Gerçek bu iken, din âlimi gözüken bazılarının, Kur'an'a gösterilen bu
hürmetten rahatsız olmaları anlaşılır gibi değil...
Mukaddes kitabımıza karşı vazifelerimizin ne olduğu, yüzyıllar önce
zaten kitaplara yazılmış. Bilinmeyen bir husus değil... Ama bazıları hem
bilip hem de bilmezden gelerek bu kitaplarla alâkası olmayan şeyler
söylerse, kim olursa olsun biz ona karşı çıkarız. Doğru yazanları ise
tasdik etmek vazifemizdir. Bir zat meselâ şunları yazmış: "Hazret-i
Kur'an'ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz, Kur'an
ele alınamaz. Ancak, dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur.
Dini kitapların sadece içinde bulunan âyetlere elle dokunmak için
abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz
dokunulabilir, okunabilir. Kur'an'la dini kitap arasında böyle bir ince
fark vardır. Kur'an-ı Kerim'in âyetten boş olan kısımları da âyet
hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz.
Abdestsiz kimseler bir mendil veya bezle tutup bir yerlere koyarlar.
Abdestsiz ele alamazlar."
Bu cümleler baştan sona doğru ve asırlardan beri yazılagelen kitaplara
uygundur. İslâmî hükümlerdir. Müslümanların Kur'an'a Karşı tutumunu
anlatmaktadır.
Ne var ki, bir zat bu cümlelere çok bozulmuş. Kur'an'ın abdestli olarak
tutulmasını hazmedemiyor. "Kur'an'dan, Resûlullah'tan, sahabe ve
müctehit imamlardan, abdestin farz olduğuna dair sahih bir şey
okumadığını ve duymadığını" söylüyor.
Halbuki, kendisi Resûlullah, sahabe ve müctehitler zamanında yaşamadığı
için, duymaması normal. O normal de "Duymadım" demesi ne oluyor? Manen
görüştüğünü falan mı îmâ ediyor acaba? "Okumadım" demesine gelince...
Kitaplar o meseleyi barım barım bağırıyor ama, siz onları yok sayarsanız
kitapların ne suçu var? Gözünü sıkıca kapat, sonra da güneş yok de.!. Ne
âlâ iş... Sayın hocamız, bu mesele için 400.000 hadis, bazıları 30 cild
olan lOOO'e yakın kitap ve mezheplere ait 40'ı aşkın kaynak taramış; ama
abdestin şart olduğu hakkında bir hüküm bulamamış!..
Hani padişah bir suçluya 100 sopa vurulmasını emretmiş de, o da gülmeye
başlamış. Niye güldüğü sorulunca "Padişahım ya sen hiç dayak yemedin
veya sayı saymasını bilmiyorsun" demiş ya; bu da onun gibi...
Ya hocamızın bir günü 24 değil 240 saat veya kendisine, 950 sene
peygamberlik yapan Nuh Aleyhisselam gibi uzun ömür verilmiş ki sadece
bir mesele için bu kadar kitap karıştırabilmiş.
Bununla da kalmamış; diyor ki:
"Tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı
yapar, tercüme ederim."
Edemezsin demek ne haddimize? Eder mi edersin...
Hocamız sonra yeri, vakti ve keyfi olmadığı için bu tercümeden
vazgeçiyor ve tevazu gösterip "in iyisi, bu konularda en katı
davrandığını bildiğim" dediği İmam Süyûtî'nin El-ltkan kitabından kısa
bir tercüme yapıyor.
Ne var ki, tercüme ettiği yer, Kur'an'a abdestsiz dokunup dokunmamakla
değil, abdestsiz okunabileceğine dair.
Ona itiraz eden yok ki. Çünkü âlimlerimiz zaten, ezbere Kur'an okunurken
abdestli olmak şarttır demiyorlar. Yüzüne okurken, Kur'an'a
dokunulmadığı takdirde abdestli olmak şarttır diyen de yok.
Amma bütün kitaplar, ister okunsun ister okunmasın, "Kur'an'a abdestsiz
dokunulmaz" demektedir.
Hocamız bu noktaya cevap vermesi lâzımken, meseleyi başka tarafa çekiyor
ve Peygamberimizden misal getirerek kendince kurnazlık yapıyor...
