
GIYBETİMİZİ YAPANLARA HAKKIMIZI TEK ŞARTLA HELAL EDİYORUZ:
" ÖZÜR
DİLEMEK ! "
-2-
Sitemizin "Mezhepsizler" Linkinde yazılı isimlerden dolayı hakkımızda yapılan dedi-kodular nedeniyle yukarıdaki yazıyı "Mezhepsizler" linkinin hemen altına koymuş idik.
"Misakonline" adı altında sanal alemde yeni faaliyete başlayan bir İnternet Sitesinin mesaj formunda bizim yukarıdaki yazımız için aynen şu cümle kullanılmıştır: "Yukarıdaki alıntı olan yazı baştan sona fitne dolu." Bu talihsiz cümleyi görünce hayretler içinde kaldım! Zira baştan sona fitne dolu olduğu söylenen yazının başındaki ilk cümle "Yüce dinimize göre Kıybet yapmak haramdır" cümlesidir. "Misakonline" sitesinin mesaj bölümünde "Ottoman" ismiyle mesaj yazan bu adam acep; İslam dininde gıybet yapmanın haram olduğunu bilmiyor muydu? Eğer bilmiyorsa anın vacibi olarak zaman geçirmeden kendisine İslam'ın hükümlerini öğrenmeği tavsiye ediyorum. Şayet gıybet yapmanın haram olduğunu biliyor da bildiği halde İslam'ın bu hükmüne "Fitne" diyorsa bu daha korkunç bir cehalettir ki; kendilerinin durumunu bir ilim ehline müracaat ederek öğrenmesini tavsiye ediyorum... Rabbim kimseyi cehalet çukuruna düşürmesin!!!
Bu cehalet çukurunda yüzen adam meğerse sitemizde "M. Ali Demirbaş" ismini görmüş, bu isim üzerinden bize iftira koymamış atmış! Ki ben M. Ali Demirbaşla başka konularda nice yazışmalar yapmışımdır. Demirbaş'ın kitabını kaynak göstermek demek Demirbaş'ın düşüncelerini bire-bir paylaşmak demek midir? Elbette kul beşerdir. Hatası olur. Demirbaş'ta veya bir başkası da aynen öyledir. Peygamber efendilerimizin (AS) dışında hatasız kul mu vardır? Kim olursa olsun ortaya konulan deliller incelenir, deliller üzerinden eleştiri yapılır. Bir görüş ister beğenilsin ister beğenilmesin, İslam'ın mihenk taşlarına (İslam fıkhının kaynaklarına- Kitap-Sünnet-İcma'-Kıya-ı Fukaha) vurulur, eğer uygunsa alınır uygun değilse atılır. Usul ve ölçü budur! En uygun olan da budur. Eğer varsa hatalar usulü dairesinde cevap hakkı kullanılarak, hataları yine sahih kabul edilen kaynaklardan delillerle düzeltilir. Mesele bu kadar basittir. Ama bizim "Ottoman" bey öyle yapmamış görmüş Ali Demirbaş ismini, açmış ağzını yummuş gözünü!!!!!! Siz kimden aldınız bu hakaret etme yetkisini? Varsa M. Ali Demirbaş'la, bir alıp vereceğiniz kendilerinin veya bağlılarının Internet Siteleri vardır... Varsa kendinize (ilminize) güveniniz buyurun kendileri ile görüşün, sövüşüyor musunuz, dövüşüyor musunuz ne haliniz varsa görün! Yazımın başlığında da gördüğünüz gibi sizin gibi kimselere kesinlikle hakkımı helal etmiyorum!!!
Şimdi bakıyorum siz kendi kendinize doğru
bildiğiniz bir yolda İslam'a hizmet etmeğe
çalışıyorsunuz... Diğer yandan sizin Ehl-i Sünnet
akaidine ters gidişatınız var diye
sizi tamamen kaldırıp atmam mı gerekir?
Sizi yok saymam mı gerekir? Asla,
böyle bir düşünce yanlıştır! Hatalı
gidişatınızın yanında faydalı çalışmalarınızı da
görmekteyim.. Gönül ister ki hatalarımız çok az
olsun, hatta hiç olmasın... Karşımızda ki
insanları da aynı görmeniz gerekir. Diğer
konularda çok yanlışları olduğunu
bildiğimiz bu insanların Mezhepsizlere
karşı da faydalı bir çalışma içinde
olduklarını kabul etmemiz gerekir. Allahü
Teal (cc) cümlemizi sırat-ı müstakim
(Ehl-i Sünnet) yolundan ayırmasın...
"Ottoman" başka
bir cümlesinde ise şöyle demiş: "Mezhepsizliği
sapıklık addeden bu insanlar şunu bilmiyorlar. Mezhepsiz diye sapık
ilan ettikleri bir çok değerli İslam Alimi, Mezhep kuracak kadar
(nasıl oluyorsa) bilgiye sahip insanlar."
Peki mezhepsizlik sapıklık değildir de ya
nedir Ottoman bey? Sırat-ı müstakim midir?
