Din Konusunda Çatlak Sesler
TÜRKİYE’de dinî ve fıkhî bakımdan iki sünnî mezheb
hâkimdir. Hanefîlik ve Şafiîlik. Camilerimizde namazlar çoğunlukla
Hanefî mezhebine göre kılınır. Şafiî vatandaşlarımızın çoğunlukta
olduğu yerlerde Şafiî mezhebine göre. Şiî-Caferî vatandaşlarımızın ayrı
camileri vardır. Onlar Sünnîlerin imamlarının ardında namaz kılmazlar,
Sünnîler de onların imamları ardında kılmaz.
•
Son yıllarda Diyanet’e bağlı camilerde bazen Hanefî ve Şafiî fıkhına
aykırı lâflar edilmektedir.
•
Aklı başında vaiz efendileri tenzih ederim. Sayıları az da olsa
birtakım reformcuların, mezhepsizlerin cami kürsülerini kullanarak
fıkha aykırı konuşmalar yapmaları, hükümler vermeleri son derece
yersizdir.
•
Son otuz-kırk yıl içinde birtakım mezhebsiz, telfik-i mezâhibçi, Mason
Cemalüddin Afganî hayranı, ehliyeti olmadığı halde ictihad yapan, fetva
ve ruhsat veren birtakım naylon ilahiyatçılar ve sözde hocalar
türemiştir. Diyanet’in, bu gibi kişilerin cami kürsülerine çıkıp halkın
kafasını karıştırmalarına izin vermemesi gerekir.
•
Arap İslâm dünyasında son elli yıl içinde çok acayip cereyanlar çıkmış
bulunuyor.
•
Meselâ birtakım din kardeşlerimiz ince naylon çorap üzerine mesh
ediyorlar. Yani ayaklarını yıkamıyorlar. Hanefî mezhebinde böyle bir
şey câiz olamaz. Bu şekilde abdest alan bir kimsenin abdesti biz
Hanefîlere göre sahih değildir. Maalesef bizde de bazıları böyle
yapıyor.
•
Hanefîlikte kan çıkması abdesti bozar. Telfik-i mezahibe taraftar
birinin vücudundan kan çıksa ve Şafiî mezhebini takliden abdestini
tazelemese Hanefîler o zatın arkasında namaz kılamazlar.
•
Azılı Farmason Cemalüddin Afganî’yi
büyük İslâm önderi, Ümmet-i Muhammed’i kurtaracak ulu rehber olarak
kabul edenler var. Böylelerinin ne verdikleri fetvalara itibar edilir,
ne de arkalarında namaz kılınır.
•
Bir ara bazı radikal Müslüman
gençler arasında, Sünnîlerin kabul etmediği mut’a nikahıyla evlenmek
yaygınlaşmıştı. Mut’a nikahının caiz
ve helâl olduğuna itikad eden ve nikahı uygulayan bir kimse Sünnîlikten
çıkmış olur.
•
Arabistan’daki zengin Arap dünyasındaki zengin bir ülke yıllardan beri
kendi mezhebini yaymak için propaganda yapıyor, para dağıtıyor. Sünnî
İslâm uleması bu mezheb aleyhinde yüzlerce reddiye kaleme almışlardır.
Onların aşırı ve bozuk fikirlerinin tesiri altında kalan birtakım sözde
selefî kimselerin telkinlerine aldanmamak gerekir.
•
Yine Pakistan’da meşhur bir hoca, Müslümanların 3’üncü hicrî asırdan
sonra gerçek İslâm’ı yitirdiklerini ve sapıttıklarını iddia eden bir
kitap yazdı. Bu kitap Türkçeye çevrildi, defalarca basıldı. Okuyanların
fikirleri karıştı, itikadları sarsıldı. Bu gibi bozuk, yanlış, aşırı
fikirlere kapılan kimselerin ardında namaz kılınmaz. (Hindistan’ın
büyük Sünnî din âlimi merhum Ebu’l-Hasen Nedvî bu bozuk kitaba cevap
vermiştir. Bu da Türkçeye çevrilmiş, ancak bir kere basılmıştır. Niçin
yeni baskıları yapılmıyor?)
