Bismillahirrahmanirrahim..

 Allahü Teala (c.c)'ya   hamd-ü sena,   Alemlere rahmet olarak gönderilen efendimiz peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'e, Ehl-i Beyt'ine, Ashab-ı Kiram'ına salat-ü selam ve tüm mü'minlere hayır ve dualar ederim. 

Muhterem kardeşlerim bu Forumda itikad olarak "Ehl-i Sünnet Vel Cemaat" itikadının dışındaki itikadların reklamına müsaade etmemizi kimse bizden beklemesin...
Daha  önce  uyarı   niteliğinde  ercan1980 kardeşi edebe ve usule uygun bir şekilde uyararak, Kur'an meali yaparken kimin mealini yapıştırdığını ve ayrıca  Kur'an  hakkında  yoruma    girerken  hangi  müfessirin  Tefsirinden  faydalandığını sormuştuk.  Maalesef bu uyarımıza dikkat edilmediği gibi yine batıl düşüncelerin  ve  inançların   forum  sayfamızda  yazılıp çizilmesine  devam edildiğini   gördük...  

Bunlardan  iki  misal  vereceğim,  bundan  böyle  bu  kardeşe  son  uyarımız olmuş olacak,  yazılarına bu forumda yer olmadığı söylenmiş olacaktır.

1-"Herkes müslüman olabilir. Ama her müslüman mümin olamaz! Sünnilere göre dille bunu ikrar etmek yeterlidir. Yani "eşhedü enla ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammed'en abduhu ve rasuluh"  diyebilen  herkes  onlara  göre  müslüman  sayılır  ve  cenneti  garantiler(!). Fakat Kuran'a baktığımızda  şehadet  olayının  aslının  sadece  "eşhedu enla ilahe illallah" olarak geçtiğini görmekteyiz. Yani Allah'ın adının yanında herhangi bir yaratılmışın  isminin  anılmadığını  görüyoruz!"
a) "Herkes  müslüman olabilir  ama   her  müslüman  mü'min  olamaz"  cümlesi  ne kadar  nefse  hoş gelse  ve  hevaya  uygun gibi  görünse de  azıcık  ilimden  nasibi  olanlar  bu  düşüncenin  temelden   yanlış  olduğunu   anlarlar...  Her ne kadar  bazı  alimler  bu  konuda  farklı  şeyler  söylemişlerse de   bu  farklılığın   kelime  anlamları  itibariyle  bir  farklılık    olduğu  kabul  edilmiştir...  Fakat    ıstılah  anlamları  itibariyle  hiçbir  farkın  olmadığı    ehlince   bilinmektedir...   Şöyle ki,  eğer  gerçekten  her  müslüman  mü'min  olmasaydı  veyahut ta   mü'minle-müslüman  kelimelerinin  anlamları  arasında   bariz  farklar  olsaydı   nice  peygamberler    müslüman  olarak  ölmeyi  istemişlerdir.    Müslüman  olan  kimse  madem  mü'min  olamıyorsa  o  zaman    o kadar  Peygamber (as)  niçin    müslüman  olarak  ölmeyi   arzu  etmiş  olsunlar  ki?     Konu  ile  ilgili  o  kadar   ayet-i celile  var  ki,  bu  ayetlere  bakılınca   bu   iddia   temelden    reddedilmektedir... 

"İmam-ı Maturidi: „Bize göre iman ile İslâm, her ne kadar lûgat ve lafız itibariyle manaları aynı değil ise de; kendileriyle murad edilen mahiyet incelendiğinde aynı olduğu görülür.“[21] buyurmaktadır. Esasen İslâmiyetin şartlarından bir kısmını inkâr eden kimse, imandan da çıkmıştır. Keza iman esaslarından bazılarını kabul etmek sûretiyle imandan çıkan kimse, İslâmiyetten uzaklaşmış ve kâfir olmuştur.