Ehl-i Sünnet yolu mudur? Güvendiğiniz bir Lügattan
araştırıp da karşılığını bulmaya çalışın
bakalım ne imiş, mezhepsizlik? "Sapıklık"
ise ehl-i sünnetin dışındaki "Ehl-i
Bid'a" denilen tüm fırkaların ortak
ismidir. Ehl-i Sünnet'in dışındaki fırkaların
tamamı "ehli bid'at"tir, sapıktır. Zira
Resül-i Ekrem (SAV)'in tarif ettiği çizgiden
(Ehl-i Sünnet çizgisinden) ayrılmış yanlış yollara
sapmışlardır. Bu Mezhepsiz insanlar sizin
gözünüzde "Mezhep kuracak kadar" ilme
sahiplerse varsın kursunlar mezheplerini, kim
ne demiş? Koysunlar Usullerini ortaya,
yazsınlar akaidlerini, yazsınlar ilmihallerini çıksınlar
ortaya... Müslümanlar beğenirlerse baş tacı yapar
o mezhebin görüşleriyle amel ederler,
beğenmezlerse güler geçerler... Hepsi bu
kadar! Buna bir itirazınız olabilir mi?
Yoksa o zaman illa da bizim
mezhep imamımızın içtihatlarıyla amel edeceksiniz mi
diyeceksiniz? Böyle bir dayatmaya hakkınız
olabilir mi? Bırakalım herkes kendi
hür iradesiyle taklit edeceği imamı
kendisi belirlesin!!!
Diğer bir cümlede ise :
"Aslında bunların arkasında yatak gerçek, bu değerli alimlerin mezhepsiz
oluşları değil. Tarikat ve cemaat bağlantılarının
olmayışı." denilmiştir!
"Ottoman" bey maalesef gerçek sizin bildiğinizin tam tersidir!! Mezhepsiz denilen bu insanlar (özellikle Mason Efgani) cemaat ve tarikat kurmuşlar, nice insanları cemaatlarına, tarikatlarına üye yapmışlardır... Ancak tabii ki bu cemaatler ve tarikatler sizin aklınıza gelen İslami cemaatler ve tarikatlar değildir!!! "Mason tarikatları ve Mason cemaatlarıdır" ... İslam dünyasına masonluğun yayılması sizin ilmine hayran kaldığınız ve alim dediğiniz masonlar sayesinde olmuştur. "Mısır'da Milli Mason Locası açmış, 300'e yakın üye toplamıştır." "Radikal Fazilet Locasını" açmış cemaat toplamıştır. Hem de tüm dünya hakimiyetini ellerinde bulunduran İlluminati çetesine bağlı, İslam alemini kasıp kavuran tarikat ve cemaatlardır!
"Ottoman" bey, "Fitneyi uzakta aramaya gerek yok. Fasıklar burnumuzun dibinde kol geziyor." demiş! Bu cümleyi iyi yorumla ve yahut ta kötü yorumla aynen sahibine iade ediyorum. Hem de başta belirttiğim gibi "Gıybet etmenin haram olmasına" "fitne" diyen cehalet denizinde yüzen cahillerden yüz çevirerek...
"Ottoman" bey, "Herkesi isim isim fişlemek kimseye fayda kazandırmayacaktır." demiş... Biz İslam aleminde dost-düşman herkesin "mason" olarak kabul ettiği, Abdülhamit Efendi (Rh.a)'in "maskara" dediği, bazı alimlerimizin küfrüne fetva verdiği (Ebul Hüda Efendi, Mümtazer Türköne, "Cemaleddin Efgani, sh:89.-Ahmed Halil Fevzi Efendi, Şeyh Mustafa el-Mağribi, Şeyh Muhammed Cenbihi, Şeyh EbulHuda es-Sayyadi, Şeyh Abdurrahman Şirbini, Lütfi Cum'a ve Suriyeli Şibli Şumeyyil vb. daha birçok ulema, Muhammed Reşad, C.Efgani Etrafında Makaleler, sh:232.) "kafir" dediği İslam düşmanlarını deşifre ederek Allah (cc)'ın dinine yardım ediyoruz. İslam'ın dışındaki ehl-i küfür bizim için ne diyecekmiş? ne derse desin, bizim için hiçbir önemi yoktur.....Allah (cc) razı olsun diyenlere teşekkür ederiz, demeyenlere ise hüsn-ü zan ederiz! Allahü Teala (cc)'nın Kur'an-ı Kerim'de, Ebu Lehebin ismini vermesi, (haşa) ol müşriği fişlemek değil; tam aksine müslümanlara tanıtmaktır!
Mesleği "kitap okumak ve kitap tanıtmak" olan bir müslümana kitap okumayı tavsiye eden insana bilmem ne demek lazımdır? Biraz da kendiniz okusanız iyi olur diyelim!!! Kaldı ki ismi geçen zatın (Prof. Muhammed Ebu Zehra'nın) mezhepsizliği yanında İslam'a nice hizmetleri olmuştur. Diğer masonlar gibi İslam'a ihanet etmemiştir. İşte bu takdir duygusudur. Önemli olan herkesi olduğu gibi tanımak ve tanıtmaktır. Şimdilik bu kadar yeterlidir.
