Aşağıdaki  yazı  bir  mezhepsize  aittir.  Bunun  cevabı  aşağıdadır.

                                  "Bilmez  ki  sorsun,   sormaz   ki  bilsin!

        Bugünkü yazımızı, cevabı herkesi ilgilendiren bir “soruya” ayırdık. Hayır hayır, bu bir “soru değil, bu bir “sorun!” Hem de çok ciddi ve adı: “Dini anlama sorunu.” Bu sorun, kimi zaman ortaya birden fazla “din” çıkarıyor ve insanlar “hangi dine” inanacağını şaşırıyor. (Siz ‘yanılmaz’ atalarını pazarlayanların dinine değil, kaynağı Kur’an olan Allah’ın dinine inanın.) Kimi zaman, Allah’ın kitabında yazmayan, Peygamber’in sünnetinde yer almayan “farzlar, haramlar” çıkarıyor.

    Düşünebiliyor musunuz; bu nevzuhur farzlardan Hz. Peygamber’in haberi yok! Bizim akıldanelerimizin bildiği bir “farz” düşünün ki, sahabe bilmiyor? Bir “farz” düşünün ki, müctehid imamların bu -sözümona- “farzdan” haberi yok! Güldünüz değil mi? Hayır, kimse gülmesin; çünkü kendisi gülünç durumda olanların başkalarına gülme hakkı yoktur ve şu an kendini çok dindar sananların dinleriyle ilgisi hurafe düzeyinde, bilgisi ise efsane niteliğindedir. İnsanlar ibadetleri âdetleştirince âdetleri de ibadetleştirdiler.


     Bu satırları sert bulmayın lütfen; imamların birçoğuna göre “mukallid”in tarifi şudur: “Amellerini delilleriyle birlikte bilip, o delilleri değerlendirmede mezhep imamının ictihadını benimseyen kimse.” Söyler misiniz? Bu durumda kendini Hanefi sananların kaçta kaçı Hanefi’dir? Kaçta kaçı Şafii’dir? Bırakın avamı, “hocam” denilenlerin kaçta kaçı “mezheplidir?” Utanmadan yıllar yılı “mezhepsizlik edebiyatı” yapan ‘mezhepçiler’, duygularını, paralarını sömürerek sırtından geçindikleri Müslümanlara kinden, nefretten, cehaletten başka ne verdiler? Tezgâhında mezhep satarak geçinen bu tiplerden oluşan bir cemaat, radyodan ‘düz’ kadın sesine ‘haram’ diyen sözümona ilmihaller tezgâhlarken, dansöz pazarlayan TV istasyonuna sahip olmanın fetvasını bulmakta hiç de zorlanmadı. Bu tiplerden kaçını tanıdımsa, hepsi de şarlatandı. Ayak üstü “sübhaneke”nin anlamını sorsanız “kem-küm”den başka cevap alamazdınız. Ama dillerinin keskin yanını koca koca alimlerin enselerinden bir türlü çekmezlerdi. Mevdudi gibi, Seyyid Kutup gibi, nerede imanının bedelini ödemiş bir alim var, onun etini yiyerek semirmeyi beslenme alışkanlığı haline getirmiştiler. Haddini bilmeyen neyi bilir ki?

     Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.

"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!

 

