•                KiTABÜ'L-  KÜFÜR  

   Önce "Küfür" kelimesi  üzerinde duralım. Arapça bir kelime olup "Kefere" fiilinden masdardır. Lügat manası: "Bir şeyi örtmek, gizlemek, varlığı istifhama yer bırakmıyacak derecede  açık olan bir şeyi, sun'i olarak gizlemektir."(1) Delâlet-i ve subûti kati nass'ları tasdik   etmeyen ve Allahû Teâla (cc)'yı  inkâr   edenlere   kâfir   denir.   İmam-ı  Gazali  küfrü "Resûl-i  Ekrem  (sas)'in   getirmiş   olduğu  haberlere inanmamak ve onları yalanlamak"  şeklinde  tarif ediyor. İbn-i Abidin:  "Küfür  lûgatta  örtmek manasınadır. Şeriatte ise: Hz. Muhammed  (sas)'in  kesin olarak dininden olup, Cenab-ı Hakk (cc) tarafından getirmiş olduğu  bilinen  şeylerde   Resûlullah (sas)'ı   yalanlamaktır" (3) tarifini  esas  almış!..  Allahû Teâla (cc)'ya   iman  etmeyen, Resûl-i Ekrem (sas)'in  tebliğini   kabul   etmeyen   ve  "Zarurat-ı Diniyye" den olan   hususları  inkâr   edenlere   kâfir  denir.  Çoğulu   "Küffâr"   veya   "Kefere"dir.(4)

    Küfür   ile   birlikte  ele alınması   gereken   diğer  bir  kavram da "şirk"tir. "Eş-Şerike" veya "Eş-Şirke" şeklinde kullanılan bu kelime, lûgatta ortaklık manasına kullanılır.(5) İki ortağın   sermaye   ve   emeklerini   birbirlerine   katmaları, mirasta, ganimette, alım ve satımda   birbirine   şerik (ortak) olmalarına  "Şirket" denirlmiştir.(6) İslâmi  ıstılahta şirk; Allahû  Teâla  (cc)'ya   ortak koşan, birkaç   ilahın   varlığını   kabul   edenlere "Zahiri Müşrik"  denir.   Hayrı   yaratan "Yezdan", Şerri yaratan "Ehremen"dir   diyen   mecusiler, zahiri   müşrik   hükmündedir. (7)   İslâm   dininin   esaslarına   inanmayan   ve   bunu   açıkça   ilan   eden,   Allahû Teâla (cc)'ya oğul nisbet eden (Hz. İsa Allah'ın oğludur, Hz. Üzeyr   Allah'ın   oğludur   ve   bunun gibi)   Hıristiyan  ve  Yahudilere "Hakiki Müşrik" denir.(8)   "Küfür" ile "Şirk" arasında,   lafzi ayrılık mevcuttur. Ancak mahiyet olarak birbirinin aynıdır. Yani her müşrik aynı zamanda kâfirdir. Hanefi fûkahası: "Küfür tek millettir"   hükmünde   ittifak  etmiştir.

    Konumuzla   ilgili   olarak  diğer   bir   ıstılah  da   "İrtidat'dır.   Reddetmek, geri çevirmek ve  bir   işten   rücû   etmek   gibi   manalara   gelen   "İrtidat";  İslâmi   ıstılahta;   iman ettikten   sonra,   küfre   rücû   etmeye   (dönmeye)   verilen   isimdir .(10)

MÜRTED  İLE   KAFİR  ARASINDAKİ  FARK

    Mürted   ile   kâfir   arasında   çok   önemli   bir fark vardır.   Şöyle  ki:  Mürted  İslâm'ın Allahû Teâla (cc)  indinde  yegâne  din  olduğunu  ve kudsiyetini bildiği halde; dünya menfaati,   hırs,  hased,  kin  veya  bunun  gibi  duygularla  İslâm'ı  terk etmiştir.  Bu duygular,  itidat,  eden   kimseyi   mü'minlere   karşı   muharib  (savaş  ehli)  durumuna getirir.   Zira   irtidatla   birlikte   bütün   ismet-i  şahsiyetini   kayıp  etmiştir.   Gayr-i  müslim olan   kâfir   ise;   davete   muhtaçtır.   Zira  İslâm  dini hakkında doğru bir bilgiye sahip değildir. İbn-i Abidin: "İrtidat eden ve muharib durumuna geçen kimsenin öldürülmesi dinin muhafazası için zaruridir. Zira  dinin muhafazası maslahatların en üstünüdür"(12) hükmünü beyan etmektedir. Hanefi fûkahası irtidat eden erkeğin öldürülmesinde, kadının ise hapsedilmesinde müttefiktir. (13) Çünkü kadın muharib (Savaş ehli) durumunda değildir. Bu noktada şu hususu da   hemen   kaydedelim  ki;  mürted  olan   erkek   derhal  öldürülmez!.. Önce  irtidat sebebi araştırılır, şüpheye düştüğü konular kendisine yeniden izah edilir ve mühlet   verilerek   tecdid-i iman'a   davet  edilir. (14)   Bütün bunlardan sonra, yeniden İslâm'a dönmeyi  kabul etmezse   "Ulû'lemr" veya "Ulû'l emr'in" görevlendirdiği   kimse tarafından  öldürülür.   Zira   Resûl-i  Ekrem  (sas): "Kim  dinini   değiştirirse  onu  öldürün" (15) buyurmuştur.

