ZAHİDÜ'L-KEVSERİ (Rh.a)'İN

 TENKİTÇİLİĞİ-2-

Ebubekir  SİFİL

      3- İbnü'l-Kayyim

    Zâhid el-Kevserî'nin, ulema tarafindan, hocasi Ibn Teymiyye'nin izinden ayrilmadigi belirtilmis olan Ibnü'l-Kayyim hakkindaki tavri da Ibn Teymiyye konusundaki tavri gibidir. "Ibn Teymiyye'nin gözüyle görür, Ibn Teymiyye'nin kulagiyla isitir"[17] dedigi Ibnü'l-Kayyim'a da agir elestiriler yöneltmistir.

    Ibnü'l-Kayyim tarafindan kaleme alinmis olan, el-Kasîdetu'n-Nûniyye adiyla maruf 6.000 kadar beyitten olusan manzum eser, tesbih ve tecsim içeren ifadeleri sebebiyle Takiyyuddîn es-Sübkî'nin tenkidine maruz kalmistir. es-Seyfu's-Sakîl fi'r-Redd ‘alâ Ibn Zefîl adli bu tenkit, Misir'da "Selef Akîdesi" adi altinda yayilmaya baslayan akimin tesirini kirmak maksadiyla geçtigimiz yüzyilin ortalarina dogru el-Kevserî merhumun kiymetli ta‘likleriyle birlikte basilmistir. Asil reddiyenin sahibi olan es-Sübkî, sözkonusu kasidenin tamamini degil, sadece tehlikeli görüsler içeren beyitlerini zikrederek tenkide tabi tutmustur. Mutedil tavriyla dikkat çeken bir âlim olmasina ragmen, bu reddiyeyi kaleme alirken üslubunun yer yer sertlestigi dikkat çekmektedir. Bunun sebebi, kasidede yer alan kimi beyitlerde tesbih ve tecsim inancina karsi çikanlara yöneltilen ithamlarin dozunun kaçirilmis olmasidir.

   el-Kevserî merhum bu reddiyeye yazdigi ta‘liklere Tekmiletu'r-Radd alâ Nûniyyeti Ibni'l-Kayyim[18] adini vermis ve es-Sübkî'nin kisaca deginip geçtigi veya hiç deginmedigi hususlara yer   vermistir.  Bu sebeple   "tekmile",   eserin   aslindan   daha   hacimlidir.

4- Imâmü'l-Harameyn el-Cüveynî

   İmam el-Gazzâlî'nin hocasi olan ve özellikle Kelam sahasindaki eserleriyle ünlenmis bulunan el-Cüveynî, Mugîsu'l-Halk fî Tercîhi'l-Kavl'il-Hakk adli eserinde, mensubu bulundugu Safi‘î mezhebini terviç için yanlis bir yöntem kullanmis ve –basta Imam Ebû Hanîfe olmak üzere– Hanefî  mezhebi  imamlarinin   taz‘îf   ve   tevhîni   üzerinden  bunu  yapmaya  çalışmıştır.

    Zâhid el-Kevserî, baslarda degindigim sebepler dolayisiyla bu risaleye Ihkâku'l-Hakk bi Ibtâli'l-Bâtil fî Mugîsi'l-Halk adli reddiyesini kaleme almistir. el-Cüveynî'nin Usûlüddîn sahasinin büyük imamlarindan oldugunu vurgulayarak[19] basladigi tenkitlerinde, onun özellikle Hadis ve Hadis ilimleri konusunda yetersiz oldugunu delilleriyle ortaya koymustur.

   el-Cüveynî mezkûr eserinde Imam es-Sâfi'î'nin diger imamlara üstünlügünü, onun mezhebinin Hadis'e daha muvâfik oldugunu, buna mukabil Hanefî mezhebi imamlarinin bu sahada yetersiz ve hatali olduklari temasini islemistir. Dolayisiyla el-Kevserî'nin tenkidi de bu sahalarda yoğunlaşmıştır.[20]