Nureddin Es-Sabûni bu konuda şunları zikretmektedir: „İman ve İslâm terimleri biz ehl-i Sünnet‘e göre aynıdır. Zevahir ulemasına göre ise ayrı ayrı şeylerdir. Ehl-i Sünnet görüşünün isbatı şöyledir. „İman“ aziz ve celil olan Allahû Teâla (cc)‘yı; haber verdiği emir ve yasaklarında tasdik etmekten ibarettir. „İslâm“ ise onun ulûhiyetine boyun eğip itaat eylemektir, bu da ancak onun emir ve nehyini benimsemekle gerçekleşebilir. O halde taşıdıkları hüküm bakımından iman, İslâmdan ayrılamaz ve aralarında mugayeret (birbirine zıtlık) bulunamaz. İman ile İslâm‘ın birbirinden ayrı şeyler olduklarını iddia eden kimseye sorulur: „Mü‘min olup da müslim olmayan, yahud da müslim olup da mü‘min olmayan kimsenin hükmü nedir?“ Eğer biri için mevcud olup da, öteki için bulunmayan bir hüküm isbat edilebilirse ne âlâ, aksi takdirde sözünün yanlışlığı ortaya çıkmış olur.“[22]

İmam-ı Maturidi (rha) İman ve İslâm‘ın mahiyet olarak bir olduğunu izah ederken şu kat‘i nasslara dayanmaktadır.[23]"

Ehl-i  Sünnet  Akaidinde (Nesefi Akaidi)  bu  iki  kavram  arasında  ıstılahi  olarak  herhangi  bir  farkın  olmadığı   belirtilerek  şöyle  denilmiştir :  "42-İslâm, Allah'ın emirlerine teslim olmak ve boyun eğmektir. Lügat anlamı  itibariyle  iman  ile  İslâm  arasında  fark  vardır. Fakat  İslâm'sız  iman,  imansız  da  İslâm olmaz.  Bunlar  (insanın)  içi  ile dışı  gibidirler." (Nesefi Akaidi)

[002.128] [E1] Ey Rabbimiz, bizi yalnız senin için boyun eğen müslüman kıl! Soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet vücuda getir!

[002.132] [E1] Bu dini İbrahim kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi Yakup da vasiyet etti ve: «Oğullarım, Allah sizin için o dini seçti, başka dinlerden sakının yalnız müslüman olarak can verin! dedi.

[002.136] [E1] Ve biz, ancak O'nun için boyun eğen müslümanlarız.
[003.067] [E1] İbrahim, ne yahudi ne de hıristiyandı; ancak o, lekesiz bir müslümandı.

[003.080] [E1] O halde siz, müslüman olduktan sonra, size inkarcı olmanızı emredebilir mi?

[003.084] [E1] De ki: «Biz, Allah'a, bize indirilene; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene; Musa'ya İsa'ya peygamberlere Rablerinden verilene inandık iman getirdik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız ve biz, ancak O'na boyun eğen müslümanlarız!»

[003.102] [E2] Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.

[004.125] [E1] Din bakımından o kimseden daha iyi kimdir ki, özü iyi olarak yüzünü İslam ve Allah'a tutmuş ve muvahhid olarak İbrahim'in dinine uymuştur.

[005.111] [E1] Ve hani Havarilere: «Bana ve Resulüme iman edin!» diye emretmiştim, onlar da: «İman ettik, bizim şüphesiz müslüman olduğumuza şahit ol!» demişlerdi.
[006.163] [E1] O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.»

[007.126] [E2] «Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al.» derler.
[010.072] [E1] Ve ben O'nun birliğine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum!»

[010.084] [E2] Musa dedi ki: «Ey kavmim! Siz gerçekten Allah'a iman ettinizse, O'na samimiyetle teslim olan müslümanlardan oldunuzsa artık O'na güvenin!»

[022.078] [E2] Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur.
[041.033] [E1] Ben şüphesiz müslümanlardanım. deyip dürüstlükle çalışarak Allah'a davet eden kimseden daha güzel sözlü de kim olabilir?"

