BİR YAZIYA CEVAP -1-
Allahü Teala (c.c.)'ya hamd-ü sena, Alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Ehl-i Beytine, Ashabına salat-ü selam ve tüm mü´minlere hayır ve dualar ederim.
Levent efendi; söze selamla başladığınız için size teşekkür ediyorum. Müslümana yakışan İslam'i edeb budur. Her zaman böyle olmanızı diliyorum... Ziyaretçi defterimizdeki mesajınızdan dolayı sizi muhatap almama kararında idim; ancak henüz inatçı bir yapınızı görmediğim için kısa ve özde olsa size bir-iki hususu açıklamam gerektiğine inandım. İnşa'Allah Rabbim bu vesile ile size doğruyu, gerçeği görmeği nasibeder. Ehl-i Bid'at fırkalardan uzaklaşır "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" (Peygamber'in ve ashabının yoluna) yoluna girmiş olursun. Bizde sevinir mutlu oluruz. Hal-i hazırda yazılmış bir çok ilmihalde varolan bir selam vermenin yazılışını dahi bilmemeniz hakkınızda hüsnü zanla düşünmeme sebep olmuştur!!! Halbu ki ziyaretçi defterimizde selam vermenin yazılışı üzerinde çok durmuş idik!
Size tavsiyem ilkönce hangi Müctehidi seviyorsanız o müctehidin içtihadlarına göre dininizi ve diyanetinizi güzel bir şekilde öğrenmenizdir. Sevdiğiniz hiçbir müctehid yoksa hiç zaman kaybetmeden derhal bir müçtehide göre amel etmenizdir. Ondan sonra da daha önce size tavsiye ettiğimiz şekilde bazı usül ilimlerinden bahseden kitapları okumaya çalışmanızdır. İsimlerinden bahsettiğim bu eserleri okurken de mutlaka bir ilim ehlinin kontrolünde okumaya çalışmanızdır. İşte ancak o zaman ne kadar bilgisiz, ilimsiz ve cesur olduğunuzu anlayabileceksiniz! Şimdi sana ne desem nefsine ağır gidecek ve beni yanlış anlayacaksın..
Levent efendi; bana numarasını verdiğin ayetlerin tefsir kitaplarından izahlarını okudun mu bilemem? Ama ben daha önce ilgili konuda bir çalışma yaptığım için çalışmanın bir bölümünü sana hediye etmek istedim. Belki de sizin o kafalarınıza göre tefsir okumaya gerek yok bile, değil mi? Nasıl olsa elde Kur'an meali var, öğle değil mi? Halbu ki hiç aklınıza gelmez ki; acep tarih içinde bu "Mealcilik" fitnesini ilk defa ortaya atanlar kimlerdir? Ne maksatla ortaya atmışlardır? İlk defa hadislere hücum edenler kimlerdir, niçin hücum etmişlerdir? İslam Fıkhına ilk defa kimler hücum etmişlerdir, niçin hücum etmişlerdir? Taklidi ilk defa kimler reddetti, niçin reddettiler? Hiç aklınıza geldi mi, araştırma ihtiyacı duydunuz mu? Türkiye'de bu "mealcilik" fikrini ilk defa ortaya atanlar İslam düşmanlarından Cihan kitabevi sahibi "Misak" isimli bir Ermeni olduğu söylenmektedir, biliyor musunuz? Maksadı da Allah (cc) rızası değil, dini bozmakmış!. Son zamanlarda ise "kuru mealcilik" fikrini "Yahova Şahitleri"nin yaydığı söylenmektedir. Ne olacakmış, "Herkes direk olarak "Kur'an Meali" okuyacak ve kendisi hüküm çıkaracakmış. Ve çıkardığı hükümlerle amel edecekmiş. Onun bunun tefsirine bakmağa, dini çoğaltmaya, şunun bunun ipoteği altında tutmaya gerek yokmuş. Herkes okusunmuş, anladığı ile amel etsinmiş !... "Saldı bayıra, mevlam kayıra" (Enver Baytan, Maskaralıklar, sh:295)
"Sünnet'e karşı şüphe tohumunu ekerek, sadece Kur'an'ın delil olabileceğini, sünnetle amel edilemez düşüncesini ilk ortaya atan bir Rafızi zındığıdır." Yani taklidin haram olduğunu yaymaya çalışanlar mason Efgani'nin fikirde dedeleri ve onların günümüzdeki kuyruk takımlarıdır. (Enver Baytan, Maskaralıklar, sh:56-57)