   Kur'an-ı Kerim'de: "Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölür ise, işte onların dünya ve ahirette amelleri geçersizdir. Kendileri de cehennem ehlidir. Onlar cehennemin ebedi sakinleridir"(16) hükmü  beyan  buyurulmuştur.   Dolayısıyle herhangi bir kimse İslâm dininden  döner ve o halde iken ölürse; (Müslüman iken yapmış olduğu) bütün amelleri mahvolur. (17) İslâm uleması; insanları küfre sürükleyen konular üzerinde hassasiyetle durmuştur.  Çünkü  bir  müslümanın  (Allahû Teâla (cc) muhafaza buyursun)  küfre  düşmesi; imtihanı   kaybetmesi  ve  ebedi  olarak  cehennemde  kalmasını  gerektiren  feci  bir hadisedir.

İNSANI  KÜFRE   DÜŞÜREN  FİİLLER   (EF'AL-İ KÜFÜR)

  VESEN'E VE SANEM'E TAPMAK:

     Önce "Vesen ve Sanem" kelimeleri üzerinde duralım.   İbn-i  Abidin:   "Vesen; cüssesi olan,  yani insan sûretinde ağaçtan, taştan veya gümüşten, cevherden oyulan heykellerdir. Cem'i "Evsan" gelir. Sanem ise cüssesiz sûrettir. Lugat ulemasından birçokları, aralarında böyle fark yapmışlardır.   Bazıları   aralarında fark olmadığını söylemiş; bir takımları da sûretten (resimden) başkasına "Vesen" denileceğini bildirmişlerdir. Binâye'de böyle denilmiştir"(18) buyurmaktadır. Dikkat edilirse Zâhir rivâye; insan heykellerine (neden yapılırsa yapılsın) "Vesen" resimlerine de "Sanem" denilmiştir.   Bu iki kelime (Vesen ve Sanem)  Türçe'de  ortak  bir  lafız  ile  ifâde   edilmiştir: Put!.. Ancak "Put" kelimesinin Farsça  olduğu  ve  bu  iki   mahiyeti  kuşatmadığı  da  açıktır.   Şurası   muhakkaktır ki; Allahû Teâla (cc)'dan başkasına  ibadet   etmek   küfürdür.   İslâm   ulemâsı Vesen'e (heykele) Sanem'e (resime), Güneş'e,  Ay'a, Yıldız'a  ve  Ateş'e   secde   etmenin küfür olduğu  hususunda   ittifak   etmiştir.(19) Günümüzde Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümleri çirkin görüp,   kendi   heva   ve   heveslerinden   hükümler   icad   eden   ve İslâm'a   karşı   savaşan   Tağut'ların   varlığı   mâlumdur.   Bu  Tağut'lar,   kendisinden   önce   ölen   atalarının heykellerini yaptırmayı ihmâl etmezler. Bunlara "Veseni" (Heykelperest) denir.   İnsanlardan  bir  kısmı;  Tağut'ların  heykellerine, değişik isimler altında  tapmaktadırlar.

  KUR'ÂN-I  KERİM'E  HAKARET  ETMEK  VE   PİSLİĞE   ATMAK:

    Kasden  ve  taammüden   Kur'ân-ı  Kerîm'in tamamını veya bir kısmını pisliğe atmak, insanı  küfre  sürükleyen  bir fiildir.(20) Zira bu fiildeki hakaret unsuru, inkârın bir neticesidir.  Ayrıca alay etmek niyetiyle; def ve ney gibi müzik aletleri eşliğinde Kur'ân-ı Kerîm okumak da, insanı küfre sürükler.(21) "Feteva-ı Zahiriye" de: "Eğlence tarzında bir kimse   Kur'an'dan bir ayet okursa kâfir olur"(22) denilmiştir. Sonuç olarak; Kur'an-ı Kerim'e   hakaret   etmek   ve   alaya   almak   insanı   küfre   sürükleyen fiillerdir.