       5- İbn Ebî Şeybe

       Bilindigi gibi basta el-Buhârî ve Müslim olmak üzere birçok Hadis imaminin hocasi olan Ibn Ebî Seybe, el-Musannef isimli meshur Hadis kitabinin sahibidir. Bu eser, Fikih bablarina göre tertip edilmis olup, her babda merfu hadis, Sahabe ve Tabi‘ûn kavilleri ile diger ilim ehlinin görüsleri zikredilmektedir. Bu özelligiyle eser, ahkâm hadisleri ile ulemanin ittifak ve ihtilaflari konusunda önemli bir kaynaktir.

    Ibn Ebî Seybe bu eserinde Imam Ebû Hanîfe'nin hadislere muhalefet ettigini isbatlamak maksadiyla özel bir bölüme yer vermis ve burada 125 rivâyet zikrederek Imam Ebû Hanîfe'nin bunlara muhalefet ettigini söylemistir.

    Ibn Ebî Seybe'nin bu tavrina Sâfi‘î mezhebine mensup es-Sîretu's-Sâmiyye el-Kübrâ adli meshur sîretin yazari– Muhammed b. Yusuf es-Sâlihî, önce Ukûdu'l-Cümân fî Menâkibi Ebî Hanîfe en-Nu‘mân adli eserinde kismen cevap vermistir. Daha sonra bu konuyla ilgili müstakil bir kitap telifine baslamis ise de, sadece Ibn Ebî Seybe'nin zikrettigi 10 hadise cevap verdikten sonra bu çalismasini yarida birakarak yukarida mezkûr sîretin yazimina devam etmistir.

    Ibn Ebî Seybe'ye bir diger reddiye de, Hanefî mezhebi âlimlerinin biyografilerinin zikredildigi el-Cevâhiru'l-Mudiyye adli eserin sahibi el-Kurasî tarafindan kaleme alinmistir. el-Kevserî merhum, bütün aramalarina ragmen bu iki çalismaya rastlamadigini söyler.

   Tıpkı Târîhu Bagdâd'da oldugu gibi, Ibn Ebî Seybe'nin el-Musannef'inin de tamami basilmadan önce sadece bu bölümü alinarak Hindistan'da basilinca el-Kevserî merhum buna cevap vermenin dînî ve ilmî bir görev oldugu kanaatinden hareketle en-Nüketu't-Tarîfe fi't-Tahaddüs ‘an Rudûdi Ibn Ebî Seybe ‘alâ Ebî Hanîfe adini verdigi eserini kaleme alir.[21]

   Eserinde ulaştığı netice sudur:

   1- Ibn Ebî Seybe, Imam Ebû Hanîfe'nin muârizlar tarafindan Hadis'e muhalefetle suçlandigi birçok meseleyi bu eserinde zikretmemistir. Namazda kiraat esnasinda imamin Besmele'yi açiktan okumamasi, namazda kahkahayla gülmenin abesti bozmasi, cemaatin imamin kiraatiyle yetinerek Fatiha okumamasi, rükû‘da ellerin kaldirilmamasi, hurma sirasi ile abestin caiz olmasi... gibi meseleler bunlardandir. el-Kevserî'ye göre Ibn Ebî Seybe, bu konularda Hanefîler'in delillerinin kuvvetinin farkinda oldugu için bu meselelere deginmemistir.

    2- Bahse konu 125 meselenin yarisinda Imam Ebû Hanîfe, baska hadislere dayandigi için Ibn Ebî Şeybe'nin zikrettigi delillere muhalefet etmis konumundadir. Bu bir tercih meselesidir ve her müçtehid imam, birbirine muâriz hadisler arasinda kendi kriterleri dogrultusunda tercihler yapar. Dolayisiyla burada Hadis'e mutlak anlamda muhalefetten söz edilemez.

