Sİ'RET-İ NEBİ
(Hz. Muhammed (SAV)'in Hayatı ve Daveti)
Bu sayımızda sizlere tanıtımını yapacağımız kitap; " Er-Rahiku’l- Mahtum” (Peygamber Efendimiz. Hayatı ve Daveti) adlı “siyret” ödülü almış bir kitaptır... Kitabın yazarı Hindistanlı Safiyurrahman el-Mübarek-Furi’dir.
Hz. Muhammed (SAV)’in hayatı ile ilgili ne kadar eser okursak okuyalım, ne kadar eser tanıtırsak tanıtalım yine de ümmet olarak O yüce zatı hakkıyla tanıdığımızı söylememiz mümkün değildir. Eğer dünya Müslümanları gözyaşlarıyla, kanları ve canlarıyla bir bedel ödüyorlarsa çok iyi bilinmelidir ki bu bedel asr-ı saadeti kaybetmenin faturasıdır. Eğer insanlar dünyada adalet, barış ve sulh-ü sükun istemekte samimi iseler “Asr-ı saadet” döneminin prensiplerine teslim olmak zorundadırlar. Kim ne derse desin bugün dünya Resül-i Ekrem (SAV)’e ve O’nun getirdiği nizama muhtaçtır. Şayet günümüzde insanlar birbirlerinin kurdu haline getirilmişlerse bunun müsebbibinin dünyaya hakim olan kültürün (dinin) mimsiz (Global Hellenist) kültür oluşundandır! Bu hususun çok iyi bilinmesinde zaruret vardır!
İslam toplumlarında din adına söz söyleme hakkını kendilerinde gören ilahiyatçı aydın zümrelerin de (istisnalar hariç) Hellenist kültürün etkisinde kaldıklarını söylemek mümkündür. Onların tebliğ ettikleri dinin ve tarif ettikleri peygamberin, hakikatle bir ilgisi yoktur. İslam ahkamını insanların vicdanlarıyla sınırlandıran, dinin ülke yönetimiyle, siyasi hükümlerle, muamelatla ve savaşla asla ilgisi olmadığını söyleyen bu yerli müsteşriklerin, hevalarını ilah edindikleri görülmektedir. Halbuki Hz. Peygamberin (SAV) hayatını inceleyen her aklı selim sahibi itiraf edecektir ki; gerçek şudur: Hz. Peygamber hicretten hemen sonra Medine’deki toplumun lideri, emiri, komutanı olmuştur. (sh:195-196-197-202-212) Medine dönemine baktığımızda Peygamberimiz (SAV)’in müşriklere karşı katıldığı gazvelerin (savaşları) sayısının yirmi yedi, Seriyyelerinin sayısının ise kırk dört olduğunu görüyoruz. Bu savaşlarda kendisi ordu kumandanı olmuştur. Kendisinin katılmadığı seriyyelerin başlarına ise kumandanlar tayin etmiştir. Üç günlüğüne dahi olsa Medine’den ayrılmalarında yönetimde boşluk olmaması için bu kitapta yer alan tesbite göre yirmiye yakın vekil bırakmış, “vali” tayin etmiştir…(sh:218-219-266-268-281-324-326-330-332-333-341-350-360-363-411-413-453-472) Medine’ye vali olarak tayin edilen sahabilerin başında “İbn-i Mektum” (RA) gelmektedir. Medine’deki topluluk arasında meydana gelen ihtilafların çözümünde bizzat kendisi Hakim (kadı) olmuş, İslam ahkamıyla hükmetmiştir. Başka beldelerde yaşayan Müslümanların ihtilaflarının çözümleri için ise oralara “Kadı”lar (Şeri’i şerif’le hükmeden hakimler) görevlendirerek kaza sistemini ayakta tutmuştur.