   KÜFÜR   ALÂMETLERİ'Nİ  TAKMAK   VE   GİYMEK:

     Küffar'a ta'zim ve küfrü te'yid niyetiyle: Haç takınmak, zünnar kuşanmak, mecusî şapkası giymek (Kalensüvetu'l mecus) ve omuza gıyâr koymak, insanı küfre sürükleyen fiillerdir.(23) Ancak dikkat edilecek husus; "Küfrün âlâmet-i farikası" olan giyim ve kuşamda benzemenin haramlığıdır. Meselâ: Haç takınmak, Hristiyanların bir alamet-i fârikasıdır. Küffar'a ta'zim ve küfrü teyid niyetiyle "Haç takınan" kimse kâfir olur. Zira Haç işareti, Hz. İsa (as)'ın çarmıha gerildiği akaidinin simgesidir. Halbuki Nass'la sabittir ki, Hz. İsa (as) çarmıha gerilmemiştir. Haç işaretini boynuna takan bir kimse, nass'ı yalanlama durumundadır.

İNSANI KÜFRE DÜŞÜREN SÖZLER (ELFÂZ-I KÜFR)

  İrtidat'ın meydana gelmesi için yegâne rükûn; müslüman olan bir kimsenin; diliyle, küfür olan bir hususa itikad ettiğini ikrar etmesidir. Yani küfür sözünün ikrar edilmesidir.(24) Küfür olduğu sabit olan herhangi bir hususu ikrar eden kimsenin; bu ikrarı sırasında akıllı olması şarttır.(25) Delilik, bayılma, uyku halinde iken sayıklama, hastalık (cinnet vs.) ve sarhoş iken küfür kelimesini söyleyen kimsenin irtidadına hüküm verilemez. Ayrıca mükellefin;  kendi irade ve ihtiyariyle, herhangi bir ikrah sözkonusu olmadan küfür kelimesini söylemesi esastır. Ölüm tehdidi veya herhangi bir uzvunun koparılması tehlikesi ile başbaşa kalan (İkrah-ı Mülci) mükellef; kalbi ile mutmain olduğu halde küfür kelimesini söylerse, mürted olmaz. Çünkü bu hale şer'an ruhsat verilmiştir.(26)

  Kur'an-ı Kerim'de: "Kalbi iman üzere (sabit ve bununla) mutmain olduğu halde; (cebr-ü) İkrah'a uğratılanlar müstesna olmak üzere kim iman ettikten sonra Allahû Teâla (cc)'yı tanımaz, küfre sine (-i kabul) açarsa, işte Allah'ın gazâbı o gibilerin başınadır. Onların hakkı en büyük azabtır"(27) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu Ayet-i Kerime'de "İkrah" halinin müstesna olduğu sabittir. Ancak "İkrah-ı Mülci'nin" bütün şartlarının bulunması şarttır. Eğer İkrah-ı Gayr-i Mülci (Eksik olan ikrah) sözkonusu olursa, küfür kelimesini söylemeye ruhsat yoktur.(28) Bağlanma, hapis veya herhangi bir uzvun telef olmasına yol açmayan dövme; eksik olan ikrah cümlesindendir. Bu durumlarda kelime-i küfrü söyleyen kimse; ihtiyar ortadan kalkmadığı için, küfre düşer.

  Kalbi imanla dolu olduğu halde; herhangi bir zorlama olmadan kendi irâde ve ihtiyariyle küfrü gerektirecek herhangi bir söz söyleyen kimse kâfirdir.(29) Ayrıca şaka yapma huyuna sahip olan bir mükellef, şaka olsun diye veya hoş vakit geçirme kasdıyla küfür olan bir sözü söylerse, inancı söylediği söze zıt bile olsa âlimlerin hepsine göre tekfir edilir.(30) Zira kat'î olan nass'ları, şaka konusu haline dönüştürmüştür.

  Bir mükellef; küfrü gerektirmeyecek bir sözü söylemeyi kasdederken, dil sürçmesi veya bir hata sebebiyle küfür kelimesini konuşsa kâfir olmaz.(31) Zira kasdı; küfür kelimesini söylemek değildir. Durumu derhal düzeltmesi gerekir.

