BİR  YAZIYA  CEVAP -1-

     Allahü  Teala (c.c.)'ya   hamd-ü   sena,   Alemlere   rahmet   olarak   gönderilen  Efendimiz   Hz. Muhammed (s.a.v.)'e   Ehl-i Beytine,   Ashabına   salat-ü  selam  ve  tüm   mü´minlere   hayır   ve   dualar    ederim.   

     Levent   efendi;  söze  selamla  başladığınız  için   size  teşekkür  ediyorum.   Müslümana  yakışan  İslam'i  edeb   budur.  Her zaman   böyle  olmanızı  diliyorum... Ziyaretçi  defterimizdeki  mesajınızdan  dolayı  sizi     muhatap  almama    kararında    idim;  ancak   henüz  inatçı  bir  yapınızı   görmediğim  için   kısa  ve  özde  olsa   size  bir-iki   hususu  açıklamam  gerektiğine  inandım.    İnşa'Allah   Rabbim   bu  vesile  ile   size  doğruyu,  gerçeği   görmeği   nasibeder.    Ehl-i  Bid'at   fırkalardan   uzaklaşır  "Ehl-i  Sünnet  ve'l-Cemaat"  (Peygamber'in  ve  ashabının  yoluna)  yoluna   girmiş  olursun.   Bizde  sevinir  mutlu  oluruz.   Hal-i  hazırda   yazılmış   bir  çok  ilmihalde   varolan   bir  selam  vermenin  yazılışını dahi  bilmemeniz   hakkınızda  hüsnü  zanla  düşünmeme  sebep  olmuştur!!!    Halbu  ki   ziyaretçi  defterimizde    selam  vermenin  yazılışı    üzerinde  çok  durmuş  idik! 

     Size   tavsiyem   ilkönce   hangi   Müctehidi   seviyorsanız  o  müctehidin   içtihadlarına  göre   dininizi  ve  diyanetinizi     güzel   bir  şekilde  öğrenmenizdir.    Sevdiğiniz   hiçbir  müctehid  yoksa   hiç  zaman   kaybetmeden   derhal   bir   müçtehide  göre  amel  etmenizdir.  Ondan  sonra  da    daha  önce   size  tavsiye  ettiğimiz  şekilde   bazı   usül   ilimlerinden   bahseden  kitapları   okumaya   çalışmanızdır.     İsimlerinden     bahsettiğim   bu  eserleri   okurken  de  mutlaka   bir  ilim  ehlinin   kontrolünde   okumaya  çalışmanızdır.    İşte  ancak  o  zaman  ne  kadar   bilgisiz,  ilimsiz  ve  cesur  olduğunuzu   anlayabileceksiniz!    Şimdi  sana  ne  desem  nefsine   ağır  gidecek  ve   beni  yanlış  anlayacaksın..

    Levent  efendi;  bana  numarasını  verdiğin   ayetlerin  tefsir  kitaplarından     izahlarını  okudun  mu  bilemem?   Ama  ben  daha  önce  ilgili  konuda  bir  çalışma  yaptığım  için  çalışmanın   bir  bölümünü   sana  hediye  etmek  istedim.    Belki de   sizin o  kafalarınıza  göre  tefsir  okumaya   gerek   yok   bile,  değil  mi?   Nasıl  olsa  elde   Kur'an  meali   var,   öğle  değil  mi?    Halbu  ki  hiç  aklınıza  gelmez ki;  acep  tarih  içinde   bu  "Mealcilik"   fitnesini   ilk  defa  ortaya  atanlar  kimlerdir?   Ne  maksatla   ortaya  atmışlardır?   İlk  defa  hadislere  hücum  edenler  kimlerdir,   niçin  hücum  etmişlerdir?     İslam  Fıkhına  ilk  defa  kimler   hücum  etmişlerdir,  niçin  hücum  etmişlerdir?   Taklidi  ilk  defa  kimler  reddetti,  niçin   reddettiler?   Hiç   aklınıza   geldi  mi,   araştırma  ihtiyacı   duydunuz mu?   Türkiye'de  bu   "mealcilik"  fikrini   ilk  defa   ortaya  atanlar  İslam   düşmanlarından   Cihan   kitabevi   sahibi   "Misak"  isimli  bir   Ermeni   olduğu  söylenmektedir,  biliyor  musunuz?    Maksadı  da  Allah (cc)  rızası  değil,  dini  bozmakmış!.    Son  zamanlarda  ise    "kuru  mealcilik"  fikrini  "Yahova  Şahitleri"nin    yaydığı  söylenmektedir.    Ne  olacakmış,  "Herkes  direk   olarak  "Kur'an  Meali"   okuyacak  ve  kendisi  hüküm  çıkaracakmış.  Ve  çıkardığı  hükümlerle  amel  edecekmiş.   Onun  bunun  tefsirine  bakmağa,  dini  çoğaltmaya,  şunun  bunun  ipoteği  altında   tutmaya  gerek  yokmuş.  Herkes   okusunmuş,  anladığı  ile  amel  etsinmiş !... "Saldı  bayıra,  mevlam  kayıra"  (Enver  Baytan,  Maskaralıklar, sh:295) 

    "Sünnet'e   karşı  şüphe  tohumunu  ekerek,  sadece  Kur'an'ın  delil  olabileceğini,  sünnetle  amel  edilemez  düşüncesini  ilk  ortaya  atan  bir  Rafızi  zındığıdır."  Yani  taklidin  haram  olduğunu  yaymaya  çalışanlar  mason  Efgani'nin  fikirde  dedeleri  ve  onların  günümüzdeki   kuyruk   takımlarıdır. (Enver  Baytan,  Maskaralıklar, sh:56-57)

