PAZARTESİ  KÖŞESİNE

    "6 Mayıs tarihli yazımızın muhatabının çok açık olmasına rağmen ne hikmetse (!) başkalarının   gocunduğunu  ve  ipin  ucunun   kimlere   kadar   vardığını   hep  birlikte  gördük.   Meğer   biz   sukut   füzeleri   atmışız da  haberimiz  olmamış!    Yazılanların   Allah (c.c) rızası  için   adalet  ve   insaf  ölçüleri   içinde   yazılıp-yazılmadığına   okuyucularımız   hak  versinler.  Yazılanların da   bu  çerçevede   takip  edilmesine   dikkat  etsinler!

    Bizim   izaha   çalıştığımız   ne   idi?   Afgani'nin   Mason   olduğu,   Mason   locası    açarak 300'e   yakın   üye   yaptığı   değil miydi?    Bu  konudaki   delilimizi  de göstermiştik.   Ancak   yazımızın   iki   kez değişikliğe    tabi   tutulduktan   sonra üçüncü şekliyle   yayınlanması   nedeniyle   kaynak   verilememişti.

    "Edeb"   hududlarına   bağlı,   "adalet ve itidal"  üzere  hareket  eden  bir mükellefe düşen   vecibe   ne  idi?   Haberin   kaynağını   tahkik   etmek değil miydi?   Yazılanlar  doğru ise doğruya  teslim  olmak  gerekmez miydi?   Evet   böyle  olması   gerekirken  onlar ne yaptı?   Onlar  yazdıklarıyla seviyesizliklerini  sergilemek yolunu seçtiler.      Ümmetin   önderi diye  takdim  ettikleri  zatın  'Mason' olduğunu  hatırlatırken alıntı yaptığımız   kitaplar 'Mason'   severlerin   zan   ve   iftira   ettiği   kitaplar   değildi.   Bu   biiir.

      Kaynak olarak bakmamızı  isteyen edebli (!) yazarın  kendi  yazdığı  kaynağa  baktık. Gördüklerimizi   sizin için buraya alıyorum:   "Afgani'nin, Mason mahfiline giriş amacını, onlarla olan  ihtilafını,  mahfili  nasıl  ikiye  ayırdığını  ve  en  sonunda  sahtekarlıklarını, gerçek  amaçlarını   görerek   nasıl   'AYRILDIĞINI'ı   teker   teker  anlatmıştır."  (sh: 324)

       İşte   yazarın   kendi   yazdığı  kaynağa  baktık  ve aynen aldık. Bu cümleden ne anlaşılıyor?  Üstadlarının  mason olduğu mu, olmadığı mı?    Takdir   okuyucuyadır.   Biz  ne demiştik?  Bundan  başkasını  mı  demiştik?   Siz   masonluğa   girişinin   yanında niçin girdiği"   tezleri   üzerinde   durmuşsunuz.   Peki   aynı   gerekçelerle   sizler   niçin  masonluga   üye  olmuyorsunuz?   İyi   bir  şeyse  sizde  girin,  hizmet   verin,  bu  ikiii.

      Yoksa  siz  şunu  mu demek istiyorsunuz :  "Biz   üstadımızın   mason olduğunu   biliyoruz.  Fakat   ona   hayran   olan   Müslümanların   duymasını   istemiyoruz.  Yahut   üstadımıza   mason   deriz   ama   kimseye   dedirtmeyiz "  mi   diyorsunuz?