"Sünneti inkara karşı ilk toplu hücum 1800 yıllarından sonra gayr-i müslimlerden gelmiştir. İlk defa müsteşriklerden A. Sprenger, sünnet ve hadisler üzerinde araştırmalar yapmış ve hadislerden büyük bir kısmının uydurma olduğu kanaatine varmıştır. Daha sonra G.Weil, W.Muvir ve R.P.A. Dozi daha sonra ise bu görevi müsteşriklerin şeyhi diye anılan Goldhzier üstlenmiştir. Son noktayı ise Müslüman gözüken (c/1,sh:175) Mahmut Ebu Reyye koymuştur." (Prof. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafaası, C/1, sh:19-21.Rehber Yay.Ank.) Yine ne garibtir ve ne hikmettir ki; "İlk önce bu görüşlerin yaygınlaşmasını Müslüman iken Hrıstiyan olan sonra tekrar Müslüman olan Mirza Bakır yapar. Mirza Bakır Mısır'ı terkederek İngiltere'ye yerleşir. (sonunda vatanını bulmuş aşağılık herif) Arkasından Dr. Tevfik Sıdki, Reşid Rıza'nın çıkardığı "el- Menar" dergisinde "el-İslamu Huve'l Kur'anu Vahdeh" (İslam Kur'andan ibarettir) başlığını taşıyan bir makale yazar ve burada Sünnet'i külliyen reddeder." (a.g.e, sh:20) Batı toplumlarında "Sünnet üzerinde bu tür şüpheler gündeme getirilirken Mısır'ın o zaman İngilizlerin istilası altında olduğu unutulmamalıdır." (a.g.e.,sh:20) "Sünnete ilk hücumu başlatan ise en_Nazzam'dır." (a.g.e, sh:41)
A- KİTAPTAN DELİLLER
Şimdi Kur 'an- ı Kerim 'de : "Dinlerini fırka fırka ayırarak parçalayanlar var ya Senin onlarla hiç bir alakan yoktur.....". (...) Ayeti Kerime'sinin tefsiri ile ilgili baktığımız tefsir kitaplarının isimlerini ve ilgili kısımların cilt ve sayfalarını aynen bîrlikte veriyorum:
1- Mehmed Vehbi Efendi; Hülasatül Beyan Fi Tefsirül Kur'an C.4. sh:I568,
2- Mevdudi; Tefhimul Kur'an C/ I, sh: 618.
3- Hicazı Fürkan Tefsiri C/ 2, sh: 255-256.
4- Fahrür Razi, Tefsiri Kebir C/10, sh: 260-261.
5- Ayıntabi Mehmed Efendi Tıbyan Tefsiri C/ 2, sh: 68-69.
6- Tefsir-i İbni Kesir C/ 6, sh: 2879.
7- M. Hamdi Yazır, Elmalı Tefsiri, C/ 3, sh: 495.
Bir çok müfessir ilgili ayeti kerimeyi tefsir ederken, yetmiş üç fırka hadisi ile ilgili ortak bir görüşte birleşmişlerdir. Yani ayet-i kerimede zikredilen fırkalar "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" mezhebinden ayrılan sapık, dalalet fırkalarıdır. Rabbim onları da sizleri de doğru yola ilete! Onun için bende önce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) 'in ilgili tefsirini sana göndermek istiyorum. Hz. Aişe (ra) anlatıyor: " Resulullah (sav), ya Aişe bu ayette kastedilenler kimlerdir? diye sordu. Bende (Hz.Ayşe): Allah ve Resûlü daha iyisini bilir, dedim. O zaman "O: Onlar bu ümmetten, ashab el-ehva , ashab el-bid'a ve ashab el-dalale olanlardır. Ya Âişe, her günahın bir tevbesi vardır, ancak ashab el-ehva ve el-bid'a için tevbe yoktur, ben onlardan uzağım onlarda benden uzaktırlar." (...) Çünkü Peygamberimiz (SAV) Ehl-i Sünnet'i tarif ederken aynen şöyle demişti: "Benim ve ashabımın yolunda olan Cemaat" Ehl-i Bid'at Fırkalarla ilgili hüküm bu kadar açıktır. Yine ayeti kerime ile ilgili olarak "Muhammed b. Şirin; bu ayette Söz konusu olanların "bid'at ehli" olduğunu söylüyor."
I- İlgili ayet-i kerime'nin tefsirini Hülasat-ül Beyan sahibinden aktaralım. M.Vehbi Efendi Fahrür Razi'den bazı beyanları naklettikten sonra: "Yahut (İmam-ı Mücahid)'den naklolunduğu veçhile dinlerinde teferruk edenler : Ümmet-i Muhammed'den ehl-i bid'at ve şübehattır. Zira Resulullah (sav) "Benim ümmetim yetmiş üç fırka olur, küllisi nardadır. îllâ bir fırka Cehennemden necat bulur" buyurmuştur. Dinin esasında tefrika; milletin eczasını tefrikaya düşürdüğünden elbette mezmundur. (...)
2- Merhum Mevdudi ise "Bu topluluklardan bazıları bu Dine 'orijinalite' adına eklemelerde bulunmuş; bazı tutkularını duyurmak için onda değişiklikler yapmış, daha başkaları ise daha aşırı saygılarından dolayı ona değişik şeyler katmışlardır. Sonra kendi vehim, düşünce ve felsefelerini karıştırarak bu Dinin itikadi özünü bozmuşlardır. Hükümlerine kendi uydurmalarını (BlD'AT) ve kendi yaptıkları kanunları katarak kılıkırk yarma ve ayrıntılardaki farklılıklarını büyütmekle kurallarını bulandırarak ve önemli yanlarını önemsizleştirip daha az önemli yanlarına ise gereğinden fazla önem vererek de değiştirmişlerdir onu." (...)