     "Sünneti  inkara  karşı  ilk  toplu  hücum  1800  yıllarından  sonra  gayr-i  müslimlerden  gelmiştir. İlk  defa  müsteşriklerden  A. Sprenger,  sünnet  ve  hadisler  üzerinde  araştırmalar  yapmış  ve  hadislerden  büyük  bir  kısmının  uydurma  olduğu  kanaatine  varmıştır.  Daha  sonra  G.Weil,  W.Muvir  ve  R.P.A.  Dozi    daha  sonra    ise  bu  görevi  müsteşriklerin  şeyhi  diye  anılan  Goldhzier   üstlenmiştir.   Son  noktayı  ise  Müslüman  gözüken  (c/1,sh:175)  Mahmut  Ebu  Reyye koymuştur."  (Prof. Muhammed  Ebu  Şehbe,  Sünnet Müdafaası,  C/1, sh:19-21.Rehber  Yay.Ank.)     Yine  ne  garibtir  ve  ne  hikmettir ki;  "İlk  önce  bu  görüşlerin   yaygınlaşmasını   Müslüman  iken  Hrıstiyan  olan  sonra  tekrar  Müslüman  olan  Mirza  Bakır  yapar.  Mirza  Bakır  Mısır'ı  terkederek  İngiltere'ye  yerleşir.  (sonunda  vatanını  bulmuş  aşağılık  herif)   Arkasından  Dr. Tevfik  Sıdki,  Reşid  Rıza'nın   çıkardığı  "el-  Menar"  dergisinde   "el-İslamu  Huve'l  Kur'anu  Vahdeh"  (İslam  Kur'andan  ibarettir)   başlığını  taşıyan  bir  makale  yazar  ve  burada   Sünnet'i  külliyen  reddeder." (a.g.e, sh:20)  Batı  toplumlarında  "Sünnet  üzerinde  bu  tür  şüpheler  gündeme  getirilirken  Mısır'ın  o  zaman  İngilizlerin  istilası  altında  olduğu  unutulmamalıdır." (a.g.e.,sh:20)   "Sünnete  ilk  hücumu   başlatan  ise  en_Nazzam'dır."  (a.g.e, sh:41)

 A- KİTAPTAN   DELİLLER

    Şimdi  Kur 'an- ı  Kerim 'de :  "Dinlerini   fırka  fırka  ayırarak  parçalayanlar  var  ya   Senin onlarla  hiç bir  alakan  yoktur.....".  (...) Ayeti  Kerime'sinin tefsiri ile  ilgili  baktığımız   tefsir  kitaplarının  isimlerini   ve  ilgili   kısımların  cilt   ve    sayfalarını   aynen   bîrlikte  veriyorum: 

 1- Mehmed Vehbi  Efendi;  Hülasatül  Beyan  Fi  Tefsirül Kur'an C.4. sh:I568,

 2- Mevdudi; Tefhimul Kur'an                              C/ I,  sh: 618.

 3- Hicazı   Fürkan  Tefsiri                                   C/ 2,  sh: 255-256.

 4- Fahrür  Razi, Tefsiri Kebir                              C/10,  sh: 260-261.

 5- Ayıntabi Mehmed  Efendi  Tıbyan Tefsiri         C/ 2,  sh: 68-69.

 6- Tefsir-i  İbni  Kesir                                         C/ 6,  sh: 2879.

 7- M. Hamdi Yazır, Elmalı Tefsiri,                       C/ 3,  sh: 495.

      Bir   çok   müfessir   ilgili  ayeti  kerimeyi   tefsir  ederken,   yetmiş  üç  fırka   hadisi  ile ilgili  ortak  bir  görüşte  birleşmişlerdir.   Yani  ayet-i  kerimede  zikredilen  fırkalar  "Ehl-i  Sünnet  ve'l-Cemaat"  mezhebinden  ayrılan   sapık,  dalalet  fırkalarıdır.  Rabbim  onları  da  sizleri de  doğru  yola  ilete!    Onun   için  bende   önce  Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) 'in   ilgili   tefsirini   sana  göndermek  istiyorum.   Hz. Aişe (ra) anlatıyor: " Resulullah (sav),  ya    Aişe  bu  ayette  kastedilenler  kimlerdir?  diye  sordu.  Bende (Hz.Ayşe):  Allah  ve  Resûlü  daha  iyisini  bilir,  dedim.   O zaman "O:  Onlar   bu   ümmetten,  ashab el-ehva , ashab el-bid'a  ve  ashab el-dalale  olanlardır.   Ya Âişe,  her   günahın   bir  tevbesi  vardır,  ancak  ashab   el-ehva   ve    el-bid'a   için  tevbe  yoktur,   ben onlardan  uzağım onlarda  benden  uzaktırlar."  (...)   Çünkü   Peygamberimiz  (SAV)  Ehl-i  Sünnet'i   tarif   ederken     aynen  şöyle  demişti:  "Benim  ve  ashabımın  yolunda  olan   Cemaat"      Ehl-i   Bid'at  Fırkalarla  ilgili   hüküm  bu   kadar  açıktır.  Yine  ayeti kerime  ile  ilgili  olarak   "Muhammed b. Şirin;  bu  ayette  Söz   konusu   olanların   "bid'at ehli"   olduğunu   söylüyor."   

    I-  İlgili ayet-i  kerime'nin   tefsirini Hülasat-ül Beyan sahibinden aktaralım.  M.Vehbi  Efendi   Fahrür  Razi'den   bazı   beyanları   naklettikten   sonra: "Yahut (İmam-ı Mücahid)'den   naklolunduğu  veçhile   dinlerinde   teferruk edenler : Ümmet-i Muhammed'den   ehl-i bid'at   ve   şübehattır.    Zira  Resulullah (sav)   "Benim  ümmetim  yetmiş   üç   fırka olur,  küllisi nardadır. îllâ bir fırka Cehennemden necat bulur"  buyurmuştur.    Dinin   esasında   tefrika;   milletin eczasını   tefrikaya   düşürdüğünden  elbette    mezmundur. (...)

