GIYBETİMİZİ  YAPANLARA  HAKKIMIZI  TEK  ŞARTLA   HELAL  EDİYORUZ:

  " ÖZÜR  DİLEMEK ! "   -2-

    "Yüce  Dinimize  göre  Kıybet  yapmak  haramdır.  Bu listeden dolayı kimse gıybetimizi yapmamalıdır!   Sonra  Hakkımızı  helal  etmeyiz!  Sitemizin  Anasayfasında  aynen  şu  cümle  yok  muydu :  "Ehl-i Sünnet Akaidine  Aykırı  Belgesiz  Hiçbir  Bilgiye  Yer  Yoktur. " Kardeşlerimiz  gıybetimizi   yapacaklarına   listenin  yer  aldığı   kaynaklara  baksınlar.  Kaynaklar  üzerinden  araştırma   yapsınlar!!!  Şimdilik  bu  kadar... Gerekirse   yine   cevaplarız... "

  Sitemizin  "Mezhepsizler"  Linkinde  yazılı  isimlerden   dolayı   hakkımızda  yapılan  dedi-kodular  nedeniyle  yukarıdaki  yazıyı  "Mezhepsizler"  linkinin  hemen  altına  koymuş   idik.

      "Misakonline"  adı  altında   sanal  alemde   yeni  faaliyete  başlayan   bir  İnternet  Sitesinin   mesaj  formunda   bizim  yukarıdaki  yazımız  için  aynen  şu  cümle  kullanılmıştır: "Yukarıdaki alıntı olan  yazı  baştan  sona  fitne  dolu."   Bu  talihsiz  cümleyi   görünce  hayretler  içinde  kaldım!   Zira    baştan  sona   fitne  dolu  olduğu  söylenen  yazının  başındaki  ilk  cümle  "Yüce  dinimize  göre  Kıybet  yapmak  haramdır"   cümlesidir.   "Misakonline"  sitesinin  mesaj  bölümünde    "Ottoman"   ismiyle   mesaj   yazan    bu   adam   acep; İslam  dininde  gıybet  yapmanın   haram  olduğunu   bilmiyor  muydu?   Eğer  bilmiyorsa   anın  vacibi  olarak   zaman  geçirmeden   kendisine   İslam'ın  hükümlerini   öğrenmeği   tavsiye  ediyorum.  Şayet    gıybet   yapmanın  haram  olduğunu   biliyor da  bildiği  halde  İslam'ın  bu  hükmüne   "Fitne"  diyorsa   bu  daha  korkunç  bir  cehalettir  ki;  kendilerinin  durumunu    bir  ilim  ehline  müracaat  ederek  öğrenmesini    tavsiye   ediyorum...  Rabbim  kimseyi   cehalet  çukuruna   düşürmesin!!!

    Bu  cehalet  çukurunda  yüzen  adam   meğerse  sitemizde  "M. Ali  Demirbaş"  ismini  görmüş,  bu  isim  üzerinden   bize  iftira  koymamış  atmış!   Ki  ben  M. Ali  Demirbaşla  başka  konularda  nice  yazışmalar  yapmışımdır.  Demirbaş'ın  kitabını   kaynak  göstermek  demek  Demirbaş'ın   düşüncelerini  bire-bir   paylaşmak  demek  midir?   Elbette  kul  beşerdir.  Hatası  olur.  Demirbaş'ta  veya  bir  başkası da  aynen  öyledir.  Peygamber  efendilerimizin (AS)  dışında  hatasız  kul mu  vardır?   Kim  olursa  olsun  ortaya  konulan  deliller   incelenir,  deliller  üzerinden  eleştiri  yapılır.  Bir  görüş  ister  beğenilsin  ister  beğenilmesin,  İslam'ın  mihenk  taşlarına  (İslam fıkhının  kaynaklarına- Kitap-Sünnet-İcma'-Kıya-ı Fukaha) vurulur,  eğer   uygunsa   alınır  uygun  değilse   atılır.   Usul  ve  ölçü  budur!    En   uygun  olan  da  budur.    Eğer  varsa   hatalar   usulü  dairesinde   cevap  hakkı  kullanılarak,    hataları  yine  sahih  kabul  edilen  kaynaklardan   delillerle  düzeltilir.  Mesele  bu  kadar  basittir.  Ama  bizim  "Ottoman"  bey  öyle  yapmamış   görmüş  Ali  Demirbaş  ismini,  açmış  ağzını   yummuş  gözünü!!!!!!   Siz   kimden  aldınız   bu  hakaret  etme  yetkisini?   Varsa  M. Ali  Demirbaş'la,     bir  alıp  vereceğiniz   kendilerinin    veya   bağlılarının   Internet  Siteleri  vardır...  Varsa   kendinize  (ilminize)   güveniniz   buyurun  kendileri  ile  görüşün,   sövüşüyor   musunuz,  dövüşüyor   musunuz   ne   haliniz   varsa   görün!  Yazımın  başlığında da  gördüğünüz  gibi   sizin  gibi  kimselere  kesinlikle  hakkımı     helal   etmiyorum!!!  