Daha önce de bu sayfalarda bu husus vurgulanırken şu cümleleri zikretmiştik : “Siyer kitapları mutlaka Kur'an ve Sünnet kaynaklıdırlar. "Siret-i Nebi" demek veya “Fıkhu's-Siyre" demek; Fahr-i Kainat Hz. Muhammed (sav) Efendimizin getirdiği dinin (İslam Dini'nin) hayata nasıl hakim kılındığını anlatan kitap demektir. Fertten cemaate, cemaatten devlete gidişin nasıl olduğunu anlatan kitap demektir. Dolayısı ile "Asr-ı saadet"i günümüze taşımak isteyen Siyer'cilerin "Fıkhu's-Siyre"yi çok iyi bilmeleri gerekir. Bir cismin aynada yansıması ne ise, "Asr-ı Saadet"in "Fıkhu's-Siyre" olarak yansıması da odur. Siyer okuyan mü'minlerin niçin Siyer okuduklarını çok iyi düşünmeleri gerekir. Günümüz müslümanları, her ne kadar "Siyer-i Nebi"yi iyi anladıklarını söylüyor olsalar da yürüttükleri mücadele usullerini görünce "Siyer-i Nebi"yi kavrayamadıkları anlaşılmaktadır.” ( Misak Mecmuası, sayı: 89, sh:44-46)
Ne yazık ki, İslam dinini laiklik ideolojisine (sekülerizm) göre yorumlamak isteyen bazı yazarlara ve hocalara göre; Hz. Peygamber (SAV)’in bırakın savaş yapmasını, “hoşgörü” çağrısından başka hiçbir şey yapmadığını, hatta Cehennemden dahi bahsetmediğini görürsünüz! Çünkü bu hoşgörücü global mezhepsizlere göre ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar cehenneme girmeyeceklerdir. (!) Ehl-i Sünnet itikadına göre günahkar fasık Müslümanların günahlarından arınmalarının cezası olarak cehenneme girecekleri kabul edildiği halde ne hikmetse bu Ehl-i Kitap olan kafirler cehenneme girmeyeceklermiş! Bu anlayışa göre haşa (!) Hz. Peygamber (SAV) Ehl-i Kitap olan bu Yahudi ve Hıristiyanlarla lüzumsuz ve sebepsiz bir yere savaşmış, fuzuli olarak müşriklerin ölümlerine sebep olmuştur! Çünkü “Asr-ı saadet”e baktığımız zaman Hz. Peygamberin (SAV)’in savaş yaptığı insanların ya müşrikler, ya Ehl-i kitap olan (Yahudi-Hıristiyan) kafirler olduğunu görüyoruz. Peygamberimiz Efendimiz (sav)’in Rahmet Peygamberi (SAV) olmasının yanında savaş Peygamberi (SAV) olmasını inkar etmek veya görmezlikten gelmek mümkün müdür?
Musannıfın önsözünde zikrettiği bazı hususları sizlerle paylaşmak istiyorum : “Kanaatime göre bu çalışma, belki de kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük bir değer taşımaktadır. Çünkü Nebevi hayat tarzı ve Muhammedi rehberlik, dikkatli ve ibretli bir gözle incelendiğinde İslam Alemi'nin hayat pınarlarının ve insanlık toplumunun mutluluğunun fışkırdığı tek kaynak olarak görülecektir. Bu mübarek yarışmaya katılmam benim için mutluluk vesilesi, güzel bir fırsat olmuştur. (…..) Bu eserimdeki metodumu şu basit birkaç kelimeyle ifade etmeyi uygun görüyorum:
Bu eseri yazmadan önce, bunu hem usandırıcı uzun ifadeler hem de manayı bozacak çok kısa ifadelerden uzak orta hacimli bir eser olarak ortaya koymayı uygun görmüştüm. Fakat olayların sıralanması veya ayrıntıların tesbitinde kaynaklarda pek çok farklılıklar gördüm. Bu gibi yerlerde kapsamlı ilmi inceleme yaptım ve konunun bütün yönlerine göz gezdirdim. Sonra da ilmi inceleme sonucu kanaatimce tercih edilmeye layık olan görüşü eserde ifade ettim. Bu durumda delil ve burhanları tek tek belirtmekten kaçındım. Zira bu istenmeyen bir uzatmaya sebep olacaktı. Ama, bazen de eseri okuyan kimselerin garip karşılamalarından korktuğumda ya da yazarların çoğunun doğru olan görüşe aykırı bir kanaate sahip olduklarını gördüklerimde delillere işaret ettiğim de olmuştur.”