3— " Sünnet-i Seniyyeyi bırakıp bid'âtın üzerinde karar kılan taifelelere "Ehl-i ehva ve'l Bid'at" adı verilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Ehl-i ehva ve'l Bid'at'in durumuna işaret, eden birçok ayet-i kerime vardır. Allahü Teala (cc) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor : "Gerçekten bu benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyunuz. Başka yolları takip etmeyiniz. Sonra bunlar sizi Allah'ın yolundan saptırıp parçalamışlar. İşte Allah, kötülükten sakınasınız diye, size bunları emretti." (...) Bu ayeti kerimede geçen "Sırat-ı Müstakim" ifadesi; "EHL-Î SÜNNET" yoludur. "Yollar" ifadesi ise "Sırat-ı Müstakim" den ayrılmış bulunan Ehl-i Bid'at'tan başkaları değildir." (...)
4-Hicazi merhum ise ilgili ayetin tefsirinde şunları kaydetmektedir : "Ebu Davud ve Tirmizi, Hz. Muaviye (ra)'den mana olarak şöyle bir hadis rivayet ettiler. Rcsulullah (sav) aramızda durup şöyle dedi: "Dikkat ediniz Sizden önce Ehl-i kitap yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetimde yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Yetmiş iki fırka cehennemde, bir fırka cennette olacaktır. O da CEMAATTÎR." Şu halde bu ayetti kerime, ehl-i kitabı ve onlardan başka müslüman fırkaları, kapsamaktadır. Bu ayet-i kerime; mii'minleri anlaşmazlığa düşmekten, onun bunun görüşüne, BÎD'ATLERE ve müteşabihlere uymaktan sakındırmak için indirilmiştir." (...)
5— İbni Kesir ise (rha) ilgili ayet-i kerimenin tefsirinde: "Dinlerini parça parça edenler, bölük bölük olanlar yok mu? Onlarla senin bir alakan yoktur" hükmüne muhatap olanlar; Bu ümmetin Bid'at sahibi olanları, şüphe ve sapıklıklara düşenleridir." (...) buyurmaktadır.
6— Ahmed Davudoğlu merhumun terceme ettiği Tıbyan tefsirinde; "Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: "Dinlerini parçalayarak hiziplere ayrılanlar, bu ümmetten, Bid'at'çılarla heva ve heveslerine uyanlardır." buyurulmaktadır. (...)
7—Allahü Teala (cc) ezeli ve ebedi hayat kitabımız; Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "- Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizinde düşmanınız (olanları)ı dost edinmeyin". (...) Bu ayetin tefsirinde İmam-ı gazali (rhâ) şöyle diyor: "Bu ayette geçen "düşman" kelimesinden murad; insanları bid'atlerine davet eden Bid'at sahipleridir. İnsanları teşvik ettikleri bu bid'at küfrü mucib olan bir bid'at ise, bu bid'at sahibi, zimmilerden de kötüdür, çünkü bu adam, ne cizye verir, nede zimmilik bağlantıları ile müsamaha edilir. Şayet küfrü mucib bid'atlerden değilse (Allah ile kendi arasındaki hali) kafirden ehvendir, fakat bunu reddetmek, kâfiri reddetmekten mühimdir. Çünkü kafirin kötülüğü başkasına geçmez. Müslümanlar onu kâfir bilir ve sözüne kıymet vermezler. Kendiside müslümanlığını iddia etmez, ama Bid'atine davet eden ve bid'atinin hakikat olduğunu zanneden bid'atçi halkı aldatır ve kötülüğü müslümanlara da sirayet eder." (...)
Yine Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazali (rha) "Kimya-i Seaadet" isimli eserinde Peygamberimiz (sav)'in şöyle buyurduğu yazılıdır: "Ey Aişe, "dinlerini dağıtanlar ve kendileri bir grup teşkil edenlerden değilsin" ayeti kerimesi BİD'ATÇÎLER hakkındadır. Günah işleyen herkes için tevbe vardır; Bid'atçılar müstesnadır. Zira bid'atçilerin tevbesi kabul olmaz. Zira ben onlardan bizarım. Bid'çiler batıl mezhebi tutanlardır." (...)
B- SÜNNET'TEN DELÎLLER
1- Hz.Aişe (ra) anlatıyor : "Resulullah Ey Aişe bu ayette (Ena'm: 159) kastedilen kimlerdir? diye sordu, bende: "Allah ve resulü en iyisini bilir" dedim. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Onlar ümmetten Ehl-i ehva; Ehl-i Bid'at ve Ehl-i dalalet olanlardır. Ey Aişe, her günahın bir tevbesi vardır, ancak Ehl-i ehva ve'l Bid'at için tevbe yoktur. Ben onlardan uzağım, onlarda benden uzaktırlar" buyurdu. (...)
