HİLAL  TARTIŞMASI

      (NOT: Aşağıdaki  yazı  Vakit  Gazetesi  yazarlarından  Abdurrahman  Dilipak'a  ait  olup  habernoktacom'dan  alınmıştır.  Parantez  içi  mavi  renklerle  yazılanlar  bize  aittir   ve  yazara   cevap   verilmeğe   çalışılmıştır.  A. AZİZ)

   "Tamam  bayram  geçti,   ama   yine   gelecek.   Yine   bu  konuyu tartışacağız. Onun   için   ben   bu   günden  bir   kez   daha   söyleyeceklerimi  söyleyeyim.  (Yaklaşan  Hacc  ve  Kurban  bayramı  dolayısıyla    bir  takım  çevrelerin  telaşa,  sıkıntıya    kapılmaları   çok  doğaldır,  normaldir de   acaba  Dilipak'ın   telaşa,  sıkıntıya   kapılmalarının    sebebi   ne  ola ki?  Dilipak'ın  endişesine  bakılırsa   bu  günden  söylediklerinin  tümünü Kurban  bayramında     yalayacağa  benziyor.)  Bunun  bizdeki   adı   “Rü’yeti  hilal” Bu  konuda  uluslar  arası  bilimsel konferanslar düzenlendi   yine   bir   uzlaşma   yok.

   (Dilipak  acaba  hangi  uluslardan  bahsediyor?   "Ruyet-i  Hilal"  İslam  aleminin  meselesidir.   Müslümanların  meselelerine  gayr-i  müslimler  burunlarını  sokmuşlarsa  bu  neyin  alametidir?   İslam'ı  muhafaza  ve  müdafaa    etmenin  mi,  yoksa   İslam'ı  bozmanın  mı???     İslam  ülkeleri   "Uluslararası  konferanslar"  değil;   "Ruye-i  Hilal  Konferansları" yapmışlardır,   Kaldı  ki,   bu  konferanslara  katılanların  bir  kısmı     müslüman   değil,   laiktir!!!)


     "Basında   yine   aynı   haber:İslam dünyası 'Hilali Görmek' konusunda anlaşamıyor.“   Habere göre “Türkiye, Mısır, İran, Ürdün, Lübnan, Umman, Suriye ve Yemen'de bayram Suudilere   göre  bir  gün sonra başlıyor.” Öte yandan “Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve Sudan'da ise bayram   Türkiyeye   göre   bir  gün  önce”.

    Haberin   devamı   şöyle:   Bahreyn,   Kuveyt ve Sudan'da devlet medyası, bayramın birinci   günü olduğunu açıklarken, Kudüs ve Filistin Müftüsü İkrema Sabri de bayramın yarın   başladığını   bildirdi. 
 

     (Kudüs  ve  Filistin'de   Ramazan  bayramını   Hilale  göre  yapmışlardır.)

   Irak   Sünnilerinin   liderlerinden, başkent   Bağdat'taki   Sünni   Vakıfları'nın başkanı Adnan   el Duleymi de, kendilerinin bayramı yarından itibaren kutlayacaklarını açıkladı. Irak'ta   çoğunlukta   olan Şiilerin   bayramının   ne   zaman   başlayacağı konusundaysa henüz   bir   açıklama   yapılmadı.

   Mısır, İran, Ürdün, Lübnan, Umman, Suriye ve Yemen'deyse bayramın Pazar günü başlayacağı  belirtildi. 

    (Elbette  öyle  olması  gerekir,  aksini  beklemek  ne  mümkün.  Çünkü  bu  günkü  Mısır,   geçmişteki  Firavun   sistemini  (Tağuti)   temsil  etmekte  ve  diğer  Afrika  ülkelerine  liderlik  yapmaktadır.)  “Türkiye'de yıllardır Diyanet İşleri Başkanlığı astronomi ilmindeki   gelişmeleri   esas   alarak,    hilalin   görünüş   tarihinde   bilimsel   metotları   esas alıyor.   Bir   kısım   ülkeler   ise   Peygamberimizin   sünnetine   uyarak   hilal   göründüğü gün   bayram   yapılacağını savunuyor   ve   hilalin   görünüşünde   bilimin   esas   alınmasına   sıcak   bakmıyorlar.

    (Dilipak  aslında  ağzındaki  baklayı  çıkarmaya  yanaşmayarak  hinoğlu  hinlik  ediyor.    Müslümanları  öyle  bir  aldatma  ile  aldatmaya  çalışıyorlar ki;   insanın  aklı  hayali  donuyor!!!   Sanki  şer'i  ahkamı  reddeden  laik  ülkeler   Ramazan'ın  başlaması, bitişi  bayramın  yapılması,  Hacc  ve  Kurban  bayramlarının   başlamaları  konularında  İslam   ahkamını, "Ruyet-i  Hilal"i   esas   alıyorlarmış da;  diğer  ülkeler   Hz.  Peygamber (SAV)'in   emri   olan   ve   İslam'a   göre   bu  sayılan  ibadetlerin  başlama  ve  bitişlerinde  görülme   hükmü  vacip   olan   hilali   görme   yerine    hesabı  esas  alıyorlarmış!!!  Bu  ne  korkunç  bir   kalpazanlık  ya  Rabb!!!   Oysa  dost-düşman  herkeste  biliyor ki,  laik  ülkeler   İslam'ın  hükümlerini  değil de  bilimi  esas  almakta  ve  ona  göre  hareket  etmektedirler.   Hem   Laik   ülkeler    müslümanların   ibadetleriyle,  bayramlarıyla  niçin  uğraşsınlar  ki???   Laik  ülkelerin  asla  ve  kat'a    böyle  bir  dertleri     yoktur,   dertleri  olduğunu   iddia  edenler   bizim   içimizdeki    zihinsel  özürlü   müslümanlardır!!!)