      Şimdi  bakıyorum  siz  kendi  kendinize   doğru  bildiğiniz  bir  yolda  İslam'a  hizmet  etmeğe  çalışıyorsunuz...  Diğer  yandan  sizin  Ehl-i  Sünnet  akaidine  ters   gidişatınız  var   diye   sizi  tamamen   kaldırıp  atmam   mı  gerekir?   Sizi  yok  saymam   mı  gerekir?    Asla,  böyle  bir  düşünce  yanlıştır!   Hatalı  gidişatınızın  yanında   faydalı  çalışmalarınızı da  görmekteyim..  Gönül  ister ki   hatalarımız  çok  az  olsun,  hatta  hiç  olmasın... Karşımızda ki   insanları da  aynı  görmeniz  gerekir.   Diğer  konularda   çok  yanlışları   olduğunu   bildiğimiz   bu  insanların    Mezhepsizlere  karşı da  faydalı   bir  çalışma  içinde   olduklarını   kabul  etmemiz   gerekir.  Allahü  Teal  (cc)  cümlemizi    sırat-ı   müstakim  (Ehl-i  Sünnet)   yolundan   ayırmasın...
    "Ottoman"  başka   bir  cümlesinde  ise  şöyle  demiş:  "Mezhepsizliği sapıklık addeden bu insanlar  şunu  bilmiyorlar. Mezhepsiz diye sapık ilan ettikleri bir çok değerli İslam Alimi, Mezhep  kuracak  kadar  (nasıl oluyorsa)  bilgiye  sahip  insanlar."   Peki  mezhepsizlik  sapıklık  değildir  de  ya  nedir  Ottoman  bey?   Sırat-ı  müstakim  midir?  Ehl-i  Sünnet  yolu  mudur? Güvendiğiniz  bir  Lügattan  araştırıp  da  karşılığını   bulmaya  çalışın   bakalım   ne  imiş,  mezhepsizlik?   "Sapıklık"  ise   ehl-i  sünnetin   dışındaki  "Ehl-i  Bid'a"  denilen  tüm fırkaların  ortak  ismidir.   Ehl-i  Sünnet'in  dışındaki  fırkaların  tamamı  "ehli bid'at"tir,  sapıktır.   Zira  Resül-i  Ekrem  (SAV)'in  tarif  ettiği   çizgiden (Ehl-i  Sünnet  çizgisinden)  ayrılmış  yanlış  yollara  sapmışlardır.  Bu  Mezhepsiz  insanlar  sizin  gözünüzde  "Mezhep  kuracak  kadar"  ilme  sahiplerse  varsın  kursunlar   mezheplerini,  kim  ne  demiş?   Koysunlar  Usullerini    ortaya,   yazsınlar  akaidlerini,  yazsınlar  ilmihallerini  çıksınlar  ortaya...  Müslümanlar  beğenirlerse  baş  tacı  yapar  o  mezhebin  görüşleriyle  amel  ederler,  beğenmezlerse   güler   geçerler... Hepsi  bu  kadar!   Buna  bir  itirazınız  olabilir mi?    Yoksa  o  zaman  illa    da   bizim  mezhep  imamımızın  içtihatlarıyla  amel  edeceksiniz mi  diyeceksiniz?  Böyle  bir  dayatmaya   hakkınız  olabilir  mi?    Bırakalım  herkes   kendi   hür  iradesiyle   taklit   edeceği   imamı   kendisi   belirlesin!!!  

     Diğer  bir  cümlede  ise :
"Aslında bunların arkasında yatak gerçek, bu değerli alimlerin mezhepsiz  oluşları  değil.  Tarikat  ve  cemaat  bağlantılarının olmayışı."  denilmiştir!

      "Ottoman"  bey    maalesef   gerçek   sizin  bildiğinizin  tam  tersidir!!   Mezhepsiz  denilen  bu  insanlar  (özellikle  Mason Efgani)  cemaat  ve  tarikat  kurmuşlar,  nice  insanları  cemaatlarına,  tarikatlarına  üye  yapmışlardır...  Ancak  tabii  ki   bu   cemaatler  ve  tarikatler  sizin   aklınıza   gelen  İslami  cemaatler   ve  tarikatlar   değildir!!!     "Mason   tarikatları  ve  Mason  cemaatlarıdır" ...  İslam   dünyasına   masonluğun   yayılması    sizin  ilmine  hayran kaldığınız   ve   alim  dediğiniz   masonlar   sayesinde  olmuştur.   "Mısır'da  Milli  Mason  Locası  açmış, 300'e  yakın  üye   toplamıştır."   "Radikal  Fazilet  Locasını"   açmış   cemaat  toplamıştır.   Hem  de   tüm  dünya   hakimiyetini   ellerinde   bulunduran   İlluminati  çetesine  bağlı,  İslam  alemini  kasıp  kavuran   tarikat  ve  cemaatlardır!

    "Ottoman"  bey,  "Fitneyi  uzakta  aramaya  gerek  yok.  Fasıklar  burnumuzun  dibinde  kol  geziyor." demiş!  Bu  cümleyi  iyi  yorumla  ve  yahut  ta  kötü    yorumla  aynen  sahibine  iade  ediyorum.   Hem de  başta  belirttiğim  gibi     "Gıybet  etmenin  haram  olmasına"     "fitne"  diyen    cehalet   denizinde   yüzen   cahillerden  yüz  çevirerek... 

    "Ottoman"  bey,   "Herkesi  isim  isim  fişlemek  kimseye  fayda  kazandırmayacaktır."  demiş... Biz  İslam  aleminde  dost-düşman   herkesin   "mason"   olarak   kabul   ettiği, Abdülhamit  Efendi (Rh.a)'in  "maskara" dediği,  bazı   alimlerimizin   küfrüne  fetva  verdiği (Ebul  Hüda  Efendi, Mümtazer  Türköne,  "Cemaleddin  Efgani, sh:89.-Ahmed  Halil  Fevzi  Efendi,  Şeyh  Mustafa  el-Mağribi,  Şeyh  Muhammed  Cenbihi, Şeyh  EbulHuda  es-Sayyadi,  Şeyh  Abdurrahman  Şirbini,  Lütfi  Cum'a  ve  Suriyeli  Şibli  Şumeyyil  vb.  daha  birçok  ulema,  Muhammed  Reşad, C.Efgani  Etrafında  Makaleler,  sh:232.)   "kafir"  dediği  İslam   düşmanlarını   deşifre  ederek   Allah (cc)'ın   dinine  yardım   ediyoruz.   İslam'ın  dışındaki    ehl-i  küfür   bizim  için   ne  diyecekmiş?  ne  derse  desin,  bizim  için  hiçbir  önemi  yoktur.....Allah  (cc)  razı  olsun  diyenlere  teşekkür  ederiz,  demeyenlere   ise  hüsn-ü  zan  ederiz!    Allahü  Teala (cc)'nın  Kur'an-ı  Kerim'de,  Ebu  Lehebin  ismini   vermesi,  (haşa)  ol  müşriği  fişlemek  değil;  tam   aksine  müslümanlara    tanıtmaktır!

