ASIL  MEKTUP

 

Yaşar Kaplan Bey'e  açık  mektup!

                                                               Nizameddin DEMİR

     Allahu Tealâ (cc)'ya hamd-ü  Sena, alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'e, Ehl-i Beyti'ne, Ashabına, bunların   yolunda  giden tüm mü'minlere hayır   ve  dualar  ederim.

   Beklenen  Vakit Gazetesinin 15-16 Mart 1994  tarihli sayısında Yaşar Kaplan'a ait köşede yayımlanan bir iki yazıya gerekli tepkimizi anında göstermiştik. Cevabi yazımızı da hemen göndermiştik.   Yayımlanacağını söz veren gazete yetkilileri bazı sebeplerle yazımızı bir aydan   fazla   bir süre  sonra,  bazı  şartlarla   yayımlanabileceğini  belirttiler.   Bizde  bunu bir  vazife   bilerek   bu   yazımızı  kaleme  aldık.

     Gazetede    hoşumuza giden  çok  güzel   yazılar   gördüğümüz   gibi,   nefretimizi  artıran yazılarda  görmekteyiz.   Elbette   bu  değerlendirmeler   nefsimiz   için  değildir.

    İsmi   geçen   yazar;   zaman   zaman tarihin çöp sepetine atılmış, kokmuş sapık düşünceleri   biz   B. Vakit   okuyucularına   dayatmasına   hiç   bir   anlam   veremiyorum.

   Gazetede  yazma  imkanına  sahip  olan  bu yazar,  kendi  itikadi  bid'at  inançlarını   yaymakla  meşgul  olmaktadır.    Yazımın  ekseni   Yaşar Bey'in şu cümlesidir : "İslam tarihinin   en   büyük   bid'ati   durumundaki   onulmaz   yaramız  "SÜNNÎ-Şİİ çatlağıdır"...    Bu   cümle   ile   Yaşar   Bey   ne   demek   istiyor?   Biz   beklerdik  ki  yazar  konuya  açıklık  getirsin.  Bu cümleyi   seçerken   yanlış   seçtiğini   beyan   etsin  ve   Ehl-i Sünnet mü'inlerden özür dilesin.   Hatta   Şii   Müslümanlardan   bile  özür   dilemeliydi.   Zira   hiçbir  Şii  Müslüman kendi   itikadi   inancının   bid'at   olduğunu   kabullenmez.   Yaşar   Bey tam aksine köşesinde   bu   yazısını   iki   defa  yayımlattı.   Ne hikmetse   (!) Yaşar  Kaplan  Bey,  "Ehl-i Sünnet   ve'l   Cemaat"  diye  bir akaidi  bir  türlü   kabullenemiyor.   Bilakis  o  akaide   bid'at diyor.

     Peki   yukarıdaki   cümleye   göre    Yaşar     Bey   Ehl-i  Sünnet  midir,   değil   midir?      Cevabını   B. Vakit   okuyucularına   bırakıyorum!  

      Şu   husus   asla   unutulmamalıdır  ki  fırkalarla  ilgili   hadisler   sahihtir   ve   Ehl-i Sünnet   mü 'mirilerin   en   ufak   bir   şüphesi   yoktur.    Bu  konudaki    şüphe  tohumları Ehl-i bid'at  yazarların   ve   taraftarlarının   gayretleriyle yayılmak istenmişse de başarılı olamamışlardır.   Yaşar Kaplan Bey aslında çok   iyi bilmektedir ki;  Ehl-i Sünnet'in karşısındaki   bid'at   sahipleri  yalnız   Şiiler değildir.   Yetmiş  iki   fırka   vardır.   Bu   yetmiş  iki  fırkanın  hepside   nefsani ve felsefi,  siyasi  ihtirasları  uğruna   Cemaat   yolundan  ayrılmışlardır.    İnançları   sebebiyle   cehenneme   girmeyecek   tek   fırka   Ehl-i  Sünnet    ve'l   Cemaat   fırkasıdır.    Diğerlerinin   hepside   Sünnet   ve   cemaat   ehlinden   ayrıldıkları   nisbette   cehenneme   gireceklerdir.   İnancımız   budur.   Yaşar  Kaplan  Bey  ve  kendisi  gibi   inananlar  böyle   bilsinler.   Ancak   günümüzdeki   Müslümanlara ve onların   inançlarına   bakıp değerlendirme yapılmasın.   Yapılırsa çok büyük zulüm edilmiş olur.   Zira  bu   durumun   çeşitli   sebepleri   vardır.