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:
“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”
Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?
     Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım. Bir şeye “farzdır” demek, helâl ve haram koyma yetkisine girer. Helâl ve haram koyma yetkisinin ise kime verildiği bellidir. Burada “farz olduğu” söylenen bir hüküm olduğuna göre, o hükmü farz kılan delili muhkem ve mütevatir nasslarda bulmamız gerekir. Kur’an’da abdestin sadece namaz için emredildiğini görüyoruz. Bu konuda, çok yaygın bir yanlış anlamaya alet edilen bir ayet vardır: “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz.” (56.79) Birazcık Arapçadan, ilimden, Kur’an’dan, tefsirden nasibi olan kimsenin bu ayetteki “o” zamirinin bir önceki ayetteki “gizli kitab”a gittiğini bilir, bir. Bu ayet Mekke’de, Abdest’in geçtiği tek Kur’an ayeti (5.6) ise Medine’de inmiştir, iki. Ayetteki “dokunmasın” şeklinde yanlış algılanan “la yemessuhu” ibaresi “inşai” değil “ihbari”dir ve “dokunamaz” demektir; oysa ki Kur’an’a münkiri de müşriki de dokunur, üç...
     Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:
“Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295)
      Buraya, başta Hanefiler olmak üzere, tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı yapar, tercüme ederim. Fakat yerim yok, vaktim yok, keyfim yok; lüzum da yok. Tüketenler de, üretenler de hep olacak. Böyle başa böyle tarak. Biraz da insanımız ciddi ve uyanık olsun; bitli baklanın kör alıcısı olmasın.
Şafii’dir, Hanefi’dir meselesi değil bu! Allah’ın emretmediği bir şeyi emretmek, farz kılmaktır ki, bunun vahameti “Kur’an okurken abdest almanın hükmü nedir?” sorusundan çok daha derindir ve problem dinin temelleriyle ilgilidir. Şakası var mı bu işin? Biri kalkıp da “Şu farzdır?” diyorsa, dinini donundan birazcık fazla ciddiye alan bir Müslümanın, “Nerede, hangi delille?” diye sorması “farz olur.” Çünkü, o ünlü usul kuralı gereğince “farzı” bilmek farz olduğu gibi, farz olmayanı farz bilmek de “haram” olur. Eğer o kişi üçüncü, beşinci sınıf ilmihalleri getirip de önünüze koyuyorsa, bu kez sizin “İlmihal yazarlarının farz koyma yetkisi olduğunu bilmiyordum” demeniz “farz” olur. Kaldı ki bunlar arasında “Tevrat’ı abdestli okumak farzdır” diyenini bile gördüm ben.
     Bir şeye “farz” demek, “haram” demek ciddi bir iştir; Allah’a atfen verilmiş bir hükümdür, kimse keyfi olarak “farz” ve “haram” ilan edemez. Ne demiştik bir yazımızda: Cahiller dinden ıskonto yaparlar, ham sofularsa dine zam yaparlar; bu ikisi de birdir.
Siz siz olun, etrafınızda ahkâm kesenlere Kur’an’ın öğrettiği gibi sorun:
“Kul hâtû burhanekum in kuntum sadıkîn: De ki: Hadi getirin delilinizi, eğer doğru söylüyorsanız?”  
( M.İslamoğlu, 25 Eylül 2000  Akit  Gazetesi)

   (Yukarıdaki  yazı   kendilerini  dev  aynasında  gören  cücelerden  yalnız  bir  cüce  olan  neidiğü  belirsiz  bir  ilahiyatçı  yazara  aittir.  Aşağıya  aldığımız  yazı  ise  yine  aynı  gazetede  yazan  kasaba  vaizi  türünden  kendini  dev  aynasında  görmeyen  usül, edeb  ve  terbiyesi  dairesinde  kaynaklara  bağlı  sıradan  bir  yazara  aittir.  Bu  sıradan  kasaba  vaizi  türünden  bir  ilimle   çok  yüksek  seviyeden  ilme  sahip  olan  bir  cüceye  verdiği  cevap   böyle  olunca  yani  bir-iki   cevabi  yazıda  çok  affedersiniz  ...üstüne  oturtup  daha  da  bu  konuda  ses  çıkaramayacak   bir  konuma   getirip   haddini  bildirip  susturdu  ise;  demek ki  ehliyetli     ulemadan   gerekli   cevabı  almış  olsaydı  bu  toprakları  ebedi  olarak  kendisine  zindan  edecekti!!!)

                                            CEVAP

    "Osmanlı  Devleti'nin  kurucusu   Osman Bey'in,  Kur'an'ın bulunduğu odada uyumayıp, sabaha kadar hürmeten ayakta   beklediğini,   bunun   mükâfatı    olarak da onun nesline 6 asır   devam   eden   bir cihan devleti verildiğini, ana-babamızdan kaç kere dinlemiş, kitaplardan   okumuş,  va'zlarda   dinlemişizdir.

    Kur'an'a   hürmet   bu   milletin   ruhunda  var.

   Kur'an'ı   abdestsiz   olarak  eline almamak  bir  tarafa,  abdestli  de  olsa  onu  göbekten aşağıda   tutmaz.   Bu kötü bir hal midir?   Dine   aykırı   bir   hareket   midir? Kur'an-ı Kerim'e   hürmet,   İslâm'a  zıt  mıdır?   Kur'an'a   fazla   hürmet   yersiz   bir   şey midir? Aslal Bir evladın, anne ve babasına gösterdiği hürmet ve hizmet ne kadar fazla olursa o kadar değerli olduğu gibi, Kur'an'a gösterilen hürmet de ne kadar fazla olursa, o da Allah indinde o kadar değerlidir.

      Gerçek bu iken, din âlimi gözüken bazılarının, Kur'an'a gösterilen bu hürmetten rahatsız olmaları anlaşılır gibi değil...