2- "Muhakkak sözlerin en doğrusu Allahü Teala (cc)'nın kitabındadır. Yolların en iyisi Muhammed (sav)'in yoludur. En kötü şeyler bid'atlerdir. Dindeki her yenilik bir bid'at, her bid'at bir dalalet, her dalâlet cehennemliktir." (...)
3- "Resul-i Ekrem (sav)'in : "Dinimizde olmayan her hangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur. Her bid'at dalâlettir." (...)
4- "Huzeyfe b. el-Yeman'ın Resulullah (sav)'den rivayet ettiği şu hadiste Bid'at ehlinin İslam'dan çıkacağı açık bir şekilde ifade edilmektedir; "Allah (cc) bid'at sahibinin, orucunu, namazıma, sadakasını:, haccını, umresini, cihadını, sarfını, şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm'dan çıkar." (...)
5- "Bir kimse, bir bid'at meydana çıkarsa veya bir bid'ati işlese,Allahü Teala (cc)'nın ve meleklerin ve bütün insanların laneti, onun üzerine olsan. Onun ne farzları ne de nafileleri kabul olmaz." (...)
6- "Bid'at ehli hastalanırsa ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazelerine gitmeyin." "Bid'atçilerden sakınırsanız, sizi şaşırtamaz ve aklınızı çelemezler" Bid'atçılarla karşılaştığınız zaman selam vermeyin."
"Bid'at ehliyle oturmayın,yiyip i çmeyin ve onlarla evlenmeyin." "Bid'at ehliyle buluşmayın ve arkadaşlık etmeyin. Ben onlardan uzağım, onlarda benden uzaktır."
"Kaderiye, Mürcie ve Hariciyye ile oturma, onlar kapkacağı tersine çevirdikleri gibi, dini tersine çevirirler. Yahudi ve Nasranilerin ifrata vardıkları gibi ifrata varırlar."
"Bir bid'atçi gördüğünüzde yüzüne nefretle bakınız. Çünkü Cenab-ı Hak, bütün bid'atçilere buğz eder. Onlardan hiç biri sırat köprüsünü geçemeyecek, hepsi sinek ve çekirgeler gibi Cehenneme yuvarlanacaktır."
"O kimsenin bid'atçi olduğunu duydum. Eğer bid'atçi ise ona selam verme."
"Bid'at ve heva ehliyle oturmayın, onların hastalığı uyuz gibi bulaşıcıdır."
"Bid'at sahibine kıymet veren, İslamiyeti yıkmağa yardım etmiş olur." (...)
7- "Dinimizden olmayan her hangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merdüddür. Her bid'at dalalettir." (...)
8- "Allahü Teala (cc) Bid'at uyduranların ne orucunu, ne namazını, ne haccını, ne umresini ne de cihadını kabul eder. Bid'at sahibi, kılın hamurdan çıkısı gibi İslâm'dan çıkar." (...)
9- "Benim yolumdan ve ergin, doğru yolu bulmuş halifelerimin yolundan ayrılmayın; buna sımsıkı sarılın ve hiç bırakmayın. Sonradan çıkarılan BİD'ATLARDAN sakının; Çünkü her uydurma BÎD'ÂTTIR, her BlD'AT' da SAPIKLIKTIR." (...)
10- "Her bid'at dalalettir". "Külü bidatün dalâletün" (...)
11- "Bid'at sahibi olanlara hürmet eden, dirilerini ve ölülerini medh eden, bunları büyük bilen, Din-i İslam'ı yıkmağa, dünyadan kaldırmağa yardım etmiş olur." buyurulmuştur. (...)
12- "Ebu Necih el-İrbaz b.Seriye (ra) şöyle nakletmiştir : İçinizden yaşayacak olanlar pek yakında bir çok ayrılıklar görecekler. (Böyle bir dönemde) Sünnetime ve hidayete erdirilmiş halifelerimin yolunu takip ediniz. Âzı dişlerinizle (bütün gücünüzle) ona sarılınız. Dinde yeni ortaya çıkan (sünnete muhalif) bid'atlerden kaçınız. Zira Bid'at sapıklıktır." (...)
13- "Beyhaki kendi senedi ilc İrbad bin Sariye (ra)'den nakletti ki: "-İrbad şöyle dedi: "-Resulullah (sav) bir gün bize namaz kıldırdı. Sonra bize yönelerek açık ve etkili bir şekilde va'zetti. Bundan dolayı gözler yaşardı kalbler titredi. Topluluktan biri dedi ki: "Resulullah (sav) sanki vedada bulunan birisi gibi konuşma yaptı. Ve Resulullah (sav)'a dedi ki: "Ya Resulullah (sav) kendinden sonra bize ne tavsiye edersin?" Resulullah (sav) buyurdu ki : "Size Allah(CC)' tan korkmayı ve üzerinize, başı siyah üzüm tanesi gibi olan Habeşli bir kulun emir olması halinde bile, Onu dinlemeyi ve ona itaati tavsiye ederim. Sizden kim bundan sonra yaşarsa çok ihtilaflar görecektir, o zaman siz benim sünnetime ve doğru yola ileten Raşid halifelerimin yoluna tabi olunuz ve buna azı dişlerinizle sımsıkı sarılınız. Sonradan icad edilip dinden gösterilen şeylerden sakınınız. Şüphesiz ki dinden gösterilerek sonradan icad edilen her şey bid'at, her bid'atte SAPIKLIKTIR." (...)