   Mesleği  "kitap  okumak  ve  kitap  tanıtmak"  olan  bir  müslümana  kitap  okumayı  tavsiye  eden   insana  bilmem  ne  demek  lazımdır?  Biraz da  kendiniz  okusanız  iyi  olur  diyelim!!!   Kaldı ki   ismi  geçen  zatın  (Prof. Muhammed Ebu Zehra'nın) mezhepsizliği  yanında  İslam'a  nice  hizmetleri  olmuştur.  Diğer  masonlar  gibi  İslam'a  ihanet  etmemiştir.  İşte  bu  takdir  duygusudur.  Önemli  olan   herkesi  olduğu  gibi  tanımak  ve  tanıtmaktır.  Şimdilik  bu  kadar  yeterlidir.   

.............................................................................................................................................

GIYBETİMİZİ  YAPANLARA  TEK  ŞARTLA  HAKKIMIZI  HELAL  EDİYORUZ:

  " ÖZÜR  DİLEMEK ! "   -3-

   Yine  "Misakonline"  adı  altında   sanal  alemde   yeni  faaliyete  başlayan   bir  İnternet  Sitesinin   mesaj  formunda   "Ebu  Huzeyfe"  isimli    başka  bir  "Hatırlı  Üye" bizim  yukarıdaki   yazımızı  almış  "Mezhepsizlerin"  listesini   sıralayarak   kendine  göre   isimlerin  önüne  notlar   düşmüş,  daha  sonra da  "Ottoman"  ismindeki   yoldaşını  takviye  ve  teşekkür   mahiyetinde;  bize  ise   tam   tersi   bir   tarzda  hakaret  ve  iftiralarda  bulunmuştur.

     Bu  "Ebu  Huzeyfe"   isimli   ademe  hemen  şunu  hatırlatayım ki,  Allah (cc)  rızası  dışında  en  küçük  bir  rant  gayemiz,  gelirimiz  veya   başka   herhangi  bir  niyetimiz  yoktur.   Benim   asıl  gayem  Allahü  Teala (cc)'nın   rızasını  elde   etmektir.  Sizin  dinle-Allah  rızası  ile  bir  işinizin  olup  olmadığı  da  beni  pek  fazla  ilgilendirmiyor.   Anadolumuz'da   güzel  bir  ata  sözü  vardır : "Baldan  yeyip  pekmezden  parasını  verme"  diye.  Allah   (cc)  korkusunu  ve  kul  hakkını  düşünen  bir  Müslüman'ın    tanımadığı  bir  Müslüman  aleyhinde  bu  tür  dedi-kodu  üretmesi,  hele  hele  iftirada  bulunması  asla  ve  asla  caiz  değildir.  Kişi  ikrarı  ile  muaheze  olunur...  Bizden  sözünü  ettiğiniz  türden   lafızlar  mı,  açık  veya  kapalı  beyanlar mı  duydunuz ki,  bu  iftiraları   yapma  cesaretini  gösterdiniz?   Hele  hele  "demokrasi  ve  demokratlık"  gibi  kavramların   benim  kafamda  ve  lügatimde  asla   yeri  yoktur,  olamazda;  zira  ben   İslam'a   inanmış onu   kavramış  ve  ona  uygun   bir  hayat  yaşamaya  çalışan  bir  Müslüman'ım   elhamdülillah...

    "Çünkü yine bu aynı iftiracı kişilerin iddiasına göre; bir insanın Arapçayı bütün yönleriyle bilmesi, Kur'an ve Sünnete vakıf olması ve dahi   Usul  ilmini  bilmesiyle beraber içtihad   hakkı  doğar."  cümlenize  gelince...  Bahsettiğiniz  zat-ı  muhteremlerden  hangisi   usulünü  ve  fıkhını   ortaya  koydu   içtihat  etti de  önüne  çıkan  oldu?    Hangi  müçtehid  içtihat  ederken  bir  başkasından   izin   alarak   içtihat  etmiştir  veya    başkasından   izin   alarak  mezhep  kurmuştur?   Hem  hayranı  olduğunuz  insanlar  kendilerini  savunamıyorlar  mı da  siz  savunma  ihtiyacı  duyuyorsunuz  veya  avukatlığına  soyunuyorsunuz?   Kimin  mezhep   kurma   gibi  bir  hevesi  varsa     kursun  mezhebini  çıksın  yola,  peşine  giden  gider,  gitmeyen   gitmez!  Mesele  bu  kadar   basit.  İster  arapça  bilsin,  ister  bilmesin     ister  Kur'an'a  vakıf  olsun,  ister  olmasın  zaten  Sünnetle   bir    işleri  olmaz.  Geriye  kaldı  bir  usül  meselesi   oda  olmasın  vesselam...  Elbette  Ehli  ehva   için  bu  tür  şartlara  lüzum  olmamalıdır,  çünkü  bu  şartlar  olunca   kimse  heva  ve  hevesine  göre   konuşamaz,   egosunu   tatmin  edemez!!!     Rabbim  sapıkları  ıslah  eylesin...