.............................................................................................................................................
GIYBETİMİZİ YAPANLARA TEK ŞARTLA HAKKIMIZI HELAL EDİYORUZ:
" ÖZÜR DİLEMEK ! " -3-
Yine "Misakonline" adı altında sanal alemde yeni faaliyete başlayan bir İnternet Sitesinin mesaj formunda "Ebu Huzeyfe" isimli başka bir "Hatırlı Üye" bizim yukarıdaki yazımızı almış "Mezhepsizlerin" listesini sıralayarak kendine göre isimlerin önüne notlar düşmüş, daha sonra da "Ottoman" ismindeki yoldaşını takviye ve teşekkür mahiyetinde; bize ise tam tersi bir tarzda hakaret ve iftiralarda bulunmuştur.
Bu "Ebu Huzeyfe" isimli ademe hemen şunu hatırlatayım ki, Allah (cc) rızası dışında en küçük bir rant gayemiz, gelirimiz veya başka herhangi bir niyetimiz yoktur. Benim asıl gayem Allahü Teala (cc)'nın rızasını elde etmektir. Sizin dinle-Allah rızası ile bir işinizin olup olmadığı da beni pek fazla ilgilendirmiyor. Anadolumuz'da güzel bir ata sözü vardır : "Baldan yeyip pekmezden parasını verme" diye. Allah (cc) korkusunu ve kul hakkını düşünen bir Müslüman'ın tanımadığı bir Müslüman aleyhinde bu tür dedi-kodu üretmesi, hele hele iftirada bulunması asla ve asla caiz değildir. Kişi ikrarı ile muaheze olunur... Bizden sözünü ettiğiniz türden lafızlar mı, açık veya kapalı beyanlar mı duydunuz ki, bu iftiraları yapma cesaretini gösterdiniz? Hele hele "demokrasi ve demokratlık" gibi kavramların benim kafamda ve lügatimde asla yeri yoktur, olamazda; zira ben İslam'a inanmış onu kavramış ve ona uygun bir hayat yaşamaya çalışan bir Müslüman'ım elhamdülillah...
"Çünkü yine bu aynı iftiracı kişilerin iddiasına göre; bir insanın Arapçayı bütün yönleriyle bilmesi, Kur'an ve Sünnete vakıf olması ve dahi Usul ilmini bilmesiyle beraber içtihad hakkı doğar." cümlenize gelince... Bahsettiğiniz zat-ı muhteremlerden hangisi usulünü ve fıkhını ortaya koydu içtihat etti de önüne çıkan oldu? Hangi müçtehid içtihat ederken bir başkasından izin alarak içtihat etmiştir veya başkasından izin alarak mezhep kurmuştur? Hem hayranı olduğunuz insanlar kendilerini savunamıyorlar mı da siz savunma ihtiyacı duyuyorsunuz veya avukatlığına soyunuyorsunuz? Kimin mezhep kurma gibi bir hevesi varsa kursun mezhebini çıksın yola, peşine giden gider, gitmeyen gitmez! Mesele bu kadar basit. İster arapça bilsin, ister bilmesin ister Kur'an'a vakıf olsun, ister olmasın zaten Sünnetle bir işleri olmaz. Geriye kaldı bir usül meselesi oda olmasın vesselam... Elbette Ehli ehva için bu tür şartlara lüzum olmamalıdır, çünkü bu şartlar olunca kimse heva ve hevesine göre konuşamaz, egosunu tatmin edemez!!! Rabbim sapıkları ıslah eylesin...
"emin olun üstteki ulema zincirini mezhepsiz ve sapık ilan edenlerin hiç birisi -bir tanesi bile- bu adamlar ne diyor diye kulak bile vermemişlerdir."demişsiniz. Bu ilk cümlenizde özellikle "-bir tanesi bile-" diyerek o kadar gülünç bir tezada düşmüşsünüz ki Allahü Teala (cc) sizi ıslah eyleye... Bir yanda (Ahmed Davudoğlu değerli bir ilim adamı olduğu için bilgisi de görüşü de önemlidir) diyeceksiniz arkasından da "-bir tanesi bile-" diyerek alim olarak kabul ettiğiniz rahmetli A. Davudoğlu hocamızı inkar edeceksiniz? Bu kadar çelişki olur mu? A. Davudoğlu (Rh.a) hocamızın "Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri" adlı kitabında kayıtlı "Mezhepsizler" listemizdeki yirmi iki din tahripçisinden sadece ben altı tanesini aldım... Zaten geride kalan çömez takımının isimleri rahmetli Davudoğlu hocamız hayatta iken isimleri pek anılmıyordu. Elbette boş laflara kimse kulak vermez.
"Halbuki, -mesela Allame Kardavi- bu türüne az rastlanır cehalet-i cehlaya sahip her yönden gayr-i müteehhil terbiyesizlerin binlercesini cebinden çıkarır. Dr. Kardavi, belki de asrın yetiştirdiği dev bir dehadır." demişsiniz.