Kitabın başında mütercim kardeşimizin çok güzel bir “takdim” yazısı yer almıştır. Bu takdim yazısını aynen aktarıyorum : “Siret-i Nebi İslam alimlerince Kitabullah'tan sonra ikinci ana kaynak olan Sünnet'in önemli bir parçasıdır ve İslam'ı en iyi şekilde anlamak ve İslam'ın yaşanmış en güze tatbikatını öğrenmek için son derece mühim bir ilim dalı olarak kabul edilmiştir.
Peygamberimiz, Efendimiz, şefaatçimiz, Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) elbette bizim için en güzel örnek ve numunedir. Bundan dolayı O'nun eşsiz hayatını incelemek, O'nun yüce ahlakıyla ahlaklanmak, O'nun numune şahsiyetini idrak etmek için "Siret-i Nebi"yi okumaya mecburuz. Kur'an-ı Kerim'i daha iyi anlayabilmek, Sünnet-i Seniyye'yi daha iyi öğrenebilmek, İslam mesajını daha iyi kavrayabilmek için "Siret-i Nebi" yi incelemek zorundayız.
Zira müellifin ifadesiyle: "Siret-i Nebi, aslında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bütün insanlığa sunduğu, insanları karanlıklardan aydınlığa kavuşturduğu ve kullara kulluktan Allah'a kulluğa çağırdığı mesajın özüdür." Evet... O, kendisine verilen ilahi mesajın en üstün tebliğcisiydi. O, ilahi davanın en yüksek temsilcisiydi. O, ilahi nizamın en güzel tatbikçisiydi.
O sadece okumak ve dinlemek için değil, aynı zamanda yaşanmak ve uygulanmak için indirilen Kur'an-ı Kerim'i en güzel şekilde yaşayan en üstün insandı. O'nun ahlakı "Kur'an ahlakı" idi. O'nun hayatı Kur'an'ın en güzel tefsiriydi. O "yaşayan ve yürüyen bir Kur'an"dı adeta...
Elinizdeki eser, "Siret-i Nebi" dalında yazılmış, günümüz Hindistan alimlerinden Safiyyür-Rahman el-Mübarek-Furi'nin Arapça te'lif ettiği "er-Rahiku'l-Mahtum" isimli kitabının tercümesidir. Müellif eserine Mutaffîfin suresi 25. ayetinden iktibasla bu adı vermiştir. Bu ayette geçen "er-Rahikul-Mahtum" mühürlenmiş, el değmemiş ve içildiği zaman sonunda mîsk kokusu duyulan cennet şarabı manasındadır. Peygamberler zincirini mühürleyici, ilahi terbiyeden başka hiçbir el değmemiş ve cennet şarabı gibi halis, saf ve tertemiz, başı ve sonu misk kokusu gibi zarif ve nezih bir hayatı, Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını konu edinen esere bu ismin verilmesi ne kadar manidardır!..
Müellif pek çok siyer kitabından farklı olarak Peygamberimiz (s.a.v.)in "Tebliğ ve Davet" yönüne daha fazla eğilmiş, bilhassa Hadis ve Tefsirle ilgili mevzularda geniş malumat vermiştir.