      Elin oğlu  çıkıp :  "Üstadınız   hangi   mezhepte   idi?   Akaidi  ne  idi' "   diye   sorduğunda   cevabınız ne olacak?   "Üstadımız  mukallid  değil,  mezhep  sahibidir"  derseniz, el  oğlu  durmaz sorar: "Kurduğu mezhebin adı ne idi?"    Bizde  aynen  söylemiştik. Kurduğu  bir  mezhebi  yoktur.   Mezhepsizdir.   Mezhepsizlerin   önderidir,  lideridir   dedik,  mason  dedik!    Bu  gerçeklerin  dışında   başka  bir  şey  dedik,  mi?   Ama  eğer  herhangi  bir  mezhebi  vardı da   kendisi  ilan  edemedi  ise   siz   ilan   edin!    Biz konunun    ilmi   ve   edebi   sınırlar   içinde   kalmasını   istedik.  Ama  ne  gezer,  ilim ve edeb sınırlarının tahrip  edildiğini  gördük.  Mason hayranı  Prof. Dr.  Abdülhamid'in  (tıpkı  sizin  gibi)   yazdıkları   gerçeğe  daha  yakındır.   Şöyle  ki:  "Afgani masonluğa kendi isteği ile hicri 1292'de  girdi.   Sonra  SÎYASET'le  uğraşmadıkları   için   Masonluktan ayrıldı."  (C. Afgani, sh: 126)   Aynı   hakikatleri  A. el-Mağribi'nin   C.  Afgani   adlı   eserinin 32.sayfalarında  da görmek  mümkündür:    "Siyasi  faaliyetlere  ortam  bulmak   için   masonluğa  girmiştir."   Dikkat   edilirse  ne   masonluğa   girişi,  ne de çıkışı (!) çömezlerinin  iddia  ettiği  gibi   değildir.  Ne  için  girmişti,  ne  için  çıkmıştı?  sorularına  verilecek   cevaplar   önemsiz  şeylerdir,  bizim  için  önemli  olan   ise,  masonluğa  girip-girmediği  idi.   Masonluğa  girdiği   artık   kesinleştiğine   göre,  bu   tartışmanın  sebebi  nedir?   Mukallid   müridanları    bu  hakikati   bir  ilan  etsinler,  biz  diğer  hasletlerini(!) de  inşa'Allah   isbata   hazırız.   Üüüç.

         Bir  müslümana   60   model   kafa, 94  model kafa, çağdışı  kafa  gibi  ifadeleri kullanmak   Müslüman'a    yakışmaz.   Zira   zamane   müşriklerinden de aynı sözleri duymaktayız.

      Ne hikmetse (!)   "Dinde reform  çığlıgı,   Dini  İslah (!)  projeleri,  Çağdaş din anlayışı" vb.  gibi    kavramlar,   her  dönemdeki   gafil,  cahil,  hain   insanların   ağızlarından düşürmedikleri  birer sakız olmuşlardır.   Bu   üstün   din   hizmetlerine  (!) gayretler   hep  İslam düşmanları  tarafından  gündeme  sokulmuştur.   Bir   takım   radikal  reformcularda bu  kervana  katılmışlardır.   Kimler   katılmamış   ki,  bu  kervana...    Sizlerin   katılması   ne yazar!    Şunu da    ilan  edelim ki;   Biz 1400   küsur  yıllık  bir  dine  iman  eden  bir  kafaya sahibiz.  

      "Yaşar Kaplan'ın   İslâm   akidesine  inandığını  biliyorduk,  demek  akidesi  başkaymış"  demekle  neyi  kasdettiniz?   Biz  akidesinin  bozuk  olduğunu  söylemekle  "Ehl-i  Bid'at"  olduğunu  söyledik.   Sizin  asıl  sağırlığınız   bu  ayırımı   işitmemenizdir.   Yoksa  başka  bir  dine   bağlı  olduğunu   söylemedik!   Siz  böyle  batıl  bir  anlamı  bizim  hangi  cümlemizden  çıkardınız?  O  cümlemizi  niçin  yazmadınız?   Sizin  metinlerden  anladığınız  ve  terceme  ettikleriniz  hep  böyle  ise   vay  başına  o  tercümelerin!!!   Vay  başına  size  güvenip te  yazdıklarınızı  okuyanların!!!    Bizim  yazdığımız  o  cümleden  böyle  bir  anlam  çıkarmak   bize  korkunç  bir  iftira  değil  midir?   Bu  acınacak  halinizi,   yazınızın  başlığıyla bağdaştırmak asla mümkün değildir.  "Edeb"mi  demiştiniz  nerede?   Görmüşsünüz ama alamamışsınız  maalesef!!!   Bu  açık  iftiranızla  sizin  ne  kadar acımasız,  gaddar   ve saldırgan  bir  tip  olduğunuzu bir kez daha gördük.  Bu   konuda   seviyenize  çıkmak  mümkün  değildir?   Ancak   illa da   kabarmakta   olan  dosyanızı açtırmak istiyorsanız   vadesiz  olarak   hemen  açabiliriz.   Siz  yaptığınız  alıntıları,  çevirileri,   okuduklarınızı  hep   böyle  anlayarak   iftira  deryasına  dalıyorsanız  vay haline   sizin  arabanıza   binen   yolcuların    Dööört.