14- "İmam Ahmed ve Taberani Gudayf b. Haris es-Simaliy 'den naklettiler ki: Resulullah (sav) şöyle buyurdu : "Bir kişi dinde olmayan bir şeyi dindenmiş gibi göstererek her bid'at çıkardığında, onunla şüphesiz bir sünneti kaldırmış olur." Taberani ve tarihinde Buhari İbn Abbas 'dan naklettiler ki; İbn Abbas (ra) dedi ki : İnsan bir bid'atı çıkarıp bununla bir sünneti öldürür. Böylece devam ettiğinde, bid'atler hayat bulup, sünnetler ölecektir" (...)
15- "Taberani, Muaz b. Cebel (ra)'den nakletti ki: Muaz dedi ki; Resulullah buyurdu ki: "Kim bir bid'at sahibine, onu yüceltmek için giderse muhakkak ki İslam'ın yıkılışına yardım etmiş olur."
"Taberani Hakem b. Amir es-Sımalıy'den nakletti ki; Hakem dedi ki; Resulullah buyurdu ki: "-Bid'atlerin ortaya çıkıp yayılması korkunç bir durum, çok ağır bir yük ve kesilmeyecek bir şerdir."
"Makdisi (ra) Muaz bin Cebel (ra)'den nakletti ki; Muaz b. Cebel (ra) dedi ki: Resulullah buyurdu ki: "Ümmetimin içinde, sonradan dine sokulan bid'atler çıktığı ve Ashabıma dil uzatıldığı zaman alimler ilimlerini açıklasınlar. Eğer ilimlerini ortaya koymazlarsa, Allahü Tealanın, Meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerine olsun." (...)
Yukarıda aktarmaya çalıştığımız Hadis-i Şerifler, kaynaklardan olduğu gibi, tek kelime katmadan aktarılmıştır. Bu hadis-i şerifler ışığında düşünecek olursak bid'at ehliyle olan ilişkilerimiz de dikkat edeceğimiz hususlar açıkça ortaya konulmuştur. Hem bu insanlara niçin ehl-i Bid'at denildiği de olanca dehşetiyle gözler önüne serilmiştir. Hatta bu insanlara karşı görevini yapmayanlara karşı da ilahi bir azabın, lanetin olacağı, söz konusu olduğu anlaşılmıştır. Bazı kardeşlerimiz, "bu insanlara niçin ehl-i bid'at" diyorsunuz", diyorlar. Bu kadar hadis-i şerifleri gördükten sonra; yine aynı düşüncede diretecekler mi bilemeyiz? Biz ehl-i sünnet mü'minler bu insanlara bid'at ehli demez ve onların sapık görüşlerini reddetmez isek, Alimlerde bu bid'at ehlinin sapık bid'atleriyle mücadele etmezlerse Allahû Teala (cc) 'nın, Meleklerin, bütün insanların lanetlisi olmaz mıyız?
Levent efendi şunu çok iyi bilmelisiniz ki, bana mesaj olarak yazdığınız düşünceler ve inanç şekillerinin hiçbiri size ait değildir. Her birini cümle cümle, kelime kelime hangi masona, hangi mezhepsize, hangi zındığa ait hepsini kaynaklarıyla gösterebilirim. Hepsi elimin altında mevcuttur. Yine benim size yazdıklarımın tamamı da cümle cümle, kelime kelime hepsi kaynaklarda yazılı mevcuttur.
Taklit meselesine gelince "Usul-ü Fıkıh uleması" ile "Ehl-i Bid'at"tan alim kılıklı yarım yelken sapıklar arasında tartışma konusu olmuştur. Ehl-i Bid'anın her zaman batıl yolda olduğu ilmi delillerle gösterilmiştir. Ehl-i Sünnet ulemasına karşı savunacak ilmi hiç bir delilleri yoktur. Mesela taklid konusunda ulema şu misali vermişlerdir : "Peygamberimiz (S.A.V.) hazretlerine Mi'raç gecesinde günde beş vakit namaz kılması emrolundu ve o gece geri geldi. Fakat ertesi gün, sabah namazını kılamadı. Çünkü hangi vakitte ve nasıl kılınacağını kendi aklı ile bulup çıkâramadı. Cibril-i Emin (A.S.) geldi, öğle namazından başlamak üzere, ezan okuyup kamet ederek kendisi imam olarak beş vakit namazı birbiri ardınca vakitlerinde Peygamber (S.A.V.) efendimize kıldırdı ve böyle iki gün devam edip birinci gün vakitlerin evvellerinde ikinci gün vakitlerin sonlarında kıldırmış ve : «İşte senin de ümmetinin de namazlarınızın vakitleri, bu kıldığımız vakitlerin arası, nasıl kılınacakları da bu kıldığımız gibidir.» buyurup gitmiştir.
