3C8.
(213) Heysemî, c. II, s. 230.
(214) El-Kenz, c. IV, s. 193." (Hayatüs'-Sahabe,C/3, sh:581-582)


"Yatsı namazının ilk sünetinin bidat olduğunu savunanlar var. Bunlara ne tür bir cevap vermeliyim. Bidat olmadığı gösteren kaynaklardan izah eder misiniz? Ayrıca İmam-ı Azam'ın yatsının ilk süneti ile ilgili herhangi bir fıkhi hükmünüde cevabın sonuna  ekleyebilir misiniz."
Cevabımız:

Değerli Kardeşimiz;
Hanefilere göre yatsı namazından önce kılınan dört rekat namaz müekked olmayan (mendup) sünnetlerdendir. Yatsı namazından önce ve sonra tek bir selam ile kılınan dört rekatlık nafile namaz sünneti gayr-i müekkeddir. Bunun dayandığı delil Hz. Aişe (ra) den rivayet edilen şu hadisi şeriftir:
"Hz. Peygamber (as), yatsıdan önce dört rekat nama kılar, sonra yatsı namazına  müteakip  kalkar, dört  rekat  daha  namaz kılar,  sonra yatardı." 1
Namaz kılan kişi dilerse yatsıdan sonra iki rakat sünneti müekkede ile de iktifa edebilir. Bu içtihadın dayanağı daha önce geçen
"Her kim gündüz ve gece on iki rekat namaz kılarsa kendisi için cennette bir ev bina edilir." hadisidir.

Beş vakit namazdan önce ve sonra kılınan nâfilelerin bir kısmı sünnet-i müekkede, bir kısmı da sünnet-i gayr-ı müekkededir. İkinci kısma aynı zamanda müstehap ve mendup da denir. Bu nâfileler içinde en kuvvetli sünnet olan sabah namazından önce kılınan  iki  rekâttır.  Bundan  sonraki  sünnetler  efdaliyet  sırasına  göre  şöyle  zikredilmektedir:
Akşam namazının  iki rekât sünneti, öğlenin farzından sonra kılınan iki rekât sün sünnet ve yatsının farzından önce kılınan dört  rekâtlık  ilk  sünnet.

Bu sünnetlerin kılınmasını teşvik eden Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bazılarının terki halinde de ikaz edici beyanlarda bulunmuşlardır. Meselâ sabah namazının sünneti hakkında,
“Atın çiftesine maruz kalsanız da bu sünneti terk etmeyin” tarzında ikazda bulunmaktadır.
Peygamber Efendimiz öğle namazının ilk sünneti hakkında,
“Öğle namazının farzından önce dert rekâtı terk eden kimse şefaatime nâil olmaz” buyurmuştur.
Hakkında ikazlar bulunan sünnetler müekked sünnetlerdir. Peygamber Efendimiz bu namazları hep kılmışlardır. Fakat aynı şeyler  ikindi  namazının  sünneti  ve  yatsı  namazının  ilk  sünneti  için  vâki  değildir.
İkindi namazının sünnetinin kılınması hakkında Peygamber Efendimizin teşvik edici mübarek sözleri mevcuttur.
Fakat diğer sünnetlerde olduğu gibi, ikindi namazının sünnetinin terki halinde bir ikaz bulunmamaktadır. Sadece teşvik bulunmaktadır.
Zaten ikindi namazının sünneti ile yatsı namazının ilk dört rekâtlık sünneti menduptur. Sünnet-i gayr-ı müekkede ve müstehap olarak da bilinen mendup, Peygamber Efendimizin ibadet maksadıyla ara sıra yaptığı, bazan yapıp, bazen  terk ettiği işleridir.  Sevabı  çok olup işlenmesi teşvik edildiğinden de mendup denmiştir.
Peygamber Efendimizin (a.s.m.) ikindi ve yatsının sünnetini kılış şekline gelince; Ebû Dâvud’ta rivayet edilen bir hadis-i şerife göre,  Resul-i  Ekrem  Efendimiz  ikindinin  sünnetini dört rekât kılar, her iki rekâtın arasını da selâmla ayırırdı.
Yine Hazret-i Âişe’nin rivayetine göre, 
“Resul-i Ekrem (a.s.m.) yatsının farzından önce dört rekât, farzından sonra da dört rekât kılar, sonra yatarlardı.”
Peygamberimizin (a.s.m.) ikindi namazının sünnetini sadece iki rekât kıldığına dair rivayetler de mevcuttur. Neseî’nin Hz. Ali’den rivayetine göre,
“Resulullah (a.s.m.) ikindi namazının farzından önce iki rekât kılardı.”