     Siz  Ehl-i Sünnet'in müctehid  imamlarına  edeb dışı saldırılarda bulunurken    edepli,  adaletli  ve  itidal (!) üzere  oluyorsunuz,  müfrit  olmuyorsunuz da,   biz   masona   mason,  akaid  olarak  ehl-i  bid'at  bir  yazara  bid'at  ehli    demekle  edebsiz  ve  müfrit  oluyoruz  öyle  mi?   Beeeş

    Takdirî   okuyuculara,  sonucu  Rabbime havale ediyorum.  Yazımızda : "İtikadi bid'at düşüncelerini"  ifadesini  kullanmıştım.  İtikad,  inanç  demektir.  Öyleyse  her insanın  itikadi  inancına  göre de  düşünmesi   en  doğal   hakkıdır!   Öküzün  altında  buzağı  arayarak  konuyu   saptıracağınızı  mı  zannettiniz!!!

     İslam   akaidi   içinde  Ehl-i  sünnet  yolundan  ayrılan  birçok  sapık  (bid'at) mezhep  vardır.   İslam   uleması   mezhepleri   ikiye   ayırmışlardır.  

1-Ehl-i  Sünnet  ve'l Cemaat  

2-Ehl-i  Bid'at  Mezhepler.    Ehl-i  Bid'at  mezhepler,  îtikaden yanlış yoldadırlar. Ancak ayrıldıkları  hususlar  itibariyle  küfre  düşmemişlerdir.   Bu  incelikte  bilinmelidir. Altıııı.

       Orta  yol, itidal yolu  Ehl-i Sünnet yoludur.  Allah (cc) cümle mü'minleri bu yoldan ayırmasın.  Amin!!!   Ne  sizin  gibi   ifrat ederiz, ne de  nefret ettiğiniz çevreler gibi tefrit ederiz.    Hele  hele; Masonları  ümmetin  öncüsü  gösteremeyeceğimiz gibi,  alimlerimizi de asla  gafil   diye  hafife   alamayız.  Yediii.

    Şeriati'ye  gelince  Türkiyeli müslümanlar henüz bu adamı tanımış değillerdir. Şeriati,  sahabenin  büyük  bir  çoğunluğunu  müşriklikle  suçlayan  bir  sosyologdur.

    Yüce  Rabbimizi (haşa) iki  yüzlü  roma  putuna  benzeterek   'gerçek janus'  demiştir.  İslam akaidinde   'elfazı küfür'    bahisleri  yer  almıştır.   Bir  kişinin  küfür  kelimelerinden  birini zorlama  ve  dil   sürçmesi  olmadan kendi   isteğiyle söylerse  küfre   gireceği  yazılıdır. Bu  mes'eleler   pirincin  taşına,   karpuzun   kabuğuna  benzemez.   Müslümanların  Akaidlerini  ilgilendirir.    Ibn-i Teymiyye'nin    hiçbir   sahabeye  müşrik  dediğini   henüz  işitmiş  değiliz!!!     Halkı   şiiliğe  davet  etmemiştir.   İnsanların   "masum"   olabileğine  inanmamıştır. "İmamların   mürsel   nebilerden   üstün   olduğuna   hele   hele   hiç mi hiç inanmamıştır."   Yeter mi?  Sekiiiz. 

