Allahü  Teala  (c.c.)’ya  hamd-ü  sena,  Alemlere  rahmet  olarak  gönderilen  Efendimiz   Hz. Muhammed (s.a.v.)’e  Ehl-i  Beytine,  Ashabına   salat-ü  selam   ve  tüm  mü’minlere    hayır  ve   dualar   ederim.  

 SORU:

 Ziyaretçi  defterimize  bıraktığınız  e-mailde:  "günümüzde  sıkça  yaşanan   evli   çiftlerden  kadının  erkeğe karşı  saygıda kusur edip edep sınırını  aşması sonucu eşlerden erkeğin  ne gibi bir hareket  içinde olmalıdır. Bu konuda bana yardımcı   olacak   herhangi bir bilgi veya  ışığa   sebep  olursanız  size   çok   teşekkür   ederim." demişsiniz... Bu  tür  konularda  mutlaka  her  iki  tarafın  birlikte  dinlenerek  arabuluculuk  yapılması  elzemdir.  Aşağıda    muteber  iki  ilmihalden  naklettiğimiz   bilgilerde de  görüleceği  üzere  konu  çok  hassastır...  Şunu da  hemen  belirteyim  ki  beni  en  çok  üzen   konuların  başında    eşler  arasındaki  huzursuzluk  konusu  gelmektedir...   Sorunuzda  konu  tam  açık   olmadığı  için   ben de   sizi  ilgilendiren   husus  şudur  diyemedim...  Ancak   sadra  şifa  olacak   bilgileri  aktarmaya  çalıştım...  Birbirinize   biraz   fırsat  tanıyın   hatalarınızı,  kusurlarınızı   hoş  görmeğe  çalışın,   edebe  uygun  bir  şekilde   usul-ü  dairesinde  konuşun...  İnşa'Allah  aşılmaz  gibi  görünen   hususlar   zamanla  aşılmış  olur...Yeter ki    birbirinize  biraz  tahammüllü   davranın... 

CEVAP:

 AİLE   İÇERİSİNDE   ÂDAB-I MUÂŞERET

       "Nikah bahsinin girişinde; kadın ve erkeğin birbirine karşı duyduğu şiddetli temayül üzerinde durmuştuk!..(114) Şurası muhakkaktır ki; Allahû Teâla (cc) kadın ve erkeği belli özelliklerde yaratmış; her iki cinse de, aile içerisinde farklı görevler vermiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de: "Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, birbirlerinin velileridir. Bunlar (insanlara) iyiliği emrederler, (onları) kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar. Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resûlüne itaat ederler."(115) hükmü beyan buyurulmuştur.

     Dikkat edilirse; mü'min erkek ve mü'min kadınların vasıfları beyan edilirken, "Allah ve Resûlüne itaat ederler" denilmiştir. Dolayısıyla aile içerisinde karşılıklı hak ve görevlerin  mahiyetini İslâmi  esaslar  teşkil edecektir. Aralarında ortaya çıkabilecek her türlü ihtilafta da kuvvet, hile veya ihanet değil, İslâm gündeme girecektir. Çünkü aralarında nikah bağı bulunmasa dahi, mü'min erkek ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridir. Nikâh bu "veliliği" ortadan   kaldırmak  için değil; bilakis daha da güçlendirmek için meşru   olmuştur.

        KADININ  DİKKAT  EDECEĞİ  MUÂŞERET  ESASLARI

    Kur'ân-ı Kerîm'de: "(Vakar ile) Evlerinizde oturun. Evvelki cahiliyet (devri kadınlarının kırıla döküle) yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne   itaat   edin"  (116)  hükmü   beyan  buyurulmuştur.

      Mü'min   bir kadın için asıl olan evinde oturmasıdır. Kocasının   sarih izni olmadığı süre içerisinde; ihtiyaç için dahi olsa, evinden çıkamaz.(117) Nikâh bahsinde de beyan ettiğimiz gibi; evin bütün ihtiyaçlarını ve geçimini (nafakayı) sağlamak erkek üzerine vâcip kılınmıştır.(118)