    Yaşar   Kaplan Bey'in   usulsüz,  tutarsız,  kaynaktan   nasibini   alamamış   olarak  ortaya  attığı yazılarına üzülmüyoruz. Üzüldüğümüz şey şudur: Bir ülkenin reisinin Masonluğunu Kafirliği  için  yeter  delil   kabul   ederken,  diğer taraftan  masonluğu  dost-düşman herkes tarafından   kabul   edilen   C.Efgani'nin   kâfir   olmadığına   inanması   ve   ayrıca   bu Mason   üstadının   hayranı  olarak  müceddid,  ümmetin   lideri  olarak  tanıtmaya  kalkışması   bizleri   çok   üzmüştür.

     Müslümanların   masonlara   rağbet   etmesi,  onları   kurtarıcı   gibi   göstermesi sanki moda   halini almıştır.  İsteyenler masonları  sevebilirler.  Üstad   olarak   görebilir,   kendilerini kurtarıcı olarak görebilirler. Fakat bu tür mason üstadlarını  mü'minlere alim,  müctehid,  lider diye tanıtmaya  Allah (cc) korkusu,  hisseden   hiçbir   mü'minin hakkı yoktur.   Mü'minlerin alimlerine,  yol  göstericilerine,  müctehidlerine  ne   olmuşta bu ne idüğü   belli   olmayan   İslamı   içten  yıkmaya   çalışan   müstekbir   kafirlerin   maşası   olan cüceler   devleştirilip  ümmete dayatılıyor. Kaldı ki; bir insanın küfrü görüldüğü zaman mazeret   arama   düşünülmezken,   kendi   üstadlarının   bu   açık   küfrüne   mazeret   arayanlara;   "Acep   sizde  aynı  mazeretle  mason  localarına   kayıt  olabilir misiniz?"  diye  sorduğumuzda  ne  cevap  verebilecekler?   Doğrusu  çok  merak  etmekteyim!!!

     Yaşar Kaplan Bey; şöyle yazsaydı: "Mason olduğu söylenen üstadımız C.Efgani, Radikalizmin öncüsüdür,  İslam'da reformist düşüncenin önderidir,  Mezhepsizlik fitnesinin önderidir,  Kur'ana   yöneliş   hareketinin   öncülerindendir,  Hilafeti  yıkıp   Ümmeti parçalamaya   çalışanların   öncülerindendir vb."

      Evet   böyle   yazsaydı   bizim   hiçbir şey demeye hakkımız yoktu.   Ancak; narı nur, nuru-nar   göstermeye  çalışması çok vahimdir.   Bu  mason   üstadın   fikirlerinden   birkaç   misal   verelim  ki  Ehl-i  Sünnet  mü'minler  bu masonu   iyice  tanıma  fırsatı bulsunlar!  

I- Mezhep   imamlarına   uymayın.

2- Peygamberlik  sanatlardan  bir  sanattır.

3-İslam  ilmi  boğmuştur.

4-Fukaha  ve  hadis  alimleri   "Katil deccallardır" 

5-Mısır'da  Milli  Mason  Locası  açması,  300'e  yakın  üye  toplaması,

6-Namazlarını  zamanında  kılmadığı, 

7-Zaman   zaman   içki   içtiği,

8-Abdülhamid  Hanın  "Maskara adam"  dediği   bu   mason   üstadın  daha  birçok  melanetleri   vardır.  

     Onun   tilmizleri    Mısır'da  birçok  mason  locası  açarak üstadlarının   sünnetini   ihya  etmişlerdir. Türkiye'deki   tilmizleri   bu sünneti her nedense terk   etmişlerdir.   Mesela  "Radikal  Fazilet Locası" açıp   yandaşlarını  bu  locaya  üye yapabilirlerdi!   "Urvetül Vüsga" hala anlaşılamamış,   diyor, Yaşar Bey!!!   Doğru diyor.   Ancak   biz  Ehl-i  Sünnet  cephesinden  bakarak  diyoruz ki;   Derginin  kimlerin   desteği   ile çıktığını,   kimlere   hizmet ettiğini kâfirler bile anladı.  Saf  Müslümanlar ne zaman anlayacak? Radikalizmin İslam topraklarında   rağbet  görmesi ve moda haline getirdiği saptırmalar sonucu, Dini tahrip edenlerin   din   tamircisi   olarak   takdim   edilmesi,  İslam'ı  içten yıkmaya çalışan yerli maşaların   ilim   adamı   diye   takdim   edilmesi,  Bid'at  düşüncelerin   yaşama   ortamı   bulmasına   sebep   olmuştur.   İslam   alemi   başsız   kalmış,   paramparça   olmuştur.  Bu fatura  elbette   Kur'an,  Sünnet   ve bunlara bağlanarak   yaşayan   Cemaat   ehlinden   sapanlaradır.   Saptıranlaradır.

