SÜLEYMAN  ATEŞ

     "Muhtasar   İslam İlmihali"   isimli kitabında  Kamil Miras'ın alyans hakkındaki (Altından  mamul   nişan   yüzüğü   hakkındaki)   yazısını aynen Karaman gibi benimsemiş, altın   nişan   yüzüğü   takmak  caiz   diyor.

    Süleyman Ateş de   Muhyiddin-i Arabi  gibi   tasavvuf   büyüklerine   karşıdır. Vahdeti vücut  isimli   tasavvufun   Hint ve Yunan felsefesinden geldiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştir.   İslam Tasavvufu   isimli   kitapta  diyor ki:

    “Vahdeti vücut, Hint ve Yunan felsefelerinin Arapçaya çevrilmesi ve Müslümanların diğer milletlerle   teması   sonucu   İslam   tasavvufuna   geçmiştir,   İslamın  öz  malı  değildir.”  (s. 99)

     (NOT: eL-  Hakk  çok  doğrudur.  Doğru  kimden  gelirse  gelsin,  o   doğrudur. Vahdet-i  Vücud  teorisinin  İslam  adına  savunulacak  hiçbir  yanı  yoktur!!!  Abdullah  AZİZ)

    Evliyanın büyüklerinden, silsile-i aliyyenin 15.si olan Şahı Nakşibend Bahaeddini Buhari hazretlerine de sataşıyor:

     “O  da  aşağı  yukarı   İbni  Arabi'nin   fikirlerini   benimsemiş   görünmektedir.” (s. 04) 

    Kur’an-ı  Kerim'e   göre   evrim   teorisi   isimli   yazısında diyor ki:

      “Burada   bulutları   sevk   eden   melek,   basınç   değişikliği   ile meydana gelen rüzgardan   başka   bir şey değildir. Bir hadise göre de sesleri kulaktan kulağa nakleden melektir.   Şüphesiz   bu  melek  de   seslerimizi   titreşimiyle   etrafa yayan atmosferdir. Demek ki   tabiat   kuvvetleri de  melek olmaktadır.   Zira   melekler  Allah'a   isyan edemeyen,   yani  hür   irade   yeteneğinden   yoksun,   emredildiği şeyi yapan güçlü varlıklardır. Tabiat kuvvetleri de aynı niteliğe sahip değil midir? İşte Adem'e secde eden melekler, irade yeteneğini, akıl gücünü insana boyun eğen tabiat kuvvetleridir. İnsan akıl gücünü   kazanınca tabiat   kuvvetlerini   emri   altına   almış,   onlardan yararlanmasını, onların   korkunç   etkilerini   önlemesini   bildirmiştir.   (İlahiyat Fakültesi Dergisi c. 20, s. 143-144)

   Necip   Fazıl, bu ifade için şöyle diyor:  “Dehşet ki  dehşet,  bu  adam  hem  meleklere  itikadı elden bırakmıyor, hem de onları tabiat kuvvetlerinin aynı ve ta kendisi kabul ederek, şuursuzlaştırıyor, iradeden mahrum cemadlar olarak görüyor, küfrün böylesine hiç rastlanmamıştır.” (Rapor 3, s.34)

     Mason   Abduh'un   düşük   faizlere   cevaz   verdiği   gibi   % 3   faize   cevaz vermektedir:  “Her   muamelesinin   faizle   işlediği   bir   toplumda  yaşayan  fert de  ister  istemez   faize   bulaşır.   Onun   korunmak  için   bankalara   yatırdığı   paradan   banka  % 50,   % 100   kazanırken   kendisinin   aldığı   % 3'lü   faiz  aslında  parasının  süre  içinde  uğradığı   değer   kaybını   bile   karşılamaz.   Zarurete   binaen   o da   parasının faizini alır, ama içi tutmuyor, takvası  müsaade   etmiyorsa   faiz olarak aldıklarını  fukaraya,  hayır  kurumlarına   verir.”   (Tefsir dersi notları s.12)

    Necip  Fazıl, bu ifade için şöyle diyor: “Deminki, İslamın madde ötesi itikatlarına tam aykırılık  halinde  küfür...  Bu da   yeryüzü   muamelesine   ait bir kanunun, hem mahiyet olarak   bilinmemesi,   hem de   küçümseyici bir eda içinde tatbik imkânından mahrum sayılması   bakımından   küfür   çapında   bir   dalalet....” (Rapor 3, s.35)

     Evrim  hakkında da  diyor  ki:

    Hayatın, ilkel   hücrelerden   evrimleşe, evrimleşe önce basit canlıların, sonra daha üstün yapılı canlıların ve   sonunda da   insanın   meydana   geldiği kesin kanıtlarla ortaya konmuştur. İnsanın   maymundan   değil,   maymunun   insandan türediği de düşünülebilir. (İ. Fak. Derg. c. 20, s.131)

     Görüldüğü gibi insanın Adem aleyhisselamdan geldiğine dair en küçük bir ifade bile yoktur. İlkel canlılardan evrimleşerek insan meydana gelmiş, hem de bu kesinmiş. Biraz daha ileri giderek aynı sayfada şöyle diyor:

    “İnsanın şu veya bu hayvandan tekamül etmiş olması onun değerini düşürmez. Çünkü Allah kâinatı tekamül kanununa göre yaratmıştır.”

    Görüldüğü gibi insanın bir hayvandan [maymundan, domuzdan, eşekten] gelmesi, onun değerini düşürmezmiş. Hemen aşağıda şöyle diyor:

   “Belki de insan, bugünkü hayvanların hiç birinden değil de, doğrudan doğruya çamurdan yaratılan  ilkel bir varlıktan  evrimleşerek  ortaya  çıkmıştır.  Muhakkak olan nokta insanın bir evrim  geçirdiğidir.”   (İ.F. Dergisi c. 20 s.131)