   "emin  olun  üstteki   ulema   zincirini   mezhepsiz   ve sapık ilan edenlerin hiç birisi -bir tanesi bile- bu adamlar ne diyor diye kulak bile vermemişlerdir."demişsiniz.  Bu  ilk  cümlenizde  özellikle "-bir tanesi bile-"  diyerek  o  kadar  gülünç  bir  tezada  düşmüşsünüz ki  Allahü  Teala  (cc)  sizi  ıslah  eyleye...  Bir  yanda (Ahmed  Davudoğlu  değerli bir ilim adamı olduğu için bilgisi  de  görüşü de önemlidir)  diyeceksiniz  arkasından da  "-bir tanesi bile-"  diyerek  alim  olarak  kabul  ettiğiniz  rahmetli  A. Davudoğlu  hocamızı    inkar  edeceksiniz?    Bu  kadar  çelişki  olur mu?   A. Davudoğlu (Rh.a)   hocamızın  "Dini  Tamir  Davasında  Din  Tahripçileri"  adlı  kitabında  kayıtlı  "Mezhepsizler"  listemizdeki   yirmi  iki din  tahripçisinden      sadece   ben   altı  tanesini      aldım...  Zaten  geride  kalan  çömez  takımının   isimleri   rahmetli  Davudoğlu   hocamız  hayatta   iken      isimleri    pek  anılmıyordu.   Elbette   boş  laflara   kimse  kulak  vermez.

   "Halbuki, -mesela Allame Kardavi- bu türüne  az  rastlanır cehalet-i cehlaya sahip her yönden gayr-i müteehhil terbiyesizlerin binlercesini cebinden çıkarır. Dr. Kardavi, belki de asrın yetiştirdiği dev bir dehadır."  demişsiniz.  

   Peki   siz  bir  Kardavi  hayranı  olarak,  "Kardavinin  mezhebini  biliyor  musunuz?"  diye  sorsam,   Allah  rızası  için  ne  cevap  vereceksiniz?   Gerçekten  bir  mezhebi  var  mı?    Aldığımız  bazı duyumlara göre,  Kardavi'ye "Hanbeli""Şafii" diyenler   var,  "Vehhabi" diyenler  var,  hatta "Hanefi"  diyenler  dahi  vardır.  Ama   ben  bu  duyumların  hiç  birisine  inanmıyorum.  Size  tavsiyem  sakın  sizde  inanmayın.    Zira  Hocamızın  kendisi  hiç  bir  mezhebe  bağlı  olmadığını  kitabında  kendisi  ilan  etmiştir. (Kardavi, Ç.Fetvalar,1/sh:13)    Acizane  bizim  anlamakta  güçlük  çektiğimiz   husus  şudur:  Adam  kendisi  herhangi  bir  mezhebe  bağlanmayı   kendisine   yakıştıramıyor  ve  mezhebsiz  olduğunu  ilan  ediyor da   kendini   bilmez  bir  takım  terbiyesizlere  ne  oluyor  da  yerlerinde  oturamıyorlar?    Kendisi    kendisini  öyle  tanıtmış,  bizde  aynen  kendi  söylediğini  tekrar  ediyoruz,  bunda  gocunacak  ne  var,  niçin   gocunuyorsunuz?     Kardavi   veya  bir  başkası    çağdaş  içtihadlar  yaparak  yeni  mezhepler  oluşturacaklarsa   gerekli   şartları  oluştursun  yapsınlar.   Ehl-i  Sünnet  fukahası   gerekli   şartları  şu  şekilde    sıralamışlardır.   Bu   açıklamalar da    haddini  ve  kendini  bilmeyenlere   bizim   küçük  bir  hediyemiz   olsun.

                "MÜCTEHİD  OLABİLMENİN  ŞARTLARI

 
     Halbu ki, bu  kardeşlerimiz  usûl   hakkında   bir   bilgiye   Sahib   olsalardı, hayatlarında usûle dair  bir   kitap   okusalardı   hiçte   böyle düşünmeyeceklerdi. Hakikatin hiçte onların söyledikleri   gibi   olmadığını   anlayacaklardı.
  Zira   mü'minler   ilim   ve  bilgi   bakımından  iki  haldedirler. Ya  müctehid,  Yada Mukalliddir. Şimdi    müctehid   olabilmenin   şartlarını   bazı   eserlerden   olduğu   gibi   aktarmaya   çalışalım:
1- İslâm  hukukunun  kaynaklarını  inceleyebilmek  için  Ârapça'ya vakıf olmak.
2- Kur'an'ı   ve   Kur'an  ilimlerini  bilmek.
3- Sünneti   ve   ilgili   hükümleri  bilmek.
4- Fıkıh   usulünü   bilmek.
5- İcma'  ve   ihtilaf   konusu   olan  konuları  bilmek.
6- Şer'i  hükümlerin  amaçlarını  ve  gözetmiş  olduğu  maslahatları  bilmek,
7- Doğru   bir  anlayış  ve  iyi  bir  takdir  gücüne  sahib  olmak.
8- İyi   niyetli   ve   sağlam   itikad   sahibi  olmak.
9- İçtihada   fıtri   kabiliyeti  olmaktır. (9)
    İbn  Melek   ise  şöyle  der :
1- Kur'an-ı Kerim'in lügavi ve şer'i manalarıyla beraber ilmini, Has, Âmm, Muavvel, Zahir, Müfessel, Muhkem, Hafi, Müşkil, Mücmel, Müteşabih, Hakikat,  Mecaz,  Sarih,  Kinaye gibi kısımlarını   bilip   ihata  etmesidir.
2- Sünnetin,  Tevatir,   İştihar,   ve   ahad   gibi   yollarıyla   beraber   ilmini  bilmesidir.
3- Kıyasın   yollarını   ve   şartlarını   tanımasıdır.
 

     Yine   İbni  Abidin haşiyesinin "KİTÂBUL-KADA"da "ÎCTÎHAD VE ŞARTLARI BAHSÎ",  başlığı   altında   şunları   yazıyor :   "İctihad edende var olması gereken şartlar :
I-Müslüman olmak

2- Akıllı olmak

3- Baliğ olmak

4-Fakihün-Nefs bulunması. Yani taban ve yaratılışında (delillerden hüküm çıkarma hususunda) çok anlayışlı olmalıdır.

5- Arab lügatini bilmesidir.

6- Hükümlerle ilgili bulunan Kur'an-ı Kerim ayetlerini ihata edici,Nasih,Mensuh, Sened ve Metin yönünden hadis-i şerifi bilici bulunmasıdır.