   2- Merhum Mevdudi ise  "Bu  topluluklardan  bazıları  bu Dine 'orijinalite' adına eklemelerde bulunmuş; bazı tutkularını duyurmak için onda değişiklikler yapmış, daha başkaları ise daha aşırı saygılarından dolayı ona değişik şeyler katmışlardır. Sonra kendi vehim,  düşünce  ve felsefelerini karıştırarak bu Dinin itikadi özünü bozmuşlardır. Hükümlerine   kendi   uydurmalarını   (BlD'AT)   ve   kendi yaptıkları  kanunları katarak kılıkırk   yarma    ve    ayrıntılardaki farklılıklarını  büyütmekle  kurallarını bulandırarak ve önemli   yanlarını  önemsizleştirip  daha az önemli yanlarına  ise  gereğinden fazla önem vererek  de   değiştirmişlerdir   onu."    (...) 

      3— " Sünnet-i Seniyyeyi   bırakıp   bid'âtın  üzerinde   karar  kılan taifelelere  "Ehl-i  ehva   ve'l  Bid'at"  adı  verilmiştir.  Kur'an-ı Kerim'de   Ehl-i  ehva  ve'l  Bid'at'in  durumuna   işaret,   eden  birçok   ayet-i  kerime  vardır.   Allahü  Teala (cc) Kur'an-ı Kerim'de  şöyle   buyuruyor : "Gerçekten bu benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyunuz.   Başka   yolları  takip etmeyiniz. Sonra bunlar sizi Allah'ın  yolundan  saptırıp   parçalamışlar.  İşte  Allah, kötülükten sakınasınız diye,  size   bunları emretti."  (...)    Bu   ayeti  kerimede  geçen  "Sırat-ı  Müstakim"  ifadesi;  "EHL-Î SÜNNET"  yoludur.    "Yollar"    ifadesi   ise  "Sırat-ı Müstakim" den  ayrılmış  bulunan   Ehl-i    Bid'at'tan    başkaları  değildir." (...)

      4-Hicazi  merhum  ise   ilgili   ayetin   tefsirinde   şunları   kaydetmektedir : "Ebu Davud ve   Tirmizi,   Hz. Muaviye (ra)'den   mana  olarak   şöyle  bir   hadis rivayet ettiler. Rcsulullah (sav)   aramızda   durup  şöyle  dedi:  "Dikkat ediniz  Sizden önce Ehl-i kitap yetmiş   iki   fırkaya   ayrıldı.    Benim   ümmetimde   yetmiş  üç  fırkaya   ayrılacaktır.   Yetmiş   iki   fırka   cehennemde,  bir   fırka   cennette  olacaktır.    O da CEMAATTÎR."   Şu  halde bu   ayetti   kerime,   ehl-i   kitabı   ve   onlardan   başka   müslüman   fırkaları,   kapsamaktadır. Bu ayet-i kerime; mii'minleri anlaşmazlığa   düşmekten,   onun bunun  görüşüne,   BÎD'ATLERE   ve   müteşabihlere   uymaktan   sakındırmak  için  indirilmiştir." (...)

   5— İbni Kesir   ise (rha)  ilgili  ayet-i kerimenin tefsirinde: "Dinlerini parça parça edenler,   bölük  bölük olanlar  yok  mu?  Onlarla   senin  bir  alakan  yoktur" hükmüne  muhatap olanlar; Bu ümmetin Bid'at sahibi olanları, şüphe ve sapıklıklara düşenleridir."   (...)  buyurmaktadır.

     6— Ahmed  Davudoğlu  merhumun  terceme  ettiği  Tıbyan  tefsirinde;  "Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:  "Dinlerini  parçalayarak  hiziplere ayrılanlar, bu ümmetten, Bid'at'çılarla   heva  ve  heveslerine  uyanlardır."  buyurulmaktadır. (...)

   7—Allahü Teala (cc)  ezeli   ve   ebedi hayat kitabımız; Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:   "- Ey iman edenler, benim de düşmanım,  sizinde  düşmanınız  (olanları)ı   dost edinmeyin". (...)    Bu  ayetin tefsirinde  İmam-ı gazali (rhâ) şöyle diyor: "Bu ayette geçen   "düşman"   kelimesinden   murad;   insanları   bid'atlerine davet eden Bid'at sahipleridir.   İnsanları   teşvik   ettikleri  bu  bid'at  küfrü  mucib olan  bir  bid'at  ise,  bu bid'at   sahibi,   zimmilerden de kötüdür,   çünkü  bu  adam,  ne  cizye  verir,  nede  zimmilik bağlantıları   ile   müsamaha   edilir.    Şayet   küfrü   mucib   bid'atlerden   değilse   (Allah ile kendi  arasındaki hali)   kafirden   ehvendir,     fakat   bunu    reddetmek,  kâfiri  reddetmekten    mühimdir.  Çünkü  kafirin  kötülüğü  başkasına    geçmez.  Müslümanlar  onu  kâfir  bilir   ve   sözüne   kıymet   vermezler.   Kendiside   müslümanlığını   iddia  etmez,   ama   Bid'atine  davet   eden   ve   bid'atinin   hakikat   olduğunu   zanneden   bid'atçi    halkı   aldatır  ve  kötülüğü   müslümanlara  da   sirayet   eder."  (...)

     Yine Hüccet-ül   İslâm  İmam-ı  Gazali   (rha)  "Kimya-i  Seaadet" isimli eserinde Peygamberimiz (sav)'in  şöyle  buyurduğu  yazılıdır:  "Ey Aişe, "dinlerini dağıtanlar  ve kendileri  bir  grup  teşkil edenlerden  değilsin"   ayeti   kerimesi   BİD'ATÇÎLER hakkındadır. Günah   işleyen   herkes   için   tevbe  vardır;  Bid'atçılar  müstesnadır.  Zira  bid'atçilerin tevbesi   kabul    olmaz.    Zira   ben  onlardan  bizarım.   Bid'çiler  batıl  mezhebi tutanlardır."  (...)

                    B- SÜNNET'TEN  DELÎLLER 

      1- Hz.Aişe (ra) anlatıyor : "Resulullah  Ey Aişe bu ayette  (Ena'm: 159)   kastedilen kimlerdir? diye sordu, bende: "Allah  ve  resulü  en  iyisini  bilir" dedim. Bunun üzerine Resulullah (sav):  "Onlar   ümmetten   Ehl-i  ehva;   Ehl-i Bid'at ve Ehl-i dalalet olanlardır.   Ey Aişe,   her  günahın   bir   tevbesi   vardır,   ancak   Ehl-i ehva ve'l Bid'at   için   tevbe yoktur.   Ben   onlardan  uzağım, onlarda  benden  uzaktırlar"  buyurdu.  (...)