     Ailede   huzur  ve saadeti gerçekleştirmek için; karşılıklı haklara saygı esastır. Allahû Teâla (cc); mü'min kadınların, kocalarına itaat etmelerini emretmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdirler (aile reisidirler). O sebeble ki; Allah onlardan kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de (erkekler onlara) mallarından infak etmektedirler. İyi kadınlar itaatli olanlardır. Allah kendi haklarını nasıl koruduysa, onlar da öylece göze görünmeyeni (kocasının şeref ve namusunu) koruyanlardır."(119) buyurulmuştur. İslâm dininde emirlik (reislik) hizmete dayanan bir olaydır. Ailenin bütün meselelerini; başta  nafaka  olmak  üzere  erkek yüklenmiştir. Ayrıca evleneceği   kadına "mehir" vermek durumundadır. Bütün bunlara karşılık erkeğe "Aile Reisliği" verilmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in  kişinin elde ettiği en büyük hazineyi açıklarken şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Baktığın zaman seni mesrûr eden, emrettiğin zaman itaat eden, sen olmadığın zaman malını ve namusunu koruyan sâliha bir kadındır" (120) Evet!.. (sâliha) mü'min bir kadın, yeryüzündeki en büyük hazinedir. Şurası muhakkaktır ki; kadının kocasına itaati, Allahû Teâla (cc) ve Resûlüne  itaatle sınırlı bir hadisedir. Yani meşru (şer'i) emirlerinde   itaat   esastır.

     Kadınların   aile mahremiyetlerini ve sırlarını muhafaza etmeleri   esastır. Nitekim Âyet-i Kerîme'de: "Onlar da öylece göze görünmeyeni (gaybı) koruyanlardır" denilmiştir. buradaki göze  görünmeyenden  kasıd;  kocasının namus ve şerefidir. Kadın  zinâdan uzak durmak ve aile mahremiyetlerini muhafaza etmekle  görevlendirilmiştir.   Bu  aynı  zamanda  kendi   haysiyet ve  şerefidir.   Yine  bir başka Âyet-i Kerîme'de: "Hani peygamber  zevcelerinden  birine, gizli bir söz  söylemişti (sır vermişti). Bunun üzerine o   (zevce) bunu haber verip de, Allah da ona (Resûlüne)  bu durumu açıklayınca!.. Peygamber ancak bunun  bir  kısmını   bildirmiş,  bir kısmından da vazgeçmişti. Artık  bunu  kendisine   söyleyince   o   (zevce):  "Bunu sana kim haber  verdi"  dedi. Peygamber de: "Bana her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan (Allah) haber verdi" dedi"  (121) hükmü beyan  buyurulmuştur.

    Müfessirler bu Âyet-i Kerîme'de bahsi geçen zevcenin Hz. Hafsa (r.anha) olduğunu ve kendisine emanet edilen sözü Hz. Aişe (r.anha)'ye: "Açıklamakta, herhangi bir mahzur yok" diye düşünerek ifşa ettiğini beyan etmişlerdir. Ayrıca aile ferdleri arasında  dahi;   emanet  olan sözün, izinsiz olarak ifşa edilmesinin yasaklandığının bu ayetle sabit olduğunu zikretmektedirler.   Zirâ hem Hz. Aişe (r.anha) hem Hz. Hafsa (r.anha) Resûl-i Ekrem (sav)'in   mübarek   zevceleri,   mü'minlerin   anneleridir.   Resûlullah (sav) ile Hz. Hafsa (r.anha) arasında  kalması  icab  eden   "sadece bir sözden" ibarettir. (122) Dikkat edilirse bu Âyet-i Kerîme'de; kadınların  kocalarına ait, velev ki bir söz dahi olsa, muhafaza etmelerinin gerektiği belirtilmektedir.

KOCANIN (ERKEĞİN) DİKKAT EDECEĞİ  MUÂŞERET ESASLARI:

     Şurası muhakkaktır ki;  karşılıklı   sevgi   ve saygı olmadığı süre   içerisinde,   aile hayatını devam ettirmek imkansızdır. Sevgi ve saygı ortamının   meydana   gelmesinde;  aile reisinin payı, diğer ferdlerden daha fazladır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Onlarla marûf vech ile muâşeret ediniz. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de, Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur" (123) hükmü beyan buyurulmuştur.

     Buradaki "Onlarla (kadınlarınızla) ma'ruf vech ile muaşeret ediniz" den kasıd; "nafaka hususunda insaflı ve cömert olmak, hiçbir iyiliği başa kakmamak, söz ve sohbette (şer'i hududlara riâyet ederek) güleryüzlü,   merhametli davranmaktır." "Olabilir ki; bir şey sizin hoşunuza gitmez de, Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur" dan maksad; o kadından salih bir evlad vermek sûretiyle, sizi rızıklandırır veya hoşunuza giden bazı vasıflar ihsan eder. Bunları dikkate  alarak; "Ben bundan hoşlanmıyorum" diyerek, şer'i hududları tahrip etmeyiniz. Affedilmesi mümkün olan kusurlarını görmemezlikten geliniz." (124) demektir.   Şurası  muhakkaktır ki;   kul   hatasız olmaz. Aile  çerisinde;   birçok   mesele gündeme gelir. Aile reisine düşen; bu   meselelerde, temkin, sabır ve hoşgörü ile davranmaktır.  

      Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Gerçekten kadın kaburga kemiği gibidir.   Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Hali üzere bırakırsan kendisinden istifade edersin"(125) buyurduğu bilinmektedir.   Esasen   erkek ve kadın; fıtrî olarak (fizikî ve ruhî)  farklı  özelliklere sahiptir. Aile reisi; kadının tıpkı kendisi gibi olmasını arzu ederse, büyük bir mücadele başlar. Aile  ferdlerini olduğu gibi kabul edip; sünnete uygun şekilde terbiye etmek esastır. Bazı kadınlar; küçük bir iyiliği bile  şükranla karşılarken, bazıları da aksine  "Dünyaları   versen, istediği en ufak  bir şeyi  yapmadığın zaman, daha önceki bütün iyilikleri unutur  ve  senden  hiç  hayır  görmedim" (126)  diyebilir.

      Resûlullah (sav) bütün bu gerçekleri haber verirken; aile içerisinde uzlaşmanın ve (haramı helâl, helâli de haram kılmadığı müddetçe) sulhun hayırlı olduğuna işaret etmiştir. Sonuç olarak aile   reisi;   karısından  ve çocuklarından gelebilecek olan her türlü eziyete karşı sabırlı olmak durumundadır. Çünkü bunlar imtihan için verilmişlerdir. Muhakkak ki her imtihanın bazı zorlukları   vardır.

İHTİLAF HALİNDE DİKKAT EDİLECEK  ADAB-I  MUAŞERET:

        Kur'ân-ı Kerîm'de: "Şerlerinden ve serkeşliklerinden yıldığınız (bıktığınız) kadınlara gelince: Onlara önce nasihat edin. (vazgeçmezlerse) Kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (yine vazgeçmezlerse) dövün. Ancak size itaat ederlerse aleyhlerine bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür"(127) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler; "aile içerisinde başgösteren  ihtilafta  kocanın  uyması gereken muâşeret", bu Âyet-i Kerîme'de   beyan edilmiştir. Buradaki "Nüşûz" kelimesinin lûgat  manası, tümsek, demektir. Kadının kocasına, buğz ve nefretle davranması ve isyan etmesi manasına kullanılmıştır. Nüşûz aynı zamanda fuhuş manasına da gelir. Ancak evli bir kadının zinasında verilecek ceza, dövmek değil, recmdir.

    Dolayısıyla  burada;  kadının  kocasına   itaatten   vazgeçip, şer'i hududları  tanımadan ve nefretle davranmasıdır.  Bu  gibi durumlarda   kocanın;

1-Nasihatı öne alması ve

2-Kadının yanlışını münâsip lisanla anlatması emredilmiştir. Eğer nasihat fayda vermezse;

3-Üç günden fazla olmamak şartıyla darılması ve

4-Kadını yatağında yalnız bırakması gerekir. Bu sayede kadın durumun vahametini ve boşanmaya doğru adım atıldığını kavrar. Sohbet ve cinsî münasebetin kesilmesi; onun için bir ikazdır. Bütün bunlar netice vermezse;

5-Başına vurmamak ve yaralamamak şartıyla hafifçe dövülür"(128) hükmünde ittifak etmişlerdir.

    "Ancak size itaat ederlerse, aleyhlerinde bir yol aramayın" hükmü;; nasihat veya yataklarında yalnız bıraktıran (hicret) veya hafifçe dövdükten sonra, (isyandan vazgeçip) itaat ederlerse, intikam almaya kalkmayın" demektir. Çünkü nasihat ve diğer tedbirler; aile hayatının devamı için meşru kılınmıştır. Resûl-i Ekrem (sav)'in veda hutbesinde de beyan buyurduğu gibi kadın, Allahû Teâla (cc)'nın bir emaneti hükmündedir.(129) Kaldı ki; onlarla şer'i hududlar içerisinde iyi geçinme de, vacip kılınmıştır. İntikam alma duygusu   ise;   aile   hayatının  devamına  engel  teşkil  eder.