     İhtilaf  nereden   kaynaklanıyor?   İhtilafın   temelinde  usul   tartışması  var.

    Hilali   gözle görmek!   Onun   için   eskiden
“Bakacak” denilen yerlerden hilal gözlenirmiş... Bu  çevreler   hesabı   hesaba   katmıyor.   Oysa  Kur’anın  bize   bildiği   bir   gerçek   var bu da ay ve güneşin yıldızlarının hareketinin bir hesaba göre olduğu, fıtratlarındaki   bu   gerçeğin, kendilerine   tayin   edilen   yörüngede,   tayin   edilen şekilde bir   saniye   bile   öne   geçmeyeceği   ya da    gecikmeyeceği   şeklinde.   Ay   ve  güneşin   bu   adedi   binlerce   senedir   bilinen   bir   hakikattir.

    (Sayın  Dilipak,  öyle   boyunuzdan  büyük   gaflar   deryasına   dalıyorsunuz  ki  kininiz  ve  gafletinizden   dolayı    içine  düştüğünüz   bu acziyetten   bir  türlü kurtulamıyorsunuz.   Sayın  Dilipak,  siz  Kur'anın   Hz.  Muhammed (SAV)'e  indiğini  bilemeyecek  kadar  mı  cahilsiniz???   Değilseniz;   hilali  emredenin   Hz.  Muhammed (SAV)   olduğunu mu  bilmiyorsunuz?     Yoksa   siz  Hz.  Muhammed (SAV)'in   Kur'an-ı  Kerim'i    anlamadığını  mı  iddia  ediyorsunuz?   Allah  aşkına  nedir  bu   gaflet,  bu  dalalet?    Ağzınızın   ne  dediğini  kulağınız   duyuyor mu?   Yahut   kaleminizin  ne  yazdığını  gözünüz  görüyor  mu?     Siz   imam-hatiplisiniz,  az-çok   din  adına  bir  şeyler  bilen  bir  Müslümansınız...   "Ruyet-i  hilal"  adına   yazdığınız   şu  koskoca   yazınızda  Ruyetle  ilgili   Hz.Muhammed  (SAV)'in   buyurduğu  hiçbir  kelam  yok  muydu?     Niçin   hiçbir   kelamına    yer   vermediniz?   Sizin   inancınıza   göre   bu  tür  meselelerde  O'nun   kelamına   öncelik   hakkı   yok   mudur?    Yoksa  sizde  mi  Peygambersiz  (SAV)  Kur'an  müslümanısınız!!!!!    "Ruyet-i  Hilali"i,   güneşi,  yer  küreyi  hesaba  katan   müçtehid  ulema   her  şeyi   hesaba   katmaktadır.  Ancak   biz  hesabın,  güneşin,  yerkürenin  yaratıcısı  ve  her  şeyin  mutlak  sahibi   olan  Allah (cc)'a   ve  O'nun  Peygamber (SAV)  olarak   gönderdiği   Hz.  Muhammed (SAV)'e   iman  ediyoruz.   İman  ettiğimiz  içinde   O  ikisinin  dediğinin   dışına  çıkamıyoruz.  Buna  bizim  imanımız  müsaade   etmiyor.  Sayın  Dilipak'ın  "Hilali   gözle  görmek!   Onun   için   eskiden “Bakacak” denilen  yerlerden  hilal   gözlenirmiş... Bu  çevreler   hesabı   hesaba   katmıyor."  diyerek  suçladığı  ve  meydan   okuduğu     çevrenin   başında  Hz.  Peygamber (SAV)'in  olduğunu  ve  O'nun  peşinde  giden    müttaki  mü'minler  zümresinin   olduğu   unutulmamalıdır.)
    Ben   merak  ediyorum,   gözlemi   savunanlar, sabah ve akşam ya da öğle ve ikindi vakitlerini   takvime   göre  mi   yoksa   gözleme   göre   bi   tayin   ve tesbit ediyorlar.. Yoksa   bu   namazların   vakitleri   için  vakit   tayin  edilirken   Kur’an   başka   bir kıstas mı getiriyor.   Bu   tartışmayı   bir   kenara  bırakalım. 
(Sayın  Dilipak,  Nuh  (SAV)  diyor,  peygamber  demiyor.  İslam  hukukunun  ikinci  kaynağı  "SÜNNET"e    hiç  yaklaşmıyor.)

  "Kur'an-ı Kerim'de: "(O sayılı günler)  Ramazan  ayıdır  ki,   Kur'an   o   ayda  indirilmiştir. (O Kur'an ki)  İnsanlara  (Mahz-ı)  hidâyet'dir.   Öyle   ise   içinizden kim o aya (Ramazan'a)  erişirse  onu   (orucunu)  tutsun"  (27) hükmü beyan buyurulmuştur. Görüldüğü  gibi   oruç   ibadeti'nin   Ramazan   ayında   "Farz" olduğu   kat'i   nass'la  sabittir.   Bu   durumda;   o   aya   girilip,   girilmediğinin   nasıl   tesbit   edileceği   önemlidir.

