HİLAL TARTIŞMASI
(NOT: Aşağıdaki yazı Vakit Gazetesi yazarlarından Abdurrahman Dilipak'a ait olup habernoktacom'dan alınmıştır. Parantez içi mavi renklerle yazılanlar bize aittir ve yazara cevap verilmeğe çalışılmıştır. A. AZİZ)
"Tamam bayram geçti, ama yine gelecek. Yine bu konuyu tartışacağız. Onun için ben bu günden bir kez daha söyleyeceklerimi söyleyeyim. (Yaklaşan Hacc ve Kurban bayramı dolayısıyla bir takım çevrelerin telaşa, sıkıntıya kapılmaları çok doğaldır, normaldir de acaba Dilipak'ın telaşa, sıkıntıya kapılmalarının sebebi ne ola ki? Dilipak'ın endişesine bakılırsa bu günden söylediklerinin tümünü Kurban bayramında yalayacağa benziyor.) Bunun bizdeki adı “Rü’yeti hilal” Bu konuda uluslar arası bilimsel konferanslar düzenlendi yine bir uzlaşma yok.
(Dilipak acaba hangi uluslardan bahsediyor? "Ruyet-i Hilal" İslam aleminin meselesidir. Müslümanların meselelerine gayr-i müslimler burunlarını sokmuşlarsa bu neyin alametidir? İslam'ı muhafaza ve müdafaa etmenin mi, yoksa İslam'ı bozmanın mı??? İslam ülkeleri "Uluslararası konferanslar" değil; "Ruye-i Hilal Konferansları" yapmışlardır, Kaldı ki, bu konferanslara katılanların bir kısmı müslüman değil, laiktir!!!)
"Basında yine aynı haber:”İslam dünyası 'Hilali Görmek' konusunda
anlaşamıyor.“ Habere göre “Türkiye, Mısır, İran, Ürdün, Lübnan, Umman,
Suriye ve Yemen'de bayram Suudilere göre bir gün sonra başlıyor.” Öte
yandan “Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn,
Kuveyt ve Sudan'da ise bayram Türkiyeye göre bir gün önce”.
Haberin devamı şöyle: Bahreyn, Kuveyt ve Sudan'da devlet medyası, bayramın
birinci günü olduğunu açıklarken, Kudüs ve Filistin Müftüsü İkrema Sabri
de bayramın yarın başladığını bildirdi.
(Kudüs
ve Filistin'de Ramazan bayramını Hilale
göre yapmışlardır.)
Irak Sünnilerinin liderlerinden, başkent Bağdat'taki Sünni Vakıfları'nın
başkanı Adnan el Duleymi de, kendilerinin bayramı yarından itibaren
kutlayacaklarını açıkladı. Irak'ta çoğunlukta olan Şiilerin bayramının ne zaman başlayacağı konusundaysa henüz bir açıklama yapılmadı.
Mısır, İran, Ürdün, Lübnan, Umman, Suriye ve Yemen'deyse bayramın Pazar
günü başlayacağı belirtildi.
(Elbette öyle olması gerekir, aksini beklemek ne mümkün. Çünkü bu günkü Mısır, geçmişteki Firavun sistemini (Tağuti) temsil etmekte ve diğer Afrika ülkelerine liderlik yapmaktadır.) “Türkiye'de yıllardır Diyanet İşleri Başkanlığı astronomi ilmindeki gelişmeleri esas alarak, hilalin görünüş tarihinde bilimsel metotları esas alıyor. Bir kısım ülkeler ise Peygamberimizin sünnetine uyarak hilal göründüğü gün bayram yapılacağını savunuyor ve hilalin görünüşünde bilimin esas alınmasına sıcak bakmıyorlar.
(Dilipak
aslında ağzındaki baklayı çıkarmaya yanaşmayarak
hinoğlu hinlik ediyor. Müslümanları öyle
bir aldatma ile aldatmaya çalışıyorlar ki;
insanın aklı hayali donuyor!!! Sanki şer'i
ahkamı reddeden laik ülkeler Ramazan'ın
başlaması, bitişi bayramın yapılması, Hacc ve
Kurban bayramlarının başlamaları konularında İslam
ahkamını, "Ruyet-i Hilal"i esas alıyorlarmış da; diğer
ülkeler Hz. Peygamber (SAV)'in emri
olan ve İslam'a göre bu
sayılan ibadetlerin başlama ve bitişlerinde
görülme hükmü vacip olan hilali
görme yerine hesabı esas alıyorlarmış!!! Bu ne korkunç bir
kalpazanlık ya Rabb!!! Oysa dost-düşman herkeste
biliyor ki, laik ülkeler İslam'ın hükümlerini
değil de bilimi esas almakta ve ona göre
hareket etmektedirler. Hem Laik
ülkeler müslümanların ibadetleriyle,
bayramlarıyla niçin uğraşsınlar ki??? Laik ülkelerin
asla ve kat'a böyle bir dertleri
yoktur, dertleri olduğunu iddia edenler bizim
içimizdeki zihinsel özürlü
müslümanlardır!!!)
