Fransa'dan M. Ali Çelebi

     MEKTUBUNUZU özetlemeye gayret ettim. Allahû Teâla (cc)'nın imtihan i-çin beyan buyurduğu emir ve nehiylerinin tamamına "Teklif" adı verilmiştir. Her mükellefin yapmak veya yapmamak hususunda mes'ûl tutulduğu fiillere de "Ef'al-i Mükellefin" denilir. Mükellef olan bir insandan, hiçbir makamda ibadetler düşmez. Fakat ibadet eden kimsenin durumunda farklılaşma olabilir. Şöyle ki, bir kısım insanlar, sırf dünyevi faydalarını esas alarak ibadet  ederler. Tahkiki iman, kafi ilim ve niyet noktasında zaafları vardır. Bazı insanlar da Allahû Teâla (cc)'nın azabından korunmak ve sevap elde etmek niyetiyle ibadet ederler. Yaygın olan hal budur. Muhlis ve muttaki olan bazı insanlar, aşk ile Allahû Teâla (cc)'ya bağlanır ve muhabbet makamının verdiği şevk ile ibadet ederler. Makam ve hal noktasındaki farklılaşma, kendi ihti-yarlarıyla gerçekleştirdikleri fiiller sebebiyledir ve sürekli değişir. Birinci haldeki bir insan; sabır, ihlâs ve azimle en güzel makama çıkabilir, Kur'an-ı Kerim'de, Resûl-i Ekrem (sav)'e hitaben "-Sana yakiyn (ölüm) gelinceye kadar ibadet et"<1> emri verilmiştir. Müctehid imamlar, bu ayette geçen "Yakiyn" kelimesinin, ölüm manâsında geldiğinde ittifak etmişlerdir. Çünkü bizzat Resûl-i Ekrem (sav), bu ayetteki "yakiyn" kelimesinin ölüm manâsına geldiğini bildirmiş-tiK2) Ayet-i kerime'de hitabın Resûl-i Ekrem (sav)'e mahsus olması, hükmün umumi  olmasına engel değildir. Kal-dıki hiçbir mû'min, Resûl-i Ekrem (sav)'in makamına ve derecesine ulaşamaz. O dahi ö-lüm anına kadar ibadetle mükellef kılınmıştır.

     Allahû Teâla (cc)'nın kitabında ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinde yer alan her hüküm, bütün mü'minleri bağlayıcıdır. Zira kafi nass ile sabit olan hükümler hakikatin ta kendisidir, islâm uleması "Mevrid-i Nass'da ictihadame-sağ yoktur" hükmünde icma etmiştir. Bu kısa girişten sonra; selef ilik iddiasında bulunan kimsenin "Icma-i ümmet, kitap ve sünnetten ibarettir. Ayrıca bir delil değildir." şeklindeki iddiasına geçebiliriz. Bu iddia da doğru değildir. Şöyle ki Kur'an-ı Kerim'de:"-Kim kendisine doğru yol (hidayet) apaçık belli olduktan sonra peygamberden (ona muhalefet ederek) ayrılıp, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü o yola döndürürüz, (fakat ahirette) Kendisini cehenneme koyarız. Orası (cehennem) ne kötü bir yer-dir"< 3> hükmü beyan buyurul-muştur. Imam-ı Kurtubi, meşhur tefsirinde: "- Müminlerin yolundan ayrılmaktan maksad; müctehid imamların icmâı'nı inkar etmektir. Bu ayet-i kerime'de İcma-ı Ümmetten ayrılanları tehdit vardır"(4) demektedir. Allâme Zemahşeri ise "-Bu ayet, İcma-ı Ümmet'in delil olduğunun işaretidir. Zira Allahû Teâla (cc), peygambere muhalefet ile mü'minlerin yolunun dışında bir yol tutmayı   aynı mahiyette saymıştır. Cezalarını da eşit tutmuştur"^) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Demek ki Icma-ı Ümmet, şer"i bir delildir. Ayrıca "-Bizi sadece Kur'an-ı Kerim ve Sünnet bağlar" diyen kimseler; kıyas-ı fukaha'yı da delil olarak kabul etmek zorundadırlar. Zira bu deliller, Allahû Teâla (cc)'nın kitabında ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinde mevcuttur. Şimdi bunu izaha gayret edelim.