       2- "Muhakkak  sözlerin  en  doğrusu  Allahü Teala (cc)'nın  kitabındadır. Yolların en   iyisi  Muhammed (sav)'in  yoludur.  En kötü  şeyler  bid'atlerdir. Dindeki her yenilik   bir   bid'at,  her  bid'at  bir  dalalet,   her  dalâlet  cehennemliktir."   (...)

       3- "Resul-i Ekrem (sav)'in : "Dinimizde olmayan her hangi bir şeyi uyduranın ortaya  koyduğu   merduttur.  Her  bid'at  dalâlettir."  (...)

       4- "Huzeyfe b.  el-Yeman'ın   Resulullah (sav)'den  rivayet  ettiği şu  hadiste Bid'at ehlinin   İslam'dan   çıkacağı   açık bir şekilde ifade edilmektedir; "Allah (cc) bid'at sahibinin, orucunu, namazıma, sadakasını:, haccını, umresini,  cihadını,  sarfını, şehadetini    kabul  etmez.  O,  kılın   yağdan   çıktığı   gibi  İslâm'dan  çıkar."    (...)

      5- "Bir kimse, bir  bid'at meydana çıkarsa veya bir bid'ati  işlese,Allahü Teala (cc)'nın   ve    meleklerin  ve  bütün insanların laneti, onun üzerine olsan. Onun ne farzları   ne  de   nafileleri   kabul   olmaz."   (...)

      6- "Bid'at ehli hastalanırsa  ziyaret etmeyin,  ölürlerse cenazelerine gitmeyin." "Bid'atçilerden  sakınırsanız, sizi  şaşırtamaz  ve aklınızı  çelemezler"  Bid'atçılarla karşılaştığınız    zaman   selam   vermeyin."

"Bid'at ehliyle oturmayın,yiyip i çmeyin ve onlarla evlenmeyin." "Bid'at ehliyle buluşmayın   ve   arkadaşlık   etmeyin.    Ben onlardan uzağım, onlarda benden uzaktır."

"Kaderiye,   Mürcie  ve  Hariciyye   ile   oturma,   onlar   kapkacağı  tersine  çevirdikleri  gibi,   dini   tersine  çevirirler. Yahudi  ve  Nasranilerin   ifrata  vardıkları   gibi    ifrata   varırlar."

"Bir  bid'atçi  gördüğünüzde  yüzüne   nefretle   bakınız.   Çünkü  Cenab-ı  Hak, bütün bid'atçilere   buğz   eder.   Onlardan   hiç   biri   sırat   köprüsünü   geçemeyecek,   hepsi sinek ve   çekirgeler  gibi  Cehenneme    yuvarlanacaktır."

"O  kimsenin    bid'atçi  olduğunu  duydum. Eğer  bid'atçi  ise  ona  selam verme."

"Bid'at    ve    heva    ehliyle    oturmayın,  onların  hastalığı  uyuz  gibi  bulaşıcıdır."

"Bid'at   sahibine   kıymet  veren,  İslamiyeti  yıkmağa  yardım  etmiş  olur."  (...)

    7- "Dinimizden   olmayan   her   hangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merdüddür.   Her   bid'at  dalalettir."  (...)

    8- "Allahü  Teala (cc)   Bid'at   uyduranların    ne   orucunu,   ne namazını, ne haccını,   ne   umresini  ne de   cihadını  kabul eder.  Bid'at sahibi,  kılın hamurdan çıkısı  gibi  İslâm'dan  çıkar."  (...)

   9- "Benim yolumdan ve ergin, doğru  yolu  bulmuş  halifelerimin  yolundan ayrılmayın; buna  sımsıkı  sarılın  ve hiç bırakmayın. Sonradan çıkarılan BİD'ATLARDAN  sakının; Çünkü  her  uydurma  BÎD'ÂTTIR,  her  BlD'AT' da   SAPIKLIKTIR."  (...)

   10- "Her  bid'at  dalalettir".   "Külü  bidatün  dalâletün"  (...)

   11- "Bid'at  sahibi  olanlara   hürmet  eden,   dirilerini ve ölülerini medh eden,  bunları  büyük bilen,  Din-i İslam'ı  yıkmağa,  dünyadan  kaldırmağa  yardım  etmiş olur." buyurulmuştur. (...)

   12- "Ebu Necih el-İrbaz  b.Seriye (ra)  şöyle  nakletmiştir :  İçinizden  yaşayacak  olanlar pek yakında bir çok ayrılıklar görecekler. (Böyle bir dönemde) Sünnetime ve hidayete erdirilmiş   halifelerimin   yolunu   takip   ediniz.   Âzı dişlerinizle (bütün gücünüzle) ona sarılınız.   Dinde  yeni  ortaya  çıkan (sünnete muhalif)  bid'atlerden  kaçınız.  Zira  Bid'at  sapıklıktır." (...)

   13- "Beyhaki  kendi    senedi  ilc  İrbad   bin  Sariye  (ra)'den   nakletti  ki:  "-İrbad şöyle dedi:  "-Resulullah (sav)   bir   gün   bize   namaz   kıldırdı.   Sonra   bize  yönelerek  açık ve etkili   bir   şekilde   va'zetti.   Bundan   dolayı   gözler   yaşardı  kalbler   titredi.  Topluluktan biri  dedi ki: "Resulullah (sav) sanki  vedada   bulunan  birisi gibi konuşma yaptı.  Ve Resulullah (sav)'a  dedi  ki:  "Ya Resulullah (sav) kendinden sonra bize ne tavsiye edersin?" Resulullah (sav) buyurdu ki : "Size Allah(CC)' tan   korkmayı   ve   üzerinize,   başı  siyah   üzüm  tanesi   gibi   olan  Habeşli   bir   kulun    emir   olması   halinde   bile,  Onu   dinlemeyi   ve   ona   itaati   tavsiye    ederim.   Sizden  kim bundan sonra yaşarsa   çok   ihtilaflar   görecektir,   o   zaman   siz   benim   sünnetime  ve doğru yola   ileten   Raşid  halifelerimin   yoluna   tabi   olunuz  ve buna azı dişlerinizle sımsıkı   sarılınız.   Sonradan  icad edilip dinden gösterilen şeylerden sakınınız. Şüphesiz ki   dinden   gösterilerek   sonradan  icad  edilen  her  şey  bid'at,   her bid'atte    SAPIKLIKTIR." (...)