Peki siz bir Kardavi hayranı olarak, "Kardavinin mezhebini biliyor musunuz?" diye sorsam, Allah rızası için ne cevap vereceksiniz? Gerçekten bir mezhebi var mı? Aldığımız bazı duyumlara göre, Kardavi'ye "Hanbeli", "Şafii" diyenler var, "Vehhabi" diyenler var, hatta "Hanefi" diyenler dahi vardır. Ama ben bu duyumların hiç birisine inanmıyorum. Size tavsiyem sakın sizde inanmayın. Zira Hocamızın kendisi hiç bir mezhebe bağlı olmadığını kitabında kendisi ilan etmiştir. (Kardavi, Ç.Fetvalar,1/sh:13) Acizane bizim anlamakta güçlük çektiğimiz husus şudur: Adam kendisi herhangi bir mezhebe bağlanmayı kendisine yakıştıramıyor ve mezhebsiz olduğunu ilan ediyor da kendini bilmez bir takım terbiyesizlere ne oluyor da yerlerinde oturamıyorlar? Kendisi kendisini öyle tanıtmış, bizde aynen kendi söylediğini tekrar ediyoruz, bunda gocunacak ne var, niçin gocunuyorsunuz? Kardavi veya bir başkası çağdaş içtihadlar yaparak yeni mezhepler oluşturacaklarsa gerekli şartları oluştursun yapsınlar. Ehl-i Sünnet fukahası gerekli şartları şu şekilde sıralamışlardır. Bu açıklamalar da haddini ve kendini bilmeyenlere bizim küçük bir hediyemiz olsun.
"MÜCTEHİD OLABİLMENİN ŞARTLARI
Halbu ki, bu kardeşlerimiz usûl hakkında bir bilgiye Sahib olsalardı, hayatlarında usûle dair bir kitap okusalardı hiçte böyle düşünmeyeceklerdi. Hakikatin hiçte onların
söyledikleri gibi olmadığını anlayacaklardı.
Zira mü'minler ilim ve bilgi
bakımından iki haldedirler. Ya müctehid, Yada Mukalliddir.
Şimdi müctehid olabilmenin şartlarını bazı eserlerden olduğu gibi aktarmaya çalışalım:
1- İslâm hukukunun kaynaklarını inceleyebilmek için Ârapça'ya vakıf olmak.
2- Kur'an'ı ve Kur'an ilimlerini bilmek.
3- Sünneti ve ilgili hükümleri bilmek.
4- Fıkıh usulünü bilmek.
5- İcma' ve ihtilaf konusu olan konuları bilmek.
6- Şer'i hükümlerin amaçlarını ve gözetmiş olduğu maslahatları bilmek,
7- Doğru bir anlayış ve iyi bir takdir gücüne sahib olmak.
8- İyi niyetli ve sağlam itikad sahibi olmak.
9- İçtihada fıtri kabiliyeti olmaktır. (9)
İbn Melek ise şöyle der :
1- Kur'an-ı Kerim'in lügavi ve şer'i manalarıyla beraber ilmini, Has, Âmm,
Muavvel, Zahir, Müfessel, Muhkem, Hafi, Müşkil, Mücmel, Müteşabih,
Hakikat, Mecaz, Sarih, Kinaye gibi kısımlarını bilip ihata etmesidir.
2- Sünnetin, Tevatir, İştihar, ve ahad gibi yollarıyla beraber ilmini bilmesidir.
3- Kıyasın yollarını ve şartlarını tanımasıdır.
Yine İbni Abidin
haşiyesinin "KİTÂBUL-KADA"da "ÎCTÎHAD VE ŞARTLARI BAHSÎ", başlığı altında şunları yazıyor : "İctihad edende var olması gereken şartlar :
I-Müslüman olmak
2- Akıllı olmak
3- Baliğ olmak
4-Fakihün-Nefs bulunması. Yani taban ve yaratılışında (delillerden hüküm çıkarma hususunda) çok anlayışlı olmalıdır.
5- Arab lügatini bilmesidir.
6- Hükümlerle ilgili bulunan Kur'an-ı Kerim ayetlerini ihata edici,Nasih,Mensuh, Sened ve Metin yönünden hadis-i şerifi bilici bulunmasıdır.
7- Kıyası bilmesidir.
Bu şartlar mutlak ve bütün hükümlerde Fetva veren MÜCTEHİD için gereklidir. (10)
"Muhtasarü Şerhüs-Sünne"
adlı eserden Bulûgul-Meram Şerhi Fethul Allam. Müctehid konusunda şunları
naklediyor: "Müctehid, beş ilmi nefsinde derleyen yani
bilen kimsedir:
a) Allah kitabının ilmi
b) Rasulullahın sünnetinin ilmi
c) Selef-i Salihin alimlerinin ittifak ettiği konuların ilmi,
d) Lügat ilmi,
e) Kıyas ilmidir.
I- Kıyas: Bir hükmü açık -seçik olarak Kur'an, sünnet ve icma\ia görmediği
takdirde o hükmü Kur'an ve sünnetten çıkarma yoludur.
2- Kitab ilminden; Nasıh-Mehsuh, Mücrael-Müfesser, Has-Âmm, Muhkem-Müteşabih,
Kerahat-Tahrim, İbaha ve Nedib olan kısımlar kasdediliyor.