7- Kıyası bilmesidir.
Bu şartlar mutlak ve bütün hükümlerde Fetva veren MÜCTEHİD için gereklidir. (10)


  
"Muhtasarü Şerhüs-Sünne" adlı eserden Bulûgul-Meram Şerhi Fethul Allam. Müctehid konusunda  şunları  naklediyor:  "Müctehid,  beş   ilmi  nefsinde  derleyen  yani  bilen  kimsedir:

a) Allah kitabının ilmi

b) Rasulullahın sünnetinin ilmi

c) Selef-i Salihin alimlerinin ittifak ettiği konuların ilmi,

d) Lügat ilmi,

e) Kıyas ilmidir.
 
I- Kıyas: Bir hükmü açık -seçik olarak Kur'an, sünnet ve icma\ia görmediği takdirde o hükmü Kur'an ve sünnetten çıkarma yoludur.
2- Kitab ilminden; Nasıh-Mehsuh, Mücrael-Müfesser, Has-Âmm, Muhkem-Müteşabih, Kerahat-Tahrim, İbaha ve Nedib olan kısımlar kasdediliyor.
3- Sünnet'ten de bu kısımlarla beraber, Sahih,Zaif,Mürsel,Müsned deni -len bölümleride bilmelidir. Sünnet'in kitab üzerine terettüp etmesi ile aksini*"bilmelidir, öyle ki, görünürde Kitaba ters düşen bir ha dişi gördüğünde onun nasıl kitabla uyum sağlayacağını bilmelidir. Zi ra sünnet kitabın açıklamasıdır. Aslında onunla çatışmaz. Ancak ikisinin hakkında varid olan şer'i hükümleri bilmesi vacibdir. Hüküm -ler dışında kalan Kıssalar,Haberler, Mev'izelerim bilinmesi şart değildir.
4- Lügat ilminden, kitab ve sünnet'te varid olan ahkâmın manalarını bilıneside vacibdir.
5- Ashab-ı Kiram ile tabiîn'in ahkâm hakkındaki fikirlerini ve ümmet fakihleaeinin f etvalarından çoğunu bilmesi de ger eklidir. Zira bunları bilmediği takdirde onlara muhalif hüküm verip icma'ı bozabilir. Bu nevilerin hepsini bildiğinde müctehiddir. Bilmediği takdirde çıkar yolu ,  bir   müctehide   uyup   TAKLÎD  etmektir.
   

   Başka   bir kitapta;   îctihad mertebesine, ancak şu gelecek sıfatlarla  muttasıf bir kimse varabilir :
1- Şerli   hükümleri   delillerden   çıkarma   imkânını   veren   zekâya  sahip  olmasıdır.
2- Allah'a, Allah'ın sı'atlarına doğru inanması,Allah'in Resulünü Allah katından getirdiği hükümlerde   tasdik   etmesidir.
3- Kur'an'in   manalarını   lügat   ve   şeriat   bakımından  bilmesidir.
Lügat     yönünden   bilinmesi,  kelimelerinin ve cümlelerinin manalarını ve irade ettiklerindeki, özelleklerini     bilmesi demektir. Bu takdirde lügat, Nahiv, Sarf, Ma'nî  ve Beyan ilimlerinin ifade  ettiğini     tabii   olarak   bilmesi   ve  öğrenmesi  lazımdır.
    Şeriat   yönünden   bilinmesi;   hükümlerde tesir eden manaları bil mesi demektir. Lafzın Hass, Amm, Müşterek, Mücmel,  Müfesser,  Müşkül, Muhkem,  Hafi,  Nass ve Müevvel gibi kısımlarını bilmesi demektir. Hükmü talep ettiğinde muhtaç olacağı noktalara derhal başvurabilecek   derecede   bu   kısımların   beherinin   hükmünü   bilmelidir.
4- Sünnet'i  bilmesidir. Bu da  Hadisin tâkendi'si olan metnini,bize geldiğinin yolu olan,  Tevatür,  Şöhret,  Ahad gibi   senedini,  rivayet   edenlerin halinin, cerh ve tadili bilmesi demektir. Hadis  metninin   bilinmesinden gayemiz; Kur'an'ın bilinmesi maddesinde geçtiği  tarzda,   lügat  ve  şeriat   yönünden   manalarını  bilmek demektir.
5- Doğru hüküm çıkarmak için şartları,hükümleri,kısımları,o kısımların makbul ve merduduyla KIYÂSIN vecihlerini  bilmesidir.
6- ICMA' edilenin hilafına fetva vermemesi için ÎCMA'  edilen   meseleleri bilmesidir.
7- Mensuh  edilmiş  bir  hükmün   içine   girmemesi   için   NASÎH ve MENSUH'u bilmesidir.
8- Adil olmasıdır.  Fetvasının  kabul olunması için bu şarta ihtiyaç vardır. Çünkü dini meselelerde "FASIK"  kimsenin  sözü   kabul  edilmez.
9- İCTÎHAD'ın karşısında NASS veya ÎCMA1 gibi kesin bir delilin bulunmamasıdır. Bu şart,içtihadın caiz ve helal olmasının şartıdır. Böylece anlaşılıyor ki,hakkında içtihad edilen hüküm,kesin delili bulunmayan serî hükümdür.Nass veya icrası gibi kesin delilin karşılığında içtihada   kalkışmak helal değildir.
     Yaklaşık olarak müctehid   için bu vasıfların şart koşulması bütün kaynaklarda yer almaktadır......
    
    Hatemül  enbiya Hz.Muhammed  (sav)'de ümmetini uyarmış ve doğru yoldan ayrılmamalarını tavsiye  etmiştir.   Zira   ümmetinin   yetmiş  üç fırkaya  ayrılacağını   haber vermiştir.  Konumuzun daha iyi kavranabilmesi için yukarıda ki, hususları  açıklamak zaruretini anladık. Demek ki bu ilimlere hakkıyla vakıf olmayan insanların konuşmaları veya yazmaları,  bizi bağlamamalıdır.  İslam'dan   haberi   olan şuurlu bir mü'min bunların sözüne hiç itibar edebilir mi?   Elbette   etmemelidir."
   