İhtilaf nereden kaynaklanıyor? İhtilafın temelinde usul tartışması var.
Hilali gözle görmek! Onun için eskiden
“Bakacak” denilen yerlerden hilal
gözlenirmiş... Bu çevreler hesabı hesaba katmıyor. Oysa Kur’anın bize bildiği bir gerçek var bu da ay ve güneşin yıldızlarının hareketinin bir
hesaba göre olduğu, fıtratlarındaki bu gerçeğin, kendilerine tayin edilen yörüngede, tayin edilen şekilde bir saniye bile öne geçmeyeceği ya da
gecikmeyeceği şeklinde. Ay ve güneşin bu adedi binlerce senedir bilinen bir hakikattir.
(Sayın
Dilipak, öyle boyunuzdan büyük gaflar
deryasına dalıyorsunuz ki kininiz ve
gafletinizden dolayı içine düştüğünüz
bu acziyetten bir türlü kurtulamıyorsunuz. Sayın Dilipak,
siz Kur'anın Hz. Muhammed (SAV)'e indiğini
bilemeyecek kadar mı cahilsiniz??? Değilseniz;
hilali emredenin Hz. Muhammed (SAV) olduğunu
mu bilmiyorsunuz? Yoksa siz Hz.
Muhammed (SAV)'in Kur'an-ı Kerim'i
anlamadığını mı iddia ediyorsunuz? Allah
aşkına nedir bu gaflet, bu dalalet?
Ağzınızın ne dediğini kulağınız duyuyor mu?
Yahut kaleminizin ne yazdığını gözünüz
görüyor mu? Siz imam-hatiplisiniz,
az-çok din adına bir şeyler bilen bir
Müslümansınız...
"Ruyet-i hilal" adına
yazdığınız şu koskoca yazınızda Ruyetle
ilgili Hz.Muhammed (SAV)'in buyurduğu hiçbir
kelam yok muydu? Niçin hiçbir
kelamına yer vermediniz? Sizin
inancınıza göre bu tür meselelerde
O'nun kelamına öncelik hakkı yok
mudur? Yoksa sizde mi Peygambersiz
(SAV) Kur'an müslümanısınız!!!!! "Ruyet-i
Hilali"i, güneşi, yer küreyi hesaba
katan müçtehid ulema her şeyi hesaba
katmaktadır. Ancak biz hesabın, güneşin,
yerkürenin yaratıcısı ve her şeyin mutlak sahibi
olan Allah (cc)'a
ve O'nun Peygamber (SAV) olarak gönderdiği
Hz. Muhammed (SAV)'e iman ediyoruz. İman
ettiğimiz içinde O ikisinin dediğinin
dışına çıkamıyoruz. Buna bizim imanımız müsaade
etmiyor. Sayın Dilipak'ın
"Hilali gözle görmek! Onun için eskiden
“Bakacak” denilen yerlerden hilal gözlenirmiş... Bu çevreler hesabı hesaba katmıyor."
diyerek
suçladığı ve meydan okuduğu
çevrenin başında Hz. Peygamber (SAV)'in olduğunu ve
O'nun peşinde giden müttaki mü'minler
zümresinin olduğu
unutulmamalıdır.)
Ben merak ediyorum, gözlemi savunanlar, sabah ve akşam ya da öğle ve
ikindi vakitlerini takvime göre mi yoksa gözleme göre bi tayin ve tesbit
ediyorlar.. Yoksa bu namazların vakitleri için vakit tayin edilirken Kur’an başka bir kıstas mı getiriyor. Bu tartışmayı bir kenara bırakalım.
(Sayın Dilipak, Nuh
(SAV) diyor, peygamber demiyor. İslam hukukunun
ikinci kaynağı
"SÜNNET"e
hiç yaklaşmıyor.)
"Kur'an-ı Kerim'de:
"(O sayılı günler)
Ramazan ayıdır ki, Kur'an o ayda
indirilmiştir. (O Kur'an ki) İnsanlara (Mahz-ı) hidâyet'dir.