3- Sünnet'ten de bu kısımlarla beraber, Sahih,Zaif,Mürsel,Müsned deni -len
bölümleride bilmelidir. Sünnet'in kitab üzerine terettüp etmesi ile
aksini*"bilmelidir, öyle ki, görünürde Kitaba ters düşen bir ha dişi gördüğünde
onun nasıl kitabla uyum sağlayacağını bilmelidir. Zi ra sünnet kitabın
açıklamasıdır. Aslında onunla çatışmaz. Ancak ikisinin hakkında varid olan şer'i
hükümleri bilmesi vacibdir. Hüküm -ler dışında kalan Kıssalar,Haberler,
Mev'izelerim bilinmesi şart değildir.
4- Lügat ilminden, kitab ve sünnet'te varid olan ahkâmın manalarını bilıneside
vacibdir.
5- Ashab-ı Kiram ile tabiîn'in ahkâm hakkındaki fikirlerini ve ümmet
fakihleaeinin f etvalarından çoğunu bilmesi de ger eklidir. Zira bunları
bilmediği takdirde onlara muhalif hüküm verip icma'ı bozabilir. Bu nevilerin
hepsini bildiğinde müctehiddir. Bilmediği takdirde çıkar yolu , bir müctehide
uyup TAKLÎD etmektir.
Başka bir kitapta; îctihad
mertebesine, ancak şu gelecek sıfatlarla muttasıf bir kimse varabilir :
1- Şerli hükümleri delillerden çıkarma imkânını veren zekâya sahip olmasıdır.
2- Allah'a, Allah'ın sı'atlarına doğru inanması,Allah'in Resulünü Allah katından
getirdiği hükümlerde tasdik etmesidir.
3- Kur'an'in manalarını lügat ve şeriat bakımından bilmesidir.
Lügat yönünden bilinmesi,
kelimelerinin ve cümlelerinin manalarını ve irade
ettiklerindeki, özelleklerini bilmesi demektir. Bu takdirde lügat, Nahiv, Sarf, Ma'nî ve
Beyan ilimlerinin ifade ettiğini tabii olarak bilmesi ve öğrenmesi lazımdır.
Şeriat yönünden bilinmesi; hükümlerde tesir eden manaları bil mesi demektir. Lafzın Hass, Amm, Müşterek, Mücmel, Müfesser,
Müşkül, Muhkem, Hafi, Nass ve Müevvel gibi kısımlarını bilmesi demektir.
Hükmü talep ettiğinde muhtaç olacağı noktalara derhal başvurabilecek derecede bu kısımların beherinin hükmünü bilmelidir.
4- Sünnet'i bilmesidir. Bu da Hadisin tâkendi'si olan metnini,bize geldiğinin
yolu olan, Tevatür, Şöhret, Ahad gibi senedini, rivayet edenlerin halinin, cerh ve
tadili bilmesi demektir. Hadis metninin bilinmesinden gayemiz; Kur'an'ın
bilinmesi maddesinde geçtiği tarzda, lügat ve şeriat
yönünden manalarını bilmek demektir.
5- Doğru hüküm çıkarmak için şartları,hükümleri,kısımları,o kısımların makbul ve
merduduyla KIYÂSIN vecihlerini bilmesidir.
6- ICMA' edilenin hilafına fetva vermemesi için ÎCMA' edilen
meseleleri
bilmesidir.
7- Mensuh edilmiş bir hükmün içine girmemesi için NASÎH ve MENSUH'u bilmesidir.
8- Adil olmasıdır. Fetvasının kabul olunması için bu şarta ihtiyaç vardır. Çünkü
dini meselelerde "FASIK" kimsenin sözü kabul edilmez.
9- İCTÎHAD'ın karşısında NASS veya ÎCMA1 gibi kesin bir delilin bulunmamasıdır.
Bu şart,içtihadın caiz ve helal olmasının şartıdır. Böylece anlaşılıyor
ki,hakkında içtihad edilen hüküm,kesin delili bulunmayan serî hükümdür.Nass veya
icrası gibi kesin delilin karşılığında içtihada kalkışmak helal değildir.
Yaklaşık olarak müctehid için bu vasıfların
şart koşulması bütün kaynaklarda yer almaktadır......
Hatemül enbiya Hz.Muhammed (sav)'de ümmetini uyarmış ve doğru yoldan
ayrılmamalarını tavsiye etmiştir. Zira ümmetinin yetmiş
üç fırkaya ayrılacağını
haber vermiştir. Konumuzun daha iyi kavranabilmesi için yukarıda ki, hususları açıklamak zaruretini anladık. Demek ki bu ilimlere hakkıyla vakıf
olmayan insanların konuşmaları veya yazmaları, bizi bağlamamalıdır.
İslam'dan
haberi olan şuurlu bir mü'min bunların sözüne hiç itibar edebilir mi? Elbette
etmemelidir."