"Bu nokta çok önemli... Çok önemli... Çünkü meselenin aslının mezhepsizlik değil, bir Rant kavgası olduğu anlaşılıyor. Meselenin Din ile uzaktan yakından alakası yok. "     Bu  cümle  ile  ilgili  izahımız  "Ottoman"  beye  verdiğimiz   cevabi   yazımızda   vardır.
      "Halbuki, -mesela Allame Kardavi- bu  türüne  az   rastlanır cehalet-i cehlaya sahip her yönden gayr-i müteehhil  terbiyesizlerin   binlercesini    cebinden  çıkarır.  Dr. Kardavi, belki de asrın yetiştirdiği dev bir dehadır."   Bu  cümleyi  yazan   terbiyeli  adamın    terbiyesi   kaleminden  fışkırmış  paçalarından  dökülmüş  maşa'Allah!!!    Edeb  ve  terbiye  her  şeyden    evvel   sahibine  elzemdir.  Bir  alimi  meth-ü sena  ederken     diğer   Müslümanları     terbiyesizlikle   itham  etmek   olsa  olsa  ancak  "terbiyesizlik"  ve  "edepsizlik"  olur...

    "Filistin'de  politik  veya menfeatvari sebepler yüzünden istişhad eylemlerini hiç bir alim savunamazken, o açıktan ve kıvırmadan ve dahi felsefe yapmadan fetvayı verdi. Onları her zaman desteklediğini ve onlar için duacı olduğunu Yahudilerin ve bir türlü haya perdesi inememiş Ümmetin gözünün içine baka baka... Hakeza Irak'ta... Sivil abdli ve ingiliz pisliklerin bile rehin alınıp öldürülebileceğini ondan önce ve dahi ondan sonra hiç bir alim veya siyasetçi ne dile  getirebildi  ne de  düşünebildi.  O  Ümmetin  yüzakıdır!   Bari  sahip  çıkmasını  bilelim! "

     Yukarıda    dile  getirilen  hakikatlere  katılmamak  mümkün  değildir.  Kardavi'nin  bu  yiğitçe  çıkışlarını   duyduğum  zaman  belki  sizden  önce  ben  Allah (cc)  razı  olsun  demişimdir,  hem de  gözlerim  yaşararak!    Ama  bu  demek  değildir ki;  ondan  başka   hiçbir  kimse   müstaz'af   mü'minler   için  bir  şey   söylemedi,   bir  şey  yazmadı.     Kardavi'nin  bu  çıkışını  her  zaman  paylaşmak  tüm  ümmet  üzerine  bir  vazifedir.   Yani  Kardavi  öyle  dediği  için  değil,  ümmetin  öyle  olması  gerektiği  için.  Ayrıca  Kardavi'nin   bu  ve  buna benzer   çıkışlarının   varolması   o'nun   bir  mezhebe  bağlı  olduğunu,  hatasız   olduğunu  göstermez... Bu  davranış  bizde  takdir  duygusunun  varlığını  göstermektedir.  Herkesi   olduğu  gib  görmek!  Bu  incelikler  gözden  kaçırılmamalıdırlar.   Ama  şu  tarihi  gerçeği de  artık  herkes  kabul  etmeğe  başladı ki,  Afgani  denilen  zındık   herif    hilafeti  yıkmak  için  orta  doğuda    İngiliz  ajanlığı  yapmış  İngilizler  adına  çalışmıştır!   Aynen   onun   gibi  tilmizi  Şeyh  Tantavi  denilen  be'am  tipli  herifin   geçtiğimiz   günlerde  "abdli ve ingiliz pisliklerin"  Irak  İslam  toraklarına  girmesinin   caiz  olduğuna  fetva (!)  vermesi  gibi!!!   "Afgani  denilen   adamın   İngilizlerle  gizli  münasebetleri   tesbit  edildiğinden  dolayı  İstanbul'dan   gitmesine  izin   verilmemiştir.  Afgani   çok   yalvarmışşa da   ölene  kadar  İstanbul'dan   ayrılamamıştır."   (Başbakanlık Arşivi,  Yıldız  Esas Evrakı No:14 Evrak Ko:1103)    Üstelik,   Sultan   Abdulhamit  Afgani'yi   sevseydi      Mason   Afgani   için   "Maskara  adam"  der miydi?"

     Batıyı   taklid   hastalığının   karşısında  yer  alan   devrin  Şeyhülislamı M.Sabri Efendi (Rh.a) durumu şu cümlelerle dile getirir:  "Müslümanlarsa  yakalandığı   hastalıkların  en sonuncusu ve onların ölümünü hazırlayan hastalıkların en şiddetlisi olan 'Batıyı taklit'  hastalığı,  firengiden   bile çok daha şiddetli ve zararlıdır.  Bu hastalıktan kurtulma safhasına gelmiş insanları bırak,  onu tedavi etmek isteyenlere bile hiç farkında olmadan bulaşmaktadır."  (M. Sabri   Efendi-İnsan ve Kader-sh:15)

    Peki   batıyı taklid etmek için çırpınanlar kimlerdi?  Kim   olacak   mezhepsiz  mason  Efgani'nin  tilmizleri   ve  genelde  İttihatçılardı.    Devrimin çakıl taşları olan bu mason  sever  Efgani  hayranı  ittihatçılardan   bir   kaç   tanesinin   birkaç   cümlesini   alıp   asıl   konumuza   dönelim.   Günümüzdeki  mezhepsizlerinde  yüzde  doksanı  bu   mason  Efgani'nin  yolunda  yürüyen    kuyruk  takımlarıdır.    Bakalım   bunların  akıl  hocaları  kimlermiş?

