Selamun Aleykum hocam,

1) Gayri muslim bir ulkedeyim ve isyerinde namaz kilmak icin yer tayin edilmis olmasina ragmen, isyerindeki yogunluk yuzunden namaz kilan bi iki arkadasimiz hakkinda isten kacti seklinde yorumlar yapiliyor. Zaten onlarda namaza gidiyoruz demiyorlar, ki bunun icin yonetim tarafindan acik izin yok. (yonetimin ve Seflerin mentalitesini tanidigim icin, izin vermeyeceklerini biliyorum, cunki kahve aralarinin cok uzun tutuldugu konusunda her zaman tartisma mevcut) ihtiyac gidermeye gidiyoruz diyorlar, ama tepki aliyorlar.

Sadece yemek arasinda belirgin bir zamanimiz var, onun disinda kahve aralarinin uzunlugu bayaca belirsiz, bazan 15 dakika bazan 10 ve bazan daha kisa, herkes ise geri dondugunde birinin eksikligi hemen goze carpiyor.
Suan gece calistigim icin, yatsi namazi is saatine denk geliyor. Sabah namazini eve geldigimde 2 ci vaktinde eda etmeye calisiyorum. Birinci vakti isyerinde geciyor.
Ben isyerinde namaz kilmiyorum, ama icim rahat degil. Esasen isyerinde Namaz kildigimida kimse bilmiyor.
Hocam ne tavsiye edersiniz?

2) Hocam ayni isyeri hakkinda bir sorum daha var.  Isyeri buyuk bir ekmek fabrikasi,  Yonetim sadece ana kantine ekmek birakilmasina izin veriyor ve butun kantinlere ayni sekilde pastalar konuluyor.

Fakat kantinlere isciler yada sefler, yonetimin biraktigi pastalar disinda, artan pastalardan keklerden ekmeklerden koyuyorlar. Bunu yonetim goruyor ve ses cikmiyor. ama yonetimde hissesenedi sahiplerinin emrinde bir merci sonucta. Yani asil mal sahibi sirketin hissesenedine sahip olan herkes oluyor. Yani binlerce kisinin izni sozkonusu gibi bir sey.
Artan ekmekler yem fabrikalarina satiliyor.  Musluman arkadaslara bunun haram olabilecegini soyluyorum, ama bana pimpirikli oldugumu soyluyorlar. Soylediklerine gore bulundugun isyeri sinirlarinda yiyebilirmissin, sakinca yokmus, Herkes yemeye devam ediyor.

Nedersiniz hocam?

3) Hocam benim saclarim uzun, saclarimi arkaya bagliyorum, etraftan tepki aliyorum.
Saclarin o veya bu sekilde baglanmasi hakkinda dinimizce bir kisitlama varmi

 

Aleyna  ve  aleykümüsselam...

Muhterem  kardeşim  sorularınızı  cevaplamaya  çalışalım...

 

1. Muhterem  kardeşim,  hem  "isyerinde namaz kilmak icin yer tayin edilmis olmasina ragmen"  diyorsunuz,  hem de  "yonetimin ve Seflerin mentalitesini tanidigim icin, izin vermeyeceklerini biliyorum"  diyorsunuz...  Bu  konuda  bir  kardeş de  sizin gibi  çok  sıkıntı  çektiğini  bahsetmişti.  Hatta  dışarıda  araba  içinde  namaz  kıldığını  söylemişti.  Ancak  ona  dedik ki,  git  yetkili  kimselerle  görüş. Durumu  izah  et.  Hakklarını  araştır.  Bu  bayan  kardeşimiz  gitmiş  yetkililere  söylemiş,  onlarda  böyle  bir  sıkıntınız  var da  niçin  bize  söylemiyorsunuz?  elbette  ibadetlerinizi  serbestçe  yapabilirsiniz,  demişler.  Büyük  bir  sorun  gibi  görünen  şey    basit  bir  şekilde  ortadan  kalkmış.   Sizde  aynen  ilgililere  durumu   izah  ediniz...  İnşallah  bir  çözüm  bulurlar.  Ayrıca  o iş yerinde  çalışan  tüm  Müslümanlar  topluca  hareket edin.  Birlikte  ilgililere  durumunuzu  izah  edin.  Biriniz  gider,  biriniz  gitmezse,  elin adamı da   şöyle  der;  demek ki  bu  ibadet  pek  önemli  değil ki  hepsi  izin  istemiyor!.... 