     Mukaddes kitabımıza karşı vazifelerimizin ne olduğu, yüzyıllar önce zaten kitaplara yazılmış. Bilinmeyen bir rvusus değil... Ama bazıları hem bilip hem de bilmezden gelerek bu kitaplarla alâkası olmayan şeyler söylerse, kim olursa olsun biz ona karşı çıkarız. Doğru yazanları ise tasdik etmek vazifemizdir.   Bir   zat   meselâ şunları yazmış: "Hazret-i Kur'an'ı  eline   alan   herkesin  abdestli olması  farzdır. Abdestsiz, Kur'an ele alınamaz.   Ancak, dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece   içinde   bulunan   âyetlere   elle   dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten  boş   olan   yerlere,   yazılara   abdestsiz   dokunulabilir,   okunabilir. Kur'an'la   dini   kitap   arasında   böyle   bir ince fark vardır. Kur'an-ı Kerim'in âyetten boş olan kısımları da âyet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz  dokunulamaz.   Abdestsiz   kimseler   bir   mendil  veya bezle tutup bir yerlere   koyarlar.   Abdestsiz   ele   alamazlar."

      Bu   cümleler   baştan   sona   doğru  ve   asırlardan  beri   yazılagelen  kitaplara uygundur.  İslâmî   hükümlerdir.   Müslümanların   Kur'an'a   Karşı   tutumunu  anlatmaktadır.

     Ne var ki, bir zat bu cümlelere çok bozulmuş. Kur'an'ın abdestli olarak tutulmasını hazmedemiyor. "Kur'an'dan, Resûlullah'tan,  sahabe  ve müctehit imamlardan, abdestin farz   olduğuna   dair   sahih   bir   şey   okumadığını   ve   duymadığını" söylüyor.

     Halbuki,   kendisi Resûlullah, sahabe ve müctehitler zamanında yaşamadığı için, duymaması   normal.   O  normal de "Duymadım" demesi  ne  oluyor?   Manen   görüştüğünü  falan mı îmâ ediyor acaba?   "Okumadım"   demesine gelince... Kitaplar o meseleyi   barım barım bağırıyor ama, siz onları yok sayarsanız kitapların ne suçu var? Gözünü   sıkıca   kapat,   sonra  da   güneş yok de.!.   Ne âlâ iş... Sayın hocamız, bu mesele için 400.000 hadis, bazıları 30 cild olan lOOO'e yakın kitap ve mezheplere ait 40'ı aşkın kaynak   taramış;   ama   abdestin   şart   olduğu   hakkında   bir   hüküm   bulamamış!..

     Hani   padişah   bir   suçluya  100 sopa   vurulmasını   emretmiş de, o da gülmeye başlamış. Niye güldüğü sorulunca "Padişahım ya sen hiç dayak yemedin veya sayı saymasını   bilmiyorsun"  demiş  ya;   bu da   onun   gibi...

      Ya   hocamızın   bir   günü  24 değil  240  saat   veya   kendisine,   950 sene peygamberlik   yapan  Nuh   Aleyhisselam   gibi   uzun   ömür   verilmiş  ki   sadece bir mesele   için   bu   kadar   kitap   karıştırabilmiş.

  Bununla da kalmamış; diyor ki:

     "Tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı yapar, tercüme   ederim."

   Edemezsin   demek  ne   haddimize?   Eder  mi   edersin...

     Hocamız  sonra yeri, vakti ve keyfi olmadığı   için   bu   tercümeden   vazgeçiyor ve tevazu gösterip "in iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğim" dediği İmam Süyûtî'nin   El-ltkan   kitabından   kısa   bir   tercüme   yapıyor.

     Ne var ki, tercüme ettiği yer,   Kur'an'a   abdestsiz dokunup dokunmamakla değil, abdestsiz   okunabileceğine  dair.

     Ona itiraz eden yok ki.   Çünkü   âlimlerimiz   zaten,   ezbere  Kur'an   okunurken  abdestli   olmak   şarttır demiyorlar. Yüzüne okurken, Kur'an'a dokunulmadığı takdirde abdestli   olmak   şarttır  diyen  de  yok.

     Amma   bütün kitaplar, ister okunsun ister okunmasın, "Kur'an'a abdestsiz dokunulmaz" demektedir.

      Hocamız bu noktaya cevap vermesi lâzımken, meseleyi başka tarafa çekiyor ve Peygamberimizden   misal   getirerek   kendince   kurnazlık   yapıyor...

       Ama   misali   geçersiz.  Çünkü,   Peygamberimiz   Kur'an'ı  zaten   ezbere  okuyordu.