Şimdi başkasından bir şey öğrenip de ondan öğrendiği gibi yapana «mukallid» adını veren ve taklid caiz olmadığını iddia eden bu kitabın yazarı Şeyh Reşid Rıza, (Taklidin caiz olmadığını söyleyen kimmiş gördünüz mü? Mason Abduh'un tilmizi Reşid Rıza denilen mason herif) acaba Peygamber (S.A.V.) efendimiz için de mukallid diyor mu? Ve O'nun taklid etmesinin de acaba caiz olmadığını iddia ediyor mu? Çünkü Peygamber (S.A.V.) de namaz kılmanın vaktini de nasıl kılınacağını da Cibril (A.S.) den öğrendi ve O'nun yaptığı gibi yaparak onu taklid eyledi. Acaba O'nun taklid etmesi de caiz değildi, diyebiliyor mu? Yoksa Peygamber'in Cibril-i Emin'i taklid etmesi caiz de bugünkü zavallı cahillerin ulema ve fukahayı taklid etmeleri mi caiz değildir, öyle mi? Yazıklar olsun böyle bâtıl iddiaları ortaya koyanlara!.. Eğer başkasından öğrenmekle yapılan ibâdetler, Reşid Rıza'nın dediği gibi Allah katında makbul olmasaydı, Peygamber (S.A.V.)'in de Cibril (A.S.) den öğrenip kılmış olduğu namazlar makbul olmamak lâzım gelirdi.
Peygamber (S.A.V.) ashab-ı kiramına bir takım şeyler yapmalarını tavsiye buyurduktan sonra namaz için de: «...Ve namazı, benim kıldığımı gördüğünüz gibi siz de kılın!» (Sahih-i Buhari, C/1, sh:155. C/8, sh:133) buyurmuştur ki, namaz kılmakta kendisinin taklid edilmesini doğrudan doğruya emretmiştir. Peygamber (S.A.V.) in yapılmasını emretmiş olduğu bir şeyi yapmak caiz olmaz demek de biraz Peygamberden haya, etmek gerekmez mi? " (Muhammed Es'ad Dilaveroğlu, Telfik-i Mezahibe REDDİYE, sh:154-155. Sebil Yay.İst.) Yukarıda "Mirac"tan bahsettik ama, Miracı inkar mı edersiniz, kabul mu edersiniz bilemem? Zira Ehl-i Bid'a'nın ekserisi "Miracı" kabul etmezler. Allahü Teala (cc) hepsini ıslah eylesin!!!
Burada çok önemli ve çok hassas bir incelik vardır. Peygamber Efendimize (sav) o gece beş vakit namaz farz kılınarak dönmüş idi. Ancak Peygamberimizin sabah namazını kılamadığını görüyoruz. Size göre acep sebebi ne idi? Allah (cc) rızası için şu meseleyi kavrayabilirseniz taklid konusunda ileri-geri lüzumsuz sözleri nakarat etmeyi terk edersiniz! Neyse siz zahmet edip ilim elde etme külfetine katlanamazsınız, biz okuduklarımızı size aktarmaya çalışalım. Hz. Peygamber (sav) efendimiz sabah namazının nasıl kılınacağını henüz öğrenememişti de onun için!!! O sabah Cebrail (as) gelmedi. Sabah namazı kazaya kaldı. Cebrail (as) ancak öğlene doğru geldi ve ilk kılınan namaz da öğlen namazı oldu. Onun için de bu namaza "Salat-ı ula" denilmiştir. (Buhari-Tecrid, C/2, sh:462-463-464)
Bu meseleyi birde fukahanın dilinden nakledelim de sizde iyice kanaat getirmiş olun.
"Rahmeti, «Zahire göre ilk farz kılınan namaz yatsıdır. Çünkü farz olmak vaktin sonu ile tahakkuk eder. Halbuki Esra hadisesi geceleyin olmuştu.» diyor.
Öğle namazının ilk ortaya çıkan ve ilk beyan edilen namaz olması, Cebrail aleyhisselam ertesi gün öğle namazında gelerek Peygamber (s.a.v.)'e imam olduğu içindir. Sabah namazında imam olması başka bir günde idi. Bu meselede iki rivayet vardır. Bunların daha meşhur olanına göre imam olmaya öğle namazında başlamıştır. Nitekim «Ebu's-Suûd»da da böyledir.
«Vücup, edanın keyfiyeti bilmeye bağlı olduğu aşikardır». Yani edânın farz olması onu nasıl yapacağını bilmeye bağlıdır. Bu cümle mukadder bir sualin cevabıdır.