3- 125 meselenin diger yarisina gelince, el-Kevserî bunlari 5'e ayirir:

A- Bu meselelerin 5'te 1'inde Imam Ebû Hanîfe Kur'an âyetlerine dayanmistir.

B- Ikinci 5'te 1'de Imam Ebû Hanîfe meshur hadisleri esas aldigi için Ibn Ebî Seybe'nin zikrettigi âhad haberlere muhalif konumdadir.

C- Üçüncü 5'te 1'lik kisimda Imam Ebû Hanîfe hadislere muhalefet etmemis, sadece onlari Ibn Ebî Seybe ve onunla düsünenlerden farkli biçimde anlamistir.

D- Dördüncü 5'te 1'lik kisimda Ibn Ebî Seybe, Imam Ebû Hanîfe'nin benimsemedigi görüsleri ona isnat etmistir. Oysa bu meselelerde Imam Ebû Hanîfe, Ibn Ebî Seybe'nin zikrettigi hadislerle amel etmistir.

E- Son 5'te 1'lik kisima gelince, Imam Ebû Hanîfe'nin hadislere muhalefet ettigi ancak bunlar için söylenebilir. Ki bunlarin orani, Ibn Ebî Seybe'nin zikrettigi meselelerin toplamina göre yaklasik 10'da 1'dir. Imam Ebû Hanîfe'nin çözüme kavusturdugu söylenen takdirî/farazî meselelerin en azi hakkinda verilen rakamin 83 bin oldugunu söyleyen el-Kevserî, bu rakam göz önünde bulunduruldugunda Ibn Ebî Seybe'nin zikrettigi 125 meselenin tamaminda hakli oldugu farz edilse bile Imam Ebû Hanîfe'nin hata orani 664'te 1'dir.

   İmam Ebû Hanîfe'nin çözümledigi farazî meselelerin adedi konusundaki tek rakam 83 bin degildir. Bu adedin 500 bin, hatta 1 milyon 270 küsür bin oldugunu söyleyen âlimler de mevcuttur. Yukaridaki oranlama bu rakamlara vuruldugunda 125 meseledeki hata, bu rakamlarin ilkine göre 4.000'de 1, ikincisine göre ise 10.160'da 1 seviyesine düsmektedir. Bir müçtehid imam için bu orandaki bir hata payi ise gerçekten muazzam bir neticedir.

      6, 7- Ibn ‘Adiy ve el-‘Ukaylî

     Bilhassa Hanefî mezhebi imamlarini oldukça agir ifadelerle cerh eden bu iki alimi elimizdeki matbu eserlerinde yeri geldikçe tenkit etmis olan el-Kevserî'nin Ibn ‘Adiy hakkindaki Ibdâ‘u Vücûhi't-Ta‘addî fî Kâmil-i Ibn ‘Adiy ve el-‘Ukaylî hakkindaki Nakdu Kitâbi'd-Du‘afâ li'l-‘Ukaylî isimli kitaplari da maalesef henüz yazma halindedir.

      8- Ibn Kuteybe

       Dilimize sadece Te’vîlu Muhtelifi'l-Hadîs isimli eseri Hadis Müdafaasi adiyla– çevrilmis olan Ibn Kuteybe'de, "Re’y ehli" diye taninan Irak fukahâsina ve özellikle de Imam Ebû Hanîfe'ye karsi genel olarak "Ehl-i Hadis" diye anilan zümrenin tavri dikkat çekmektedir. Onlarin hadislere kayitsiz davrandigi ve muhalefet ettigi iddiasi Te’vîlu Muhtelifi'l-Hadîs'te de görülmektedir.

     Ibn Kuteybe'nin dikkat çeken bir diger tavri da, özellikle el-Ihtilâf fi'l-Lafz adli eserinde[22] kimi hususlarda Müsebbihe/Mücessime'nin görüslerine meyletmesidir.[23]

   Ahmed Hayrî'nin verdigi bilgiye göre el-Kevserî merhum, onun bu görüşlerini tenkit maksadiyla "Raf‘u'r-Raybe ‘an Tahabbutâti Ibn Kuteybe" adli eserini yazmistir. Maalesef bu eser de  henüz  basılmamıştır.