    14- "İmam Ahmed   ve   Taberani   Gudayf b. Haris es-Simaliy 'den naklettiler ki: Resulullah (sav) şöyle  buyurdu :  "Bir  kişi  dinde  olmayan  bir  şeyi  dindenmiş   gibi   göstererek    her  bid'at  çıkardığında,  onunla  şüphesiz  bir   sünneti   kaldırmış   olur."  Taberani  ve   tarihinde   Buhari   İbn   Abbas 'dan  naklettiler ki; İbn Abbas (ra) dedi ki : İnsan   bir   bid'atı  çıkarıp bununla   bir   sünneti   öldürür.   Böylece devam ettiğinde, bid'atler   hayat   bulup,   sünnetler   ölecektir" (...)

    15- "Taberani, Muaz b. Cebel (ra)'den   nakletti   ki:   Muaz   dedi ki; Resulullah buyurdu ki: "Kim    bir   bid'at   sahibine,   onu   yüceltmek  için  giderse  muhakkak ki   İslam'ın   yıkılışına   yardım   etmiş  olur."   

"Taberani   Hakem b. Amir  es-Sımalıy'den  nakletti ki; Hakem dedi ki; Resulullah buyurdu ki:  "-Bid'atlerin ortaya çıkıp yayılması korkunç bir durum, çok ağır bir yük ve kesilmeyecek   bir   şerdir."

"Makdisi (ra) Muaz bin Cebel (ra)'den nakletti ki; Muaz b. Cebel (ra) dedi ki: Resulullah buyurdu  ki:   "Ümmetimin   içinde,   sonradan dine sokulan bid'atler çıktığı ve Ashabıma   dil   uzatıldığı   zaman   alimler   ilimlerini açıklasınlar. Eğer ilimlerini ortaya   koymazlarsa,   Allahü Tealanın,   Meleklerin  ve   bütün  insanların   laneti   onların    üzerine   olsun." (...)

     Yukarıda   aktarmaya   çalıştığımız   Hadis-i  Şerifler,   kaynaklardan olduğu gibi, tek kelime   katmadan   aktarılmıştır.   Bu hadis-i  şerifler   ışığında düşünecek olursak bid'at ehliyle   olan   ilişkilerimiz  de  dikkat  edeceğimiz  hususlar  açıkça  ortaya  konulmuştur. Hem bu   insanlara   niçin  ehl-i Bid'at  denildiği de  olanca   dehşetiyle   gözler   önüne serilmiştir.  Hatta   bu   insanlara   karşı   görevini   yapmayanlara   karşı da ilahi bir azabın, lanetin olacağı,   söz konusu  olduğu   anlaşılmıştır.   Bazı   kardeşlerimiz, "bu   insanlara   niçin ehl-i bid'at"  diyorsunuz",  diyorlar.    Bu   kadar   hadis-i  şerifleri gördükten  sonra; yine aynı  düşüncede   diretecekler  mi   bilemeyiz?      Biz  ehl-i  sünnet   mü'minler   bu   insanlara   bid'at   ehli   demez   ve   onların   sapık   görüşlerini   reddetmez  isek,  Alimlerde  bu   bid'at  ehlinin   sapık    bid'atleriyle  mücadele  etmezlerse  Allahû Teala (cc) 'nın,  Meleklerin,   bütün   insanların    lanetlisi   olmaz  mıyız? 

   Levent  efendi  şunu  çok  iyi  bilmelisiniz ki,  bana  mesaj  olarak  yazdığınız  düşünceler  ve  inanç  şekillerinin  hiçbiri  size  ait  değildir.    Her  birini  cümle  cümle,  kelime  kelime  hangi    masona,  hangi  mezhepsize,  hangi  zındığa  ait   hepsini   kaynaklarıyla  gösterebilirim.  Hepsi  elimin  altında    mevcuttur.   Yine   benim   size  yazdıklarımın   tamamı da  cümle  cümle,  kelime  kelime   hepsi   kaynaklarda  yazılı   mevcuttur.

    Taklit   meselesine  gelince   "Usul-ü  Fıkıh  uleması"  ile   "Ehl-i  Bid'at"tan   alim  kılıklı   yarım    yelken   sapıklar   arasında   tartışma   konusu  olmuştur.    Ehl-i  Bid'anın  her   zaman  batıl  yolda  olduğu   ilmi  delillerle  gösterilmiştir.   Ehl-i  Sünnet    ulemasına    karşı     savunacak   ilmi  hiç bir    delilleri   yoktur.   Mesela  taklid  konusunda  ulema  şu  misali   vermişlerdir :   "Peygamberimiz (S.A.V.) hazretlerine  Mi'raç  gecesinde  günde  beş   vakit   namaz   kılması   emrolundu   ve  o  gece   geri  geldi.    Fakat   ertesi   gün,   sabah   namazını  kılamadı.   Çünkü   hangi   vakitte     ve  nasıl   kılınacağını   kendi  aklı  ile  bulup  çıkâramadı.   Cibril-i  Emin  (A.S.)  geldi,   öğle   namazından   başlamak   üzere,   ezan   okuyup   kamet   ederek   kendisi   imam  olarak beş vakit namazı birbiri ardınca   vakitlerinde   Peygamber (S.A.V.)  efendimize   kıldırdı   ve  böyle iki gün devam edip   birinci   gün   vakitlerin   evvellerinde   ikinci  gün   vakitlerin   sonlarında   kıldırmış  ve  : «İşte  senin de   ümmetinin de   namazlarınızın   vakitleri, bu  kıldığımız vakitlerin arası, nasıl kılınacakları  da   bu   kıldığımız   gibidir.»   buyurup   gitmiştir.