Öyle ise içinizden kim o aya (Ramazan'a) erişirse
onu (orucunu) tutsun"
(27) hükmü beyan
buyurulmuştur. Görüldüğü gibi oruç ibadeti'nin
Ramazan ayında "Farz" olduğu kat'i
nass'la sabittir. Bu durumda; o
aya girilip, girilmediğinin nasıl
tesbit edileceği önemlidir.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Hilâli görmekle oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezseniz, şaban ayının günlerini otuza tamamlayınız" (28) buyurduğu bilinmektedir.
Hanefi fûkahası: "Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü; akşam üzeri gurub vaktinde, insanların hilâli gözlemeleri vacibtir. Hilâli görürlerse, ertesi gün Ramazan ayı orucuna başlarlar. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezlerse, şaban ayını otuz güne tamamlarlar" (29) hükmünde ittifak etmiştir. Bu hususta tek bir ihtilâf mevcud değildir. (30) Hatta ihtilâfa medar olabilecek tek bir zayıf kavil dahi yoktur." (Yusuf Kerimoğlu,Emanet ve Ehliyet)
(Şimdi bakalım; bakara suresinin
ilgili ayet-i celilesini ve hem de hadis-i şerifleri
okuduktan sonra Dilipak Efendi hala
aynı inadında ısrar edecek mi ???
Peki neden gözlemle hesap arasında böyle bir fark ortaya çıkıyor. Aslında
fark çıkmaması gerek. Ay görünüyorsa, bunu takvimde neden göremiyoruz.
Aslında gözlemle hesap arasında saniyenin binde biri kadar bile fark olamaz.
Eğer böyle bir fark oluşursa bu dünyanın sonu demek olur. Yok böyle bir
şey..
(Sayın Dilipak meseleye o kadar safiyane (!) yaklaşıyor ki, sanki bu meselede laik ülkeler ve onların laik görevlileri hep Allah (cc) rızası için hareket ediyorlarmış veya gerçekten Hilali esas alarak birlikte oruç tutmak ve birlikte bayram etmek için gecelerini gündüzlerine katıyorlarmış da buna rağmen İslam ülkeleri arasında farklılıklar çıkıyormuş !!!!!
Adım
gibi eminim ki, bu meselede sayın
Dilipak ve onun gibi düşünenler çok
büyük bir yanılgının içindedirler... Çünkü
otuz yıla yakın bir süreden
bu yana biz bu ülkede
nice hakikatlerle karşılaştık... O zaman Sayın
Dilipak'ın hesabı, Diyaneti, astronomisi yok
muydu? Elbette hepsi vardı!!!
Biz oruca başlamada ve bayram yapmada
yalnız bir gün değil öyle yıllar
oldu ki; iki gün fark olduğu yılları
gördük... Gökte hilal çıplak gözle
görüldüğü halde hala oruca devam eden
ve bu durum karşısında telefon
yağmurundan bunalıp şehri terk eden
müftüler gördük... Varsın Dilipak boş
keseden
babasının hayrına konuşsun... Sayın Dilipak diyor ki;
"Ay görünüyorsa, bunu
takvimde neden göremiyoruz." Göremezsiniz
sayın Dilipak göremezsiniz! Nasıl göreceksiniz,
sizin baktığınız takvimler yıllar öncesinden
hazırlanıyor,neyi göreceksiniz? Güneş balçıkla sıvanmaz... Hem
yıllar öncesinden takvimler hazırlayacaksınız hem de
hilale göre bayram ediyoruz diyeceksiniz!!! Ne gülünç ve ne komik bir manzara!!!)
İhtilaf hesapta ya da ay ve güneşin hareketinde değil, kafamızda ve
gönüllerimizde.. Bir takım kişiler bizi böyle meşgul etmeyi çok iyi
beceriyorlar.
Burada vatandaşın kaygısı şu.
“Eyvah oruç mu yedim” ya da
"eyvah bayramda
oruç tutup haram mı işledim”
Oysa böyle bir durum yok.
Bizim “alim” denilen adamlar bile bu konuda ihtilaf ettiklerine göre
fıkıh bakımından taklit eder durumda bulunanlar için bu konuda manevi bir
sorumluluk yoktur. İçtihad farklılığından kaynaklanan böyle bir durumda hangi yolu tutarsanız tutun hükmen doğrusunuz, ama tek şartla birbirinizi incitip kırmayın.
Birbirinizi suçlamayın. Yoksa aynı camide iki gün hatta üç gün arkası
arkasına bayram namazı bile kılın ama bu iş aranızda tartışmaya vesile
olmasın. Dinde tartışma olmaz.. Bu dünyada tartışıp durduğunuz şeylerden
hanginizin doğru olduğu öteki dünyada size gösterilecektir.