       400.000 hadisi ve binlerce kitabı   taradığı   halde, böyle bir hüküm bulamadığını söyleyen   hocamız,  -hadi  yalan   söylüyor demeyeyim- gerçekleri söylemiyor. Eğer dediği  gibi gerçekten okumuş olsaydı, kaynak gösterdiği  "İtkan" isimli   meşhur  eserin  ilerki sahifelerinde,   iddiasının   tam   tersini   görecekti.

      Madem   "ltkan"ı   kaynak   eser   kabul   ediyorlar;   biz de aynı eserden iktibas yapalım:

     "Bizim   ve   âlimler   topluluğunun görüşü, abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının haram   olduğudur.   O abdestsiz olan, ister küçük abdest (namaz abdesti) almamış olsun, isterse büyük abdest (yani gusül abdesti). Çünkü Kur'an-ı Kerim'de, 'Kur'an'a ancak temiz olanlar dokunabilir' buyurulmaktadır. Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir hadis şöyledir: Kur'an'a ancak abdestli olanlar dokunabilir." (İtkan 2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)

        Hocamız, herhalde bunları yazdığı için İmam Süyûtî'ye, tercüme ettiğimiz için de bize kızmamıştır.

       Kitabın  dipnotu   şöyle:   Aynı hadis Dârimî'nin Talak bahsinde "Nikâhtan önce boşama olmaz" babında 2183 numarayla,   Dâre Kutnî'de   ise Taharet bahsinde "Abdestsiz   olanın   Kur'an'a   dokunmasının  yasak  olması"  babında  yer  almaktadır.

       Ne dersiniz,   hocamızın, bu meseleyi 400.000 hadisi taradığı halde bulamadığına inanalım mı? Ve kaynak gösterdiği "İtkan" isimli kitapta açık açık yazıldığı halde, "Bulamadım" demesine  mi?

      Arapça bilmeyen okuyucularımızın merakını giderelim.   İtkan, Madve Yayınları tarafından   "Kur'an İlimleri Ansiklopedisi" adıyla tercüme edilmiştir.  Arzu  edenler, 2.cilt,  44.sahifede  bu  meseleyi  okuyabilirler.

     "Kur'an   Abdestsiz  Ele  Alınabilir mi?"  başlıklı yazımız eksik kalmış, sütunumuz bitmiş,   yazacaklarımız  bitmemişti.   Bu yazıda, olabildiğince  kısa   tutmaya çalışarak ilave bilgi   vermek   niyetindeyim.

    Önceki yazımda, "Kur'an'a ancak abdestlî olan dokunabilir" manasındaki hadis-i şerifin   bulunduğu   üç   eser   ismi   vermiştim,  iki   isim   daha  veriyorum:

1) Bedâiüs Sanâyf, 1/33, Beyrut, 1 987,

2) Feyzül Kadir, 6/455.

     Aşağıda   isimlerini   vereceğim   Arapça ve Türkçe  eserlerin hepsinde de  "Abdestsiz olarak   Kur'an'a   dokunmanın   caiz  olmadıı"     hükmü   yer  almaktaır.

  ARAPÇALAR:

 1-Gazi Beyzâvî,

 2-Rûhul Meânî, 

 3-Ruhul Beyan,

 4-Ahkâmül Kur'an,

 5-Tefsir-i Kebir.   (Bu eserlerde Vakıa Sûresi'nin 79. âyetinin tefsirine bakılabilir.)

 6-Dürerül Hükkâm,

 7-El-Muğnî,

 8-Muhit,

 9-Kâfî,

10-Hidâye,

11-Merâkıl Felah,.

12-Tahtâvî,

13-EI-Mezâhibül Erbaa,

14-Bedâiü.s Sanâyî,

15-İtkan.

TÜRKÇELER:

1-Elmalı Tefsiri,

2-Çantay Tefsiri,

3-5 Prof. ve l doçent tarafından hazırlanan TDV meali,

4-Enver Baytan, eski İstanbul Müftüsü A. Fikri Yavuz ve Ahmed Davudoğlu tarafından

   hazırlanan  meallerde,   ilgili  yere   bakılabilir.   (Yani Vakıa Sûresi, 79. âyet)

5-Ahmed Zühdü Paşa'nın (Osmanlıca) Mecmua-ı Zühdiye,

6-Numan Kurtulmuş'un Âmentü Şerhi,

7-Fatih devri âlimlerinden Molla Hüsrev'in,

8-Büyük İslâm Fıkhı ismiyle tercüme edilen Dürer Tercümesi, .