"Bu nokta çok önemli... Çok önemli... Çünkü
meselenin aslının mezhepsizlik değil, bir Rant
kavgası olduğu anlaşılıyor. Meselenin Din ile uzaktan yakından alakası
yok. "
Bu cümle ile ilgili
izahımız "Ottoman" beye verdiğimiz cevabi
yazımızda vardır.
"Halbuki, -mesela Allame Kardavi- bu türüne az rastlanır cehalet-i cehlaya sahip her yönden gayr-i müteehhil terbiyesizlerin
binlercesini cebinden çıkarır. Dr. Kardavi, belki de asrın yetiştirdiği dev bir
dehadır." Bu cümleyi
yazan terbiyeli adamın terbiyesi
kaleminden fışkırmış paçalarından dökülmüş maşa'Allah!!! Edeb ve terbiye
her şeyden evvel sahibine elzemdir.
Bir alimi meth-ü sena ederken diğer
Müslümanları terbiyesizlikle itham etmek olsa
olsa ancak "terbiyesizlik" ve
"edepsizlik" olur...
"Filistin'de politik veya menfeatvari sebepler yüzünden istişhad eylemlerini hiç bir alim savunamazken, o açıktan ve kıvırmadan ve dahi felsefe yapmadan fetvayı verdi. Onları her zaman desteklediğini ve onlar için duacı olduğunu Yahudilerin ve bir türlü haya perdesi inememiş Ümmetin gözünün içine baka baka... Hakeza Irak'ta... Sivil abdli ve ingiliz pisliklerin bile rehin alınıp öldürülebileceğini ondan önce ve dahi ondan sonra hiç bir alim veya siyasetçi ne dile getirebildi ne de düşünebildi. O Ümmetin yüzakıdır! Bari sahip çıkmasını bilelim! "
Yukarıda dile getirilen hakikatlere katılmamak mümkün değildir. Kardavi'nin bu yiğitçe çıkışlarını duyduğum zaman belki sizden önce ben Allah (cc) razı olsun demişimdir, hem de gözlerim yaşararak! Ama bu demek değildir ki; ondan başka hiçbir kimse müstaz'af mü'minler için bir şey söylemedi, bir şey yazmadı. Kardavi'nin bu çıkışını her zaman paylaşmak tüm ümmet üzerine bir vazifedir. Yani Kardavi öyle dediği için değil, ümmetin öyle olması gerektiği için. Ayrıca Kardavi'nin bu ve buna benzer çıkışlarının varolması o'nun bir mezhebe bağlı olduğunu, hatasız olduğunu göstermez... Bu davranış bizde takdir duygusunun varlığını göstermektedir. Herkesi olduğu gib görmek! Bu incelikler gözden kaçırılmamalıdırlar. Ama şu tarihi gerçeği de artık herkes kabul etmeğe başladı ki, Afgani denilen zındık herif hilafeti yıkmak için orta doğuda İngiliz ajanlığı yapmış İngilizler adına çalışmıştır! Aynen onun gibi tilmizi Şeyh Tantavi denilen be'am tipli herifin geçtiğimiz günlerde "abdli ve ingiliz pisliklerin" Irak İslam toraklarına girmesinin caiz olduğuna fetva (!) vermesi gibi!!! "Afgani denilen adamın İngilizlerle gizli münasebetleri tesbit edildiğinden dolayı İstanbul'dan gitmesine izin verilmemiştir. Afgani çok yalvarmışşa da ölene kadar İstanbul'dan ayrılamamıştır." (Başbakanlık Arşivi, Yıldız Esas Evrakı No:14 Evrak Ko:1103) Üstelik, Sultan Abdulhamit Afgani'yi sevseydi Mason Afgani için "Maskara adam" der miydi?"
Batıyı taklid hastalığının karşısında yer alan devrin Şeyhülislamı M.Sabri Efendi (Rh.a) durumu şu cümlelerle dile getirir: "Müslümanlarsa yakalandığı hastalıkların en sonuncusu ve onların ölümünü hazırlayan hastalıkların en şiddetlisi olan 'Batıyı taklit' hastalığı, firengiden bile çok daha şiddetli ve zararlıdır. Bu hastalıktan kurtulma safhasına gelmiş insanları bırak, onu tedavi etmek isteyenlere bile hiç farkında olmadan bulaşmaktadır." (M. Sabri Efendi-İnsan ve Kader-sh:15)
Peki batıyı taklid etmek için çırpınanlar kimlerdi? Kim olacak mezhepsiz mason Efgani'nin tilmizleri ve genelde İttihatçılardı. Devrimin çakıl taşları olan bu mason sever Efgani hayranı ittihatçılardan bir kaç tanesinin birkaç cümlesini alıp asıl konumuza dönelim. Günümüzdeki mezhepsizlerinde yüzde doksanı bu mason Efgani'nin yolunda yürüyen kuyruk takımlarıdır. Bakalım bunların akıl hocaları kimlermiş?