Size/bize doğru gibi gelen yanlış, yanlış gibi gelen doğru olabilir. Bu
ihtilaf konusunda, mekan farklılığı yanında zamanı, günü tayin ve bir de
ayın geçişinde hilalin görülebilir olup olmadığı gibi konularda ihtilaflar vardır..
Esasen ay saniye saniye izlenmekte, ne zaman nereden nasıl görünebileceği
ya da görülemeyeceği, geçtiği halde
görünmemesi ilmen açıklanabilmektedir. Hilali
gözleyenler de ilmen belli bir
zaman aralığında
ve belli bir açıda hilali gözlemektedirler ki, bu da ilmi
bir veridir..
(Sayın
Dilipak eğer şu anda Müslümanları meşgul
eden birisi varsa işte o da sizsiniz.
Dünya ateş almış yanarken sizin ortaya
attığınız meseleye bakın... Üstelikte
sinsice "Bir takım kişiler bizi böyle meşgul etmeyi çok iyi
beceriyorlar."
diyebiliyorsanız
size pes doğrusu!!! Elbette
ihtilaf kalblerde ve kafalarda. Siz ölçüyü
Kur'an ve Sünnet'te aramazda başka
yerlerde ararsanız, dini zamana,
zamanın şartlarına uydurmaya çalışırsanız,
daha doğrusu modernizm adına dinde
reform yapmaya kalkışırsanız sonuçta olacağı
işte budur!!! Ne ekiyorsunuz ki onu
biçesiniz? Bu konuda alimlerimiz
arasında zerre miktarı bir ihtilaf
yoktur. İhtilaf müçtehidlerin içtihadlarını
beğenmeyenlerde, dini, asra, zamana uydurmak
isteyen global mezhepsizlerde zuhur etmiştir.
"Hanefi
fûkahası:
"Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü; akşam üzeri gurub vaktinde, insanların hilâli
gözlemeleri vacibtir. Hilâli görürlerse,
ertesi gün Ramazan ayı orucuna
başlarlar. Eğer hava bulutlu olduğu için
hilâli göremezlerse, şaban ayını
otuz güne tamamlarlar"
(29) hükmünde ittifak etmiştir. Bu
hususta tek bir ihtilâf mevcud değildir. (30) Hatta ihtilâfa medar olabilecek tek
bir zayıf kavil dahi yoktur."
(Yusuf
Kerimoğlu,Emanet ve Ehliyet)
Ama siz
hala bu mesele ihtilaflıdır derseniz size
kim ne diyebilir ki?)
Kutuplarda altı ay gece altı ay gündüz.. Ya da atmosferin dışına çıktığınızda zaten hilalin görülmesi diye bir şey sözkonusu olmayacak. Her
zaman hilali görebileceksiniz.. Zaten hilalin görülme saatleri de ülkelere
göre farklılık gösterecektir..
(Sayın Dilipak,
meseleyi saptırmak, mü'minlerin kafasını
karıştırmak için aklınıza neler
gelmişse onları sıralamayı kendinize görev
bilmişsiniz!!! Gökyüzünde insan mı yaşıyor
ki oruca başlamak ve bayram
yapmak için hilale baksın veya bakmasın!!! Her müslüman bağlı olduğu müctehidi hakkıyla taklid
etsin bakalım en küçük bir ihtilaf çıkar mı?
Eğer dünya müslümanlarının birlikte hareket
etmelrini bekliyorsanız bu sizin ham hayal
peşinde koşmanızın alamet-i farikasıdır. Dünya
müslümanlarını bağlayan, onları temsil
yetkisi olan bir otoriteniz var mı ki
böyle bir birlikten dem vurmaya hakkınız
olabilsin?)
Batılı takvimcilere göre gün gece 24.00 de değişir. Bizim geleneğimize
göre yeni gün gün batımı ile sona erer ve başlar. Bir başka durum da şu.
Hilal epliktik eğilim dolayısı ile karanlık noktadan görmeden geçebilir.
Yeni ay bu şekilde başlamış olabilir ama bunu siz çıplak gözle
görmezsiniz.. Bu durumda ne yapılacaktır.. 2. gün
hilali 2 günlük olarak
görebilirsiniz..
Ya da hava şartları dolayısı ile hilali görmediğiniz gibi, atmosferde
hilale benzer ışık haleleri de görülebilir.
(Sayın Dilipak, yüce dinimiz İslam da bunların hepsinin çözüm
yolları gösterilmiştir. Mesela;
"Hilâli
görmekle oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin.
Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezseniz, şaban ayının günlerini otuza tamamlayınız"
(28)
(Yusuf Kerimoğlu,Emanet ve Ehliyet)
)
Sormak gerek, gözle görmek diyince ille de çıplak gözle mi görmek gerek.
Mesela gözlükle bakmak caiz mi? Gözlükle bakabiliyorsanız, o zaman dürbün
gibi bir gözlük caiz mi? O caizce dürbünün tepesine bir de lazet tüpü
takabilir misiniz? O zaman bulutlu havada bile, epliktik eğilim sebebi ile
normal gözle görmediğiniz hilali görebilirsiniz mesela.
Biraz daha ileriye gidelim. Peki, uydudan ayın ve dünyanın resmini çekmeye
ne dersiniz. Hayır kendi gözünüzle görmek istiyorsunuz, dürbününüzün
camını çıkartıp bir radyo teleskop takalım ve gözünüzle ekranda görün,
oldu mu?
Bu anlamsız tartışmaya bir son vermek için astronomi bile ilahiyatçılar
gerek bize.
Doğuştan ama ve bu konuda ilim sahibi olmayan fakihlerin ya da fıkıh
bilmeyen astronomi bilginlerinin yorumları her zaman nakıs olacaktır.
Bize astronomi, ekonomi, tıp, mühendislik bilen ilahiyatçılar, şeriat
bilen doktorlar, mühendisler lazım kısaca. O zaman da kadar da bu tartışmalar sürecek.
Dinsiz bir bilim bizi hakikate, Bilimsiz bir din bizi saatede götürür mü
Allahaşkına..
Bilim denilen şey Allahın eşyanın fıtratına vahyettiği gerçeğin
formülleştirilmesinden ibaret değil mi?
Bana göre iş fıkıh ciddiyetinin ötesinde ele alınıp tartışılıyor ve tüm Müslümanlar olarak küçük düşürülüyoruz!
Selam ve dua ile."
A.
Dilipak
"Hilâli
gözleyen ve gördüğünü beyan eden kimsenin "Adil" olması şarttır. İmam-ı
Merginani: "Mutlaka adalet aranır. Zira İslâmi meselelerde fasıkın
sözü makbûl değildir. Tahavi'nin "İster adil olsun, İster adil olmasın" sözünün
tevili, mestur olması (yani adil mi, fasık mı olduğu belinmeyen) halidir"
(31) hükmünü zikreder. Hilâli tek başına gördüğünü beyan eden fasık bir kimse;
"Ulû'lemr" veya
"Kadı'ya"
müracaat eder.
Eğer bunlar; "Hilâli gördüğü hususundaki" beyanını
tasdik ederlerse, mesele yoktur. Bütün mü'minlerin oruca
başlaması gerekir. Ancak adil bir
kimse; hilâli gördüğünü beyan ederse
"Kadı" tasdik etsin veya etmesin bunu
duyan kimselere oruç'a başlamak farz olur. (32)
Astronomi alimlerinin; ayın hareketlerini
esas alarak yaptıkları hesaplara itibar edilerek, Ramazan
ayına başlanılmaz.
İbn-i Abidin: "Muvakkitlerin (Hesap
uzmanlarının) sözüne itibar yoktur.
Yani halka oruç farz olmak
için, onların sözü delil olmaz.
Hatta Mirac adlı kitabta; "Müneccimin (İlm-i Nücûm'da
(Astronomi'de) ihtisas sahibi kimsenin) kendi hesabı ile amel etmesi
caiz değildir" denilmiştir. Nehir'de de şu
ibare vardır: Muvakkitlerin filan gecede
hilâl gökyüzünde şöyle görülecektir demeleri
ile oruç tutmak lâzım gelmez.
Sahih kavle göre, velev ki adalet sahibi olsunlar" (33) hükmünü beyan
etmektedir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hilâl meselesinde,
müneccimlerin haberlerine müracaat edilemeyeceği gibi,
sahih olan kavle göre onların sözleri de kabul
edilemez. Siracül vehhac'ta da böyledir. Hatta bir
müneccimin; bu hususta yaptığı
hesapla, kendisinin amel etmesi de caiz değildir.
Miracud'diraye'de de böyle zikredilmiştir"(34) hükmü kayıtlıdır. Meselenin
özü şudur. İslâm ûleması, astronomi ilminin sonuçlarını inkâr
noktasında değildir. Ancak hîlâl'in
gözlenmesi nass'la sabit olan bir ameldir. Nitekim Hanefi Fûkahası, bunun "Vacib"
olduğuna kaildir. İlmin ilerlemiş olması, herhangi bir "Vacib"i
ortadan kaldırmaz. Kaldı ki; gözle görmenin kalbe
vereceği kat'i azimle, "Takvim yaprağına" bakmak
arasında korkunç bir fark
mevcuddur.