Ama misali geçersiz. Çünkü, Peygamberimiz Kur'an'ı zaten ezbere
okuyordu.
400.000 hadisi ve binlerce kitabı taradığı halde, böyle bir hüküm
bulamadığını söyleyen hocamız, -hadi yalan söylüyor demeyeyim-
gerçekleri söylemiyor. Eğer dediği gibi gerçekten okumuş olsaydı, kaynak
gösterdiği "İtkan" isimli meşhur eserin ilerki sahifelerinde, iddiasının
tam tersini görecekti.
Madem "ltkan"ı kaynak eser kabul ediyorlar; biz de aynı eserden iktibas
yapalım:
"Bizim ve âlimler topluluğunun görüşü, abdestsiz olanın Kur'an'a
dokunmasının haram olduğudur. O abdestsiz olan, ister küçük abdest
(namaz abdesti) almamış olsun, isterse büyük abdest (yani gusül
abdesti). Çünkü Kur'an-ı Kerim'de, 'Kur'an'a ancak temiz olanlar
dokunabilir' buyurulmaktadır. Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir
hadis şöyledir: Kur'an'a ancak abdestli olanlar dokunabilir." (İtkan
2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)
Hocamız, herhalde bunları yazdığı için İmam Süyûtî'ye, tercüme ettiğimiz
için de bize kızmamıştır.
Kitabın dipnotu şöyle: Aynı hadis Dârimî'nin Talak bahsinde "Nikâhtan
önce boşama olmaz" babında 2183 numarayla, Dâre Kutnî'de ise Taharet
bahsinde "Abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının yasak olması" babında
yer almaktadır.
Ne dersiniz, hocamızın, bu meseleyi 400.000 hadisi taradığı halde
bulamadığına inanalım mı? Ve kaynak gösterdiği "İtkan" isimli kitapta
açık açık yazıldığı halde, "Bulamadım" demesine mi?
Arapça bilmeyen okuyucularımızın merakını giderelim. İtkan, Madve
Yayınları tarafından "Kur'an İlimleri Ansiklopedisi" adıyla tercüme
edilmiştir. Arzu edenler, 2.cilt, 44.sahifede bu meseleyi okuyabilirler.
"Kur'an Abdestsiz Ele Alınabilir mi?" başlıklı yazımız eksik kalmış,
sütunumuz bitmiş, yazacaklarımız bitmemişti. Bu yazıda, olabildiğince
kısa tutmaya çalışarak ilave bilgi vermek niyetindeyim.
Önceki yazımda, "Kur'an'a ancak abdestlî olan dokunabilir" manasındaki
hadis-i şerifin bulunduğu üç eser ismi vermiştim, iki isim daha
veriyorum:
1) Bedâiüs Sanâyf, 1/33, Beyrut, 1 987,
2) Feyzül Kadir, 6/455.
Aşağıda isimlerini vereceğim Arapça ve Türkçe eserlerin hepsinde de
"Abdestsiz olarak Kur'an'a dokunmanın caiz olmadığı" hükmü yer
almaktadır.
ARAPÇALAR:
1-Kadı Beyzâvî,
2-Rûhul Meânî,
3-Ruhul Beyan,
4-Ahkâmül Kur'an,
5-Tefsir-i Kebir. (Bu eserlerde Vakıa Sûresi'nin 79. âyetinin tefsirine
bakılabilir.)
6-Dürerül Hükkâm,
7-El-Muğnî,
8-Muhit,
9-Kâfî,
10-Hidâye,
11-Merâkıl Felah,.
12-Tahtâvî,
13-EI-Mezâhibül Erbaa,
14-Bedâiü.s Sanâyî,
15-İtkan.
TÜRKÇELER:
1-Elmalılı Tefsiri,
2-Çantay Tefsiri,
3-5 Prof. ve l doçent tarafından hazırlanan TDV meali,
4-Enver Baytan, eski İstanbul Müftüsü A. Fikri Yavuz ve Ahmed Davudoğlu
tarafından hazırlanan meallerde, ilgili yere bakılabilir. (Yani Vakıa
Sûresi, 79. âyet)
5-Ahmed Zühdü Paşa'nın (Osmanlıca) Mecmua-ı Zühdiye,
6-Numan Kurtulmuş'un Âmentü Şerhi,
7-Fatih devri âlimlerinden Molla Hüsrev'in,
8-Büyük İslâm Fıkhı ismiyle tercüme edilen Dürer Tercümesi, .