    9- Ahmed Muhammed Sâkir

Pek çok kaynak eserdeki hadisleri tahriç çalismalariyla ün yapmis olan çagdas âlim Ahmed Muhammed Sâkir, Nizâmu't-Talâk fi'l-Islâm adli risalesinde bir kerede söylenen üç bosama sözünün nihâî bosama degil, geri dönüsü mümkün olan bosama –klasik tabiriyle "ric‘î talak"– anlamina gelecegini savunmustur.

el-Kevserî merhum bu esere yazdigi el-Isfâk ‘alâ Ahkâmi't-Talâk adli reddiye[24] ile Ahmed Sâkir'in bu yaklasimini elestirmis ve meseleyi açikliga kavusturmustur. Deliller isiginda vardigi netice sudur: Kisinin bir mecliste bir defada söyledigi üç talak lafzi, ancak henüz zifafa girmedigi esi hakkinda tek talak sayilir. Zifafa girdigi esine üç talak kastiyla böyle bir bosama cümlesi söyleyen kimsenin esi ise nihaî bosama –klasik tabiri ile "bâ’in talak– ile bos olmustur.

Fikih ile istigal edenleri öteden beri mesgul etmis olan bu meselede ortaya koydugu vukûfiyet ve fikhî dirayet sebebiyle, 100 sayfa civarindaki bu eser ilmî çevrelerde büyük bir yanki uyandirmistir.

10- Muhibbuddîn el-Hatîb

   el-Kevserî merhum, ez-Zehebî'nin Tezkiretu'l-Huffâz'ina yazilan üç zeyli, kiymetli notlar ekleyerek nesretmistir. Bu notlar esnasinda hadis râvîlerinin ahvâline de sik sik deginmistir. Vurguladigi hususlardan birisi de sudur: Hadis râvîleri arasinda temel ilimleri ögrenmeden hadis yazip rivâyet etmeye baslayan kimseler olmustur ve bunlar, hadislerin anlamlarini tam olarak kavrayamadiklari için özellikle itikâdî konulara taalluk eden hadislerin rivâyetinde çesitli hatalar yapmislardir. Hadisleri mana ile ve anladiklari gibi rivâyet etmeleri bu hatalarin basinda gelmektedir. Ayrica yine bu râvîler arasinda okuma-yazma bilmeyenler vardir ve bu kimseler, hadis naklinde hafizalarina güvenerek hareket etmislerdir. Bu durum, sirf güvenilir kimseler olduklari için bu râvîler kanaliyla gelen –ve fakat râvîlerin bu eksiklikleri sebebiyle hatali olarak nakledilen– birçok rivâyete güvenilmesi sonucunu dogurmustur.

   Onun bu dogrultudaki sözlerini Muhibbuddîn el-Hatîb, bir ilmî dergide ‘Udvân ‘alâ ‘Ulemâi'l-Islâm baslikli makalesiyle elestirince el-Kevserî, Safa'âtu'l-Burhân ‘alâ Safahâti'l-‘Udvân adli risalesiyle[25] karsilik vermistir.

    el-Kevserî'nin diger tenkitlerinde görmeye alisik oldugumuz derin ilmî tahkikler bu risalede çok fazla göze çarpmaz. Risale, ilmî arastirmadan çok "polemik" tarzina daha yakindir.

11- Mustafa Sabri Efendi

    Bilindigi gibi son Osmanli Seyhülislamlarindan Mustafa Sabri Efendi merhum, bu görevi deruhte ettigi dönemde Zâhid el-Kevserî'yi "Ders Vekîli" olarak seçmis ve bununla da övündügünü dile getirmistir.