                   HAKEM TAYİNİ:

      Aile hayatının devamı; bütün tedbirlere rağmen tehlikeye düşerse, yakın akrabaların ve mü'minlerin üzerine önemli bir görev düşer. Şimdi bu husustaki hükmü izaha gayret edelim. Kur'ân-ı Kerîm'de: "(Eğer karı-kocanın) Aralarının açılmasından endişeye düşerseniz o zaman kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse, Allah aralarında (ki dargınlık yerine geçinme) onları (sulha) muvaffak buyurur. Şüphesiz ki Allah hakkı ile bilicidir. (Herşeyin künhünden) haberdardır"(130) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler; "Karı-koca ihtilafı büyütüp, birbirine eziyet etmeye başladıkları zaman, mü'minlerin tamamına bu ihtilafı giderme görevi terettüp etmektedir. Âyet-i Kerîme'de özellikle yakın akrabaların zikredilmiş olması; ihtilafın sebeblerini (ve onların huylarını) daha yakinen bilecekleri içindir. Hakemlerin mutlaka adil, tecrübeli ve fıkıh bilgileri fazla olmalıdır. Eğer akrabalar arasında bu vasıflara haiz kimse yoksa, akrabaların dışında adil ve alim iki kişi gönderebilir."(131) hükmünü zikretmişlerdir. İmam-ı Şafii (rha) ayette geçen "gönderin" emrini esas alarak bu farzdır demiştir. Çünkü karı-koca arasındaki geçimsizliği gidermek için hakem göndermek, zulmü bertaraf etmek demektir. Bu da İslâm idarecilerinin (kadı, hakem, vali vs.) üzerine düşen umûmi farzlardan birisidir." (132)   (Y.Kerimoğlu, Emanet  ve  Ehliyet, sh: 240-245)

 

Zevce'ye İyilikle-ve Adaletle Muamele

   "Burada ölçü, kişinin Şer'î Şerif çerçevesinde kendisine yapılmasından  hoşnut  olacağı şekilde karısına muamele etmesidir.  Cenâb-ı Hakk Kur'an-ı Kerîm'inde zevcelere Şeriatın gösterdiği  tarzda  iyi  davranmayı  emreder:

   "Zevcelerinizle (Şeriatın gösterdiği tarzda) iyi geçinin."   738

    Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ise: "Sizin en hayırlınız, ailesine hayırlı olandır. Ben de sizin içinizde aileme en hayırlı ola-nınızım"  739  buyurarak   teşvikte   bulunmuştur.

     Şu konular  zevceye  iyi   muameleye  dahildir:  Söz  ve fille onu  incitmemek,  şerefini yaralayıp değerini düşürmemek. Katı ve kaba davranmamak. Meşru bir sebep olmaksızın ona zarar vermemek. Nafakasını keyfi olarak kısmamak. Tat alınacak şeyleri mümkün oldukça onsuz tatmamak. Başka kadınlara meyletmemek ve onu madden ve manen yaralayacak şeylerden kaçınmak.

    Eğer zevce'si birden fazla ise aralarında âdil davranmak ve birini diğerine üstün tutar görünmekten sakınmak. Şayet adaletli davranmazsa dünyada kendisine buğzedilenlerden olur. Ahirette ise zalimler  ile beraber  haşrolonur.  Nitekim Rasûlullah Sallallahu  Aleyhi  Vesellem:

  "Kimin iki hanımı olur da muamelesinde bunlardan birine meylederse, kıyamet gününde bir tarafı eğilmiş (felç olmuş) olarak gelir." 740

   Bu Hadis-i Şerifte ve yukarıda bildirilen âdil muamele, zevceler arasında gücünün yettiği kadar yiyecek, giyecek, mesken, iyilikle konuşup tanışmaktır. Yoksa kalbdeki sevgi konusunda eşit davranmak zaten mümkün değildir. Kişi bundan da sorumlu değildir, buna dayanarak öbür zevcelerine zulmetmediği takdirde... Bu  konuda Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle   buyurmuştur:

"Allahım, bu gücümün yettiği kadar zevcelerim arasında tak-simimdir. Senin ilâhi gücünün yetip de benim gücümün yetmediği konuda beni muaheze etme" 741

                 Kocanın Hakları

a-) İtaat:

   Kocanın  karısı üzerinde gözetilmesi ve yerine getirilmesi  gereken  hakları vardır. Bunların  ilki  itaattir. Aile  İslâm   milletini  meydana  getiren,  onun bozulmasıyla milletin bozulduğu,  onun  sağlamlığıyla  milletin  sağlamlaştığı en küçük bir topluluk  olduğuna  ve  her toplumun düzen ve yaşaması bir 'başa'  bağlı  olduğuna  göre, ailenin de kendisini idare eden, işlerini çekip çeviren ve onu hayatın  en  sıhhatli  gayesine yönelten   bir   'başa'  ihtiyacı  vardır.