   Resûl-i Ekrem (sav)'in:   "Hilâli   görmekle   oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin.   Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezseniz, şaban ayının günlerini otuza tamamlayınız" (28)   buyurduğu  bilinmektedir.  

    Hanefi  fûkahası:  "Şaban ayının yirmi dokuzuncu  günü;   akşam   üzeri   gurub  vaktinde,   insanların   hilâli   gözlemeleri   vacibtir. Hilâli   görürlerse,   ertesi   gün   Ramazan  ayı   orucuna   başlarlar.   Eğer hava bulutlu olduğu   için   hilâli   göremezlerse,   şaban   ayını   otuz   güne   tamamlarlar" (29)  hükmünde   ittifak   etmiştir.   Bu   hususta   tek   bir ihtilâf mevcud değildir.  (30) Hatta ihtilâfa   medar   olabilecek   tek   bir   zayıf   kavil   dahi   yoktur."  (Yusuf  Kerimoğlu,Emanet  ve  Ehliyet)  

     (Şimdi  bakalım;  bakara  suresinin   ilgili  ayet-i  celilesini   ve  hem  de  hadis-i  şerifleri   okuduktan  sonra   Dilipak  Efendi   hala   aynı  inadında  ısrar   edecek  mi ???     Biz  Ramazanın    başlangıcı   ve  bitişi   ile  delil  olarak   ilgili   hadis-i  şeriflerin   varlığını  ve  bağlayıcılığını   gösteriyoruz,   Dilipak'ta   namaz   vakitleri  ile  ilgili   delillerini   sunabilecek mi?     Şu  gerçeği de  belirtelim ki;  aslında  sonuçta  elbette   namazların  vakitleri de   güneşin  ve  yerkürenin   hareketlerine  bağlıdır.  Ancak   bir  vaktin  girmesi  için   illa da  hilali  görün  diye  bir  hüküm   yoktur?   Sayın  Dilipak  bunun  aksini  iddia  edebilir  mi?)
   Peki   neden   gözlemle hesap arasında böyle bir fark ortaya çıkıyor. Aslında fark çıkmaması  gerek.   Ay  görünüyorsa,   bunu   takvimde neden göremiyoruz. Aslında gözlemle   hesap   arasında   saniyenin   binde   biri   kadar   bile  fark  olamaz.   Eğer böyle bir fark oluşursa bu dünyanın sonu demek olur. Yok böyle bir şey..

   (Sayın  Dilipak  meseleye  o  kadar  safiyane (!)  yaklaşıyor ki,  sanki  bu  meselede  laik  ülkeler  ve  onların   laik   görevlileri  hep  Allah  (cc)  rızası  için   hareket  ediyorlarmış  veya    gerçekten   Hilali  esas alarak  birlikte   oruç  tutmak  ve  birlikte  bayram  etmek  için   gecelerini   gündüzlerine   katıyorlarmış da   buna   rağmen   İslam  ülkeleri   arasında      farklılıklar  çıkıyormuş !!!!!

    Adım  gibi   eminim  ki,  bu  meselede   sayın  Dilipak   ve   onun  gibi  düşünenler  çok  büyük  bir  yanılgının   içindedirler...  Çünkü  otuz   yıla  yakın    bir  süreden   bu  yana   biz    bu    ülkede   nice   hakikatlerle  karşılaştık... O  zaman  Sayın  Dilipak'ın   hesabı,  Diyaneti,  astronomisi   yok  muydu?   Elbette  hepsi   vardı!!!    Biz  oruca  başlamada  ve  bayram    yapmada   yalnız  bir  gün  değil   öyle  yıllar  oldu  ki;  iki  gün  fark  olduğu  yılları   gördük...  Gökte  hilal    çıplak   gözle  görüldüğü  halde   hala  oruca  devam   eden  ve  bu  durum  karşısında   telefon   yağmurundan  bunalıp   şehri  terk  eden     müftüler    gördük...  Varsın  Dilipak   boş  keseden   babasının   hayrına   konuşsun...    Sayın  Dilipak   diyor ki;  "Ay  görünüyorsa,   bunu   takvimde   neden   göremiyoruz."  Göremezsiniz  sayın  Dilipak  göremezsiniz!   Nasıl  göreceksiniz,  sizin  baktığınız  takvimler  yıllar  öncesinden   hazırlanıyor,neyi  göreceksiniz?   Güneş   balçıkla  sıvanmaz...  Hem  yıllar  öncesinden  takvimler  hazırlayacaksınız  hem de   hilale  göre  bayram  ediyoruz  diyeceksiniz!!!    Ne  gülünç  ve  ne  komik  bir  manzara!!!) 

   İhtilaf   hesapta   ya da   ay   ve  güneşin   hareketinde   değil, kafamızda ve gönüllerimizde..   Bir   takım   kişiler   bizi   böyle   meşgul   etmeyi  çok  iyi  beceriyorlar.

   Burada   vatandaşın   kaygısı  şu. 
 “Eyvah   oruç  mu yedim” ya da  "eyvah bayramda oruç  tutup   haram  mı  işledim” Oysa böyle bir durum yok.