      Şimdi   başkasından   bir   şey   öğrenip de  ondan   öğrendiği   gibi   yapana   «mukallid» adını   veren   ve   taklid   caiz   olmadığını   iddia   eden   bu   kitabın   yazarı   Şeyh  Reşid Rıza, (Taklidin  caiz  olmadığını  söyleyen  kimmiş  gördünüz  mü?    Mason    Abduh'un   tilmizi  Reşid  Rıza  denilen  mason  herif)  acaba  Peygamber (S.A.V.) efendimiz için de mukallid  diyor  mu?    Ve   O'nun   taklid   etmesinin de   acaba   caiz   olmadığını iddia ediyor   mu?   Çünkü   Peygamber (S.A.V.) de   namaz   kılmanın   vaktini de nasıl kılınacağını  da   Cibril (A.S.) den   öğrendi  ve  O'nun   yaptığı   gibi  yaparak onu taklid eyledi.   Acaba   O'nun   taklid   etmesi de   caiz   değildi, diyebiliyor mu? Yoksa Peygamber'in   Cibril-i  Emin'i   taklid   etmesi  caiz de   bugünkü   zavallı   cahillerin   ulema ve   fukahayı   taklid   etmeleri  mi  caiz değildir,  öyle  mi?   Yazıklar   olsun   böyle   bâtıl iddiaları   ortaya   koyanlara!..   Eğer  başkasından öğrenmekle yapılan ibâdetler, Reşid Rıza'nın   dediği  gibi   Allah   katında   makbul   olmasaydı,   Peygamber (S.A.V.)'in  de Cibril (A.S.) den   öğrenip   kılmış   olduğu   namazlar   makbul   olmamak   lâzım   gelirdi.

    Peygamber (S.A.V.) ashab-ı kiramına bir takım şeyler yapmalarını tavsiye buyurduktan sonra   namaz   için   de:  «...Ve  namazı, benim  kıldığımı  gördüğünüz  gibi  siz de kılın!»  (Sahih-i  Buhari,  C/1,  sh:155. C/8,  sh:133)  buyurmuştur  ki,   namaz   kılmakta   kendisinin  taklid  edilmesini  doğrudan  doğruya  emretmiştir.   Peygamber (S.A.V.) in yapılmasını emretmiş   olduğu   bir   şeyi   yapmak  caiz    olmaz   demek  de   biraz   Peygamberden   haya,   etmek   gerekmez   mi? "  (Muhammed  Es'ad  Dilaveroğlu,  Telfik-i  Mezahibe  REDDİYE,  sh:154-155. Sebil  Yay.İst.)   Yukarıda  "Mirac"tan  bahsettik  ama,    Miracı   inkar  mı  edersiniz,  kabul  mu  edersiniz  bilemem?   Zira  Ehl-i  Bid'a'nın  ekserisi  "Miracı"  kabul  etmezler.  Allahü  Teala  (cc)  hepsini  ıslah  eylesin!!!

  Burada  çok  önemli  ve  çok   hassas  bir  incelik  vardır.    Peygamber  Efendimize   (sav)  o  gece    beş  vakit  namaz   farz  kılınarak  dönmüş  idi.  Ancak  Peygamberimizin  sabah  namazını   kılamadığını   görüyoruz.    Size   göre      acep  sebebi    ne  idi?     Allah  (cc)  rızası  için  şu  meseleyi  kavrayabilirseniz   taklid  konusunda   ileri-geri  lüzumsuz   sözleri  nakarat   etmeyi   terk   edersiniz!   Neyse  siz  zahmet  edip   ilim  elde  etme  külfetine  katlanamazsınız,   biz   okuduklarımızı    size  aktarmaya  çalışalım.    Hz.  Peygamber (sav)  efendimiz   sabah  namazının  nasıl  kılınacağını   henüz   öğrenememişti de   onun  için!!!   O   sabah  Cebrail  (as)  gelmedi.   Sabah  namazı  kazaya  kaldı.   Cebrail  (as)  ancak   öğlene  doğru  geldi  ve  ilk  kılınan  namaz da  öğlen  namazı  oldu.  Onun  için de  bu   namaza  "Salat-ı  ula"  denilmiştir.  (Buhari-Tecrid,  C/2, sh:462-463-464)

    Bu  meseleyi  birde  fukahanın   dilinden  nakledelim de  sizde  iyice  kanaat  getirmiş  olun.

   "Rahmeti,  «Zahire  göre  ilk farz  kılınan   namaz  yatsıdır.   Çünkü   farz olmak vaktin sonu   ile   tahakkuk   eder.   Halbuki   Esra   hadisesi   geceleyin  olmuştu.»   diyor.

    Öğle namazının ilk ortaya çıkan ve ilk beyan edilen namaz olması, Cebrail aleyhisselam ertesi   gün öğle namazında gelerek Peygamber  (s.a.v.)'e imam olduğu içindir. Sabah namazında   imam   olması   başka  bir   günde  idi.   Bu   meselede  iki rivayet vardır. Bunların  daha  meşhur   olanına   göre   imam   olmaya   öğle   namazında başlamıştır. Nitekim   «Ebu's-Suûd»da da   böyledir.

     «Vücup,  edanın  keyfiyeti   bilmeye  bağlı   olduğu  aşikardır».   Yani   edânın  farz olması onu   nasıl   yapacağını   bilmeye   bağlıdır.   Bu   cümle   mukadder   bir   sualin   cevabıdır.

      Sual şudur:

     Sabah   namazı   beş   vaktin   içinde   ilk   farz   kılınan   namaz   ise   Peygamber (s.a.v.) Esra   gecesi   kendisine   farz   kılınan   bu   namazı   ertesi   sabah   neden   terk   etti?