     İlâhi  fıtrat  kadını  analık  ve  evinin  sultanı  olarak  yaratmış, evin  dışındaki  hayat  mücâdelesine karşı koyacak yeterli gücü bağışlamamıştır.  Ama erkeğe sağlam bünye, kararlılık, ağır yükleri  kaldırabilme  gücü vermiştir. Yine verdiği özelliklerle evine  sağlamca  sahip  olma,  ev  dışında  çalışma, çarşı pazarda iş yapabilme, insanlara  karışabüme, hayatın durumunu bilme, toplumun  siyasetinden haberdar olma konularında  kadınlardan ayırmıştır.  Bunun için evde baş olmaya daha lâyıktır. Kadın üzerinde,  kendisine  itaat  etmesi  hakkı vardır. Kadın da ona itaat etmekle mükelleftir. Ancak bu mükellefiyet Allah'ın yasakladığı şeyler dışındadır. Şeriatın emrettiği ve hoş gördüğü şeylerle sınırlıdır. Çünkü, "Allah'a isyan olacak konularda mahluka  itaat -yoktur-  edilmez." 742

   Bu konuyla ilgili olarak Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: "Erkeklerin  (meşru olmak şartıyla kadınları üzerindeki hakları gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler) kadınlar üzerine (mehir ve nafaka bakımından) daha üstün bir dereceye  sahiptirler. "  743

    "Erkekler kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (Cihad, miras, imamet gibi işlerde) diğerlerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) harcamaktadırlar."  744

    Bu konuda Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'den bir çok Hadis-i Şerif nakledilmiştir: "Bir kişinin diğerine secde etmesini isteseydim,  kadının  kocasına  secde,  etmesini  emrederdim." 745

  "Bir  erkek  karısını yatağına çağırır da kadın gelmekten kaçınırsa,  sabaha  kadar  melekler  o  kadına  lanet  okur."  746

   "Biliniz  ki sizin kadınlarınız üzerinde, onların da sizin üzerinizde  haklarınız  vardır. Sizin kadınlarınız üzerindeki hakkınız  hoşlanmadığınız  kimseleri  yatağınıza  oturtmamaları  ve  yine hoşlanmadığınız  kişileri  evinize   sokmamalarıdır. Onların  sizin üzerinizdeki hakları  ise  giyecek  ve  yiyeceklerinde onlara   iyilikte   bulunmanızdır."'  747

b-) Kocanın Evinde İkamet:

   Kocanın karısı üzerindeki haklarından birisi de "mehr-i muacceli" belirtilirken karısı için hazırladığı, dayayıp döşediği meskende kocasıyla birlikte oturmasıdır. Erkeğin hanımına hazırladığı  şer'î  mesken rahatlığın, sükûnetin, şerefin barınağı olan bir yuvadır. Çünkü evlilik akdi, iki tarafın da evliliğin gereklerini  yerine  getireceklerine  dair taahhüdü ihtiva etmektedir. Evliliğin beklentileri ise zevce'nin evde ikamet etmesini   gerektirir  ki, bu suretle ailenin devamını sağlayan çocuk  doğurma,  onları  hayata  hazırlama ve bütün aile fertlerinin   rahatını   sağlama  gibi  işlere ait yeterli vakit bulabilsin.

    Şu unutulmamalıdır ki, kadının, kocasının evini olur olmaz zamanlarda  terkedip  durması fitneye sebep olur. Bu kapı bir defa açıldı mı, ailenin düzeni sarsıntı geçirir. Koca karısının gidişatından  şüphe  duymaya  başlar. Bunun getireceği bozgunu ise tahmin etmek mümkün değildir. Bunun için zevce'nin, kocasının evinde kalması, oradan ayrılmaması gerekir. Ancak koca  izin  verirse  ve  bir  zaruret olursa çıkabilir. Meselâ, yanında  mahremi olduğu halde kadın, kocasının izni olmadan, üzerine farz olan  Hacc'ı yerine getirir. Ana-babasını ve yakın akrabasını ziyaret edebilir. Fukaha bunun için de gerekli sınırı belirtmiştir. Buna göre bir kadın ana-babasını haftada bir kere, diğer  akrabalarım  ise  senede  bir  kere  ziyaret  edebilir.