Sual şudur:
Sabah namazı beş vaktin içinde ilk farz kılınan namaz ise Peygamber (s.a.v.) Esra gecesi kendisine farz kılınan bu namazı ertesi sabah neden terk etti?
Cevap: Bu namaz farz da olsa nasıl eda edeceğini bilmeden kılması farz değildir. Çünkü mücmel bir söz beyan edilmeden önce derhal onun hak olduğuna itikad etmesi hususunda imtihan mânâsı ifâde eder. O sözle amel, mânâ beyan edildikten sonra farz olur. Nitekim bunu usul-i fıkıh uleması izah etmişlerdir. Binaenaleyh farz olmakla hemen edası lâzım gelmez. Bunun benzeri özürlü kimsenin orucudur. Özürlüye oruç farzdır; fakat edası farz değildir. Bazıları bu suale, «Peygamber (s.a.v.) uyuyordu. Uyuyan kimseye farz olan bir şey yoktur.» diye cevap vermişlerse de «Nehir» sahibi, «Bu cevap reddedilmiştir. Çünkü uyku gibi bir şeyle özürlü bulunan kimseye kaza lâzım geldiğine icmâ' vardır.» demiştir." (İbn-i Abidin, C/2, sh:18-19. Şamil Yay. İst.) Siz gururunuza yediremeseniz de (!) muhakkik fukahadan olan bu ve benzeri fakihler kendilerinin mukallid olduklarını ilan etmekten çekinmemişlerdir. Allahü Teala (cc) hepsinden razı olsun! AMİN...
Bu olayı gündeme getirmemizin asıl sebebini herhalde anlamışsınızdır. Demek ki ilk taklid etme hadisesi Resül-i Ekrem (sav)'in Cebrail (as)'i taklidi ile başlamıştır. Levent efendi şimdi eğer siz ve sizin gibi inanan Müslümanların zerre miktarı aklınız var ve akli melekelerinizde de herhangi bir bozukluk yoksa bu hükümler karşısında tevbe edip gerçeklere teslim olmanız gerekmez mi? Çünkü Peygamber Efendimiz Hz. Cebrail (as)'i taklid etmiş, ümmetinin de kendisini taklid etmesini isteyerek «...Ve namazı, benim kıldığımı gördüğünüz gibi siz de kılın!» buyurmuştur! (Sahih-i Buhari, C/1, sh:155. C/8, sh:133) Cebrail (as), Hz. Muhammed (sav), Müctehid imamlar (Rh.a) ve ümmet! Zira ilmine tüm ilim ehlinin hayran olduğu Muhammed Zahid el-Kevseri (Rh.a) aynen şöyle demiştir : "Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür."
Kur'an-ı Kerim'de Allahü Teala (cc) aynen şöyle buyurmuştur : "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (alimlere) sorun." (Nahl Suresi, ayet:43. Enbiya Suresi ayet:7) Demek ki ümmet içinde hem bilenler, hem de bilmeyenler varolacaktır. Bilmeyenler amel etmek için bilenlerden sorup öğrenecekler gereğince amel edeceklerdir.
Kur'an-ı Kerim'de: "Onlara eminlik veya korku haberi geldiği zaman onu yayıverirler. Halbuki o (haberi) peygambere ve içlerinden ûlû'lemr olanlara arzetseler, elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar, bilirlerdi" (En Nisâ Sûresi: 83) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i Kerime'de geçen "Yestenbitûnehû" ibaresinden kasdın, istinbat ve kıyas yoluyla hüküm çıkarmak olduğu hususunda ittifak mevcuddur. (74)
İÇTİHAD ETMEYİ BİZZAT RESÜL-İ EKREM (S.A.V.) İSTİYOR
Resûl-i Ekrem (sav), Hz. Muaz b. Cebel'i, "Yemen" iline vali olarak gönderirken: "- Ya Muaz, bir hadise ile karşılaşırsan nasıl hükmedeceksin?" diye sormuştur. Hz. Muaz b. Cebel (ra): "Allahû Teâla (cc)'nın kitabı ile ya Resûlallah" diye cevap verir. Resûl-i Ekrem (sav): "- Peki hükmü kitap'ta bulamazsan nasıl hükmedersin?" diye sordu. Hz. Muaz (ra): "Allah'ın (cc) Resûlü'nün sünnet'ine başvururum" diye cevap verdi. Resûl-i Ekrem (sav): "Peki hem Allahû Teâla (cc)'nın kitabında, hem Resûlü'nün sünnetinde bulamazsan nasıl hükmedersin?" sualini sordu. Hz. Muaz (ra): "- O zaman reyimle (Kıyas yaparak) hükmederim" (75) cevabını verdi. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz (sav), Hz. Muaz b. Cebel (ra)'in bu cevabından memnun olmuş ve: "Resûlullah'ın elçisini, Resûlullah'ı hoşnud edecek şeye muvaffak kılan Allahû Teâla (cc)'ya hamd olsun" diye duada bulunmuştur. Bu hadis-i şerif, bir cemaat tarafından rivayet edilmiştir."