    Cevap: Bu  namaz  farz da  olsa   nasıl eda edeceğini   bilmeden  kılması  farz  değildir. Çünkü  mücmel   bir   söz   beyan   edilmeden   önce   derhal  onun hak olduğuna itikad etmesi   hususunda   imtihan   mânâsı   ifâde   eder.   O   sözle  amel,   mânâ   beyan edildikten   sonra farz  olur.   Nitekim   bunu usul-i fıkıh uleması   izah   etmişlerdir.   Binaenaleyh   farz   olmakla   hemen   edası   lâzım   gelmez.   Bunun   benzeri özürlü kimsenin   orucudur.   Özürlüye oruç farzdır; fakat edası farz değildir. Bazıları bu suale, «Peygamber   (s.a.v.) uyuyordu.   Uyuyan   kimseye   farz   olan   bir şey yoktur.» diye cevap   vermişlerse de «Nehir»   sahibi,   «Bu cevap   reddedilmiştir.   Çünkü uyku gibi bir   şeyle   özürlü  bulunan   kimseye   kaza   lâzım   geldiğine   icmâ' vardır.»  demiştir."   (İbn-i  Abidin,  C/2,  sh:18-19.  Şamil  Yay. İst.)    Siz   gururunuza   yediremeseniz de (!)   muhakkik  fukahadan   olan   bu  ve  benzeri   fakihler   kendilerinin   mukallid   olduklarını   ilan  etmekten   çekinmemişlerdir.   Allahü  Teala (cc)  hepsinden  razı  olsun!   AMİN...

      Bu  olayı  gündeme  getirmemizin  asıl  sebebini  herhalde  anlamışsınızdır.  Demek ki  ilk  taklid  etme   hadisesi  Resül-i  Ekrem  (sav)'in   Cebrail  (as)'i   taklidi   ile  başlamıştır.    Levent  efendi   şimdi  eğer  siz  ve  sizin   gibi     inanan   Müslümanların   zerre  miktarı   aklınız  var  ve   akli   melekelerinizde de  herhangi  bir  bozukluk  yoksa    bu   hükümler   karşısında   tevbe  edip    gerçeklere  teslim  olmanız   gerekmez  mi?   Çünkü  Peygamber  Efendimiz  Hz. Cebrail  (as)'i  taklid  etmiş,  ümmetinin de  kendisini  taklid  etmesini   isteyerek   «...Ve  namazı, benim  kıldığımı  gördüğünüz  gibi  siz de kılın!»  buyurmuştur!    (Sahih-i  Buhari,  C/1,  sh:155. C/8,  sh:133)  Cebrail (as),  Hz. Muhammed (sav),  Müctehid  imamlar (Rh.a)   ve   ümmet!   Zira  ilmine    tüm  ilim  ehlinin   hayran  olduğu    Muhammed  Zahid  el-Kevseri (Rh.a)  aynen  şöyle  demiştir : "Mezhepsizlik  dinsizliğe  köprüdür." 

       Kur'an-ı Kerim'de  Allahü  Teala (cc)  aynen  şöyle  buyurmuştur : "Eğer  bilmiyorsanız  zikir  ehline  (alimlere)  sorun." (Nahl Suresi,  ayet:43. Enbiya Suresi  ayet:7)  Demek ki  ümmet  içinde  hem  bilenler,  hem de  bilmeyenler  varolacaktır.  Bilmeyenler   amel  etmek  için  bilenlerden  sorup  öğrenecekler  gereğince  amel  edeceklerdir.  

    Kur'an-ı Kerim'de: "Onlara eminlik veya korku   haberi   geldiği zaman onu yayıverirler.   Halbuki  o (haberi)  peygambere ve içlerinden ûlû'lemr olanlara arzetseler,  elbette   bunların   istinbata  kadir olanları  onu  anlar,  bilirlerdi" (En Nisâ Sûresi: 83)  hükmü  beyan  buyurulmuştur.    Bu    ayet-i Kerime'de geçen "Yestenbitûnehû"   ibaresinden  kasdın, istinbat   ve   kıyas   yoluyla   hüküm   çıkarmak  olduğu   hususunda    ittifak   mevcuddur.  (74)

             İÇTİHAD  ETMEYİ  BİZZAT  RESÜL-İ  EKREM  (S.A.V.)  İSTİYOR

   Resûl-i Ekrem  (sav),  Hz. Muaz  b. Cebel'i, "Yemen" iline  vali  olarak  gönderirken: "- Ya Muaz,  bir   hadise   ile  karşılaşırsan   nasıl   hükmedeceksin?"  diye sormuştur. Hz. Muaz b. Cebel (ra):   "Allahû  Teâla (cc)'nın kitabı  ile  ya  Resûlallah" diye cevap verir. Resûl-i  Ekrem (sav):  "- Peki  hükmü   kitap'ta   bulamazsan   nasıl   hükmedersin?" diye   sordu.   Hz. Muaz (ra):  "Allah'ın  (cc)  Resûlü'nün   sünnet'ine   başvururum" diye   cevap  verdi.   Resûl-i Ekrem  (sav): "Peki   hem   Allahû  Teâla (cc)'nın   kitabında, hem   Resûlü'nün   sünnetinde   bulamazsan  nasıl  hükmedersin?" sualini  sordu.   Hz. Muaz (ra):  "- O  zaman  reyimle  (Kıyas yaparak) hükmederim"  (75) cevabını verdi. Alemlere   rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz (sav), Hz. Muaz b. Cebel (ra)'in   bu   cevabından   memnun    olmuş  ve:   "Resûlullah'ın  elçisini, Resûlullah'ı hoşnud   edecek   şeye   muvaffak   kılan   Allahû   Teâla (cc)'ya hamd olsun" diye duada   bulunmuştur.   Bu   hadis-i   şerif,   bir   cemaat   tarafından   rivayet   edilmiştir."