•
Mısırlı meşhur bir Müslüman fikir ve aksiyon adamı da tartışılabilir
görüşlerle dolu bir kitabında Sünnîlerin kabul edemeyeceği aşırı ve uç
fikirler ileri sürmüştür. Bu kitabın da dilimize çeşitli tercümeleri
yapılmıştır. Bu tercümelerden birinde “Namazların ve duaların tembellik
çağının ürünleri olduğu” iddia edilmekteydi. İkinci baskıda bu cümle
“Salavatlar ve zikirler tembellik çağının ürünleri” olarak
değiştirildi. İki tercüme de son derece yanlıştır. Namazların,
duaların, salavatların, zikirlerin tembellik çağlarının ürünü olduğunu
iddia etmek, küfre kadar gidecek bir sapıklık değil midir? Namazlar,
dualar, Peygambere salavat getirmek, Allah’ı zikr etmek farz değil
midir? Bu farzlar hafife alınabilir mi, aşağılanır mı?
•
Vaktiyle Şah’ın adamları tarafından öldürülen İranlı bir sosyolog da
“İslâm’ı Tanımak” adlı kitabında “Allah gerçek bir Janus” diye
yazmıştır. Janus, eski Romalıların iki çehresi olan bir putunun adıdır.
Yüce Allah bir puta benzetilebilir mi? Ehl-i Sünnet Müslümanları
Allah’ı hiçbir şeye benzetmezler. Yüce Allah’ın sıfatlarından biri de
“Muhalefetü’n li’l-havadis”tir. Allah’ı bir puta benzetmek küfür sözü
değil midir? Bu küfür sözünü sarf eden İranlı sosyoloğu büyük İslâm
düşünürü, büyük mücahid, büyük şehid olarak kabul edenler nasıl
Müslümanlardır? Böyle kişilerin din hakkındaki görüşlerine, verdikleri
hükümlere, ettikleri nasihatlara itibar edilir mi?
•
Bir ilâhiyatçı çıkmış, “İftarda oruç cinsel münasebet yapılarak da
açılabilir” diye fetva vermiş. Bu gibi fetvalar, konuşmalar dinle alay
etmek mânâsına gelmez mi? Zaten Sabataycı gazeteciler bu gibi lâfları,
beyanları dillerine dolayıp Müslümanları hafife almaktadır.
•
Evvel yoğ idi, yeni çıktı, birtakım nev-zuhur hocalar hayızlı ve
nifaslı kadınların da ibadet edebileceklerini, Kur’ân
okuyabileceklerini iddia ediyorlar. Sünnî Müslümanlar böyle bir şeyi
kabul edemez. Diyanet’in bu gibi saçma sapan, uyduruk fetva ve
ruhsatlara cevap vermesi gerekmez mi?
•
Kendine alimlerin alimi, çok büyük hoca dedirten bir ilâhiyatçı
işkembeden fetvalar ve ruhsatlar veriyor. Erkekler altın ziynet eşyası
kullanabilirmiş. Din, Şeriat, fıkıh böyle bir şeye izin vermiyor. Bu
“Alimlerin Alimi” zat ilhamını nereden alıyor?
•
Yine bazı hoca geçinenler Yahudileri, Hıristiyanları da cennete
sokuyor, onların dini de hak dindir diyor. Hatta bu iğfal edicilerin
propagandalarına kanan İzmirli tesettürlü bir kız, Hıristiyan oldu,
tesettürü bıraktı. Bu kişiler kesinlikle İslâm’ı temsil edemezler.
Böylelerini camilerde konuşturmamak lazımdır. Konuşurlarsa
dinlenilmemelidir. Dinleyenlere büyük vebal vardır.
•
Müslümanlar bağlı oldukları mezhebten zerre kadar ayrılmamalıdır.
Klasik ve geleneksel fıkıh kitapları ne diyor, ne yazıyorsa aynen kabul
edilmeli ve asla tartışılmamalıdır. Aksi takdirde din, iman tehlikeye
girer.