b) Bu kardeşin bahsettiği sünniler biz "EHL-İ SÜNNET VE'L-CEMAATi" kasdediyor...Peki o zaman bu kardeş kendi akaidini mezhebini niçin belirtmemişte üstü kapalı Ehli Sünneti eleştirmeye kalkışmıştır? Bu kabul edilecek bir inanç değildir...
c) Ehl-i Sünnet sanki Kur'ana göre değilde kendi hevalarına göre hüküm çıkarmışlar, haşa!!! Oysa Kur'an bütünlüğü içinde tüm ayetlere bakıldığı zaman Ehl-i Sünnetin ne kadar haklı ve isabetli olduğu görülecektir... Ve yine görülecektirki asıl hevasına göre hüküm çıkaran kendisidir!!!
d) Öyle inanıyorum ki bu kardeşimiz İslam inanç sistemine (Akaid-Kelam) dair en az bir tane Akaid kitabı okumuş olsaydı bu kadar basit düşünemezdi... Bir Gayr-i Müslimin İman ehli, Tevhid ehli sayılabilmesi için sadece "Lailehe illallah" demesinin yeterli olamayacağını tam aksine "Muhammedün Rasulullah" kısmınıda söylemesinin şart olduğunu görecekti... Biz bu konu ile ilgili bir incelemeyi "Hoş Görücü" kardeşlere atfen buradan yayınlamıştık...
e) Bu kardeş belki anlamadan işin mahiyetini kavramadan birde misyonerlere, Dinler arası diyalogculara yeşil ışıkta yakmış oluyor!!!
ercan1980'nin dediğinin tam aksine Şehadet kelimesini bize öğreten kainatın efendisi son peygamber Hz. Muhammed (sav)'dir. İslam inanç sitemine göre Kelime-i Şehadeti tam söylemeyen bir kimse asla müslüman sayılmaz... İşte Peygambersiz, Sünnetsiz bir din, şeriatsız bir din oluşturmak isteyen "Bize sadece Kur'an yeter" diyen zümrenin batıl hedefi budur... Bu zümrenin içerisine düştükleri çıkılmaz cendere budur!!! Bilmeden ehl-i küfre malzeme taşınmaktadır... Global müsteşriklerin taşeronluğu yapılmaktadır... Rabbim tüm mü'minleri bu hastalıklardan Ümmet-i Muhammedi muhafaza eylesin! AMİN!!!   Ama   İslam  düşmanları  inşaallah   bu   emellerine   ulaşamayacaklardır!
 

2- ercan1980  kardeşimiz;  "Kuran bağlamında Adem'in elçi olduğu söylenebilir. Rabbinden aldığı birtakım kelimeler ile tevbe etmiş, Rabbi de bunu kabul etmişti. Fakat peygamber olduğunu iddia edemeyiz. Lakin herhangi bir kavme iletmesi gereken kesinleşmiş bir haber yoktu. Daha doğrusu ortada bir kavim yoktu. Kendinden sonra gelenlere yapmış/aktarmış olduğu bilgilere bakarak "Adem bir elçidir ama peygamber değildi"  diyebiliriz."  demiş   ve    hiçbir   kaynak   göstermemiştir......

Ehl-i  Sünnet  Ve'l-Cemaatin  önderlerinden  İmam-ı Azam (Rh.a)'ın  Fıkh-ı Ekber  Aliyy'ül-Kari  şerhinde  konu  ile  ilgili  hüküm  şudur : "Peygamberlerin  evveli  Hz. Adem (as),  ahiri  Hz.  Muhammed  Mustafa  sallallahu aleyhi vesellem'dir.  Hz. Adem  (as)  için,   Peygamber  değildi,  demekse  küfürdür.  Çünkü  Peygamberlerin   peygamberliği   Kitap,  Sünnet, İcma-i  Ümmetle  sabittir....   Ahmed  b. Hanbel (Rh.a)'in  Müsned'inde   şöyle  bir  hadis-i  şerif  vardır :  "Hz. Peygamber'e,  peygamberlerin  sayısından  sorulunca : "Yüz yirmi dört bindir.  Üç yüz on üçü    ise  Rasul'dür.   Bunların  ilki  Hz. Adem  aleyhisselam,   sonuncusu   Muhammed  aleyhisselamdır."  (Ahmed b. Hanbel, Müsned)   Akaid  kitaplarımızın  tamamında  hüküm  böyledir.    Buna  rağmen  belki  hayatında  hiçbir  akaid  kitabı  okumayan   ercan1980  kardeşimiz   ise  aynen  şöyle  diyor : "peygamber olduğunu iddia edemeyiz."   Evet  kimse  iddia  edemez!!!    Çünkü    Hz. Adem  (AS)'ın  peygamber  olduğuna  iman  etmek   gerek.  Aksini  iddia  eden  dinden  çıkar  ve  kafir  olur.   Allahü  Teala  (cc)  Hz. Ademe (as)'e  10  suhuf  (sayfa)  kitap  göndermiştir...