     Kur'an-ı Kerim'de:"- Ey i-man edenler!.. Siz (hacc ve umre için) ihramlı bulunurken av öldürmeyin. İçinizden kim bunu bilerek yaparsa (üzerine) öldürdüğü o hayvanın benzeri bir ceza vardır ki, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere, bunu içinizden adalet sahibi iki kimse hüküm (ve takdir) edecektir..." (6) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerime'de geçen "Misi" kelimesi; fıtri olarak bir hayvanın bedeniyle, yakın benzerlik halinde olan diğer bir hayvanı kasde-der.<7> Fakat bu mukayese; a-dil iki kimsenin içtihadına bırakılmıştır. "Misi" kelimesinin; öldürülen hayvanın kıymetiyle tefsir edilmesi de mümkündür. Her ne şekilde ele alınırsa a-lınsın; Allahû Teâla (cc), iki a-dil kimsenin içtihadına uyulmasını emretmiştir. 

     Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Mu-az b. Cebel'i (ra) Yemen'e vali olarak gönderirken: "- Ya Mu-az!.. Bir hadise ile karşılaşırsan nasıl hüküm vereceksin?" diye sormuştur. Hz. Mu-az "- Allahû Teâla (cc)'nın kitabı ile ya Resûlallah" diye  cevap verir. Resûl-i Ekrem (sav) devamla: "- Ya o hadisenin hükmünü kitapta bu-lamazsan?" diye sorar. Hz. Muaz (ra) "- Allah'ın Resulünün sünnetine müracaat ederim" diyerek cevap verir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav):"-Allahû Teâla (cc)'nm kitabında ve benim sünnetimde de o hadisenin hükmünü bulamazsan, nasıl hüküm verirsin?" diye sorunca, Hz. Muaz: "-O zaman kendi içtihadımla hüküm veririm"* 8) demiştir. Bunun cevaplar Resûl-i Ekrem (sav)'i memnun etmiş, Hz. Muaz'ın göğsüne mübarek ellerini koyarak: "- Resulul-lah'ın elçisini, Resûlullah'ı hoşnud edecek şeye muvaffak kılan Allahû Teâla (cc)'ya hamdolsun" diye duada bulunmuştur. Bu hadis-i şerifin, bir cemaat tarafından rivayet edildiği ve meşhur olduğu sabittir. Resûl-i Ekrem (sav)'in bizzat ictihad yaptığı ve Sahabe-i Kiram'ı içtihada teşvik ettiği bilinmektedir. Nitekim "-İçtihadı ile hükmeden kadı isabet ederse iki sevap alır. İçtihadı ile hükmedip hata ederse bir sevap alır"<9> hadis-i şerifi bunun en güzel delilidir. Hakkında kafi nass bulunmayan konularda, icma-i ümmet ve ictihad gündeme girer. Dolayı-sıyle "-Müctehidlerin içtihadı, kendi şahsi görüşleridir" diyen kimse; ya cahildir, ya batıl bir ideoloji sahibidir. Mezheplerin sonradan ortaya çıktığı ve bid'at olduğu iddiası da yalandır. Zira ictihad; bizzat Resûl-i Ekrem (sav)'in  yaptığı ve nasıl yapılacağını öğrettiği, salih bir ameldir.

     Bir müslümanın, herhangi bir müctehide müracaat etmesi ve o müctehidin şer'i delillerden çıkardığı hükümlerle a-mel etmesi de meşrudur. Sebebine gelince: Kur'an-ı Kerim'de: "- Bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz"* 10* emri verilmiştir. Zikir ehlinden mak-sad da; Allahû Teâla (cc)'nın kitabını ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetini bilen kimselerdir. Bir müslümanın, bilmediği herhangi bir meseleyi ilim ehline sorması ve şer'i delüle-ri öğrenerek amel etmesi zaruridir. Maslahat bunu gerektirir. Sahabe-i Kiram arasında dahi, ihtisas sahibi olanlarla-olmayaniar mevcuttur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "- Onlara eminlik veya korku haberi geldiği zaman onu ya-yıverirler. Halbuki bunu peygambere ve içlerinden ulû'l-emr olanlara arzetse-ler, elbette bunların istinba-ta kadir olanları onu anlar, bilirlerdi.." (11) hükmü beyan büyütülmüştür. Bu ayette geçen "Yestenbitûnehu" ibaresinden kasıd; haberleri tahlil etmek ve mahiyetlerini açıklamaktır. Sahabe-i Kiram'dan bir kısmı (fakih olanlar) "Ulû'lemr" hükmündedir ve diğerlerinin onlara müracaat etmesi tavsiye edilmiştir.