Resûl-i Ekrem (sav)'in : "Orucunuz hepinizin oruç tuttuğu gün, bayramınız da hepinizin iftar ettiği gündür" (35) buyurduğu bilinmektedir. İbn-i Abidin; bu Hadis-i Şerifi Tirmizi ve diğerlerinin rivayet ettiğini beyân etmektedir. Ramazan ayı'nın yirmi dokuzunda; "Şevval Hilâli" gözetlenir, Şevval hilâlini bir kişinin görmesi ile iftar edilmez, ihtiyata riayet esastır. Ancak bir topluluk görürse, iftar edilir.(36) Meselenin özü şudur: bir kimse şevvali gördüğünü "Veliyyü'lemr" veya "Kadı'ya" müracaat ederek beyan ederse; onlar tasdik ettiği anda, "Bayram" ilân olunmuş demektir!.. Lâik olan (Yâni din ile dünya işlerini ayrı mütâlâa eden) devlet'ler; Ramazan ayının girişini ve bayram'ı ilân etme hakkına haiz değildirler. Zira bu İslâmi bir meseledir. Onların bu konuda "Velâyet" hakkı yoktur. Velev ki, ilân etseler dâhi, hükmen geçerli değildir!.. Zira "Velâyet" hakkı; bey'at sonucu ortaya çıkan bir hadisedir. Halbuki Laik devlet; hangi dinden olursa olsun bütün vatandaşlarını eşit kabul etmek zorundadır. Nasıl Hristiyan ve Yahudilerin "Bayram" günlerini ilân etmiyorsa; müslümanların "Bayram" günlerini de ilân edemez. Ettiği takdirde; vatandaşlar arasında eşitliği bozmuş ve "Din İstismarı" yapmış olur!.." (Yusuf Kerimoğlu,Emanet ve Ehliyet)
(DİB'nin Eski Müfettişlerinden Nevzad AKALTUN
Başkan Tayyar ALTIKULAÇ'tan 24 sorunun cevabını istiyor
Sayın Tayyar ALTIKULAÇ
Diyanet İşleri Başkanlığına / ANKARA
Sizlere birkaç defa bu konularla ilgili mektuplar yazdık... Fakat bu mektuplar ya size takdim edilmiyor veya umursamazlıktan geliyorsunuz. Nasılsa emrinizde bir trilyona sahip vakfınız ve birtakım güçlerin varlığı mı?... Ancak Mahkeme-i Kübra'nın hükmüne kalmadan halledelim... Şayet bu mektubuma da cevap alamazsam, basın yoluyla efkâr-ı umumiye huzurunda halletmek zorunda kalınacaktır. Umuma açıklamayı sakıncalı buluyorsanız, lütfen aşağıda soracağım hususlarda inandırıcı cevap vermenizi diler, saygılarımla selamlarımı sunarım...
1- Diyanet işleri Başkanlığına atanmanız 633/22. maddesine aykırı değil midir?
2- Her konuşmanızda kanunlara saygılı olduğunuzu vurguladığınız halde, kendi atama işleminizi nasıl kabul ettiniz?
3- Kanunlara saygılı oluşunuz, yalnız başkasına karşı uyguladığınız zaman mı önem kazanıyor?
4- Frankfurt'tan uçakla Ankara'ya gelip bir mevta için 99 hatim okuttuğunuzu anlatmak ve duasını yapıp aynı günü veya ikinci günü tekrar Frankfurt'a geri döndüğünüz doğru mudur? Şayet doğru ise uçak masraflarınızı kim karşıladı? Acaba o duayı yapacak sizden başka kimse yok mudur? Frankfurt'tan Türkiye'ye bir dua için geldiğiniz halde, 25 sene Diyanet İşleri'nin en yüksek kademesinde görev yapan meslektaşın "Osman Niyazi Atay"ın cenaze merasimine gelmemeniz veya bir temsilci göndermemeniz halâ eski kin ve husumetinizden dolayı mı yoksa haber alamamanızdan mıdır?
5- Merhum Osman Niyazi Atay ve dört arkadaşının sizi yetkili makamlara şikâyet ettiklerinden dolayı haklarında gizli soruşturma yaptırıp, raporu Ankara Sıkıyönetim Komutanhğı'na gönderip 1402 sayılı kanunun 2. maddesi uyarınca işlem yaptırıp, devlet memurluklarından ihraç ettiğiniz söylentisinin doğruluk derecesi nedir?