      Biz   neyi  nasıl  kabul edeceğimizi,  neyi   nasıl   reddeceğimizi   şer'i   delillerimizle emniyet  altına   almışız.   Zira   usûlümüzde  ulemaya   itaat   kavramı vardır. Bilmediklerimizi zikir  ehlinden  sorup  öğreniriz.  Ehl-i Bid'a  sapkınları  gibi  sıkmayız.   İslâm'ı  nefsimize   değil,  nefsimizi   İslam'a  teslim ederiz.   Bu tür inceliklere, dinde ince kavrayışlara   fıkıh  deriz.  Bu  noktalarda da (müçtehid  imamlara  bağlılık  noktasında)  mukallidiz.   Tıpkı   birilerinin   masonları  taklid  ettiği gibi.    Aramızdaki  fark  şudur:  Taklid ettiğimiz ulama mason  değildir.   Akaidimizde   masumiyet   inancı   yoktur.  Peygamberler (SAV) müstesna. Üstadınızın  masonluk  lekesinin  indinizde "kaka" lekesi  kadarda  mı  necis  olma  hükmü yoktu?   Ne   korkunç   taassup  Allahım!!!

     Edebli  nasihatlerinizden   birazda   azgın  nefsinize  çekemez miydiniz?   Hele önce nefsinizi  unuttunuz  mu?  Açlıktan  ölmek  üzere olan adamın başkalarına  ekmek dağıtması   akıl karımıdır?  Madem  edebiniz  vardı da kendinize  niçin  gram   olsun  ayırmadınız?  Dokuuuz.

     Hep tahrik etmeye çalışmışsınız.  Ancak  biz  bu hırçınlığınızı sizin  seviyenize hamlettik.

    Yazımızda   şia  çevresine  kızdığımız  falan  anlaşılmasın.   Zira  Şiiler  kendi mezheplerine   çok  güzel   bağlıdırlar. Taklid-Mukallid noktasında en ufak bir tavizleri yoktur. Zira, amellerinin   kabulünü bir müctehide bağlanmakta görürler ve öyle inanırlar. Bizdeki hayranları hiç bir müçtehidi taklid etmeyi onurlarına yediremezler. Reformcu,  mason müctehidler (!)  müstesna!!!    Eskilerde  çok  duyardık   bir   cümleyi:   Bu dergilerde yazı yazan  yazarların  yaşantılarını   görseniz yazdıklarını okumazsınız.   Demek ki   haklılık payları  varmış.   Müstekbir   dünya kâfirlerinin İslâm topraklarındaki emici hortum  görevlerini   üstlenen   ehl-i bid'at   sahiplerinin   yoğun bir şekilde çalıştıkları görülmektedir.   Bu   durumlar   karşısında susmayı edeb değil,  edebsizlik kabul ettiğimiz için yazmaya, görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Zira bilinen gerçek şu ki;  İslam'ı  mü'minlerin   hayatından   uzaklaştıran  müstekbirler   bu   tür   maşaları   kullanarak   başarmışlardır.

      Ömürlerini  taklid   merciîlerini   yıkmaya  çalışmakla   geçiren   yerli  maşaların  bu ihanetleri  göz   önüne  alınırsa   Ehl-i  Sünnet mü'minlerin   artık  bu  tür oyunlara gelmemeleri gerekecektedir.  Şimdilik  bu  kadar yeter. Arz ederlerse devam ederiz   İnşa'Allah...               20.01.1994.  Nizameddin  DEMİR/

     NOT:  Bu  yazı da  Nizameddin DEMİR'in   Yaşar  Kaplan'a  yazdığı  açık  mektup  üzerine  kaleme  sarılan   mezhepsiz  M.İslamoğlu'na   karşı  yazılmış  cevabi  yazıdır.   M. Karahasanoğlu,   bu  yazıyı da   B.Vakit  Gazetesinde  yayınlamamıştır.   Bu  yazıyı da  ilgili  kardeşin  rızasını  alarak  bu  sayfaya  koymayı  uygun  bulduk.     Abdullah  AZİZ