Bu hadislere göre, ikindi ve yatsı namazından önce dörder rekât kılmak menduptur. Sevabı ve fazileti yüksek bir ibadettir. İmam Muhammed, ikindiden ve yatsıdan sonra kılınan sünnetlerde iki rekâtla dört rekât arasında serbest kalmıştır. Yani ikindi namazının sünneti iki rekât olarak da kılınabilir. Fakat Hanefi mezhebinin diğer imamları dört kılmayı efdal görmüşlerdir.
Muhît isimli fıkıh kitabında yer aldığına göre Peygamber Efendimiz, ikindinin sünneti ile yatsının ilk dört rekât sünnetini devamlı olarak kılmamışlardır. Bazan dört kılmış, bazan iki kılmış, bazan da terk etmiş, hiç kılmamışlardır.
Buna göre sevabı hatırı için her zaman kılmak mümkündür. Fakat gerek vaktin müsait olduğu, gerekse müsaadesizliği zamanında hem ikindinin, hem de yatsının ilk sünnetini kılmamak insana bir mes’uliyet getirmez.
Kılmayan günaha girmez, mes’ul olmaz. Peygamberimiz her zaman kılmadığı için,
“kılmamak da tarirî sünnet” olarak kabul edilebilir. Bununla beraber 4-5 dakikalık bir zamanı da böyle sevaplı bir sünnet için her zaman ayırabiliriz, kılabiliriz.

1- Merakil Felah, 64. Ahmed, Ebu Davud ve Nesei H. Aişenin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Hz. Peygamber (as) yatsı namazını kıldıktan sonra ne zaman benim evime girdiyse dört veya altı rekat namaz kılmıştır." Nasbur Raye, II, 145 vd.; Neylül Evtar, III, 18. Mehmed Paksu İbadet Hayatımız"

"Peygamber Efendimizin (a.s.m.) ikindi ve yatsının sünnetini kılış şekline gelince; Ebû Dâvud’ta rivayet edilen bir hadis-i şerife göre, Resul-i Ekrem Efendimiz ikindinin sünnetini dört rekât kılar, her iki rekâtın arasını da selâmla ayırırdı. Yine Hazret-i Âişe’nin rivayetine göre,
“Resul-i Ekrem (a.s.m.) yatsının farzından önce dört rekât, farzından sonra da dört rekât kılar, sonra yatarlardı.”

Peygamberimizin (a.s.m.) ikindi namazının sünnetini sadece iki rekât kıldığına dair rivayetler de mevcuttur. Neseî’nin Hz. Ali’den rivayetine göre,
“Resulullah (a.s.m.) ikindi namazının farzından önce iki rekât kılardı.”

Bu hadislere göre, ikindi ve yatsı namazından önce dörder rekât kılmak menduptur. Sevabı ve fazileti yüksek bir ibadettir. İmam Muhammed, ikindiden ve yatsıdan sonra kılınan sünnetlerde iki rekâtla dört rekât arasında serbest kalmıştır. Yani ikindi namazının sünneti iki rekât olarak da kılınabilir. Fakat Hanefi mezhebinin diğer imamları dört kılmayı efdal görmüşlerdir.

Muhît isimli fıkıh kitabında yer aldığına göre Peygamber Efendimiz, ikindinin sünneti ile yatsının ilk dört rekât sünnetini devamlı olarak kılmamışlardır. Bazan dört kılmış, bazan iki kılmış, bazan da terk etmiş, hiç kılmamışlardır. Buna göre sevabı hatırı için her zaman kılmak mümkündür. Fakat gerek vaktin müsait olduğu, gerekse müsaadesizliği zamanında hem ikindinin, hem de yatsının ilk sünnetini kılmamak insana bir mes’uliyet getirmez. Kılmayan günaha girmez, mes’ul olmaz. Peygamberimiz her zaman kılmadığı için, “kılmamak da tarirî sünnet” olarak kabul edilebilir. Bununla beraber 4-5 dakikalık bir zamanı da böyle sevaplı bir sünnet için her zaman ayırabiliriz, kılabiliriz. 
 Mehmed Paksu, İbadet Hayatımız "


REVÂTIB (DEVAMLI YAPILAN AMELLER)

"Devamlı yapılan iş ve amel; ücret, maaş; farz namazlarla berâber kılınan sünnetler. Ratib kelimesinin çoğuludur. Namazlar farz, vacib ve nâfile olmak üzere üçe ayrılır. Sabah iki, öğle dört, ikindi dört, akşam üç ve yatsı dört rek'at olmak üzere toplam on yedi rek'at farz namaz vardır. Bunlar farz-ı ayndır. Yani her yükümlü müslümanın bizzat yerine getirmesi gereken farzlardır (bkz. Namaz). Haftada iki rek'at cum'a namazı farzdır (el-Cum'a, 62/9-11). Cenâze namazı ise farz-ı kifâyedir (et-Tevbe, 9/84). Yatsı namazından sonra kılınan üç rek'at vitr namazı vâcibtir (Kâf, 50/40; Buhârî, Deavât, 69; Müslim, Zikr, 5, 6; Ebû Dâvud, Vitr,I). İkişer rek'at Ramazan ve Kurban bayramı namazları vâcibtir (el-Kevser, 108/2).


 Farz ve vâcib dışında fazla olarak kılınan namazlara nâfile denir. Çoğulu nevâfil'dir. Kulun kendiliğinden Allah rızası için kılması nedeniyle bunlara tatavvu' namazı da denir. Sünnet namazlar nâfile kapsamına girer. Ancak her nâfile, sünnet değildir. Sünnet Hz. Peygamberin kıldığı ve ümmetini de kılmaya teşvik ettiği nâfile namazlardır. Nâfile namazlar da kendi arasında revâtib ve regâib diye ikiye ayrılır. Farzlardan önce ve sonra kılınan sünnetler revâtib; kuşluk ve teheccüd namazları gibi nâfile namazlar ise regâib adını alır.
Bu duruma göre, revâtib namazlar müekked ve gayri müekked sünnetleri içine alır. Bunlar; sabah namazından önce iki; öğle namazından önce dört, sonra iki; ikindiden önce dört; akşamın farzından sonra iki; yatsının farzından önce dört, sonra iki olmak üzere günde yirmi rek'attır. Bunlardan on iki rek'atı müekked sünnet olup, Hz. Peygamber'in devamlı kıldığı ve ümmetini teşvik buyurduğu namazlardır.

Hadiste şöyle buyurulur:
"Kim gece ve gündüzde on iki rek'at namaz kılmaya devam ederse, Allah onun için cennette bir köşk bina eder. Bunlar; sabah namazından önce iki; öğleden önce dört, sonra iki; akşam namazından sonra iki ve yatsı namazından sonra iki rek'at” (Tirmizî, Salât,189; Nesâî, Kıyâmül-Leyl, 66; İbn Mâce, İkâme, 100). Gayri müekked sünnetler ise Hz. Peygamberin kimi zaman terk ettiği sünnetlerdir. Bunlara mendub sünnetler de denir. Mendub, müstehab, mergübun fih ve hasen gibi kelimeler, birbirine yakın eş anlamlı kelimelerdir. Yapılması güzel ve iyi olan şeyler demektir. İkindiden önce dört, yatsıdan önce dört rek'at namazlar gayri müekked revâtib sünnetlerdir. Klâsik İslâm hukuku kaynaklarında revâtib namazlar, daha çok "nâfile namaz" başlığı altında yer alır (el-Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 65)."

"Gayri Müekked Sünnetler: Hz. Peygamber'in kesintisiz devam etmediği ve bazan terkettiği sünnetler olup bunlara mendup da denir. Bu namazlar şunlardır:
1. İkindi namazından önce tek selamla kılınan dört rekat namaz. Resulullah (s.a.s) bu namaz hakkında şöyle buyurmuştur: "İkindi namazından önce dört rekat namaz kılan kimseye Allah rahmet etsin" (Tirmizî, Salât, 301).
2. Yatsı: namazından önce kılınan dört rekat namaz. Hz. Âişe (r.anha)'den şöyle dediği nakledilmiştir:
"Hz. Peygamber, yatsıdan önce dört rekat namaz kılardı" (Zeylaî, a.g.e., II, 145 vd.; eş-Şevkânî, a.g.e., III, 18). (Prof. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ans.)

Allahü Teala (cc)'ya emanet olunuz...
Abdullah AZİZ