   Bizim  
“alim” denilen   adamlar   bile  bu  konuda ihtilaf ettiklerine göre fıkıh bakımından   taklit   eder   durumda   bulunanlar için bu konuda manevi bir sorumluluk yoktur.  İçtihad  farklılığından kaynaklanan   böyle  bir   durumda   hangi yolu tutarsanız tutun   hükmen   doğrusunuz,  ama   tek   şartla   birbirinizi   incitip   kırmayın.

    Birbirinizi   suçlamayın.   Yoksa   aynı   camide iki gün hatta üç gün arkası arkasına bayram   namazı bile kılın ama bu iş aranızda tartışmaya vesile olmasın. Dinde tartışma olmaz.. Bu   dünyada   tartışıp   durduğunuz şeylerden hanginizin doğru olduğu öteki dünyada   size   gösterilecektir.

   Size/bize   doğru  gibi   gelen   yanlış,   yanlış gibi gelen doğru olabilir. Bu ihtilaf konusunda,   mekan farklılığı   yanında   zamanı,   günü  tayin   ve bir de ayın geçişinde hilalin   görülebilir   olup   olmadığı   gibi   konularda   ihtilaflar   vardır..


   Esasen ay saniye saniye izlenmekte, ne zaman nereden nasıl görünebileceği ya da görülemeyeceği,  geçtiği   halde   görünmemesi   ilmen   açıklanabilmektedir.  Hilali gözleyenler  de   ilmen   belli   bir   zaman   aralığında   ve belli bir açıda hilali gözlemektedirler  ki,   bu  da   ilmi  bir   veridir..

   (Sayın  Dilipak   eğer   şu  anda  Müslümanları  meşgul  eden  birisi  varsa  işte  o da    sizsiniz.  Dünya  ateş  almış  yanarken   sizin  ortaya  attığınız  meseleye  bakın...  Üstelikte   sinsice  "Bir   takım   kişiler   bizi   böyle   meşgul   etmeyi  çok  iyi  beceriyorlar."  diyebiliyorsanız   size   pes   doğrusu!!!    Elbette  ihtilaf  kalblerde  ve  kafalarda.   Siz  ölçüyü Kur'an  ve  Sünnet'te    aramazda  başka  yerlerde     ararsanız,  dini  zamana,  zamanın    şartlarına     uydurmaya    çalışırsanız,  daha  doğrusu   modernizm   adına   dinde   reform    yapmaya    kalkışırsanız   sonuçta   olacağı  işte  budur!!!    Ne  ekiyorsunuz ki   onu  biçesiniz?   Bu   konuda  alimlerimiz    arasında  zerre  miktarı   bir   ihtilaf   yoktur.   İhtilaf   müçtehidlerin  içtihadlarını  beğenmeyenlerde,  dini,   asra,  zamana  uydurmak   isteyen  global  mezhepsizlerde   zuhur  etmiştir.   "Hanefi  fûkahası:  "Şaban ayının   yirmi   dokuzuncu  günü;   akşam   üzeri   gurub  vaktinde,   insanların   hilâli   gözlemeleri   vacibtir. Hilâli   görürlerse,   ertesi   gün   Ramazan  ayı   orucuna   başlarlar.   Eğer hava bulutlu olduğu   için   hilâli   göremezlerse,   şaban   ayını   otuz   güne   tamamlarlar" (29)  hükmünde   ittifak   etmiştir.   Bu   hususta   tek   bir   ihtilâf   mevcud  değildir.   (30) Hatta ihtilâfa   medar   olabilecek   tek   bir   zayıf   kavil   dahi   yoktur."   (Yusuf  Kerimoğlu,Emanet  ve  Ehliyet)   Ama  siz  hala  bu  mesele  ihtilaflıdır  derseniz  size   kim   ne  diyebilir ki?) 
   Kutuplarda  altı   ay  gece   altı  ay  gündüz..   Ya da   atmosferin   dışına  çıktığınızda zaten   hilalin görülmesi diye bir şey sözkonusu olmayacak. Her zaman hilali görebileceksiniz..   Zaten   hilalin   görülme   saatleri de  ülkelere   göre farklılık gösterecektir.. 

    (Sayın  Dilipak,  meseleyi  saptırmak,  mü'minlerin   kafasını  karıştırmak   için   aklınıza  neler  gelmişse  onları  sıralamayı   kendinize  görev   bilmişsiniz!!!   Gökyüzünde  insan  mı  yaşıyor  ki  oruca  başlamak  ve    bayram   yapmak  için  hilale  baksın  veya  bakmasın!!!  Her  müslüman  bağlı  olduğu  müctehidi  hakkıyla  taklid  etsin  bakalım  en  küçük  bir  ihtilaf  çıkar mı?    Eğer  dünya  müslümanlarının  birlikte  hareket  etmelrini  bekliyorsanız  bu  sizin  ham  hayal  peşinde  koşmanızın  alamet-i  farikasıdır.  Dünya  müslümanlarını   bağlayan,   onları   temsil  yetkisi  olan    bir  otoriteniz  var mı ki  böyle  bir  birlikten  dem  vurmaya   hakkınız    olabilsin?)  