Hindistan ve Pakistan alimlerinin Siyer ilmine büyük önem verdikleri, bu konuda Urduca pek çok eser telif ettikleri bilinmektedir. Nitekim Ebul-Hasen Ali en-Nedevi bunu belirtirken, "Urduca, Siret mevzuunda Arapçadan sonra dünya dillerinin en zenginidir. Bu dil, bu mevzuda son asırda yazılmış en kuvvetli ve en güzel eserleri ihtiva etmektedir." diyor. (Es Siret'ün-Nebeviyye: sh:5. Cidde,1979)
Bu eseri, zengin Siret kültürüne sahip Hind diyarından bir alimin kaleme almış olması ve müellifinin ana kaynakların yanında Farsça ve Urduca eserlerden de istifade etmiş olması dikkate alınırsa, eserin bu bölgedeki Siyer araştırmalarını aksettirmesi açısından ilmi değeri açıkça ortaya çıkmaktadır. Eserin ileride anlatılacağı gibi İslam alemi çapında düzenlenmiş bir yarışmada birincilik kazanması da kitabın önemini ortaya koyması bakımından dikkate değer bir husustur.
Tercümede Hadis-i Şeriflerin kaynaklarını zikrederken okuyucunun elindeki Hadis kitabı değişik baskı da olsa tetkik ve tahkik etme imkanı bulması için, Hadis-i Şeriflerin kaynaklarda yer aldığı "Kitab" isimleriyle "Bab" numaralarını ilave ettim.”
(Eserin her satırını imanla, aşkla, heyecanla ve ihlasla okuyup Peygamberimiz (s.a.v.)’in değerli hayatını örnek alma hususunda cümlemize muvaffakiyet ihsan eylemesini Cenab-ı Hak'dan niyaz ederim.)”
Bu önsöz ve takdimden sonra şimdi de kitabın tanıtımına geçelim. Kitap on bir bölümden meydana gelmiştir. Kitabın çok akıcı ve sade bir üslupla kaleme alınmış olmasının yanında okuyucuyu bıktırmadan, usandırmadan kendine çekmesinde mütercimin payının da olduğu unutulmamalıdır.
Kitabın birinci bölümünde, Coğrafi durum ve Arap kavimleri hakkında geniş bilgiler sunulmuş, Araplarda idare, emirlikler üzerinde durulmuştur. (sh:17-30) Mescid-i Haram’ın kuzey tarafına “Daru’n Nedvenin” kurulduğu, o dönemde bu kurumun bir parlamento özelliği taşıdığı ve idare merkezi haline getirildiği belirtilmiştir. (sh:32) Daha sonra o dönemde Arablar arasında yaygın olan bozulmuş ve batıl dinler hakkında bilgiler verilmiştir. (sh:36-44) İkinci bölümde, Peygamberimiz (SAV)’in Hz. Adem (AS)’e kadar olan nesebi üç bölüm halinde isim isim sayılmış, (sh:53-54) süt annesinin yanında dört-beş yaşlarında iken göğsünün yarıldığı belirtilmiştir. (sh:63) Yine bu bölümde, “Hılfül-Fudul” teşkilatının kuruluşu, “Hılfül-Fudul” teşkilatının kurulmasına sebep olan alay ayrıntılarıyla dile getirilmiştir. (sh:66) Kabe’nin yeniden inşasında Peygamberimiz (SAV)’e hakemlik görevinin verilmesi (sh:69) ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. İlk vahyin geldiği Hira dağı ve vahyin gelme şekilleri, Sadık rüyanın peygamberliğin kırk altı parçasından biri olduğu üzerinde durulmuştur. (sh:72-73) Üçüncü bölümde, İslam’a davet bölümünde davetin üç yıl gizli yapıldığı bunun sünnet olduğu vurgulanmış (sh:85), ayrıca orada bir inceliğe dikkat çekilmiş, ilk İslam “cemaat”inin o dönemde oluştuğu üzerinde durulmuştur. (sh:86-87) Yine açık davet döneminde, azgın müşrikler tarafından Müslümanlara yönelik dehşet verici korkunç işkencelerin başladığında Ebu Cehil müşrik’inin şöyle bir hadisesi rivayet edilmiştir : “Allah düşmanı Ebu Cehil de : "Beni tehdit mi ediyorsun, ya Muhammed !.. Vallahi ne sen ne de Rabbin hiçbir şey yapamazsınız. Ben bu iki dağ arasında yaşayan en şerefli kişiyim" dedi.