6- Suudi Arabistan'ın tesbit ettiği Rü'yeti Hilâl'e göre orucu tutup bayram edenlere, "fitneciler, münafıklar" dediğiniz doğru mudur? Eğer doğru ise, siz geçen sene Suudi Arabistan'ın tesbit ettiği Rü'yet-i Hilâl'e göre Kurban Bayramı'nı bir gün önce (Rasathanelerin tesbit ettiği günden bir gön önce) kıldığınız tesbit edildiğine göre, Türkiye'de rasathanelerin tesbitine istinaden Ramazan Bayramı'nı kıldırıp veya kıldırttığınız, oruç tutmaya başladığınız, Kurban'da Hilâl'e uyduğunuza binaen bu ikilemi nasıl yorumluyorsunuz?
7- Sizin anlattığınıza göre;
a) Suudi Arabistan'da Hilâl görülmediği halde, görenlerin bahşiş için yalan söylediklerini,
b) Hilâl'in tesbiti körler tarafından yapıldığı, yalan söylendiğini iddia ediyor ve bu iddianızda samimi iseniz, o zaman geçen sene Arafat'ta yaptığınız vakfe yanlış olmuyor mu? Vakfe yanlış olursa haccınız bâtıl olmuyor mu? Bir gün önce veya sonra vakfe caiz olur mu?
8- Bu sene de aynı durum olursa tutumunuz ne olacaktır?
9- Mademki onların tesbitleri yanlış, vatandaşların hacca gitmelerinin bir anlamı kalmıyor. Zira körlerin ve yalancıların tesbit ettiği Hilâl'e göre Arafat'ta (Zilhicce'nin dokuzunda) vakfe caiz olmaz. Zira haccın farzından ikincisi vakfe değil midir?
10- Suudi Arabistan 1985 yılında yapacağınız Rü'yeti Hilâl ile ilgili toplantıyı niçin kabul etmedi?
11- Avrupa'daki hacı adayları 3100 DM. yani bugünkü kur'a, göre 558.000.- TL. (Beşyüzelli sekiz bin) liraya götürülüyor.
Oysaki, Türkiye'den uçakla giden hacılardan 911.000. - TL (Dokuzyüz onbir bin) lira aldığınız tesbit edilmiştir. Bu farklılığın sebebi sizce nedir? Frankfurt'tan uçakla Türkiye'ye geliyor, Türkiye'den hacca gidiyor. Frankfurt'tan en ucuz uçak 550 DM. yani 99.000.- TL. (Doksandokuz bin)'dir. Frankfurt, İstanbul uçak ücreti çıkarıldıktan sonra $59 bin TL.'ye Avrupa'dan hacı götürüyorsunuz. Bu uygulama neye göredir?
12- Türkiye'de 4 ay önce hac için müracaatı kapattığınız halde, Avrupa'daki işçileri halen "hacı adayı" olarak kayıt yapmanızdaki asıl gerçek nedir?
13- Hac kayıtlarının dört ay önce kapanmasındaki espri, acaba Müslümanların iddia ettikleri gibi sırf paraları bir araya getirip yüksek faiz uygulamasından yararlanmak için mi?
14- Dört ay önce Müslüman Türklere hac yolunu kapatmayı hangi fıkıh kuralına göre yürütüyorsunuz? Bu konuda kimin fetvası var?
15- Bu dört ay içinde bir Müslümana hacca gitmek farz olsa da size müracaat etse, siz de geri çevirseniz bu Müslüman da ertesi yıla kadar vefat etse bunun vebali ve günahı size ait olmaz mı?
16- Neden Müslümanlara kendi özel arabalarıyla hacca gitmeye müsaade etmiyorsunuz? Bu tutumunuz ibadet ve vicdan hürriyetini kısıtlamıyor mu?
17- Neden hac ibadetini tekelleştirdiniz? Sizin özel vakıf şirketinizden başkası bu görevi yaparsa karşınıza rakip çıkıp, kârınızın az olmasından mı korkuyorsunuz? Yoksa alternatif olduğunda sizin şirketinizin tercih edilmeyip, büyük gelir kaybına sebep olacağından endişe duyduğunuzdan dolayı mıdır?
18- Avrupa'dan düzenlediğiniz hac kafilelerinden gerek uçakla ve gerekse otobüsle giden hacı adaylarından ne kadar, Türkiye'den giden hacı adaylarından ne kadar ücret alıyorsunuz?