    Batılı   takvimcilere  göre  gün   gece 24.00 de   değişir.   Bizim   geleneğimize göre yeni gün   gün   batımı   ile   sona  erer   ve  başlar.   Bir   başka   durum da şu. Hilal epliktik eğilim   dolayısı   ile   karanlık   noktadan   görmeden   geçebilir.

    Yeni   ay   bu şekilde başlamış olabilir ama bunu siz çıplak gözle görmezsiniz.. Bu durumda   ne   yapılacaktır.. 2. gün  hilali   2   günlük   olarak   görebilirsiniz..

    Ya  da hava şartları dolayısı ile hilali görmediğiniz gibi, atmosferde hilale benzer ışık haleleri  de  görülebilir.
  (Sayın  Dilipak,  yüce  dinimiz  İslam da  bunların  hepsinin   çözüm  yolları  gösterilmiştir.  Mesela; "Hilâli   görmekle   oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin.   Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezseniz, şaban ayının günlerini  otuza  tamamlayınız"  (28)  (Yusuf  Kerimoğlu,Emanet  ve  Ehliyet) )

    Sormak  gerek, gözle görmek diyince  ille de  çıplak gözle mi  görmek  gerek.  Mesela gözlükle   bakmak   caiz   mi?   Gözlükle   bakabiliyorsanız,  o   zaman  dürbün gibi bir gözlük   caiz   mi?   O  caizce   dürbünün   tepesine   bir de   lazet   tüpü   takabilir misiniz? O zaman  bulutlu  havada bile,  epliktik eğilim sebebi ile normal gözle görmediğiniz hilali görebilirsiniz   mesela.

   Biraz   daha   ileriye   gidelim. Peki, uydudan ayın ve dünyanın resmini çekmeye ne dersiniz. Hayır   kendi gözünüzle görmek istiyorsunuz, dürbününüzün camını çıkartıp bir radyo   teleskop   takalım  ve   gözünüzle   ekranda  görün,   oldu  mu?
    Bu   anlamsız   tartışmaya   bir   son   vermek   için   astronomi bile ilahiyatçılar gerek bize.
   Doğuştan   ama ve bu konuda ilim sahibi olmayan fakihlerin ya da fıkıh bilmeyen astronomi   bilginlerinin   yorumları   her   zaman   nakıs  olacaktır.
    Bize astronomi, ekonomi, tıp, mühendislik bilen ilahiyatçılar, şeriat bilen doktorlar, mühendisler   lazım   kısaca.   O  zaman da   kadar  da   bu   tartışmalar   sürecek.
    Dinsiz   bir   bilim   bizi   hakikate,   Bilimsiz   bir   din bizi saatede götürür mü Allahaşkına..
    Bilim   denilen şey Allahın eşyanın fıtratına vahyettiği gerçeğin formülleştirilmesinden ibaret   değil   mi?
   Bana   göre   iş   fıkıh   ciddiyetinin   ötesinde  ele alınıp tartışılıyor   ve   tüm   Müslümanlar olarak   küçük   düşürülüyoruz!   Selam   ve  dua   ile."    
 A. Dilipak
   Tarih: 23.11.2004

   "Hilâli   gözleyen ve gördüğünü beyan eden kimsenin "Adil" olması şarttır. İmam-ı Merginani:   "Mutlaka adalet aranır. Zira İslâmi meselelerde fasıkın sözü makbûl değildir. Tahavi'nin "İster adil olsun, İster adil olmasın" sözünün tevili, mestur olması (yani adil  mi, fasık mı olduğu belinmeyen) halidir"  (31) hükmünü zikreder. Hilâli tek başına gördüğünü beyan eden fasık bir kimse; "Ulû'lemr" veya "Kadı'ya" müracaat  eder.   Eğer  bunlar; "Hilâli  gördüğü  hususundaki"   beyanını   tasdik ederlerse, mesele yoktur. Bütün mü'minlerin   oruca   başlaması   gerekir.   Ancak  adil   bir   kimse;   hilâli   gördüğünü  beyan   ederse   "Kadı"   tasdik   etsin   veya etmesin bunu duyan kimselere oruç'a başlamak   farz   olur. (32)

    Astronomi   alimlerinin;   ayın   hareketlerini   esas alarak yaptıkları hesaplara itibar edilerek,   Ramazan   ayına   başlanılmaz.   İbn-i Abidin: "Muvakkitlerin (Hesap uzmanlarının)   sözüne   itibar  yoktur.   Yani   halka   oruç   farz  olmak   için,   onların  sözü  delil   olmaz.   Hatta   Mirac  adlı kitabta; "Müneccimin (İlm-i Nücûm'da (Astronomi'de)   ihtisas sahibi kimsenin) kendi hesabı ile amel etmesi caiz değildir" denilmiştir.   Nehir'de  de   şu   ibare  vardır:   Muvakkitlerin  filan   gecede   hilâl gökyüzünde   şöyle   görülecektir   demeleri   ile   oruç   tutmak   lâzım   gelmez.  Sahih kavle göre, velev ki adalet sahibi olsunlar" (33) hükmünü beyan etmektedir. Feteva-ı Hindiyye'de:   "Hilâl   meselesinde,   müneccimlerin   haberlerine müracaat edilemeyeceği gibi,   sahih   olan   kavle  göre onların sözleri de kabul edilemez. Siracül vehhac'ta da böyledir.   Hatta  bir   müneccimin;   bu   hususta   yaptığı   hesapla,   kendisinin   amel etmesi de caiz değildir. Miracud'diraye'de de böyle zikredilmiştir"(34) hükmü kayıtlıdır. Meselenin   özü   şudur. İslâm ûleması, astronomi ilminin sonuçlarını inkâr noktasında değildir.   Ancak   hîlâl'in   gözlenmesi nass'la sabit olan bir ameldir. Nitekim Hanefi Fûkahası, bunun "Vacib" olduğuna kaildir.   İlmin ilerlemiş olması, herhangi bir "Vacib"i ortadan   kaldırmaz.   Kaldı ki; gözle görmenin kalbe vereceği kat'i azimle, "Takvim yaprağına"   bakmak   arasında   korkunç   bir   fark   mevcuddur.