   Bilâhare, kader bu iki büyük âlimi Misir'da gurbet hayati yasarken de bir araya getirecektir. Bu dönemde de iliskileri yakin bir dostluk, muhabbet ve saygi çerçevesinde devam etmistir.

   Ancak belki de Osmanli'nin son ve Cumhuriyet'in ilk yillarinda yasadigi sürgün hayati ve çektigi sikintilar, ömrünün bu çileli son döneminde Mustafa Sabri Efendi'yi Cebriye mezhebinin görüslerine yaklasmaya itmisti. el-Kevserî merhum onu bu anlayisindan vaz geçirmek için gayret sarfetmisse de, netice alamamistir. Mustafa Sabri merhum, Mevkifu'l-Beşer adli eseriyle itikâdî tavrini ortaya koyunca el-Kevserî, Kemâluddîn el-Beyâdî'nin Isârâtu'l-Merâm'ini, Râgib Pasa'nin el-Luma‘ini ve el-Cuveynî'nin el-Akîdetu'n-Nizâmiyye'sini kiymetli   ta‘liklerle nesrederek büyük Seyhülislam'i bu görüsünden vaz geçirmeye çalisir. Ancak o bu görüsünden vaz geçmek söyle dursun, bu sefer de Mevkifu'l-‘Akl isimli muhalled eserinde el-Kevserî'ye cevap verir ve Mâturîdiyye'ye yüklenir. Bunun üzerine el-Kevserî el-Istibsâr'ini[26] yazmak zorunda kalir.

    Bu hacmi küçük, fakat son derece önemli risalede kader, cebr, ihtiyar, kulun kudret ve istitaati... gibi çetin itikadî meseleleri ele almis ve Mâturîdiyye mezhebinin görüslerini savunmustur.

B- Muhtelif yazilarinda tenkit ettigi kimseler

    Bu grupta zikredecegimiz zevat hakkinda müstakil kitabi bulunmamakla birlikte, çesitli kitap, risale, makale ve ta‘liklerinde onlarin görüslerini sik sik elestiri konusu yapmistir. el-Kevserî, tenkitçi kisiliginin ve "muhakkik" sifatinin bir tezahürü olarak ele aldigi hemen her konuda daha önce yapilmis çalismalara atifta bulunmus ve tesbit ettigi hatalari zikretmistir. Bu sebeple onun tenkidinden hisseyâb olan âlimlerin sayisi oldukça kabariktir.

     Biz bu yazinin çerçevesini ve hedefini göz önünde bulundurarak burada onun su veya bu noktada tenkit ettigi bütün isimleri degil, sadece siklikla bahse konu ettigi isimleri kisaca zikretmeyi tercih edecegiz.

    Bunlarin basinda Sübülü's-Selâm yazari Muhammed b. Ismail es-San‘anî, Neylu'l-Evtâr sahibi Muhammed b. Ali es-Sevkânî, Siddîk Hasan Han el-Kinnevcî gelir.

     es-Sevkânî, Fethu'l-Kadîr isimli tefsirinde 9/et-Tevbe, 31 âyetini tefsir ederken, Müçtehid Imamlar'i taklid edenleri "sirke düsmek"le suçlamistir. Talâk konusundaki bir risalesinde de Icma‘in mümkün ve vâki olmadigini, Ser‘î bir delil olarak da kabul edilemeyecegini söylemistir.

     es-San‘ânî, itikadî konularda Müsebbihe/Mücessime'nin görüslerini savunur.

el-Kinnevcî ise –tipki Veblu'l-Gamâm adli eserinde es-Sevkânî'nin yaptigi gibi– bir erkegin 4'ten fazla kadinla evlenebilecegi görüsünü savunan, Icma‘i tanimayan bir tavra sahiptir.