    Tarih  boyu  yapılan  çıkışlar  hep   Kur'an   adına   değil miydi?    Gerçek  İslam   adına değil  miydi?    Sonuç   ise   işte   ortada.   Unutmamak   gerekir  ki   Hariciler de  Kur'an adına   ortaya   çıkmışlardı.  İncil  adına  ortaya   çıkmamışlardı .  Niyetleri  belki  iyi  idi.  Sonuç  ne  oldu?    Ümmet    içinde   en   derin   bir   yara   açılmadı  mı?   Meselelerimizi   çok   iyi   bilelim,   bilelim  ki  bu sapık   insanların   düştüğü   hatalara   tekrar   düşmeyelim.

      Modernistlerin,  Radikalistlerin,  Kur'an'a   yöneliş   hareketlerinin yukarıdaki  durumlarına  baktıkça   Peygamberimizin   şu mübarak nasihatlerini hatır lamadan,  hatırlatmadan  edemiyorum.  

      Yaşadığımız   dönemde   Ehl-i  Küfre,  Ehl-i bid'ate  karşı   verdiği   mücadelede  takip ettiği usulüyle tüm alimlerin  takdirini,  toplamış  ve  gazetemizin  "Fıkıh  köşesi"  yazarlarından Y. Kerimoğlu  Hocamızın   kaleme  aldığı    "Fıkhi Meseleler I."  adlı  eserinin 43. sahifesinde yazılı  hadis-i şerif  şudur: "Allahü Teala (cc)  size  ilmi   verdikten   sonra   geri   almaz.  Ancak  sizden   ilmi;  alimlerin ölümüyle  söküp  alır,  geriye  kara  cahiller  kalır  ki,  onlardan fetva  sorulur,  onlarda   şahsi   görüşleriyle   fetva   verirler.  Böylece  hem  kendileri  saparlar,  hem de   başkalarını   saptırırlar."

      Temel   ilimlerden   haberi  olmadan,   Kur'an  ve  Sünneti   nefsi   ve  keyfi  anlayışlarına  göre yorumlayanların acı akıbetleri ortadadır.  Herkes  haddini  bilmelidir. Kimseye   fetva  vermeye  kalkışmamalıdır.  Sandık  başına  çağırarak oy vermeye davet edenler  bunu  bir mücadele  şekli   olarak  kabul   ediyorlarsa,   bir   kısım   mü'minlere   göre  ise  bu iş  bir  vebaldir.   İleri  geri   konuşup  gülünç   duruma düşmeyelim. 

      Yaşar   Bey!    Bir   cümlenize  hem güldüm,  hem de  çok  üzüldüm:  "Memleket   bizim elimizde  kalır  mı  bakalım"   diyorsunuz. Memleket   sizin  elinize ne zaman geçti ki, "elinizden   çıkabileceği"   endişesine  kapılıyorsunuz? 

       Sonuç   olarak; 

I-   B.  Vakit   Gazetesinin   Akaidi   inancı   düzgün  bir gazete olduğunu  ve  onun  için   abone   olduğumuzu,  manevi   destek olduğumuzu,  herkese   teşvik   ettiğimizi,

2- Mason   hayranı  yazarların  yazılarında  Akidemize  ters  düşen,  ifadelerden kaçınmalarını,  aksi halde her yazılarına cevap verileceğini, cevap  verilmeyenlerin  kabul manasına gelmeyeceğini,

3-İslam'nın   en   güzel   yolunun   "Ehl-i  Sünnet  yolu" olduğunu herkesin bilmesini  ilan etmek  isteriz.   Tepkimize   karşı gazete yetkililerinin tavrını tasvip edemiyorum. Zira; tepkinin önce ilgili yetkililerden   gelmesini,  Ehl-i  Sünnet  akaidine  bağlı  yazarlardan   gelmesini beklerdik.   Ama  maalesef  bu  beklentilerimiz   boşuna  çıktı.  Zira, Efendimiz   (sav)'in :  "Fitne (bid'at')  zahir  olduğu ashabıma sövüldüğü zaman alim ilmini izhar eylesin.  Bir  kimse  bunu  yapmazsa ,  Allah'ın,  Meleklerin,  bütün  insanların  laneti   onun   üzerine olsun"  buyurduğunu  unutmayalım.  (İmam-ı    Rabbani, Mektubat C.I, sh:559)   Biz yukarıda  ki  emir gereği üzerimize düşeni yaptık.  Gerisi  yetkililere düşmektedir. Selam Hüdaya  tabi  olanlara.    23.04,1994.         Nizameddin DEMÎR.

NOT:  6 Mayıs  1994  tarihli  B.Vakit  Gazetesinde  "Yaşar  Kaplan  Bey'e  açık  mektup"  başlıklı   Nizameddin  DEMİR'e  ait  yazının   aslını   kendisinin  rızasını  alarak  siz  değerli  okuyucularımız  için  sayfamıza  koymayı  uygun  bulduk.      Abdullah AZİZ