    Resûl-i   Ekrem (sav)'in : "Orucunuz hepinizin oruç tuttuğu gün, bayramınız da hepinizin iftar ettiği gündür"  (35) buyurduğu   bilinmektedir. İbn-i Abidin; bu Hadis-i Şerifi Tirmizi ve diğerlerinin rivayet ettiğini beyân etmektedir. Ramazan ayı'nın yirmi dokuzunda;   "Şevval Hilâli"  gözetlenir,   Şevval   hilâlini bir kişinin görmesi ile iftar edilmez,   ihtiyata   riayet  esastır.   Ancak   bir   topluluk   görürse,   iftar edilir.(36) Meselenin  özü   şudur: bir kimse şevvali gördüğünü "Veliyyü'lemr" veya "Kadı'ya"  müracaat   ederek   beyan   ederse; onlar tasdik ettiği anda, "Bayram" ilân olunmuş demektir!..   Lâik   olan (Yâni din ile dünya işlerini ayrı mütâlâa eden) devlet'ler;   Ramazan ayının   girişini   ve   bayram'ı   ilân etme hakkına haiz değildirler. Zira bu İslâmi bir meseledir.   Onların bu konuda "Velâyet"  hakkı   yoktur. Velev ki, ilân etseler dâhi, hükmen   geçerli  değildir!..   Zira   "Velâyet"  hakkı; bey'at sonucu ortaya çıkan bir hadisedir.   Halbuki Laik devlet;   hangi  dinden   olursa   olsun bütün vatandaşlarını eşit kabul   etmek   zorundadır.   Nasıl Hristiyan ve Yahudilerin "Bayram" günlerini ilân etmiyorsa;   müslümanların   "Bayram"   günlerini de ilân edemez. Ettiği takdirde; vatandaşlar arasında eşitliği bozmuş ve "Din İstismarı" yapmış olur!.."  (Yusuf  Kerimoğlu,Emanet  ve  Ehliyet)

                              

               (DİB'nin   Eski   Müfettişlerinden  Nevzad  AKALTUN

                Başkan Tayyar  ALTIKULAÇ'tan   24  sorunun  cevabını istiyor

                                                     Sayın    Tayyar  ALTIKULAÇ

                                                     Diyanet  İşleri  Başkanlığına / ANKARA

     Sizlere   birkaç   defa   bu   konularla   ilgili   mektuplar   yazdık... Fakat   bu mektuplar ya   size   takdim edilmiyor veya umursamazlıktan geliyorsunuz. Nasılsa emrinizde bir trilyona   sahip vakfınız  ve   birtakım  güçlerin varlığı mı?... Ancak Mahkeme-i Kübra'nın hükmüne   kalmadan   halledelim...   Şayet bu mektubuma da cevap alamazsam, basın yoluyla   efkâr-ı umumiye   huzurunda   halletmek   zorunda  kalınacaktır. Umuma açıklamayı   sakıncalı buluyorsanız, lütfen aşağıda soracağım hususlarda inandırıcı cevap vermenizi   diler,   saygılarımla    selamlarımı   sunarım...

1-  Diyanet  işleri  Başkanlığına   atanmanız   633/22. maddesine   aykırı  değil  midir?

2- Her konuşmanızda kanunlara saygılı olduğunuzu vurguladığınız halde, kendi atama işleminizi nasıl kabul ettiniz?

3- Kanunlara saygılı oluşunuz, yalnız başkasına karşı uyguladığınız zaman mı önem kazanıyor?

4- Frankfurt'tan   uçakla   Ankara'ya   gelip   bir   mevta için 99 hatim okuttuğunuzu anlatmak   ve   duasını   yapıp   aynı günü veya ikinci günü tekrar Frankfurt'a geri döndüğünüz   doğru   mudur?    Şayet  doğru   ise   uçak masraflarınızı   kim karşıladı? Acaba o  duayı   yapacak   sizden  başka   kimse yok   mudur? Frankfurt'tan Türkiye'ye   bir  dua   için   geldiğiniz   halde, 25 sene Diyanet   İşleri'nin   en   yüksek   kademesinde görev yapan   meslektaşın   "Osman Niyazi Atay"ın   cenaze   merasimine   gelmemeniz   veya   bir   temsilci   göndermemeniz   halâ   eski   kin   ve   husumetinizden   dolayı  mı   yoksa   haber   alamamanızdan  mıdır?