    Bu üç isim el-Kevserî'nin, daha baska sazz görüslerine siklikla dikkat çektigi kimselerin basinda gelir. Bunlar disinda Resîd Rizâ ve Muhammed Mustafa el-Merâgî gibi geçmis büyük ulemanin görüsleri konusunda pervasiz bir tavir takinan isimler de yer yer onun tenkidine maruz kalan isimlerdendir.

    Bunlardan baska, özellikle itikadî sahada Mücessime/Müsebbihe'nin görüsleri dogrultusunda eser vermis olan Ibn Huzeyme, Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Osman b. Sa‘îd ed-Dârimî... gibi isimler de itikatla ilgili yazilarinda siklikla tenkide tâbi tuttugu kimseler arasinda yer almistir.

    Bir diger grup da, çesitli yazilarinda, özellikle de Min ‘Iberi't-Târîh adli eserinde görüslerini detaya inmeden tenkit ettigi Caetani, Dozy, Goldziher, Schacht gibi müstesriklerdir.

    el-Kevserî merhumun tenkit ettigi isimler, yukarida da belirttigimiz gibi bu yazinin çerçevesini asacak sayidadir. Bu isimler, özellikle de müstakil eserlerinde tenkit ettigi kimselerle ilgili yazip söyledikleri, akademik çalismalara konu edilecek ciddiyet ve boyuttadir. el-Kevserî merhumun tenkitleri ile bu tenkitlerin muhataplarinin yazip söylediklerinin karsilastirmali olarak tahlil edildigi ciddi çalismalarin, ilim âlemine büyük katkilar saglayacaginda süphe yoktur. Bu tür çalismalar, öncelikle onun dogup büyüdügü topraklarda yasayan bizlerin boynunun borcudur.

      Ancak üzülerek belirtelim ki, su ana kadar ülkemizde el-Kevserî merhum etrafinda yapilan çalismalar, bir elin parmaklarini dahi bulmayacak sayidadir. Yillar önce yine Düzce'de adina düzenlenen sempozyumda da belirttigim gibi eserlerinin önemli bir bölümünün henüz yazma halinde bulunmasi, öncelikle el-Kevserî'nin torunlari olarak bizlerin ayibidir. Bilhassa Türkiye'deyken kaleme aldigi el-Medhalu'l-‘Âmm isimli eseri, kendisini gün isigina çikaracak gayret ve himmet erbabini beklemektedir.

     Öte yandan onun eserlerinden dilimize sadece iki tanesinin çevrilmis olmasi da yine bizim ayibimizi ortaya koyan bir vakiadir. "Müslümanlar'in hali ne olacak?" sorusunu dillerinden düsürmeyenler, bir onun ilme adadigi ömür ve geriye biraktigi ölmez eserlere, bir de bizim ona karsi gösterdigimiz vefasizliga baksin. Sorunun cevabini orada bulacaktir.

    KAYNAKLAR

[16] Bkz. Makâlât, 253.

[17] es-Seyfu's-Sakîl'e yazdigi takdim yazisi, 9.

[18] Misir'da 1356)1937 tarihinde basilmistir.

[19] el-Kevserî, onun el-‘Akîdetu'n-Nizâmiyye adli eserini tahkik ederek ve üzerine ta‘likler

       yazarak nesretmistir; Kahire-1367/1948.

[20] Ihkâku'l-Hakk, Kahire,1360/1941.

[21] Bu eser 1365/1945 yilinda Kahire'de basilmistir.

[22] el-Kevserî tahkik ve ta‘likiyle basilmistir; Kahire-1349/1930.

[23] Allah Te‘âla'ya mekânsal olarak yaklasmanin mümkün oldugunu, Ars'in sadece "taht"

       anlamina geldigini, Allah Te‘âla'nin Ars'i istiva etmesinin, "oraya yerlesmesi" anlaminda

       oldugunu söylemesi vs.

[24] Kahire-?

[25] Dimesk-1348/1929.          http://www.akademyayadogru.org/

[26] Kahire-1370/1951.                        A.  AZİZ