İşyerinde  namaz  kılma  meselesine  gelince,  usulü dairesinde  durumu  diğer  kardeşlerinizle  birlikte  ilgililere  izah etmelisiniz.  Onlar  açıkça  izin  vermeyeceklerini  söylerlerse  başka  yollardan  haklarınızı  arama  yoluna  gidiniz.  Daha  üst  yetkililere  durumu  iletiniz.   Aslında  anlaşmalarınızda  dinlere  göre  ibadet  hürriyeti    vardır.  Ama   belki  bunu  siz   kendi    imkanlarınızla     dile  getiremezsiniz.  İş  ve  işçi  hukukunu bilmezsiniz.   Bilenlere  durumu  açınız,  onlardan  yardım  isteyiniz.  Biliyorum,  şu  anda  yabancı  ülkelerde  iş  bulmak  çok  zor.   Belki de  iş  yerinden  ibadet  izni  isteme  durumuna  getirip   sizi  böyle  zorlayarak  işten  atmayı  düşünüyorlar.  Bu  açıdan  bakılınca   durum  hiçte  iç  açıcı  değil...

 

  Bu şekilde  huzursuzluk  çıkarmadan,  sürtüşmeden   bir  sonuç  alamazsanız  çay, dinlenme,yemek  arası   dediğiniz   aralarda    namazlarınızı  kılmaya  çalışınız.   Bu  arada  zamanınız  yetmezse  sadece  farzları  kılabilirsiniz.   Buda  en  fazla   3-4  dakikanızı  alır.  Şayet  adamların  niyeti  sizin  namaz  kılmanız      size   ve   o  işyerinde   size  namaz  kıldırmamak  ise  sizin  derhal  öyle  bir  işi  terketmeniz  lazımdır.   Ne  pahasına  olursa  öyle  bir  işyerinde  çalışmanız  doğru  değildir.   Gayr-i  müslim  ülkelerde  ve   Gayr-i  müslimlerin   emri  altında  çalışmak   zaten  hoş  bir  fiil  değildir.   Durum  bahsettiğiniz  gibi  olunca  vebal   daha da  ağırlaşmış  oluyor...

  İşyerinde  namaz  kılmanızın   iş  verenler  tarafından  duyulmasının    sanki   bir  suç  sayılacağını   belirtmeniz  çok  yanlış.    varsın  bilsinler  ve  duysunlar.  İşverenler  sizin  müslüman  olduğunuzu  bilsinler,  ona  göre  size  haklarınızı  tanısınlar.  Ama  siz  sanki  müslüman  olduğunuzu   saklama  gayretinde  imiş  gibisiniz.   Müslüman  olduğunuzu  saklamanız  çok  yanlış... İbadet  etmenizi,  dolayısıyle  ibadete  izin  istemenizi  gündeme  getirmeniz    sizin  en  tabii  hakkınız.

 

2. Bulunduğunuz  işyerindeki  yöneticilerin  yaptığı  fiillerden  siz  sorumlu olmazsınız...  Siz  yönetime,  yönetimde  mal  sahibine  karşı  sorumludur.  Yönetimin  uygulaması  uygun değildir.  Öyle  bir   uygulama  yapma  hakları  yoktur.  O  uygulamanın vebali  onlara  aittir.   Siz  yöneticilerin  uygulamasının   yanlış  olduğunu  söylerseniz  vebalden  kurtulmuş  olursunuz.  O vebale  ortak  olmaktan  çıkmış olursunuz.  Ancak  eğer  yönetim  yem  fabrikalarına   sattığı  ekmeklerden  size de  verirse   o zaman  durum   karışır.  Siz  başkalarının  hakkı  olan  o  parayı  alamazsınız... 
Bulunduğunuz  iş yeri  sınırları  içinde  hangi  ölçülerde  size  yeme  hakkı  tanınmışsa  onun  bilinmesi  gerekir.  Varsa  öyle bir  hakkınız  o hakkınızı kullanmanızda  bir  sakınca  olmaz.   Ama  bu  demek  değildir ki,   hisse  sahiplerinin    haberi   olmadan   ekmekleri  satın  parasını  yiyin. 

 

3. Bu  konuda  çeşitli rivayetler vardır.  Saç  uzatmak  birazda  bölgesel  ve  örfe  dayanan  bir  fiildir.   Bazı  kitaplarda  gusül  bahislerinde  şu  hüküm  yer almıştır.   "Erkeğin  örgülü saçlarını  yıkması  şarttır."    Kadın  için   örgülü  saçlarını  açması  şart değildir.  Saçlarının  diplerini  yıkamak  yeterli  sayılmıştır.   Zira  onun  için   saçları  uzatması  zarureti  vardır.  Ancak  erkekte  böyle  bir  zaruret  yoktur.   Olmadığı  için de saçlarının  arasını da yıkaması  farz oluyor.    Haberiniz  olsun...  Örgü  arasına,bağlanan  yerlere  su  geçmezse  guslünüz  olmaz.

"Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) hicretten sonra saçlarını, birisi Hudeybiye senesi ihramdan çıkarken, diğeri umre haccını kaza ederken, üçüncüsü de "Veda haccı"ndan sonra olmak üzere, üç defa kestirmişti.(1) Kesilen saçlan asla zayi edilmemiş, ashâb tarafından alınıp muhafaza edilmişti. Nitekim Hz. Enes, "Hz. Peygamber'in saçlarını berberin kestiğini gördüm. Ashâb da etrafında dolaşıyor, bir telinin bile, yere değil, mutlaka bir adamın eline düşmesini arzuluyorlardı."(2) der.

Bunların yanında, Muhammed b. Abdullah'ın ustura ile O'nun başını tıraş ettiğini görmekteyiz.(3)

Hayatında çok az kere kestiği saçlarının uzunluğu hakkında farklı görüşler varid olmuştur. Bu görüşleri özetleyelim:

Bir rivayette, "saçları kulaklarının yarısına ulaşırdı"(4) denirken, başka bir rivayette de, "... kulaklarının memesine (yumuşağına) inerdi..." (5) denir. Hz. Âişe (r.a.) "saçlarının omuzlarına değmediğini ama. kulak yumuşağını geçtiğini..." (6) beyan ederken Hz. Enes, "Omuzlarına indiğini nakleder..."(7). Bu arada Ümmü Hânî de "Mekke'ye teşrif etlikleri zaman saçlannın dört örgü halinde olduğunu..." (8) söyler.

Farklı görülen bu rivayetlerde te'lifi esas alanlar, başının Önünün saçlarının kısa, arkalarının uzun olması sebebiyle, kısalığından bahsedenler, saçlarının ön kısımlarım; uzunluğundan bahsedenler de arkasındakilerini kastetmişlerdir, demişlerdir.(9) Ancak bu te'lif tenkid edilmiştir. Zira saçlarını tavsif edenler, saçlarının bir parçasını değil, hepsini birden tavsif etmişlerdir. Öyle ise, parça parça tavsif edilmiştir demek, doğru değildir.

Şöyle de denmiştir: Hz. Peygamber, (s.a.s.) bazı meşguliyetleri sebebiyle bazen saçlarını kesememiş, onlar da uzamış, hattâ omuzlarına bile değmiştir. Ancak, kestiği zaman kulaklarının yarısında görülmüştür. Bu zaman zarfında her râvi uzayan saçlarından kendi gördüğünü anlatmıştır. Bu sebeple de farklı rivayetler ortaya çıkmıştır.( 10)

Bütün bu rivayetler, erkeğin başında bîr miktar saç bırakmasının müstehab olduğunu gösterir.(11) Ancak bırakılan saçların kısa olmasının daha hayırlı olduğunu bir başka hadîsten öğrenmekteyiz. Nitekim Vâil b. Hucr, Hz. Peygamber'in, uzun olan saçlarını gördüğünde, bunun hayırsızlık olduğunu, kısalttığı sırada da, evvelki sözle kendisinin kastedilmediğinin anlaşılmasına rağmen, bunun daha iyi sayıldığını, nakleder.(12) " 

1- Ali el-Karî, a.g.e.. I, 99.

2- Müslim, Fezâil, 75 (IV, 1812, h. No: 2325). (1S5) el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, III, 261.
3- Ebû Dâvûd, Tereccül, 9 (IV, 407, h. No: 41S6).
4- el-Buhârî, Bed'u'l-Halk, 88 (IV, 165).
5- İbn Mâce, el-Libâs, 36 (II, 1200, h. No: 3635).
6- Müslim, el-Fezâil, 95 (IV, 1819, h. No: 2338).
7- el-Tirmizî, el-Libâs, 39 (IV, 246, h. No: 1781).
8-Ali el-Kârî, a.g.e.. I, 98-99.
9- Ali el-Kârî, a.g.e., I, 99.
10- eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, I, 145-146.
11- en-Nesâî, ez-Zîne, 10 (VIII, 117).
12- Ebu Dâvûd, et-Tereccül, 4 (IV, 395, h. No: 4163)."   (Alıntıdır)
 

Allahü Teala (cc)'ya  emanet  olunuz...   
Abdullah AZİZ