•
Ticaret, alış-veriş, riba gibi konularda İslâm Şeriatına ve fıkhına
aykırı uyduruk ictihadlar yapılıyor, fetva ve ruhsatlar veriliyor.
Bunlara da aldanılmamalıdır.
•
Mezhebsiz Müslümanlar arasında birtakım hafiflikler, laubalilikler
görülmeye başlandı. Bakıyorsunuz, birkaç Müslüman bir araya gelmişler,
içlerinden birini imam yapmışlar, namaz kılıyorlar. Ne güzel... Ancak,
ne imamın başında bir imame var, ne de cemaatin. Namaz kılarken başın
örtülü olması namazın âdâbındandır, sünnettir. Bunu hafife almamak
gerekir. Bundan iki-üç yıl önce Özbekistan’a gitmiştim. Oradaki
camilerde cemaatin başlarında hep takke vardı. Camiye giren iki rekat
tahiyye namazı kılıyordu. Onlar, yetmiş küsur yıllık komünizm baskısı
altında bizim kadar bozulmamışlar.
•
Din işlerinin şakası yoktur. Reformcu ilâhiyatçıların ictihad, fetva ve
ruhsatlarına kapılanların bir kısmı farkında olmadan dinden çıkabilir,
ebedî mutluluklarını yitirebilirler.
•
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın halkı bu gibi konularda uyarması gerekir.
Aşağıda madde madde yazacağım konularda Müslüman kardeşlerimi
uyarıyorum:
(1) Mezhebsizlerin, telfik-i mezahibçilerin fikir, görüş, fetva ve
ruhsatlarına kulak asmayınız, onlara itibar etmeyiniz, onları
dinlemeyiniz.
(2) Bu devirde Türkiye’de mutlak müctehid seviyesinde hiçbir din âlimi
yoktur. “Alimlerin alimi... En yüksek hocaların en yükseği” gibi
işkembeden atma unvanlara sahip kimselerin tuzaklarına düşmeyiniz.
(3) Türkiye’de şu anda Ömer Nasuhî Bilmen ve Ezherî Ahmed Davudoğlu
merhumlar ayarında müftü bile yoktur. Müftülük ehliyetine sahip
olmayanların fetvalarını kabul etmeyin.
(4) Gerçek müfessir olmayanların yazdıkları derleme Kur’ân tefsirlerini
okumayın. Men fesserel-Kur’âne bi re’yihi fekad kefer (Kur’ân’ı kendi
re’y ve kafasıyla tefsir eden kâfir olur) hükmünü unutmayın.
(5) Reformcu ilâhiyatçılara inanmayın, kanmayın. (Reformcu olmayanlara
selâm ve hürmetlerimi arz ederim)
(6) Muteber, güvenilir bir ilmihal kitabı alın ve onu başucu kitabınız
yapın, dininizi ondan öğrenin.
(7) İsmi cazip, kapağı cafcaflı diye her din kitabını alıp okumayın.
(8) Arap dünyasındaki bozuk mezhebe kapılarak “Şöyle yapmak şirktir,
böyle yapmak küfürdür...” gibi aşırılıklara kapılmayın. Dinimiz
ölülerin mezarlarını belli etmeye, kabir ziyareti yapmaya izin
vermiştir.
(9) Tergib ve terhib konusunda zayıf hadîslere uyulur. Mesela namazı
teşvik eden, terkinden dolayı korkutan zayıf bir hadîsi zikr etmenin
hiçbir sakıncası yoktur. Çünkü namaz zaten Kur’ân’la, Sünnetle, icmâ-i
ümmetle sâbit bir farzdır.
(10) İslâm’ı ilâhî bir din olmaktan çıkartıp, beşerî bir ideoloji ve
hümanizma haline getirmeye çalışan müfsidlerin tuzaklarına düşmeyin.
(11) Dinlerarası diyalog ve hoşgörü çukuruna düşerseniz bir daha
çıkamazsınız. Bu gibi tuzaklara karşı çok dikkatli ve uyanık olunuz.
Tek hak din İslâm’dır. Hz. Muhammed’in risaletini ve dâvetini duyup da
reddedenler için selâmet ve kurtuluş yoktur.
Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazete, 15
Ekim
2005