   İnsanlar günlük hayatlarında da ihtisas sahiplerine müracaat ederler. Hastalandığı zaman doktora müracaat e-den bir insana; "- Kimseyi taklid edemezsin. Kendi kendini tedavi etmek mec-buriyetindesin" demek  mümkün müdür? Bunu söyleyen insanlara ancak gülünür.

     Bütün müslümanları ilgilendiren içtihadın dışında; ulemanın "taharri" diye isimlendirdiği araştırma da söz konusudur. Taharri de vacip olan bir ameldir. *12* Bir müslüman; yeryüzünün neresinde olursa olsun, namazlarını eda ederken yönünü Kabe-i Muazzamaya dönmek mecburiyetindedir. Bu muhkem ayetlerle farz kılınmıştır. Mekke-i Mü-kerreme'de bulunan mü'minler için, Kabe-i Muazzama'ya doğru namaz kılmak kolaydır. Ancak diğer beldelerdeki insanlar, namaz kılarken (Kıble istikametini soracağı kimseyi bulamazlarsa) alametlere bakarak kıble yönünü tesbit edeceklerdir, işte bu taharridir. I-sabet etme ihtimali bulunduğu gibi, yanılma İhtimali de mevcuttur. Taharri'ye riayet ederse, mesuliyetten kurtulur ve namazı sahih olur.

     Bahsettiğiniz şahsın "Müctehidler, hangi hakla helâl veya haram hududlarını çizmeye çalışıyorlar. Onları bu sözlerine inanmak, Tevbe Sûresi'nin 31'net ayetinde belirtilen, Rab ittihaz etmeye girer. Sakın onlara inanmayın ki, tevhidi müslüman olduğunuz sabit olsun." şeklindeki sözleride bir hezeyandan ibarettir.  Müctehid imamlar; helâl ve haram hududlarını tayin etmezler. Onlar Allahû Teâla (cc)'nın kitabında ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinde bulunan  hükümleri  açıklarlar.  Hakkında kafi nass bulunmayan hususlarda da  ictihad ederler. Hesap gününü düşünen hiçbir  mü'min, müctehid imamları Rabb ittihaz edinmez, edinemez. Bu büyük bir iftiradır. Eğer Kadı (şer'i şerif ile hükmeden hakim) olsaydı,  bu  iddia  sahibine  iftira  cezasını  uygulardı!..

    "Kur"an Müslümanlığı" iddiasına gelince: Kur'an-ı Kerim'e inanmayan bir kimsenin müslüman olabilmesi mümkün değildir. Fukaha bir kelimesinin inkarının bile küfre mucip olduğunda ittifak etmiştir. Bu iddia, hevâya dayanan bir slogandan ibarettir.. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Resûl-i Ekrem (sav)'in ve mü'minlerin yoluna (Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'e) sımsıkı sarılınız. Nimet verilen kimselerin yolu budur. Allahû Teâla (cc) cümlemizi sırat-ı Müsta-kiym üzere yürüyen salih kullarından eylesin.

(1) El Hicr Sûresi: 99.

(2) Ibn-i Kesir- Tefsirû'l Kur'an'it A-ziym- Beyrut: 1969 C: 2 Sh: 560, Ayrıca Doç. Dr. Suat Yıldırım- Peygamberimizin Kur'an Tefsiri- ist: 1983 Sh: 290-291.

(3) En Nisa Sûresi: 115.

(4) Imam-ı Kurtubi- El Camii ü Ah-kamû'l Kur'an- Kahire:1967 C: S Sh:385.

(5) Ez Zemahşeri-EI Keşşaf- Kahire: 1351 C: 1 Sh: 563 vd.

(6) El Maide Sûresi: 95.

(7) Imam-ı Şafii- Er Risale- Kahire: 1979 (2 Bsm) Sh: 39 Madde: 118.

(8) İmam Ahmed b. Hanbel- El Müsned- ist: 1401 C: 5 Sh: 230, 236, 242, Ayrıca Sünen-i Tirmizi- K. Ahkam:3, Sünen-i Ebû Davud, Sünen-i Darimi.

(9) Imam-ı Şafii- A. g. e. Sh: 494 Madde: 1409.

(10) En Nahl Sûresi: 43.

(11) En Nisa Sûresi: 83.

(12) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- El Feteva-ı Hindiyye- bsyrut: 1400 C:5Sh: