İstanbulun eski müftülerinden A. Fikri Yavuz, Hayrettin Karaman tarafından sadeleştirilen mezhepsiz Reşit Rıza'nın “Mezahibin Telfîkı” isimli Kitabına reddiye mahiyetinde bir risale hazırlamış. Karaman durur mu, o da bu risaleye cevap olmak üzere bir broşür hazırlamış. Risaleler danışıklı dövüş gibi hazırlanmış. Aynı matbaada ve aynı yayınevi tarafından basılmış. İşin tuhafı Yavuzun bazı kitapları, Karaman'ın broşüründe de reklam edilmektedir. Yavuz, şöyle ilmi bir tenkit vücuda getirmiş:
“Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu. Eninde sonunda oyun meydana çıkar ve çıktı işte Karaman” diyor.
Karaman da bir cevap veriyor: “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.”
Yavuz'un risalesinde mason ve mezhepsiz Abduhun “Bulunduğumuz asır, bir mezhep üzerine saplanıp kalacak zaman değildir” cümlesini Kitabın kapağından niçin çıkarıldığı soruluyor. Karaman ise, yanlış anlaşılmasın diye kapaktan çıkardığını, fakat Kitabın 21. sayfasında bu cümlenin de yer aldığını belirtmektedir.
21. sayfaya bir göz atalım: Müslümanların yaşayabilmesi için iki çare gösteriliyor:
1- İnanç itibariyle birbirine muhalif olan Ehli sünnet ile Şia âlimleri arasında tam bir anlaşma vücuda getirmek,
2- Fıkıh mezheplerini birleştirerek.
Yavuz soruyor: “Şia mı Ehli Sünnete taviz verecek, yoksa Ehli Sünnet mi Şia'ya taviz verecek?”
Tabii Karaman buna cevap vermez. Çünkü Karaman, hak ile batılın birleşmeyeceğini iyi bilir.
Yavuz, “İslam âleminin kurtuluş çaresi, asırlardır gelen hurafeleri hakikate tebdil edip dini, bir nokta etrafında toplamakla mümkün olacaktır” ibaresindeki hurafe nedir? Diyor. Bizimki susuyor, halbuki herkes bilir ki hurafe, onlara göre dört hak mezheptir. Mezheplere ayrılmak rahmet iken, ne diye bir noktaya toplamaktan bahsedilir? Mezhebin dört olması hurafe mi, rahmet mi? Cevap yok tabii.
21. sayfada, “Bugün fetva makamından çıkan fetvalar, hiç olmazsa dört mezhep üzerinde olmalı değil mi?” deniyor. Ne demek bu? Hanefi olan bir Müslümana dört mezhep haricinde fetva verilmez. Ama bir ihtiyaç varsa, kendi mezhebinde bir çare yoksa, o zaman diğer üç mezhepten birisi taklit edilir. Mezhepler üstü fetva olmaz.
Karaman, “Mezheplerin birleştirilmesinden maksat, mezhepleri ortadan kaldırmak değil, fetva verilirken çeşitli fıkıh mezheplerinin hepsinden istifade etmektir” diyor. Mezhepler yerinde dursun, istediği kadar istifade etsin, kim ne der? Niye mezhepleri birleştirelim deniyor ki?
Karaman, “İslam, bir mezhebin ihata edemeyeceği kadar geniştir. İslam bir derya ise mezhep bir göldür” diyor. Halbuki Zaruri açıklama yazısında bir mezhebe bağlanmak caizdir ve ben Hanefiyim diyordu. Nasıl olur da derya varken bir göl ile iktifa edebilir? Bu iki ifadeden hangisi samimidir?
Karaman, Reşit Rıza'nın Türk düşmanı ve İngiliz taraftarı olmadığını, “Onun düşmanlığı Türk milletine değil, o günkü idareyedir.” O idarenin ne olduğunu da açıklıyor: “Abdülhamid'in istibdadına çatmıştır” diyor. Cennetmekan Ulu Hakanın müstebit olduğunu başta Yahudiler olmak üzere yabancılar söylemiştir. Ehli sünnet olan hiç bir din adamı ona müstebit dememiştir. Ulu Hakan, HATIRA DEFTERİ'nde Efgani'nin bir İngiliz ajanı olduğunu söylerken, Karaman, 4. maddede, “Efgani ömrünü İngilizlerle mücadele halinde geçirmiştir” diyor. İsteyen Ulu Hakana inanır, isteyen Karamana.
Karaman, Reşit Rıza'nın İmam-ı Gazali'nin İHYA'sını çok okuduğunu, bu ilmi İmam-ı Gazali'ye borçlu olduğunu naklen bildiriyor. Az sonra da, Mason Efgani'nin yön verdiği ve mason Abduh'un yazarı bulunduğu bir mecmua Reşit Rıza'nın eline geçiyor. Karaman, “Gazetenin iki nüshasını tesadüfen ele geçiren Reşit Rıza, onları okuyunca adeta sihirlenmiş, din anlayışı değişmiştir” diyebiliyor. Hani derler ya, şecaat arz ederken sirkatini söylemek... Tıpkı böyle. Adam İmam-ı Gazali'nin eserlerinden DİN'i öğreniyor, iki mezhepsizin gazetesini okuyunca din anlayışı değişiyor. Yani İmam-ı Gazali'nin din anlayışından başka bir anlayış. Efgani ve Abduh tipi bir anlayış. Buna intak-ı Hak derler, yani Allah söyletiyor bunu. İkinci bir intak-ı Hak da şöyledir: Reşit Rıza, Egani Kitabı ile Nehcülbelaga'yı çok okurmuş. Halbuki Egani’nin yazarı olan Ebulferec Ali bin Hüseyin İsfehani şiidir. Nehcülbelaga'nın da yine bir rafizi tarafından yazıldığını İmam-ı Askalani ve İmam-ı Zehebi gibi âlimler açıklamışlardır. Karaman, Reşit Rızayı öveceğim derken içinden çıkılmaz, tevili mümkün olmayan hatalara düşüyor. Allahü teâlâya hamd olsun ki Karaman kendi ağzı ile Reşit Rıza'nın hangi kitapları okuduğunu bize bildirdi. Rafizi kitapları okuyan ve din anlayışı İmam-ı Gazali'ninkinden başka olan Reşit Rıza'nın nasıl bir mezhepsiz olduğunu böylece öğrenmiş olduk.
Karaman “Mezhepsizlik Ehli sünnet dışı kimseler için kullanılır. Bu Kitabı okuyan, böyle bir mezhepsizlik yapıldığını iddia edemez, ederse iftira etmiş olur” diyor. Reşit Rıza'nın dört mezhepten birisine mensup olmadığını selefi olduğunu söylüyor, hem dört mezhebin dışında ol, hem de Ehli sünnet ol, olmaz böyle şey...
Karaman, “Tek mezhebe bağlanmak, dördüncü asırdan sonra ortaya çıkmış bir âdettir. Ondan önce bir mezhebe bağlılık yoktu. İmdi tek mezhebe bağlı kalmayanı kötüleyen bu nesilleri de kötülemiş olur” diyor. Bu söz, şarabın henüz haram edilmediği zamanı kastedip “Asr-ı saadetin ilk zamanlarında şarap içen İslamın en faziletli nesilleri vardı. Şarap içeni kötüleyen o faziletli nesilleri de kötülemiş olur” demeye benzer veya “Hz. İsa’nın dininde şarap haram değildi. Büyük Peygamber Hz. İsa’nın haram etmediği şarabı haram saymak, Hz. İsa’yı kötülemek olur” demekten ne farkı var?
Bütün mezhepsizler, “Sahabe ve tabiin devrinde mezhepler yoktu. Biz de mezhepsiz olsak ne çıkar” diyorlar. İmam-ı A'zam gelmeden önce, Hanefi mezhebine tabi olmak olur mu? O zamanlar İmam-ı Sevri'ye, İmam-ı Evzai'ye tabi olanlar olmuştur. Fakat şimdi, bütün hükümleri tedvin edilmemiş olan bu mezheplere tabi olunamayacağını Ehli Sünnet âlimleri beyan etmişlerdir.
Mezhepsiz Reşit Rıza'nın mezhepsizliği teşvik Kitabı için Karaman, “Bu kitap, cehalet ve taassubu izale için yazılmıştır” diyor. Dört mezhepten birine bağlanmak, mezhepten çıkmamak ve beşinci mezhepleri kabul etmemek cehalet ve taassupmuş. Asırlardır dört hak mezhebin birisine bağlanan sünniler, yıllardır bu gericilik çemberini kıramadılar demek ki...
Karaman, “Allah ve Resulü, bizi Hanefi, Şafii, Maliki gibi bir mezhebe bağlanmak, bunları müdafaa etmekle mükellef kılmamıştır, İslama bağlanmak onu müdafaa etmekle mükellef kılmıştır” diyor. Yani asırlardır bir mezhebe bağlanan sayısız ulema, evliya ve diğer Müslümanlar, İslama değil mezhebe bağlanmışlar, dolayısıyla bunlar Allahü Teâlânın emrinin aksini yapmışlardır. İslamla mezhebi farklı olarak gösteriyor.
Hanefi olduğunu söyleyen Karaman, canı isteyince İmam-ı a'zamı tepebileceğini göstererek ağzından baklayı çıkarıyor: “Ebu Hanife'ye göre bir kimseyi ölümle tehdit edip zorla karısını boşatsalar bu boşanma muteberdir. İmam-ı Şafii'ye göre boş düşmez” diyor. İmam-ı Şafii'nin ictihadının İslamın ruhuna daha uygun olduğunu çekinmeden söylüyor. İmam-ı a'zam, Karaman kadar İslamın ruhuna vakıf değil miydi?
İmam-ı Rabbani hazretleri, Mebde ve mead Risalesinin 30. fıkrasında buyuruyor ki:
“Namazda kıraat farzdır. Hadis-i şerifte de (Fatihasız namaz olmaz) buyurulduğu halde hakiki kıraati bırakıp kıraat-ı hükmiye karar verilişinin sebebini anlayamadım. Mezhebimiz Hanefide imam arkasında kıraata dair açık bir delil bulunmamasına rağmen mezhebe uyarak imam arkasında FATİHA okumazdım. Zira okusam mezhepten çıkmış olurdum, halbuki mezhepten çıkmak ilhaddır.”
Demek oluyor ki, İmam-ı Rabbani gibi müceddid ve müctehid bir veliyyi kamil, delilini bilsin veya bilmesin istisnasız mezhebinin bütün hükümlerine tabi oluyor, bir hükme bile tabi olmamayı mezhepten çıkmak ve ilhad kabul ediyor. Şu halde zahir ve batın ilimlerinde mütehassıs senet âlim, İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiğine göre, Hanefi bir Müslüman, Şafiiye uyarak karısını boşamazsa mülhid oluyor, mezhepsiz oluyor.
Karaman, “Mahremi bile olsa kadına dokununca da abdest bozulur” diyerek İmam-ı Şafinin ictihadını İslamın ruhuna uygun bulmuyor. Şafii mezhebinde mahremi olan kadına dokununca abdest bozulmaz. Karaman, niçin bozar diyor? Mezheplerde doğru yanlış aramaktan öğrenmeye acaba vakit bulamadı mı ki? Yoksa mahrem kelimesini mi bilmiyor? Bir insanın hanımı, kendisine mahrem değildir.
Karaman mezheplerde doğruyu yanlışı arayacağına, kendisi nasıl olsa en doğruyu bilebiliyor. En doğru bir mezhep kursun. Buna kim ne diyebilir? Lütfen dört hak mezhebi birbirine karıştırmasın.
“Vehhabilik sünni bir mezhep olmakla beraber, şirkten kaçmak, tevhidi korumak için, bazı ifratlara düşmüştür” diyor. Burada üç büyük hata var:
1- Hiç bir Ehli sünnet âlimi Vehhabiliğe sünni mezhep dememiş, aksine sayısız reddiyeler yazmıştır. “Nimeti İslam” Kitabının nikah bahsinde Vehhabilliğin zındıklık olduğu bildirilmektedir.
2- Vehhabilik sünni bir mezhepmiş de yalnız bazı ifratları varmış, ifrat ne ile bilinir? Kitap ve Sünnete göre bilemeyiz. Bütün sapık mezhepler, kendi mezheplerinin de Kitap ve Sünnete dayandıklarını iddia etmişlerdir. İfrat ve tefrit Ehli Sünnet akidesine göre ölçülür. Vehhabilik eğer sünni bir mezhep ise ifratı olmaz onun. Çünkü farklı ictihad rahmettir, ifrat değildir.
3- Vehhabilerin şirkten kaçmak ve tevhidi korumak gibi iyi niyetleri varmış. 72 sapık mezhebin hepsi de iyi niyetli idi, fakat hepsi de Ehli Sünnetin dışına çıktığı için sapıttı. “Cehennem iyi niyetlilerle doludur” mealindeki hadis-i şerife göre iyi niyetle işlenen günah ve küfürlerin mazeret sayılmaz.
Karaman, Reşit Rıza için “Müellifin selefi oluşunu, Vehhabilikle karıştırmışlardır” diyor. Demek ki, Reşit Rıza'nın mezhebi yokmuş, dört mezhepten birisine mensup değilmiş, selefi imiş. Halbuki selefilik vehhabiliğin diğer adıdır. Vehhabiler selefiyiz diyorlar.
Karaman, Reşit Rıza'nın kitabından şu dört cümleyi seçiyor:
1- Bugün fetva makamından çıkan fetvalar İslam fıkhı, hele hiç olmazsa 4 mezhep üzerine olmalı.
2- Bugün hiç olmazsa 4 mezhep imam ve fakihlerinin görüşlerinden süzülmüş bir kitap telif edilmeli.
3- Müminlerin ibadetler konusunda herhangi bir müctehidi -mezhebi- taklit etmelerinde mahzur yok.
4- Fakat bir kimse müctehid imamların hepsini sever ve sayar da sünnete uygun olduğuna kanaat getirdiği yerlerde onların her birine tabi olursa davranışı övgüye layık olur.
Bu cümleleri inceleyelim:
1- Birinci cümlede tek mezheple değil, İslam fıkhı ile fetva verilmesi isteniyor ki, tek mezhebe bağlılığın İslam fıkhı demek olmadığı açıkça söylenmektedir, İmam-ı a'zam tek mezheple amel etmiştir, Hanefiler, Şafiiler, Malikiler tek mezheple amel etmiştir. Selefi meşreplilere göre bunlar İslam fıkhı ile amel etmiş sayılmıyor. “Hiç olmazsa dört mezhep üzerine fetva verilmeli” demek de, dört mezhepten seçilerek verilmeli demektir. Yine tek mezhebe düşmanlık.
2- “Dört mezhebin hükümlerinden süzülmüş bir kitap telifi” ne demektir? Açık şekilde dört mezhebi tek mezhep halinde birleştirmek değil midir? Bu mezhep böyle diyor, öteki müctehid şöyle diyor, diyerek fıkıh anarşisi çıkarmak değil midir? Dört mezhebin kitaplarını bir kitap halinde, dört yolu bir yol halinde birleştirmek dört mezhebi kaldırmak değil midir?
3- Üçüncü cümle ile de tek mezhebe bağlı kalma mecburiyeti kaldırılmak isteniyor. Bir müctehide bağlanılabilir deniyor. Karaman parantez açmış, müctehidden kasıt mezhep diyor. Halbuki Reşit Rıza'ya göre müctehidlik iddia eden herkes mezhep sahibidir.
4- Dördüncü cümle de çok enteresan... Mükellefin müctehid imamların sünnete uygun olduğuna kanaat getirdiği yerlerde onların her birine tabi olması övgüye layıkmış. Ne demek bu? Müctehid imamların sünnete uygun olup olmadığını kim tespit edecek? Cevap olarak “bir kimse” deniyor. Yani önüne gelen mezhep imamlarının hatasını araştıracak. Hak olan mezheplerde sünnete aykırı taraf bulunmadığı için hak mezhep denmiştir. “Sünnete uygun olduğuna kanaat getirdiği yerlerde” tabirini kullanmakla “Sünnete uymayan yerleri de var” denmek istendiği gizli değildir. Bir kimse, sünnete uygun olduğuna kanaat getirdiği yerlerde bazen bu müctehidi, bazen ötekini taklit ederse, yani her mezhepten işine gelen yerleri alırsa, buna mezhepsizlik derler.
Karaman Yavuz'a soruyor: “Kendinizi Ehli Sünnetin mihengi mi zannediyorsunuz? Size böyle bir ehliyet diplomasını veya icazetini kim verdi?”
Mezhepsizlere göre mihenk taşları, mezhep imamları ile müctehidler değildir. Mezhep imamları da insan olduğu için hata ederlermiş, mezhep imamlarının Kitap ve Sünnetten çıkardığı hükümler ölçü olmazmış. ancak mezhepsizlerin Kitap ve Sünnetten çıkardığı hükümler ölçü ve mihenk taşları oluyormuş. Mezhep imamları insan olduğu için yanılıyor, fakat mezhepsizler insan olmadıkları için hata etmezlermiş. Davudoğlu hoca, Mezhepsizler için onlar insan değil, belhüm edal derdi.
Karaman, Yavuz'a soruyor: “İslam davasına bizden fazla sahip çıkma hakkını nereden alıyorsunuz? Size böyle bir ehliyet diplomasını veya icazetini kim verdi?”
Karaman'a mezhepler arasında tercih yapma, bir hükmün İslam'ın ruhuna daha uygun olduğunu, diğerinin uygun olmadığını söyleme icazetini kim vermişse, Yavuz'a da böyle bir işin caiz olmadığını söyleme icazetini o vermiştir. (Bir siteden) A.AZİZ
![]()