Ebu Cehil bu azarlamadan sonra Rasulullah'a düşmanlığından vazgeçecek değildi. Bilakis bundan sonra şirretliği daha da çok arttı. Müslim, : “Hureyre'den rivayetle diyor ki: Ebu Cehil yanındakilere: -"Muhammed'in yüzü gözlerinizin önünde yere sürtülebilir mi?" dedi.
-"Evet" dedi yanındakiler.
-"Lat'a ve Uzza'ya yemin ederim ki, eğer O'nu görürsem boynunu ezeceğim ve yüzünü yere süreceğim" dedi. Rasulullah (s.a.v) namaz kılarken yanına geldiler. Yanındakiler Ebu Cehil'in Efendimizin boynuna basacağını zannediyordu. Bir de ne görsünler!.. Ebu Cehil kaçmaya ve elleriyle sanki kendini bir şeyden korumaya çalışıyordu. Ona:
-"Sana ne oluyor ya Ebul-Hakem?" dediler. Oda:
-"Benimle O'nun arasında ateş dolu bir hendek, ürkütücü bir şey ve kanatlar vardı" dedi.
Rasulullah (s.a.v)'da: "Eğer bana yaklaşsaydı melekler onun azalarını paramparça edeceklerdi" buyurdu. ( sh:101) Sonra İslam davası için ilk şehidin Ammar (RA)’ın annesi Sümeyye (RA)’nin olduğu (sh:103), İslam için, müşriklerden akıtılan ilk kanın ise Sa’ad bin Ebi Vakkas (RA) tarafından akıtıldığı, “Daru’n-Nedve”ye karşı Erkam bin Erkam (RA)’ın safa tepesindeki evi “Daru’l-Erkam” ise bu dönemde Müslümanlar için İslam davetinin merkezi haline getirilmiştir. (sh:104) Habeşistan’a hicret ve bu hicrette 102 Müslüman’ın bulunduğu (sh:107), Kureyşin Habeşistan muhacirlerine karşı planı, (sh:108), Kureyşin Ebu Talib’e uyarıları (sh:110), zalimlerin Rasulullah (SAV) ‘ı yok etme düşünceleri (sh:112), Hz. Hamza’nın, Hz. Ömer’in Müslüman oluşları (sh:114-115) gibi konular detaylı bir şekilde zikredilmiştir.
Daha sonra “Umumi boykot” ile birlikte zulüm ve düşmanlık antlaşması, antlaşma sayfasının yırtılması (sh:123-128), Hüzün yılı, Hz. Hatice’nin Allah’ın rahmetine kavuşması, Rasulullah (SAV)’ın Hz. Sevde ile evlenmesi gibi konular çok akıcı bir üslupla anlatılmıştır. (sh:129-131)
Daha sonra Efendimizin (SAV) Taif’e ziyareti, bu ziyaret esnasında reva görülen işkenceler, Nahle vadisinde cinlerin Kur’an dinlemeleri, Peygamberimiz (SAV)’in bu dinleme olayından haberinin olmayışı, (Gaybı bildiğini iddia edenlerin kulakları çınlasın) Mekke’ye dönüşünde Mutim b. Adiy himayesinde döndüğü gibi konular zikredilmiştir. (sh:140-144)
Yine bu bölümde çeşitli kabilelerin İslam’a davet edilmeleri (sh:145), Rasulullah (SAV)’in Hz. Aişe ile evlenmeleri gibi konular (sh:150), İsra ve Mi’rac olayı bu olayın zamanı, şekli hakkında çok ayrıntılı bilgiler verilmiş, İsra olayının bedenle vuku bulduğunu, ancak Mi’rac’ın bedenle vuku bulup bulmadığı hususunda herhangi bir görüş beyan edilmemiştir. (sh:153-154) Zira günümüzde, bedenle gerçekleşmiş olan Mi’rac’ın, pozitivizmin etkisinde kalan yazarlarca inkar edilmesi moda haline gelmiştir. Daha