    Zevce'nin,  kocasının  izni  olmadan,  evinden  uzak kalabileceği zaruretlerden birisi de, kadının anne veya babasının hastalanıp kendilerine  bakabilecek  kimselerin  olmadığı  durumdur.

   Bütün bu durumlarda kadının dışarı çıkarken edebe aykırı, şerefi düşürücü ve fitneye sebep olacak şekilde çıkışlardan sakınması gerekir. Meselâ, geçtiği yerde herkesin alıp ilgisini çekecek  şekilde kokulanmak veya Allah'ın örtülmesini emrettiği saçlar, boyun, göğüs, sırt, kollar ve bacakların açılması hem Allah'ın  emrini  çiğnemek,   hem de   kocaya   ihanettir.

   Kadının  hem  kendisinin,  hem de kocasının şerefini kirletecek hareketlerden korunması, çocuklarının bakımını yapıp terbiye etmesi,  kocasının   malını   koruması, onun  izni olmadan kimseye bir şey vermemesi, onun rızası olmadan bir kimseyi evine sokmaması, kendisine yapılmasını istediği kadar ona iyi davranması ailede saadet ve sevgi ortamını doğuran, geçimi sağlayan   sebeplerdendir.

   Kadının evinde oturması demek, onun dört duvar arasına hapsedilmesi   demek   değildir.

    Bundaki hikmet, fazilet düşmanlarının anlamayacağı kadar geniştir. Ev  işlerini  erkekler  hiç  bir zaman kadınlar kadar düzenli  yapamazlar. Annenin   çocukları üzerindeki sevgiye dayalı  terbiyesinin  etkisi erkekten daha önemlidir. Kadını evinden koparıp toplumun ortasına atanlar, toplumun temel müessesesi olan aileyi yıktıkları gibi, kadının mutluluğunu ve uhrevî   kurtuluşunu  da  elinden almışlardır.

   Müslümanların akıllarını başlarına alıp kadını, dolayısıyla aileyi kurtarmaları görevleridir. Müslümanlar, İslâm'ın aile ile ilgili prensiplerine   titizlik  gösterir, bunları  kadınları ve kızlarına öğretir ve uygulamalarını sağlarlarsa toplumdaki fesadın hakkından  gelinebilir.   Bu şekilde namuslarını kurtarmış, soylarını   korumuş, aileyi   çözülüp dağılmaktan kurtarmış olurlar. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem, kadının ikameti veya uygunsuz çıkışlarıyla   ilgili   şöyle buyurmuştur: "Kadın mahrem  bir  varlıktır.  Evinden  çıktığı  zaman hemen şeytan   kendisine   takılır. "   748

    "Zinetini (örtülmesi gereken yerlerini) kocasından başkasına  gösteren kadın, kıyamet gününde hiç ışığı olmayan   zulmete   benzer." 749

    "Zarurî  ihtiyaçlarınız  için  evinizden çıkmaya siz kadınlar   için   izin  verildi" 750

c-) Tedip Hakkı:

    Zevce'nin   terbiyesi  ve  durumuna  lâyık  nezaket ve nezahetle bezenmesi de Şeriat sahibinin kocaya verdiği haklardandır.  Kur'an-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: "Erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler. Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır ve çünkü erkekler (kadınlara) mallarından harcamaktadırlar. Onun için iyi kadınlar itaatkâr olup, Allah'ın kendilerini korumasına karşılık kendileri de gizli gizli kocalarına ihanet etmeyenlerdir. Dik kafalılık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarından ayrılın ve (bunlar la yola gelmezlerse) onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür."  751

    Kadının   terbiyesinde  çok  dikkatli olmak gerekir. Çünkü kadın  lâtif,  ince  varlıktır.  Kaba  davranmak  onu   kırar. Nitekim Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem, bir Hadis-i Şeriflerinde  şöyle  buyurmuştur:  "Kim  Allah'a  ve  ahiret gününe  inanıyorsa komşusuna eziyet etmesin. Bir de kadınlarınıza hayırlı tavsiyelerde bulunun.  Zira   onlar eğe kemiğinden  yaratılmışlardır. Eğe kemiklerinin en eğrisi ise en üstte  olanıdır.   Onu (istediğin şekilde ve kaba bir tarzda) düzeltmeye  kalkarsan  kırarsın.  Bırakırsan da eğri olarak kalır. Şu  halde   kadınlara   hayır   tavsiyesinde   bulunun."  752

   "Kadından kendisinde o eğrilik  olduğu  halde istifade edin." 753  

   Çünkü: "Mümin erkek, Mümin kadına (onda gördüğü hoşlanılmayan bir şeyden dolayı) buğzetmesin. Zira ondaki bir şeyden  hoşlanmıyorsa  bir  başka  yanı  hoşuna  gidebilir."  754

    Kadınlar iki çeşittir. Bir kısmı iyi (saliha) dır. Bunlar yaratılışlarındaki   iyilik   ve Cenâb-ı Hakk'a olan imanları sebebiyle  zaten  tedibe muhtaç değildirler. İyilik ve güzel muamele  onları  kendilerine   kötülük  yapılmasından  korur.