  Kur'an-ı Kerim'de "Münâfıkların" durumu beyan buyurulurken: "Şayed onlara (Niçin alay ettiklerini) sorsan, "andolsun ki "biz ancak (yol zahmetini hissettirmemek için lafa) dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk" derler. De ki: Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun Resûlü ile mi eğleniyordunuz? (beyhûde) Özür dilemeye kalkmayın. Siz iman (ettiğinizi ikrar)'dan sonra küfrettiniz"(32) hükmü zikredilmiştir. İslâm ulemâsı Allahû Teâla (cc)'nın zâtı, sıfatları, isimleri, emir ve nehiylerinin inkârının küfür olduğu hususunda ittifak ettikleri gibi(33), bu hususlarda, şaka olsun diye veya alay etmek için küçümseyici sözler sarfetmenin de küfre mûcip olduğu hususunda müttefiktirler.

  Allahû Teâla (cc)'nın varlığına ve birliğine inanmakla beraber; O'nun diri ve ezelî oluşunu kabul etmemek, kat'î nass'larla sabit olan sıfatlarını inkâr etmek veya insan zihnince tasarlanabilen bir varlık olduğuna inanmak ayrıca Allah'ın bazı varlıklara hulûl ettiğini kabul etmek küfürdür.(34)

  Allahû Teâla (cc)'nın emir ve nehiylerini tebliğ için peygamber gönderdiğini kabul etmemek küfürdür.(35) Bu hususta hiçbir ihtilaf yoktur.

  Allahû Teâla (cc)'nın peygamberler gönderdiğini kabul etmekle birlikte; bazı peygamberlerin nübüvvetini (Kur'an-ı Kerîm'de isimleri zikredilen) inkâr etmek küfürdür.(36) Çünkü bu konudaki kat'î nassları yalanlama sözkonusudur.

  Kur'ân-ı Kerîm'in tamamını, bir kısmını, sûrelerinden herhangi birini inkâr etmek küfürdür. Ayrıca Kur'ân-ı Kerim'den olduğu sabit olan herhangi bir Âyet-i Kerîme'yi inkâr da tıpkı tamamını inkâr gibidir.(37)

  Zarûret-i Dîniyye'den olduğu sabit olan herhangi bir hususun inkârı; mükellefi küfre sürükler.(38) Beş vakit Namaz'ın, Zekât'ın, Hacc'ın, Oruç'un, Cihad'ın farziyeti, zinâ'nın, adam öldürmenin, içki içmenin haram oluşu gibi kat'î nass'larla sabit olan emir ve nehiylerin reddedilmesi küfürdür. Ayrıca Delâlet-i ve Subûti Kat'î nass'larla sabit olan "Farz'lar dan ve "Haram"lardan şüphe etmek de tıpkı inkâr etmek gibidir.

  Sihir yapan ve sihrin mübah olduğuna itikad eden kimse kâfirdir.(39) Bu hususta hiçbir ihtilâf yoktur.

 Gaybten verdiği haber konusunda Kâhin'i tasdik etmek küfürdür. Kâhin gelecek zamanda vukû bulacak hâdiseleri veren, sırları bildiğini ve gayb âlemine ait bilgilere vâkıf olduğunu iddia eden kimsedir. Kâhin'in yaptığı işe kehanet denir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse Kâhin'i verdiği haber konusunda tasdik ederse, Allahû Teâla (cc)'nın Muhammed'e indirdiğini inkâr etmiş olur"(40) buyurduğu da bilinmektedir. Mûteber bütün fıkıh kitaplarında: "Gaybı bildiğini iddia eden kimse de, Kâhin'e gidip onu tasdik eden kimse de kâfir olur" hükmü kayıtlıdır. Burada şunu da belirtelim ki; mutlak olarak gaybı bilme iddiası ile bazı emâreleri esas alıp hüküm verme birbirinden farklıdır. Bir doktorun; hastanın nabzını kontrol edip, bazı hükümlere varması gaybten hüküm vermesi manâsına gelmez. Ayrıca Peygamberlerin, ileride zuhur edecek hadiseleri haber vermeleri de; kehanetle değil, vahiy yoluyladır.

  Küfür ile imanın aynı şeyler olduğunu, mahiyet olarak birbirinden farklı olmadığını söylemek küfürdür.(41) Zira "İman" ile "Küfür'ün" ayrı ayrı şeyler olduğu kat'î nass'larla sabittir.  