Kıyas-ı fukaha; mutlak müctehidler ile mezhepte veya meselede müctehid olan fakihlerin başvurabileceği bir kaynaktır. Herhangi bir mukallidin; akli melekelerini kullanarak yapmış olduğu akıl yürütme kıyas-ı fukaha olarak nitelendirilemez.. Bu nevi akıl yürütmeler, şahsi kanaat hükmündedir. Şahsi kanaatlerini kıyas kabul edenler, büyük bir vebal ile karşı-karşıyadırlar. Nitekim Tabiûndan Şa'bi'ye bir kimse gelip bir mesele sorar. Hz. Şa'bi (rha); sualle ilgili olarak Abdullah İbn-i Mes'ud (ra)'un bir rivayetini nakleder. Sual oran kimse: "- Sen bu konudaki şahsı kanaatini söyle" deyince, Hz. Şa'bi (rha): "- Şu adama bakın, ben ona Abdullah İbn-i Mes'ud şöyle dedi diyorum. O bana şahsi kanaatimi soruyor. Ben dinimi bundan tenzih ederim. Vallahi müzikle meşgul olmayı, sana şahsi kanaatimle fetva vermeye tercih ederim" (77) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir
İslam'dan haberi olmayan cühela taklidi, içtihadı yermeğe çalışsınlar; Resûl-i Ekrem (sav)'in: "İctihadı ile hükmeden kadı isabet ederse iki ecir vardır. İctihadı ile hükmedip hata ederse bir ecir alır" (89) buyurduğu bilinmektedir. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)'in sahabe-i kiram'ı ictihad'a teşvik ettiği de mutaber kaynaklarda zikredilmiştir. (90)
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Allahû Teâla (cc) size ilmi verdikten sonra zorla geri almaz. Ancak sizden ilmi; alimlerin ölümüyle söküp alır ve geriye kara cahiller kalır ki, onlardan fetva sorulur, onlar da şahsi görüşleriyle fetva verirler ve böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar" (97)
İmam-ı Şafii (rha): "Her mükellef; ya kıyasla ictihad etmek veya bir müctehid'e ittiba etmekle yükümlüdür. Bu iki halin dışında bir şey söylenemez" (99) buyurmaktadır. Bazı çevreler; bir müctehid'e ittiba ile taklid'in farklı şeyler olduğu iddiasındadırlar. Ancak bu iddia'yı destekleyebilecek herhangi bir delil bulmak mümkün değildir. Zira bir müctehid'i taklid; o müctehid'in şer'i delillerden çıkardığı hükümlerle amel etmekten ibarettir. Yoksa müctehid'i "Hüküm Koyucu" noktasında görmek değildir. Esasen her mü'min; Allahû Teâla (cc) ve Resûlü (sav)'den başka hiç bir gücün, kat'i bir delile dayanmadan "Din" hususunda "Hüküm va'zetme" yetkisinin bulunmadığını bilir." (Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet)
Dahası ve en önemli olanı ise; Allahü Teala (cc)'nın Kur'an-ı Kerim'de buyurmuş olduğu şu ayet-i celile'de: "Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir." (Nisa suresi, ayet:115) diyerek bu ayetle nefislerini ilahlaştıranları uyardığını, Peygamberimiz (SAV)'in ise bir Hadis-i Şerif'te: "Her kim Kur'an-ı Kerim'i (Hiçbir ilmi olmadan) kendi şahsi reyiyle tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın" (42) buyurarak, elim azabı bekleyenlerin kimler olduğunu haber vermiştir.
Ümmetin bölündüğü safsatasıyla "mezhepler ve taklid kalkmalıdır" diyerek dört mezhebe razı olmayanlar kırka, kırk bine, kırk milyona nasıl razı olmaktadırlar? şaşırmamak elde değildir!!! Zira bu teoriye göre her kafa kendine göre bir mezhep olmuş oluyor.. Allahü Teala (cc) cümle mezhep karşıtı sapıkları ıslah eylesin!
Yüce dinimize göre farzlar muhkem nass'larla sabittir. Yukarıda belirtildiği gibi kimsenin farz, haram koyma yetkisi yoktur. Peygamberlerden (AS) başka hiçbir insanın masum olduğu da söylenmemektedir. Ayrıca şu gerçek hakikatte asla unutulmamalıdır ki, Ehl-i Sünnet itikadına inanan mü'minler yalnız farzlara değil, "Vacip-Sünnet-Müstehab-Mendup-Mübah" gibi İslam'ın diğer hükümlerine de inanmaktadırlar. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat mezheplerine göre bir mukallidin "mutlak bir müçtehid"i taklid etmesi vacip hükmündedir. Bu husus asla ihmal edilmemelidir. Herhalde size bu kadar bir açıklama yeter. Allahü Teala (cc)'ya emanet olunuz... Abdullah AZİZ
![]()