1-Abdullah Cevdet: Batı hayranıdır, din diye bir şeyi kabul etmez. İslâm aile hayatını, kadının örtüsünü kabul etmez, İçi İslama hakaretlerle dolu müsteşrik islam düşmanı Dozi'nin yazdığı "İslamiyet Tarihi'ni terceme etmiştir. Afgani ve Abduh'un hayranıdır. Avrupa'dan damızlık erkek getirme fikrini ileri süren ve Allah'a küfreden bu adam birde "içtihad" adında dergi çıkarır. (İçtihad.C.5 s.126 sh:1147.1914) İctihad kapısının açılmasını savunan ve içtihat edilmesini isteyen bu adam acaba hangi ictihad için çırpınıyordu? Elbetteki İslam'ın hayattan uzaklaştırılması içtihadı idi. A. Cevdet ilham aldığı üstadları için aynen şöyle der: "Şeyh C. Afgani'yi tanımadım. Fakat Şeyh M. Abduh'u tanıdım. Bu asrın en büyük mümini olan Mısır dünyasının müftüsü mağfur Şeyh M.Abduh Efendi hazretleri temiz ruhunu teslimden evvel İslâm için söylediği mersiyede: "Ben dinin ıslah olmasını murad ettim. Korkarım ki cahil sarıklılar onun idamına hükmedecekler!" (İçtihad. sayı: 150. sh: 3120. 1922) Nitekim öyle de olmuştur.
2-Celal Nuri: İttihad-ı İslam adlı eserinde fikha hücum etmiş, dört ehli sünnet mezhebinin sistemleştirdiği İslam fıkhının dondurulmaktan kurtarılması ve ictihad kapısının Avrupalının bulunduğu şartlar nazara alınarak açılmasını, kadının örtünmesine gerek olmadığını, İslâm'ın muamelat kısmının değiştirilmesini ister. Ulamanın Müctehidleri taklid etmesinden rahatsız olduğunu, latin harflerinin mutlaka kabul edilmesini kültür değişmesi için şart olduğunu, Peygamberi sanatkârlarla mukayese ettiğini, İbn-i Rüşd'ü büyük bir alim Ebu-S Suud ve Zembilli Ali Efendileri de onun yanında bir sümüklü böcek gibi ördüğünü söyler" (Tarih-i İstikbal, sh.74-75) Onunda Afgani ve Abduh pareleline düştüğü açıktır. (Sadık Albayrak Şeriat'ten Laikliğe,sh.319)
3-Şerafettin Yaltkaya: Dine yeni bir şekil verilmesini ister. İslam'ı Hıristiyanlığa benzetmek için çırpınır, Kur'an-ı Kerim'i felsefi bir görüşle ele almayı ister, hocaların rahlelerinin sırtlarına verilip karakol karakol dolaştırıldığı devrede 6 yıl Diyanet reisliği yapar. İşte bu adamda ; ulemanın Abduh'un ve Afgani'nin yolunda hareket etmesini ister. Hep Ehli sünnet dışı düşünceler üzerinde durur. (S.Albayrak, Dev. Çakıl Taşları sh.119)
4-Şemsettin Günaltay: İlk başta Din-i İslam-ı savunur görünür, fakat kurtuluşu reformda arar. Müctehidleri taklid etmeyi yerer. Daha sonraları ise şeriatı istemez, red eder ve inkâr eder. "Bizim hayata ait bütün kanunlarımızı meclis yapar", mezhep imamlarını insafsızca küçümser. C.Afgani'nin şakirdi oIduğunu (Şeriattan Laikliğe, S.Albayrak sh.301) İlhamını ondan aldığını söyler. Günaltay 1949'da 163. maddenin müzakeresi sırasında açıkça ilgili maddeyi savunur ve "Biz bu memlekette İrtica'ı yaşatmayacağız" diyerek hangi yolun yolcusu olduğunu izhar eder. Mösyö Yazarımızı (Y.Kaplan) içeri tıkan madde ne idi? 163. değil miydi? İşte bu madde Afgani'nin şakirdi olan, ilhamını ondan alan başvekilin marifetiyle ceza yasasına konduğunu bilmeyen yoktur.
5-Ahmed Ağaoğlu: İslamda reform ister, Fransa'nın medeni hukuk sistemini ister, Türkçe Kur'an'la namazın türkçe olarak kıldırılması fikrini ileri sürer, dini esasların devrini doldurduğu saplantısını öne sürer. Bu adamda: "Din ulaması Şeyh Abduh, Şeyh C.Afgani ve Musa Bigiyef gibi zevatın açmış oldukları yol üzerinde mücahede edilebileceğini ileri sürer.' İslam bir amil olacaktı. Fakat, üzülerek söylemek lazım gelir ki Şeyhülislamlık unvanını taşıyan, lakin İslamiyet için bir leke olan M.Sabri gibi 20. asırda 9. asrın el-Kaim Billah'larını taklid ederek kadınlara elbise formaları tayin eden ve sokaklara çıkmalarını yasaklamaya kalkışan "Din" reisleri elbetteki İslamiyeti anlamaya malik olamazlar. (Ağaoğlu Ahmed-Üç Medeniyet-sh.66-67,1928) Bunların mason hayranlıkları hep tesadüfi olmuştur mu diyeceğiz?