   İkinci kısım saliha olmayan kadınlardır ki bunlar, evlilik haklarını   çiğneyebilir, kocalarına itaatsizlik edebilirler. İşte bunların   terbiye edilmeleri gerekir. Bunları oldukları hal üzere bırakmak  aile  hayatının   çekilmez olmasına ve dağılmasına sebep   olabilir.   Cenâb-ı Hak yukarıda geçen âyette bir 'terbiye'nin yolunu göstermektedir. Buna da erkeği vazifelendirmektedir.  Erkek onunla ilgilenecek, onu itaatsizliğe iten sebepleri gidermeye çalışacaktır. Çünkü bütün insanlar gibi kadın  da  yetişme tarzı ve içinden  geldiği  çevreye   göre  değişik   karakterde  olabilir.

   Kadın'ın Terbiyesi İçin Tavsiye Edilen Yollar Üçtür

a- Güzel Öğüt (Mev'iza-i Hasene): Kadın vardır sözle, kadın vardır bir işaretle, kadın da vardır işlediği küçük günahın pişmanlığıyla yola gelir.   Bu  konuda   koca  dikkatli  olmalıdır. Her şeyden  önce  ve en çok bu yola başvurmalıdır,  kadını terbiye  için.

b- Yatakta Yalnız Bırakmak: Güzel öğütle yola gelmiyor, bildiğini  okumaktan  geri durmuyorsa, kadınla yatağını ayırmaktır. Ulema bu terbiye yolunun süresini bir ay olarak belirlemişlerdir.  Nitekim Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem zevcesi   Hazreti  Hafsa'ya  bir sır vermiş, o da bu sırrı ifşa etmişti.  Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem kadınlarından bir ay  ayrılmaya  karar  verdi,  (îlâ).

c- Dövmek: Yukarıdaki iki yol fayda vermezse, başvurulacak, ama çok dikkatle uygulanacak bir metoddur. Çok mecbur kal madıkça  başvurulmamalıdır.

   Koca'ya  verilen  bu  dövme  hakkı,  istediği  şekilde zulmetmek, aşırı gitmek manâsına değildir. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem   kadının  kocası  üzerindeki   haklarını  belirtirken  de  şöyle   buyurmuştur:

"Yediğinden yedirir, giydiğinden giydirirsin. Kadının yüzüne vurma,  ona  kötü  söz de söyleme (mecbur kalmadıkça) yatağında  yalnız  bırakma." 755

"Akşam   aynı   yatakta  beraber  olacağınız  karılarınızı,   köleleri dövercesine  nasıl  döversiniz?"  756

    Bunlardan   da  anlaşılıyor   ki   koca,   'bana  dövme  hakkı verilmiş'  diye  istediği   gibi   hareket   edemez.  Her   şeyden önce   kadını kadın olarak bilip, hatasız olamayacağını kabul etmek zorundadır. Terbiye etmeye gelince önce Rasûlullah Sallallahu Aleyhi  Vesellem'in   şu   ihtarına   kulak  vermek   zorundadır:

"Kadınlarınız   hususunda   Allah'tan  korkun. Zira siz onları  Allah'ın emaneti olarak aldınız. Allah'ın emriyle kendinize   helâl   kıldınız."  757

   Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu Hadîsiyle, ilâhi müsaadeler dışındaki davranışları emanete hiyanet olarak vasıflamaktadır.   Bir  başka  Hadis-i  Şeriflerinde  ise;

"Kadınlarını dövenler hayırlılarınız değildir" 758 ihtarında bulunmaktadır.   Zaten yine Şeriatın emri olarak koca karısına eziyette  ileri  giderse,  karısının durumu hakime şikâyet etme hakkı  vardır."   (İsmaşl  Kaya, İslam  İlmihali, sh:444-449 )

   NOT:  Bu  tavsiyelerimize  uymanızı   tavsiye  edebilirim...  Daha  fazla  malumat     ve  daha   açık   bilgi  isterseniz   yine  yazışmanızı   beklerim...  Elimizden  gelen  yardımı  göstermeğe   çalışırız... Allahü  Teala (cc)  yardımcınız  olsun...