1-Abdullah  Cevdet: Batı hayranıdır,  din diye bir şeyi kabul etmez. İslâm aile hayatını, kadının  örtüsünü  kabul etmez,  İçi  İslama hakaretlerle dolu müsteşrik islam düşmanı Dozi'nin yazdığı "İslamiyet Tarihi'ni terceme etmiştir.  Afgani ve Abduh'un hayranıdır. Avrupa'dan  damızlık erkek getirme fikrini ileri süren ve Allah'a küfreden bu adam birde "içtihad" adında dergi çıkarır.   (İçtihad.C.5 s.126 sh:1147.1914)  İctihad  kapısının açılmasını   savunan ve içtihat edilmesini isteyen bu adam acaba hangi ictihad için çırpınıyordu?   Elbetteki  İslam'ın  hayattan  uzaklaştırılması  içtihadı  idi.  A. Cevdet ilham aldığı  üstadları  için aynen şöyle der:  "Şeyh C. Afgani'yi  tanımadım.  Fakat Şeyh M. Abduh'u  tanıdım.  Bu asrın en büyük mümini olan   Mısır   dünyasının   müftüsü  mağfur Şeyh M.Abduh   Efendi hazretleri temiz ruhunu teslimden evvel İslâm için söylediği mersiyede:  "Ben  dinin  ıslah   olmasını murad  ettim.   Korkarım ki cahil sarıklılar onun idamına   hükmedecekler!"  (İçtihad.  sayı: 150.  sh: 3120.  1922)  Nitekim  öyle de  olmuştur.

2-Celal Nuri: İttihad-ı İslam adlı eserinde fikha hücum etmiş, dört ehli sünnet mezhebinin sistemleştirdiği  İslam fıkhının   dondurulmaktan   kurtarılması   ve ictihad kapısının Avrupalının    bulunduğu  şartlar  nazara   alınarak   açılmasını,  kadının  örtünmesine   gerek  olmadığını,   İslâm'ın   muamelat   kısmının   değiştirilmesini  ister.  Ulamanın Müctehidleri taklid   etmesinden   rahatsız  olduğunu,   latin  harflerinin    mutlaka  kabul  edilmesini   kültür   değişmesi  için şart olduğunu,  Peygamberi   sanatkârlarla   mukayese ettiğini,  İbn-i Rüşd'ü   büyük   bir   alim  Ebu-S Suud ve Zembilli Ali Efendileri de onun yanında bir sümüklü   böcek gibi  ördüğünü  söyler"   (Tarih-i İstikbal,  sh.74-75)   Onunda   Afgani ve Abduh  pareleline   düştüğü   açıktır.  (Sadık Albayrak Şeriat'ten Laikliğe,sh.319)

3-Şerafettin Yaltkaya: Dine  yeni   bir şekil verilmesini ister.  İslam'ı   Hıristiyanlığa  benzetmek  için  çırpınır,  Kur'an-ı Kerim'i felsefi bir görüşle ele almayı ister,  hocaların rahlelerinin  sırtlarına   verilip karakol karakol dolaştırıldığı devrede 6 yıl Diyanet reisliği yapar.  İşte bu adamda ;  ulemanın Abduh'un ve Afgani'nin   yolunda hareket etmesini ister.  Hep   Ehli   sünnet  dışı  düşünceler  üzerinde  durur.  (S.Albayrak, Dev. Çakıl Taşları sh.119)

4-Şemsettin Günaltay:  İlk başta Din-i İslam-ı savunur  görünür, fakat kurtuluşu reformda arar.  Müctehidleri taklid etmeyi   yerer.   Daha   sonraları   ise şeriatı istemez,  red eder ve inkâr  eder.  "Bizim hayata ait bütün kanunlarımızı meclis yapar",  mezhep imamlarını insafsızca küçümser.  C.Afgani'nin  şakirdi   oIduğunu  (Şeriattan Laikliğe, S.Albayrak sh.301)  İlhamını  ondan  aldığını  söyler.  Günaltay 1949'da  163. maddenin müzakeresi sırasında açıkça  ilgili  maddeyi  savunur  ve   "Biz bu memlekette İrtica'ı yaşatmayacağız"  diyerek hangi  yolun yolcusu olduğunu izhar eder.   Mösyö  Yazarımızı  (Y.Kaplan)  içeri   tıkan madde ne idi? 163. değil miydi?    İşte bu madde Afgani'nin şakirdi olan,  ilhamını ondan alan başvekilin   marifetiyle   ceza   yasasına   konduğunu   bilmeyen   yoktur.

5-Ahmed  Ağaoğlu:  İslamda reform ister,  Fransa'nın   medeni   hukuk sistemini ister,  Türkçe Kur'an'la  namazın  türkçe  olarak  kıldırılması  fikrini  ileri sürer,  dini  esasların devrini  doldurduğu saplantısını öne sürer.  Bu adamda: "Din ulaması Şeyh Abduh,  Şeyh C.Afgani ve Musa Bigiyef   gibi   zevatın açmış oldukları yol üzerinde mücahede edilebileceğini ileri sürer.'  İslam bir amil olacaktı.  Fakat,  üzülerek söylemek lazım gelir ki Şeyhülislamlık unvanını  taşıyan,  lakin  İslamiyet   için   bir leke   olan  M.Sabri gibi 20. asırda  9. asrın el-Kaim Billah'larını taklid  ederek  kadınlara elbise formaları tayin eden ve sokaklara  çıkmalarını   yasaklamaya   kalkışan  "Din" reisleri  elbetteki   İslamiyeti   anlamaya malik   olamazlar.  (Ağaoğlu Ahmed-Üç Medeniyet-sh.66-67,1928)   Bunların  mason  hayranlıkları   hep  tesadüfi olmuştur  mu  diyeceğiz?