"Kanal7 tv. canlı yayında Hayri Kırbaşoğlu'nun, taklit ettiği masonları ele verme itirafına bir bakalım: "Arkadaşlar! Bu noktaya gelmemiz kolay olmadı. Geleneksel değerlerden kurtulmak yüzyıllarımızı aldı. Efganilerin, Abduhların attıkları tohumlar bugün yeşermiştir. Onlar olmasaydı bizler bugün böyle meseleler hakkında cesurca konuşamazdık. O yüzden bu âlimlere ve derin çalışmalar yapan müsteşriklere büyük şeyler borçluyuz.” Bu ilahiyatçının bu zırvalarından başka daha bir çok zırvaları da vardır. Zira bu ilahiyatçı İslam fıkhı için "Ortaçağ Kültürüdür" diyen bir ilahiyatçıdır! Ayrıca "Hadd-i Recm"i, "Şahitliği", "Erkeğin Aile reisliğini", "Hadd-i Sirkat"ı, "Miras paylaşımını", "İrtidat cezasını" vb. Allahü Teala (c.c)'nın bir çok hükmünü reddetmektedir."
Ayrıca "Ebu Huzeyfe";
" 8-M. Ali DEMİRBAŞ "MEZHEPSİZLER"
İki Cilt
9-H. Hilmi IŞIK "Dinde Reformcular"
gibi ilimle uzaktan yakından alakası olmayan
şaklabanların eserleri kaynak sunulmuş. Bu tam bir bedbahtlıktır! ve
Misak ailesine de asla yakışmayacak bir
tutumdur!" demiştir.
"Mezhepsizler" listemizin kaynaklarını alırken 1. kaynaktan 7. kaynağa kadar aşağıya aldığım şu beş kaynak hiç gündeme getirilmeden
1-Ahmed DAVUTOĞLU "Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri" Bid'atlarla Müc.Yay.
2-Prof.Said Ramazan el-BUTİ "Mezhepsizlik" Bedir Yayınları
3-Dr.Hasib es-SAMARRAİ "Mezhepsizler" Bilge Yayınevi
4-Muhammed REŞAD "C. Efgani Etrafında Ehl-iMakaleler" MAT-YAPIM Matbaacılık
5-Enver BAYTAN "Sultan Hamidi Olmayan MASKARALIKLAR" Mevsim Yayıncılık
6-M. Es'ad DİLAVEROĞLU Telfik-i Mezahibe REDDİYE Sebil Yay.İst.
7-Prof. Muhammed Ebu Şehbe Sünnet Müdafaası (Difaun Ani's Sünne) Rehber Yayıncılık (Yeni eklenmiştir.)
8. ve 9.
sırasındaki kaynak isimlerin eleştiri
konusu yapılması ve bu kaynaklar üzerinden
şahsımıza yönelik iftiralara baş
vurulması hiçte adil bir davranış
olmamıştır. Eğer gerçekten haklı bir eleştiri
yapılacaksa aklen, ilmen ve mantıken
öyle yapılmaması gerekirdi! Biz
ne demişsek kaynaklardan demişiz, isbatı ortada.
Sizin de varsa ilmi bir deliliniz bu
kaynaklarda dile getirilen görüşleri yine sahih
kaynaklardan delillerle çürütmeğe çalışın... Allah (cc)
rızası için hareket eden bir mükellefe düşen
budur. Yoksa "sen falancı kitabı niçin kaynak
gösterdin" diyerek bir müslümanın gıybeti yapılmaz,
ona iftira atılmaz! Hele hele her
zaman dile getirdiğim bir husus vardır ki,
Sitemin "Misak Dergisi" ile veya
"Vahdet Vakfı" ile resmi hiç bir bağı
yoktur" dememe rağmen bu yazıyı da
ilgili linkin altında kocaman bir punto ile
"NOT:
Sitemiz Şahsa
Ait Özel Bir Sitedir.
"Misak Dergisi"
ve
"Vahdet Vakfı"
İle Resmi
Hiçbir Bağı Yoktur."
diyerek
not düşmeme rağmen
illa da dana altında
buzağı arama misali "Misak" ailesinden söz
edilmeğe çalışılması tam bir bedbahtlıktır... Tabii siz onlara şaklaban mı
dersiniz, başka bir şey mi dersiniz o
beni ilgilendirmez... Tekrar ediyorum varsa ilmi
bir deliliniz çıkarsınız karşılarına konuşursunuz
o "şaklabanlarla" !!! Ortada bir
gerçek vardır ki, bir müslüman bir kitap
yazmış, bizde "Mezhepsizlik" konusunda
bu kitabı kaynak olarak göstermişiz, sizlerde
bizim bu davranışımızı aklınızca
bedbahtlık olarak yorumlamaya kalkışmışsınız (!)...
Biz de diyoruz ki asıl bedbahtlar
delilsiz, kaynaksız ve ilimden uzak
durarak nefs-i emmarelerini tatmin
etmeğe çalışanlardır. Biz Hakkı üstün
tutmaya batılı teşhir etmeğe çalışıyoruz... Yapmaya
çalıştığımız bundan ibarettir. Şimdilik bu
kadarı yeter...Gerekirse yine devam edebiliriz...
![]()
Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi
18/12/04
![]()
Abdullah
AZİZ