sonra Akabe bey’atları bu bey’ata katılanların sayısı, ne için bey’at ettikleri, ilk bey’at eden sahabinin Medine-i Münevvere’de ki mü’minlerin reisi olan Es’ad b.Zürare (RA)’in olduğu, Resul-i Ekrem (SAV)’in bu bey’atlarda hiçbir kadının elini tutmadığı, (Kadınlarla tokalaşmanın bir mahzuru yoktur diyen bazı ilahiyatçıların yüzleri kızarsın.) Hz. Peygamber (SAV)’in Müslümanlarla gizli olarak yaptığı bu bey’atların lain Şeytan tarafından açığa vurulması, detaylı ve çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. (sh: 166-170)
Yine bu bölümde müşriklerin aşırı bir şekilde saldırıya geçtikleri ve “Daru’n-Nedve” denen müşrik parlamentosunun Resul-i Ekrem (SAV)’in öldürülmesinde fiili rol üstlendiği, neticede “Hicret”e izin verildiği; Hz. Peygamber (SAV)’in Medine yolundaki hicreti en ince ayrıntılarına kadar anlatılmıştır. (sh:173-195) Medine’ye hicretten sonra gerek Yahudilerle ve gerekse Ensar-Muhacirin arasında kardeşlik antlaşmalarının yapılması, en önemli antlaşmanın ise Yahudilerle yapılan antlaşma olduğu anlatılmıştır. Ancak “Medine vesikası” dedikleri antlaşmanın da bu antlaşma olduğu vurgulanmamıştır. Ayrıca diğer kitaplarda sayılan maddelerin burada sayılmadığı görülmüştür. Bu antlaşmalardan sonra Medine’nin tam bir “İslam vatanı-İslam yurdu” haline geldiği , Medine, İslam devletinin başkenti, Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed (SAV)’in ise İslam devletinin başkanı olduğu belirtilmiştir. (195-213) Daha sonra Medine’de kanlı mücadelenin başlamasıyla Cihada izin verilmesi, ilk öldürme ve ilk ganimet malının alınması, kıblenin değiştirilmesi gibi konular çok akıcı bir üslupla dile getirilmiştir. (sh:213-222)
Beşinci bölümde, kitabın baskısında bir yanlışlığın yapılarak Bedir savaşının baş kısımlarının basılmadığı, bunun yerine ise bazı tekrarların yapıldığı ve kitabın bu nedenle noksan bırakıldığı görülmektedir. Dileğimiz diğer baskılarda bu baskı hatasının düzeltilmesidir. Bedir savaşında meleklerin mü’minlere yardım ettiği (sh:242), Müşriklerin öncü liderlerinden Hz. Peygamber (SAV)’in azılı düşmanı Ebu Cehil’in öldürülüşü, onun için “Bu Ümmetimin Firavunudur” dediği (sh:243), Mü’minlerle Müşrikler arasında yapılan ilk savaşın bu savaş olduğu, Müslümanların bu savaşta müşriklere karşı büyük bir başarı ve büyük ganimetlerin elde edildiği, baba oğul, kardeş kardeşe Müslümanlarla müşriklerin savaşmak için karşı karşıya geldiği savaşın Bedir savaşı olduğu en ince ayrıntılarına kadar anlatılmıştır. (sh:245) Savaşta müşriklerden 70 kişinin öldüğü, mü’minlerden ise 14 kişinin şehid düştüğü (sh:249), bu savaşta alınan esirlerin durumu ile ilgili meselede Hz. Ömer (RA)’in görüşünün isabetli olduğu (sh:255), zikredilmiştir.