5- Merhum Osman Niyazi Atay ve dört arkadaşının sizi yetkili makamlara şikâyet ettiklerinden dolayı haklarında gizli soruşturma yaptırıp, raporu Ankara Sıkıyönetim Komutanhğı'na  gönderip 1402 sayılı kanunun 2. maddesi uyarınca işlem yaptırıp, devlet memurluklarından   ihraç   ettiğiniz   söylentisinin   doğruluk   derecesi  nedir?

6- Suudi Arabistan'ın tesbit ettiği Rü'yeti Hilâl'e göre orucu tutup bayram edenlere, "fitneciler, münafıklar" dediğiniz doğru mudur? Eğer doğru ise, siz geçen sene Suudi Arabistan'ın tesbit ettiği Rü'yet-i Hilâl'e göre Kurban Bayramı'nı bir gün önce (Rasathanelerin tesbit ettiği günden bir gön önce) kıldığınız tesbit edildiğine göre, Türkiye'de   rasathanelerin   tesbitine istinaden Ramazan Bayramı'nı kıldırıp veya kıldırttığınız,   oruç   tutmaya   başladığınız,   Kurban'da Hilâl'e uyduğunuza binaen bu  ikilemi    nasıl   yorumluyorsunuz?

7- Sizin   anlattığınıza   göre;

a) Suudi   Arabistan'da   Hilâl  görülmediği halde, görenlerin bahşiş için yalan söylediklerini,

b) Hilâl'in  tesbiti   körler tarafından yapıldığı, yalan  söylendiğini iddia ediyor ve bu iddianızda   samimi iseniz, o zaman geçen sene  Arafat'ta yaptığınız vakfe yanlış olmuyor mu? Vakfe   yanlış  olursa haccınız  bâtıl  olmuyor mu? Bir gün önce veya  sonra  vakfe  caiz  olur  mu?

8- Bu  sene  de   aynı   durum   olursa   tutumunuz   ne  olacaktır?

9- Mademki   onların   tesbitleri   yanlış,   vatandaşların hacca gitmelerinin bir anlamı kalmıyor. Zira   körlerin ve yalancıların tesbit ettiği Hilâl'e göre Arafat'ta (Zilhicce'nin dokuzunda)  vakfe   caiz   olmaz.   Zira haccın  farzından  ikincisi vakfe  değil  midir?

10- Suudi Arabistan 1985 yılında yapacağınız Rü'yeti Hilâl ile ilgili toplantıyı niçin  kabul  etmedi?

11- Avrupa'daki   hacı adayları 3100 DM. yani bugünkü kur'a, göre 558.000.- TL. (Beşyüzelli sekiz bin)  liraya  götürülüyor.

Oysaki, Türkiye'den   uçakla   giden hacılardan 911.000. - TL (Dokuzyüz onbir bin) lira aldığınız  tesbit  edilmiştir.   Bu   farklılığın sebebi sizce nedir? Frankfurt'tan uçakla Türkiye'ye   geliyor, Türkiye'den  hacca   gidiyor.   Frankfurt'tan en ucuz uçak 550 DM. yani 99.000.- TL. (Doksandokuz bin)'dir.   Frankfurt, İstanbul uçak ücreti çıkarıldıktan sonra $59 bin TL.'ye   Avrupa'dan   hacı   götürüyorsunuz.    Bu  uygulama  neye  göredir?

12- Türkiye'de 4 ay   önce hac   için   müracaatı   kapattığınız halde, Avrupa'daki işçileri halen   "hacı  adayı"   olarak    kayıt   yapmanızdaki   asıl   gerçek  nedir?

13- Hac   kayıtlarının   dört ay önce kapanmasındaki espri, acaba Müslümanların iddia ettikleri   gibi   sırf   paraları   bir   araya   getirip   yüksek faiz uygulamasından yararlanmak için mi?

14- Dört ay önce Müslüman Türklere hac yolunu kapatmayı hangi fıkıh kuralına göre yürütüyorsunuz?   Bu   konuda   kimin   fetvası   var?

15- Bu  dört   ay   içinde   bir   Müslümana   hacca   gitmek  farz olsa da   size müracaat etse, siz de geri çevirseniz   bu Müslüman da ertesi yıla kadar vefat etse bunun vebali ve günahı   size   ait   olmaz  mı?

16- Neden   Müslümanlara   kendi   özel   arabalarıyla hacca gitmeye müsaade etmiyorsunuz?   Bu   tutumunuz   ibadet   ve   vicdan  hürriyetini  kısıtlamıyor  mu?

17- Neden hac ibadetini tekelleştirdiniz? Sizin özel vakıf şirketinizden başkası bu görevi yaparsa   karşınıza   rakip   çıkıp, kârınızın az olmasından mı korkuyorsunuz? Yoksa alternatif   olduğunda sizin şirketinizin tercih edilmeyip, büyük gelir kaybına sebep olacağından   endişe   duyduğunuzdan   dolayı   mıdır?

18- Avrupa'dan   düzenlediğiniz   hac   kafilelerinden   gerek uçakla ve gerekse otobüsle giden   hacı   adaylarından   ne   kadar, Türkiye'den  giden hacı adaylarından ne kadar   ücret   alıyorsunuz?