19- Buhari Şerifin 6. cildinin 262. sayfasında (Diyanet işleri Başkanlığı baskısı) "Diyanet İşleri Başkanlığının bir fetvası ile eyyam-ı mübarekenin tesbit işleri İstanbul'daki Kandilli Rasathanesi'ne verildiğine dair 1926 tarih ve ..." sayılı kanun vardır. Bu kanuna göre siz Hilâl'in tesbit işlemi ile hangi yetkiye dayanarak uğraşmaktasınız?
20- Acaba Hilâl'i gözünüzle görseniz bayramı ilân etmeye yetkiniz var mı? İlân edince 1926 tarihinde çıkarılan kanuna göre sorumlu olmaz mısınız?
21- Radyo ve televizyondan tek taraflı konuşup Hilâl'in tesbitinin hesapla yapılmasının uygun olduğunu -savunuyorsunuz. Bunu zaten kanun böyle demiyor mu? 1926 tarihinden beri bu kanuna uymak mecburiyetinde değil miyiz? Aksini iddia etmek suç olmaz mı?
22- İslâm ülkeleri artık sizin bu tezinize uymayacağı anlaşıldı. Bu konudaki düşünceleriniz n elerdir?
23- Avrupa'daki işçilerden bazıları çeşitli günlerde Hilâl'e uyarak bayram yapmaktalar. Bir şey dendiği zaman, "1984 yılında Diyanet işleri Başkanı da Kurban Bayramı'nda Hilal'e uyarak Kurban Bayramı namazını kılmıştır. Biz niçin Hilal'e uymayalım" dediklerinde ne gibi bir cevap verilmesi gerekir?
24- 1982 senesinde işçilere çadır kurma ücreti olarak kestiğiniz 80.000 Suudi Arabistan Riyali'ni işçilere verdiniz mi? Hac Bakanlığı'nca takdir edilen ceza parası 400.000 S.A. Riyali'ni nereye verdiniz? Bu konulara ait vesikalar propaganda aracı olarak kullanılmakta ve cevap verilmesi gereken sorular arasındadır.
Yukarıda zikredilen 24 maddelik konulara açıklık getirmenizi diler, selâmlarımı sunarım. Nevzad AKALTUN / 18 Temmuz 1985 Milli Gazete.....)
(Yaklaşık 20 senedir bu sualler Diyanet yetkililerinden cevap beklemektedirler... İşin aslına bakacak olursanız bu mesele hakkındaki ihtilafın tarihi bu kadar da değil daha da eskilere dayanmaktadır... Mesele 40-50 sene öncesine dayanmaktadır. Mesela 13 Şubat 1963 tarihli "Yeni İstiklal" Gazetesin de yer alan Av. Hamid ÇAĞIL'ın "Ramazanın Tarihi Yanlış mı Hesaplanmıştır" başlığıyla yazmış olduğu makale konuya ışık tutması açısından oldukça önemli bir makaledir. Bu makalenin tamamı Ankara'da kapalı devre yayın yapmakta olan aylık "Misak" dergisinin 4.sayı 24. 25. sayfalarında mevcuttur. Arzu edenler ilgili sayı ve ilgili sayfalara bakabilirler.
Bu bilgiler ışığında sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Herkes haddini bilmeli, durduğu ve oturduğu yeri görmeli, ne konuştuğunu ne söylediğini bilerek, işiterek konuşmalıdır. İslam alemini temsil makamında bir otoritenin varlığı tesis edilmeden İslam dünyasının birliğinden bahsetmek elbette ham hayal olur. Bu husus akıldan çıkarılmamalıdır. Sünnetüllah gereği dünya Müslümanları İslam'dan uzaklaştıkları nisbette ezilmeye kan ve göz yaşı dökmeye müstehak olmuşlardır... Müstekbirlerin dinine girmeden müstekbirlerin Müslümanlardan razı olmayacaklarını bilmek lazımdır... Sayın Dilipak İslam adına sizin hocanız TOKTAMIŞ'a hiçbir şey veremediğiniz ama; Toktamış'ın sekülerizm adına sizden epeyce şeyler söküp götürdüğü zahirdir. Endişelerinize bakılacak olursa Kurban bayramında tüm söylediklerinizi yalayacağınıza benziyor...Önce İslami ilimlerde söz hakkı olacak ilim ehlini yetiştirmeli daha sonra da dinde söz söyleme hakkının o alimlere ait olduğu bilinmelidir. Ağızdan çıkan her sözün hesabının verileceği bir güne adım adım yaklaştığımız şuur ve idrakini asla unutmayalım. İslam'ın hükümlerini hiç kimsenin bozmaya, yozlaştırmaya hakkı yoktur. Rabbim nefislerimizi ıslah eyleye...) Abdullah AZİZ
![]()