     "Kanal7 tv.  canlı  yayında  Hayri  Kırbaşoğlu'nun,    taklit  ettiği  masonları  ele  verme   itirafına   bir  bakalım:   "Arkadaşlar!   Bu  noktaya  gelmemiz  kolay olmadı. Geleneksel  değerlerden kurtulmak yüzyıllarımızı aldı.  Efganilerin,  Abduhların  attıkları  tohumlar   bugün   yeşermiştir.   Onlar  olmasaydı bizler bugün böyle meseleler   hakkında   cesurca  konuşamazdık.  O yüzden bu âlimlere  ve   derin çalışmalar   yapan   müsteşriklere   büyük  şeyler  borçluyuz.”   Bu  ilahiyatçının  bu  zırvalarından  başka  daha  bir  çok  zırvaları da  vardır.     Zira  bu  ilahiyatçı  İslam  fıkhı  için  "Ortaçağ  Kültürüdür"  diyen  bir  ilahiyatçıdır!  Ayrıca  "Hadd-i Recm"i,  "Şahitliği",  "Erkeğin  Aile reisliğini",  "Hadd-i Sirkat"ı,  "Miras paylaşımını",  "İrtidat cezasını" vb.  Allahü  Teala (c.c)'nın  bir  çok  hükmünü   reddetmektedir."

  Ayrıca  "Ebu  Huzeyfe";

" 8-M.  Ali  DEMİRBAŞ "MEZHEPSİZLER" İki Cilt
  9-H. Hilmi  IŞIK  "Dinde Reformcular"   
gibi  ilimle  uzaktan  yakından alakası olmayan şaklabanların eserleri kaynak  sunulmuş. Bu tam bir bedbahtlıktır!  ve  Misak  ailesine  de  asla  yakışmayacak  bir  tutumdur!"
demiştir.

  "Mezhepsizler"  listemizin   kaynaklarını  alırken  1.  kaynaktan  7.  kaynağa  kadar   aşağıya  aldığım  şu  beş  kaynak  hiç  gündeme  getirilmeden 

 1-Ahmed  DAVUTOĞLU                        "Dini Tamir Davasında  Din  Tahripçileri"            Bid'atlarla  Müc.Yay.

 2-Prof.Said  Ramazan el-BUTİ              "Mezhepsizlik"                                                            Bedir  Yayınları

 3-Dr.Hasib  es-SAMARRAİ                   "Mezhepsizler"                                                            Bilge  Yayınevi

 4-Muhammed  REŞAD                            "C. Efgani Etrafında Ehl-iMakaleler"                      MAT-YAPIM  Matbaacılık

 5-Enver  BAYTAN                                   "Sultan Hamidi  Olmayan  MASKARALIKLAR"  Mevsim Yayıncılık

 6-M. Es'ad   DİLAVEROĞLU            Telfik-i   Mezahibe  REDDİYE                                   Sebil  Yay.İst.  

 7-Prof. Muhammed  Ebu Şehbe             Sünnet  Müdafaası  (Difaun  Ani's Sünne)        Rehber  Yayıncılık    (Yeni eklenmiştir.)

      8. ve  9.  sırasındaki   kaynak   isimlerin     eleştiri   konusu  yapılması  ve  bu  kaynaklar  üzerinden  şahsımıza   yönelik     iftiralara   baş  vurulması     hiçte  adil  bir  davranış  olmamıştır.  Eğer  gerçekten  haklı  bir  eleştiri  yapılacaksa   aklen,   ilmen  ve   mantıken    öyle   yapılmaması  gerekirdi!     Biz  ne  demişsek  kaynaklardan  demişiz,  isbatı  ortada.   Sizin de  varsa  ilmi  bir  deliliniz  bu  kaynaklarda  dile  getirilen  görüşleri  yine  sahih  kaynaklardan  delillerle  çürütmeğe  çalışın... Allah  (cc)  rızası  için  hareket  eden  bir  mükellefe  düşen  budur.  Yoksa  "sen  falancı  kitabı  niçin  kaynak  gösterdin"  diyerek  bir  müslümanın  gıybeti  yapılmaz,  ona  iftira  atılmaz!    Hele  hele  her  zaman  dile  getirdiğim  bir  husus  vardır ki,  Sitemin   "Misak Dergisi"    ile  veya  "Vahdet  Vakfı"  ile  resmi  hiç  bir  bağı  yoktur"  dememe  rağmen   bu  yazıyı da  ilgili  linkin  altında  kocaman  bir  punto  ile   "NOT: Sitemiz  Şahsa  Ait  Özel  Bir  Sitedir.  "Misak Dergisi"  ve  "Vahdet Vakfı"  İle  Resmi  Hiçbir   Bağı  Yoktur."   diyerek  not  düşmeme  rağmen  illa da  dana  altında  buzağı  arama  misali  "Misak"  ailesinden   söz   edilmeğe   çalışılması  tam  bir  bedbahtlıktır...  Tabii  siz  onlara  şaklaban mı  dersiniz,  başka  bir  şey  mi  dersiniz  o  beni  ilgilendirmez...  Tekrar  ediyorum  varsa  ilmi  bir  deliliniz  çıkarsınız  karşılarına  konuşursunuz  o   "şaklabanlarla" !!!    Ortada  bir  gerçek  vardır ki,  bir  müslüman  bir  kitap  yazmış,  bizde    "Mezhepsizlik"   konusunda  bu  kitabı kaynak  olarak  göstermişiz,  sizlerde   bizim  bu  davranışımızı   aklınızca    bedbahtlık   olarak  yorumlamaya  kalkışmışsınız (!)...  Biz de  diyoruz  ki  asıl  bedbahtlar  delilsiz,  kaynaksız   ve   ilimden   uzak   durarak  nefs-i  emmarelerini    tatmin   etmeğe   çalışanlardır.  Biz  Hakkı   üstün  tutmaya   batılı   teşhir  etmeğe  çalışıyoruz... Yapmaya  çalıştığımız  bundan  ibarettir.    Şimdilik  bu  kadarı  yeter...Gerekirse  yine  devam  edebiliriz...
 

                       Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 18/12/04      Abdullah  AZİZ