19- Buhari Şerifin 6. cildinin 262. sayfasında (Diyanet işleri Başkanlığı baskısı) "Diyanet İşleri Başkanlığının bir fetvası ile eyyam-ı mübarekenin tesbit işleri İstanbul'daki Kandilli Rasathanesi'ne verildiğine dair 1926 tarih ve ..." sayılı   kanun vardır. Bu kanuna    göre   siz   Hilâl'in    tesbit   işlemi   ile hangi  yetkiye  dayanarak  uğraşmaktasınız?

20- Acaba   Hilâl'i   gözünüzle   görseniz   bayramı   ilân   etmeye   yetkiniz var mı? İlân edince   1926   tarihinde  çıkarılan   kanuna   göre   sorumlu   olmaz   mısınız?

21- Radyo   ve   televizyondan tek taraflı konuşup   Hilâl'in tesbitinin hesapla yapılmasının uygun   olduğunu -savunuyorsunuz.   Bunu zaten kanun böyle demiyor mu?  1926  tarihinden   beri   bu   kanuna   uymak   mecburiyetinde  değil   miyiz?   Aksini   iddia   etmek  suç  olmaz  mı?

22- İslâm   ülkeleri   artık   sizin bu tezinize uymayacağı anlaşıldı. Bu konudaki düşünceleriniz   n elerdir? 

23- Avrupa'daki   işçilerden   bazıları   çeşitli   günlerde Hilâl'e   uyarak   bayram yapmaktalar.   Bir  şey   dendiği   zaman,   "1984 yılında Diyanet işleri Başkanı da Kurban   Bayramı'nda   Hilal'e   uyarak    Kurban Bayramı namazını kılmıştır. Biz niçin   Hilal'e   uymayalım"   dediklerinde  ne   gibi   bir   cevap   verilmesi   gerekir?

24- 1982 senesinde işçilere çadır kurma ücreti olarak kestiğiniz 80.000 Suudi Arabistan Riyali'ni   işçilere verdiniz mi?   Hac Bakanlığı'nca   takdir   edilen   ceza   parası 400.000 S.A. Riyali'ni nereye verdiniz? Bu konulara  ait vesikalar propaganda aracı olarak kullanılmakta   ve   cevap   verilmesi   gereken   sorular  arasındadır.

Yukarıda   zikredilen   24   maddelik   konulara   açıklık getirmenizi diler, selâmlarımı sunarım.             Nevzad  AKALTUN / 18 Temmuz 1985  Milli  Gazete.....)

         (Yaklaşık  20  senedir  bu  sualler  Diyanet  yetkililerinden  cevap  beklemektedirler...  İşin  aslına  bakacak  olursanız     bu    mesele   hakkındaki   ihtilafın  tarihi  bu  kadar da  değil  daha  da  eskilere  dayanmaktadır...  Mesele  40-50  sene  öncesine  dayanmaktadır.  Mesela  13  Şubat  1963  tarihli  "Yeni  İstiklal"  Gazetesin  de   yer  alan  Av.  Hamid  ÇAĞIL'ın   "Ramazanın  Tarihi  Yanlış mı  Hesaplanmıştır"  başlığıyla   yazmış   olduğu   makale    konuya   ışık  tutması  açısından   oldukça  önemli   bir  makaledir.   Bu  makalenin  tamamı   Ankara'da  kapalı  devre   yayın  yapmakta  olan  aylık  "Misak"  dergisinin  4.sayı  24. 25. sayfalarında  mevcuttur.  Arzu  edenler   ilgili  sayı  ve  ilgili  sayfalara   bakabilirler.                  

    Bu  bilgiler  ışığında  sonuç  olarak  şunu  söyleyebiliriz.  Herkes  haddini   bilmeli,  durduğu  ve  oturduğu  yeri  görmeli,  ne  konuştuğunu  ne  söylediğini  bilerek,  işiterek  konuşmalıdır.   İslam  alemini   temsil  makamında   bir  otoritenin   varlığı  tesis  edilmeden   İslam  dünyasının  birliğinden  bahsetmek  elbette   ham  hayal  olur.   Bu  husus  akıldan   çıkarılmamalıdır.  Sünnetüllah    gereği   dünya   Müslümanları   İslam'dan      uzaklaştıkları    nisbette   ezilmeye   kan  ve  göz  yaşı  dökmeye   müstehak  olmuşlardır...  Müstekbirlerin  dinine   girmeden    müstekbirlerin   Müslümanlardan   razı   olmayacaklarını    bilmek  lazımdır... Sayın  Dilipak   İslam   adına   sizin    hocanız  TOKTAMIŞ'a    hiçbir  şey  veremediğiniz    ama;   Toktamış'ın    sekülerizm   adına  sizden   epeyce   şeyler   söküp  götürdüğü    zahirdir.     Endişelerinize  bakılacak  olursa   Kurban  bayramında   tüm   söylediklerinizi   yalayacağınıza    benziyor...Önce   İslami  ilimlerde  söz  hakkı  olacak  ilim  ehlini  yetiştirmeli  daha  sonra da   dinde  söz  söyleme  hakkının   o   alimlere  ait  olduğu     bilinmelidir.   Ağızdan   çıkan   her   sözün   hesabının   verileceği     bir  güne  adım  adım    yaklaştığımız    şuur  ve  idrakini   asla   unutmayalım.   İslam'ın  hükümlerini  hiç  kimsenin   bozmaya,  yozlaştırmaya  hakkı  yoktur.   Rabbim  nefislerimizi  ıslah  eyleye...)        Abdullah  AZİZ