9-Mehmet Zihni Efendi'nin Nimet-i İslâm,

10-Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Ahmet Hamdi Akseki'nin İslâm Dini,

11-Eski Diyanet işlerj Başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslâm İlmihali Bu eserlerin "Abdest" bahislerine bakılabilir.

12-Prof. İbrahim Canan'ın Kütüb-i Çitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi (4/289),

13-Ibn-i Abidin Tercümesi, (l /l 10, 1/217),

14-İmam Gazâlî Haz-retleri'nin İhya u Ulûmiddin Tercümesi (1/797), .

15-Kur'an İlimleri Ansiklopedisi ismiyle tercüme edilen İtkan Tercümesi (2/444).

      Okuyucularımıza   kolaylık   bakımından   Türkçeler   bana   göre   daha  mühim...

     "Abdestsiz  olarak  Kur'an'a dokunulamayacağı"nı  yazan  eserler  bunlardan ibaret olmayıp,   eski   yeni   birçok   eserlerde   bu   hüküm   tekrarlanmaktadır.

    Esasen, "El ârîfü yekfihil işâre" kabilinden, tek bir eserde bile yazılı olsa -niyet kabul etmekse-, bu   hükmü   kabul   etmeye   o  tek eser dahi kafidir-.   Daha fazla eser ismi istenirse  önümüze Süleymaniye  Kütüphanesindeki  kitapları da yığsak, -şazlar hariç- "Kur'an'a   dokunmak   için   abdestli  olmak  şarttır"  hükmünden  başka  bir  şey  bulamayız.

      Prof. Hüseyin Algül, Prof. Yunus Aydın, Prof. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Mehmet Erdal, Prof. Ömer Faruk Harman, Prof. Ahmet  Saim  Kılavuz,  Prof. Süleyman Uludağ ve İrfan Yücel'den meydana gelen heyetin hazırladığı ve Prof. Hayrettin Karaman, Ali Bardakoğlu   ve . H. Yunus Aydın'ın  gözden   geçirdikleri   İLMİHAL İman ve İbâdet isimli yeni eserde bile, Sünnî mezheplere göre "Abdestsiz olanların   Kur'an'a   dokunamayacakları"   vurgulanmaktadır.  (1/196)

      Sünnî   âlimlerin   asırlardan  beri   bize ulaşan kitaplarındaki, "Abdestsiz olarak Kur'an'a   el   dokunulamaz"   hükmü  ortadayken, "Bu mesele de nereden çıktı?" şeklinde  bir itirazın, Müslümanları şüpheye düşürmekten başka bir şeye yaramadığı görülüyor.

     Âlimlerde, ilmin .verdiği bir vakar bir ağırlık aranır. Öyleyken, "Üçüncü, besinci sınıf ilmihaller"  diye   o   kitaplarla   dalga   geçmek,   üzücü   ve  incitici  bir  hal  değil  midir?

     Rica ederim!    "Kur'an'a dokunmak için abdest almak şarttır" dedikleri, daha doğrusu bunu yazan âlimlerin yazdıklarını eserlerine aldıkları için, bir Ahmed Hamdi Akseki'nin,   bir   Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalleri üçüncü, beşinci sınıf ilmihaller midir?..

      Müslümanlar   hakkında   reva   görülen   şu   cümlelere de   üzülmemek  mümkün  mü?

     "Utanmadan  yıllar   yılı   mezhepsizlik   edebiyatı   yapan   mezhepçiler."

     "Mezhepçilik yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor."

     "Tulumbacı takımı."

     "Dinini donundan biraz ciddiye alan bir Müslüman..."

     "...bitli baklanın kör alıcısı."

        Bu    cümleler  hiç  de  hoş  ifadeler  değil...

     Geçmiş âlimleri kabul etmeyip, onların "Kur'an okumakla Kur'an'a dokunmayı birbirine karıştırdıklarını" ve bu hususta "tarihi" bir yanılgı içinde olduklarını" söylersek, bu mantığa göre, onların yazdıklarına  nasıl  güveneceğiz?  Onların  yazdıklarına, aktardıklarına   güvenmezsek   elimizde   ne   kalır?

      Esas   mesele,   mütekaddimîn   ve müteahhirîn  ulemânın  kitaplarına  itimat edip  etmemek,   kabul   edip   etmemek   meselesi...

        Biz,   hem   itimat   ediyor   hem de   o   kitaplardaki   meseleleri   kabul  ediyoruz.

        Tarihi   bir   yanılgı   içinde   olduklarını da   kabul   etmiyoruz...."  (Ali Eren  Vakit Gazetesi)     A. AZİZ