9-Mehmet Zihni Efendi'nin Nimet-i İslâm,
10-Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Ahmet Hamdi Akseki'nin İslâm Dini,
11-Eski Diyanet işlerj Başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslâm
İlmihali Bu eserlerin "Abdest" bahislerine bakılabilir.
12-Prof. İbrahim Canan'ın Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi
(4/289),
13-Ibn-i Abidin Tercümesi, (l /l 10, 1/217),
14-İmam Gazâlî Hazretleri'nin İhya u Ulûmiddin Tercümesi (1/797), .
15-Kur'an İlimleri Ansiklopedisi ismiyle tercüme edilen İtkan Tercümesi
(2/444).
Okuyucularımıza kolaylık bakımından Türkçeler bana göre daha mühim...
"Abdestsiz olarak Kur'an'a dokunulamayacağı"nı yazan eserler bunlardan
ibaret olmayıp, eski yeni birçok eserlerde bu hüküm tekrarlanmaktadır.
Esasen, "El ârîfü yekfihil işâre" kabilinden, tek bir eserde bile yazılı
olsa -niyet kabul etmekse-, bu hükmü kabul etmeye o tek eser dahi
kafidir-. Daha fazla eser ismi istenirse önümüze Süleymaniye
Kütüphanesindeki kitapları da yığsak, -şazlar hariç- "Kur'an'a dokunmak
için abdestli olmak şarttır" hükmünden başka bir şey bulamayız.
Prof. Hüseyin Algül, Prof. Yunus Aydın, Prof. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof.
Mehmet Erdal, Prof. Ömer Faruk Harman, Prof. Ahmet Saim Kılavuz, Prof.
Süleyman Uludağ ve İrfan Yücel'den meydana gelen heyetin hazırladığı ve
Prof. Hayrettin Karaman, Ali Bardakoğlu ve . H. Yunus Aydın'ın gözden
geçirdikleri İLMİHAL İman ve İbâdet isimli yeni eserde bile, Sünnî
mezheplere göre "Abdestsiz olanların Kur'an'a dokunamayacakları"
vurgulanmaktadır. (1/196)
Sünnî âlimlerin asırlardan beri bize ulaşan kitaplarındaki, "Abdestsiz
olarak Kur'an'a el dokunulamaz" hükmü ortadayken, "Bu mesele de nereden
çıktı?" şeklinde bir itirazın, Müslümanları şüpheye düşürmekten başka
bir şeye yaramadığı görülüyor.
Âlimlerde, ilmin verdiği bir vakar bir ağırlık aranır. Öyleyken,
"Üçüncü, besinci sınıf ilmihaller" diye o kitaplarla dalga geçmek, üzücü
ve incitici bir hal değil midir?
Rica ederim! "Kur'an'a dokunmak için abdest almak şarttır" dedikleri,
daha doğrusu bunu yazan âlimlerin yazdıklarını eserlerine aldıkları
için, bir Ahmed Hamdi Akseki'nin, bir Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalleri
üçüncü, beşinci sınıf ilmihaller midir?..
Müslümanlar hakkında reva görülen şu cümlelere de üzülmemek mümkün mü?
"Utanmadan yıllar yılı mezhepsizlik edebiyatı yapan mezhepçiler."
"Mezhepçilik yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor."
"Tulumbacı takımı."
"Dinini donundan biraz ciddiye alan bir Müslüman..."
"...bitli baklanın kör alıcısı."
Bu cümleler hiç de hoş ifadeler değil...
Geçmiş âlimleri kabul etmeyip, onların "Kur'an okumakla Kur'an'a
dokunmayı birbirine karıştırdıklarını" ve bu hususta "tarihi" bir
yanılgı içinde olduklarını" söylersek, bu mantığa göre, onların
yazdıklarına nasıl güveneceğiz? Onların yazdıklarına, aktardıklarına
güvenmezsek elimizde ne kalır?
Esas mesele, mütekaddimîn ve müteahhirîn ulemânın kitaplarına itimat
edip etmemek, kabul edip etmemek meselesi...
Biz, hem itimat ediyor hem de o kitaplardaki meseleleri kabul ediyoruz
" (Ali Eren Vakit
Gazetesi)