KAYNAKLAR

 (114) Bakınız madde: 1082-1084.

 (115) Et-Tevbe Sûresi: 71.

 (116) El Ahzab Sûresi: 33.

 (117) Şeyh Nizamüddin ve Heyet-El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 557. Ayrıca İbn-i Hümam-Fethû'l Kadir-Beyrut: 1316 C: 3, Sh: 321-322.

 (118) Bakınız madde: 1128-1134 (Ailenin geçimini sağlamak kimin üzerine).

 (119) En Nisâ Sûresi: 34.

 (120) İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkamû'l Kur'an-Kahire: 1967 C: 5, Sh: 170.

 (121)  Et Tahrim Sûresi: 3.

 (122) İbn-i Kesir-Tefsirû'l Kur'an'il Aziym-Beyrut: 1400 C: 4, Sh: 387. Ayrıca Mecmuatu't Tefasir-İst: 1979 Çağrı Yay. C: 6, Sh: 299-300 (Not: Bu Âyet-i Kerîmenin nüzûlü hususunda farklı rivayetler vardır. Biz Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayetini esas aldık.)  

 (123) En Nisâ Sûresi: 19.

  (124) İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkamû'l Kur'an-Kahire: 1967 C: 5, Sh: 98. Ayrıca Mecmuatu't Tefasir-İst: 1979 C: 2, Sh: 38-39. İbn-i Kesir-A.g.e. C: 1, Sh: 466.

 (125) Sahih-i Müslim-İst: 1401 Çağrı Yay. C: 2, Sh: 1090 K. Rıda: 18 Had: 65/1468.

 (126) Sahih-i Buhari-İst: 1401 Çağrı Yay. C: 6, Sh: 151. K. Nikâh: 88.

 (127) En Nisâ Sûresi: 34.

 (128) İmam Fahrüddin-i Razi-Mefatihû'l Gayb-C: 10, Sh: 80-90, İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkamû'l Kur'an-Kahire: 1967 C: 4, Sh: 173.

 (129) Sahih-i Müslim-İst: 1401 Çağrı Yay. C: 1, Sh: 886-892 K. Hacc: 19 Had No: 147 (1218). Ayrıca Sünen-i İbn-i Mace-C: 2, Sh: 1022-1027, K. Menasik: 74-Had. No: 3074, Sünen-i Ebû Davud-C: 2, Sh: 455-464-K. Manasik: 57.

 (130) En Nisâ Sûresi: 35.

 (131) İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkamû'l Kur'an-Kahire: 1967 C: 5, Sh: 175. Ayrıca Fahruddin-i Razi-Mefatihû'l Gayb-C: 10, Sh: 97, Mecmuatu't Tefasir-İst: 1979 C: 2, Sh: 64.

 (132) Muhammed Ali Sabuni-Ahkam Tefsiri-İst: 1984 C:1, Sh: 404.

.....................................................................................................................................................

KAYNAKLAR

738- en-Nisâ, 19

739- İbni Mâce, Nikâh, 50; Dârimî, Nikâh, 55

740- et-Tâc, 2/322 (Ebû Davûd, Tirmizî ve Neseî'dcn)

741- et-Tâc, 2/322 (Ebû Davûd, Tirmizî ve Neseî den)

742- Feyzu'l-Kadîr. 6/432 (Hadis no: 9903)

743- el-Bakara, 228

744- en-Nisâ, 34

745- et-Tâc, 2/314 (Ebû Davûd ve Tirmizî'den)

746- et-Tâc, 2)314 (Buharı, MMim ve Ebû Davûd'dan)

747- et-Tâc, 2/314 (Tirmizî'den)

748- et-Tâc, 2/317 (Tirmizî'den)

749- et-Tâc, 2/317 (Tirmizî'den)

750- et-Tâc, 2/317 (Buharı ve Müslim'den)

751- en-Nisâ, 34

752- et-Tâc, 2/315 (Buharı, Müslim ve Tirmizî'den)

753- et-Tâc, 2/315 (Tirmizî'den)

754- et-Tâc, 2/315 (Müslim'den)

755- et-Tâc, 2/316 (Ebû Dayûd ve Neseî'den)

756- İbni Mâce, Nikâh, 51

757- Müslim, Hacc, 148

758- İbni Mâce, Nikâh, 51