      Kıyas-ı  fukaha;  mutlak  müctehidler  ile  mezhepte veya meselede müctehid olan fakihlerin   başvurabileceği   bir   kaynaktır. Herhangi bir mukallidin; akli melekelerini kullanarak   yapmış  olduğu   akıl  yürütme   kıyas-ı  fukaha   olarak  nitelendirilemez.. Bu nevi   akıl yürütmeler,  şahsi  kanaat  hükmündedir.   Şahsi   kanaatlerini   kıyas   kabul edenler,   büyük   bir   vebal   ile   karşı-karşıyadırlar.   Nitekim   Tabiûndan   Şa'bi'ye bir kimse   gelip   bir   mesele  sorar.   Hz. Şa'bi (rha); sualle   ilgili   olarak  Abdullah İbn-i Mes'ud (ra)'un   bir   rivayetini   nakleder.   Sual   oran   kimse: "- Sen  bu   konudaki   şahsı   kanaatini   söyle"   deyince,   Hz. Şa'bi (rha):   "- Şu  adama  bakın, ben ona Abdullah   İbn-i Mes'ud   şöyle  dedi diyorum.   O bana şahsi  kanaatimi   soruyor.  Ben    dinimi   bundan   tenzih   ederim. Vallahi   müzikle  meşgul   olmayı, sana  şahsi  kanaatimle   fetva   vermeye   tercih   ederim"  (77) diyerek,   bir   inceliğe   işaret   etmiştir

    İslam'dan  haberi   olmayan   cühela  taklidi,  içtihadı   yermeğe  çalışsınlar; Resûl-i Ekrem (sav)'in:   "İctihadı  ile   hükmeden   kadı   isabet   ederse   iki   ecir   vardır.   İctihadı   ile   hükmedip   hata   ederse  bir  ecir alır"  (89)  buyurduğu   bilinmektedir.   Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)'in sahabe-i kiram'ı ictihad'a teşvik ettiği de mutaber kaynaklarda zikredilmiştir.  (90)

     Resûl-i  Ekrem (sav)'in:   "Allahû Teâla (cc) size   ilmi   verdikten   sonra   zorla geri almaz. Ancak   sizden   ilmi;   alimlerin   ölümüyle söküp alır  ve   geriye   kara   cahiller   kalır  ki, onlardan  fetva   sorulur,  onlar da  şahsi   görüşleriyle   fetva   verirler   ve   böylece   hem  kendileri   saparlar,   hem de   başkalarını  saptırırlar" (97)

    İmam-ı Şafii (rha):  "Her  mükellef;   ya   kıyasla   ictihad   etmek   veya   bir  müctehid'e ittiba   etmekle   yükümlüdür.   Bu iki halin   dışında   bir şey   söylenemez" (99) buyurmaktadır. Bazı çevreler; bir müctehid'e ittiba ile taklid'in farklı şeyler olduğu iddiasındadırlar.  Ancak bu iddia'yı destekleyebilecek herhangi bir delil bulmak mümkün değildir.   Zira   bir   müctehid'i   taklid;   o   müctehid'in   şer'i  delillerden çıkardığı hükümlerle   amel   etmekten  ibarettir.  Yoksa   müctehid'i   "Hüküm  Koyucu" noktasında görmek  değildir.   Esasen   her   mü'min;   Allahû  Teâla (cc)  ve   Resûlü (sav)'den  başka hiç  bir  gücün, kat'i   bir   delile   dayanmadan   "Din" hususunda  "Hüküm  va'zetme" yetkisinin   bulunmadığını   bilir."  (Yusuf  Kerimoğlu,  Emanet  ve  Ehliyet)

    Dahası  ve  en  önemli  olanı  ise;  Allahü  Teala (cc)'nın Kur'an-ı Kerim'de    buyurmuş  olduğu  şu  ayet-i  celile'de: "Kim  kendisine  doğru  yol   besbelli olduktan sonra Peygamber'e   karşı  çıkar,   müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü   yolda   bırakırız   ve   cehenneme   sokarız.   Orası  ne  kötü bir gidiş yeridir." (Nisa  suresi, ayet:115)   diyerek   bu  ayetle  nefislerini   ilahlaştıranları   uyardığını Peygamberimiz  (SAV)'in  ise bir  Hadis-i  Şerif'te:  "Her  kim Kur'an-ı Kerim'i  (Hiçbir  ilmi  olmadan)  kendi  şahsi   reyiyle   tefsir   ederse,  cehennemdeki  yerine   hazırlansın"  (42)   buyurarak,   elim   azabı   bekleyenlerin  kimler  olduğunu  haber  vermiştir.  

   Ümmetin  bölündüğü   safsatasıyla  "mezhepler  ve  taklid  kalkmalıdır"   diyerek  dört  mezhebe  razı  olmayanlar  kırka,  kırk bine,   kırk  milyona  nasıl   razı  olmaktadırlar?  şaşırmamak  elde  değildir!!!    Zira   bu  teoriye  göre  her   kafa  kendine  göre  bir  mezhep  olmuş  oluyor..   Allahü  Teala  (cc)  cümle   mezhep  karşıtı   sapıkları  ıslah  eylesin!

     Yüce  dinimize  göre   farzlar  muhkem  nass'larla  sabittir.   Yukarıda  belirtildiği   gibi  kimsenin  farz,  haram  koyma  yetkisi  yoktur.   Peygamberlerden  (AS)  başka  hiçbir  insanın   masum  olduğu  da  söylenmemektedir.  Ayrıca  şu   gerçek  hakikatte  asla  unutulmamalıdır ki,  Ehl-i  Sünnet  itikadına  inanan   mü'minler  yalnız  farzlara  değil,  "Vacip-Sünnet-Müstehab-Mendup-Mübah"  gibi    İslam'ın   diğer   hükümlerine de  inanmaktadırlar.  Ehl-i  Sünnet  ve'l-Cemaat  mezheplerine  göre  bir   mukallidin   "mutlak  bir  müçtehid"i   taklid  etmesi  vacip  hükmündedir.  Bu  husus    asla   ihmal  edilmemelidir.   Herhalde  size  bu  kadar   bir  açıklama  yeter.  Allahü  Teala   (cc)'ya   emanet   olunuz...   Abdullah  AZİZ