Altıncı bölümde, “Uhud “ savaşı ve neticeleri, münafıkların oynadığı rol, emre itaatsizliğin doğurduğu neticeler anlatılmış, mü’minlerin bu savaştan büyük bir ders çıkardıkları, ayrıca bu savaşla ilgili 60 ayetin indiği, Müslümanlardan 70 kişinin şehid düştüğü dile getirilmiştir. (sh:277- 322) Yedinci bölümde, Hendek savaşında Müslümanların açlıktan karınlarına taş bağladıkları, Peygamberimiz (SAV)’in ise üst üste iki taş bağladığı (sh:339), bu savaşta da Meleklerin Müslümanlara yardım etttiği (sh:348), beni Kurayza Yahudileri hakkında Sa’d b. Muaz (RA)’ın karar verdiği (sh:353), bu kararla birlikte 600’den fazla Yahudinin boynunun vurulduğu (sh:354), İfk (Hz. Aişe (RA)’ye iftira) Hadisesi, bu olayla ilgili olarak Hz. Aişe’yi temizleyen vahyin inmesi (sh:372) ve benzeri konular incelenmiştir.
Sekizinci bölümde, Hudeybiye umresinin yapılması (sh:381), Rıdvan bey’atı (sh:385), Hudeybiye barışına Hz. Ömer (RA)’in itiraz ederek durumu Hz. Ebu Bekir (RA)’e açması, ilk gerilla savaşının bu dönemde yapılması, Hz. Halid b.Velid (RA)’in Müslüman olması gibi konular anlatılmıştır. (sh:391-392) Daha sonra Mute savaşında müşrik ordusunun 200 bin kişilik bir kuvvetle saldırıya geçtikleri (sh:439), bu savaşta üç Müslüman komutanın şehid edildiği, sonra o gün elinde dokuz kılıç kırılan Hz. Halid b. Velid (RA)’in komutanlığı üstlenmesiyle savaşın seyrinin değiştiği anlatılmıştır. (sh:441) Dokuzuncu bölümde, barışı bozan Mekkelilerin Ebu Süfyan’ı Medine’ye barışı tazelemek için arabulucu olarak gönderildiği (sh:449), bu teklifin reddedildiği, Mekke’ye karşı kuşatma hareketinin başlatılması için hazırlıkların yapıldığı, Görüldüklerinde öldürülmeleri için özel talimat verilen dokuz kişinin akıbetleri (sh:462), Mekke’nin fethi ve ilk hutbenin okunması (sh:463), Taif gazvesi (sh:475), Mekke fethinden sonra atanan zekat memurlarının isim listesi (sh:481), Tebuk Gazvesi, “Dırar Mescidi”nin yapılması (sh:488), Peygamberimiz (SAV)’in, münafıkların reisi Abdullah b. Übey b.Selül’ün cenaze namazını kılmasında Hz. Ömer (RA)’in karşı çıkması (sh:496) konuları işlenmiştir. Onuncu bölümde, Veda haccı ve bu hacc esnasında yüzyirmi binden fazla sahabeye veda hutbesi okuması (sh:521), Hz. Peygamberi (SAV)’in hastalığı, vefatı, cenaze namazının münferid olarak kılınması (sh:537) gibi konular işlenmiştir. Kitap, on birinci ve son bölümde Peygamberimiz (SAV)’in hanımlarından (sh:541), niçin çok hanımla evlendiğinden (sh:544), vasıflarından, güzel ahlakından vb. konulardan bahsederek sona ermiştir.
Sonuç olarak şunu diyebiliriz. Kitap “SİRET” ödülü almaya hak kazanmış çok güzel bir kitap olduğu için fazla bir şey dememize lüzum kalmamıştır. Allahü Teala (cc) kitabın yazarından razı olsun… Ümmet-i Muhammede de “Siyret”i anlama ve yaşama şuuru nasibeylesin. Nizameddin DEMİR
(NOT: Misak Dergisinin Kitap Tanıtım Sayfasından Alınmıştır. A. AZİZ)