 Bir insanın, kendi nefsinin küfrüne rızâ göstermesi küfürdür.(42) Zira herhangi bir baskı olmadan hür iradesiyle kâfir olmaya râzı olmuştur. Bu hususta icma tahakkuk etmiştir. Ancak küfrü sevmemekle beraber; Allahû Teâla (cc)'nın kâfirlerden intikam alması için, onların küfür üzere ölmelerini temenni etmek küfür değildir.(43)

  İbn-i Abidin: "Bir müslümanın dinden çıkıp çıkmadığında şüphe edilirse mürted olduğuna hükmedilmez. Bir müslümanın söylemiş olduğu küfür kelimesi ile dinden çıktığı kesin olarak bilinirse, mürted olduğuna hükmolunur. Dinden çıktığı kesin olarak bilinmezse, mürted olduğuna hükmolunmaz. Çünkü sabit olan müslümanlık şüphe ile zâil olmaz. Küfür büyük bir şeydir"(44) hükmünü zikrediyor. Gerçekten; irtidat ettiği sabit olan bir kimse, eğer erkek ise öldürülür, kadın ise hapsedilir. Dolayısıyle zan ile tekfîr câiz değildir.

KAYNAKLAR

(1) İbn-i Manzur-Lisanû'l Arab-Beyrut: 1955, C: 5, Sh: 145.

(2) İmam-ı Gazali-Faysalû't Tefrika-Kahire: 1319 M. Kabbani Neşri, Sh: 19.

(3) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar-İst: 1983. C: 9 Sh: 5.

(4) Mecduddin Eş Şirazi El Firûzabadi-Kamusu'l Muhit-İst: 1304, C: 3, Sh: 262.

(5) İbn-i Manzur-A.g.e. C: 10, Sh: 444 vd.

(6) Mecduddin Eş Şirazi El Firuzabadi-A.g.e. C: 3, Sh: 96.

(7) Eş Şehristani-ElMilel ve'n Nihal-Beyrut: 1395, D. Marife Yay. C: 1, Sh: 233.

(8) Aliyyü'l Kari-Şerhû'ş Şifa-İst: 1309, C: 2, Sh: 514.

(9) Molla Hüsrev-Dürerû'l Hükkam fi Şerhû Gurerû'l Ahkam-İst: 1307, C: 1, Sh: 301.

(10) İbn-i Manzur-A.g.e. C: 4, Sh: 154.

(11) İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty. C: 9, Sh: 109.

(12) İbn-i Abidin-Ukûdu Resmi'l Müfti-İst: 1325, C: 1, Sh: 318.

(13) İmam-ı Merginani-El Hidaye Şerhû Bidayetü'l Mübtedi-Kahire: 1965, C: 2, Sh: 164.

(14) İmam-ı Serahsi-A.g.e. C: 9, Sh: 98.

(15) İmam-ı Maturidi-Kitabû't Tevhid-Beyrut: 1970, Sh: 399.

(16) El Bakara Sûresi: 217.

(17) İmam-ı Kurtubi-El Camiû Li Ahkâmû'l Kur'an-Kahire: 1967, C: 3, Sh: 46.

(18) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar-İst:1983, Şamil Yay. C: 5, Sh: 336.

(19) Aliyyü'l Kari-Şerhû'ş Şifa-İst: 1309, C: 2, Sh: 521.

(20) Numan Abdürrazzak Samarrai-İslâm Fıkhında Mürted'in Tabi olduğu hükümler-İst: 1970, Sh: 133 vd.

(21) Şeyh Nizamüddin ve bir Heyet-El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400, C: 2, Sh: 267.

(22) İmam-ı Azam-Fıkh-ı Ekber (Aliyyü'l Kari Şerhi) İst: 1981, Sh: 441.

(23) Seyyid Şerif Cürcani-Şerh-i Mevakıf-İst: 1311, C: 3, Sh: 253.

(24) İmam-ı Kasani-El Bedaiû's Senai fi Tertibi'ş Şerai-Beyrut: 1974, C: 7, Sh: 134.

(25) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar-ist: 1983. Şamil Yay. C: 9, Sh: 10-13.

(26) İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty, C: 24, Sh: 47-49.

(27) En Nahl Sûresi: 106.

(28) İmam-ı Kasani-El Bedaiû's Senai-Beyrut: 1974 C: 7, Sh: 175-176.

(29) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet-El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400, C: 2, Sh: 283.

(30) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar-İst: 1983, Şamil Yay. C: 9, Sh: 7.

(31) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet/a.g.e. C: 2, Sh: 276.

(32) Et Tevbe Sûresi: 65-66.

(33) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet/a.g.e. C: 2, Sh: 258.

(34) Aliyyü'l Kari-Şerhû'ş Şifa-İst: 1309, C: 2, Sh: 513 vd.

(35) İmam-ı Gazali-Faysalû't Tefrika-Kahire: 1319, Sh: 27.

(36) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet/El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400. C: 2, Sh: 263.

(37) Aliyyü'l Kari-a.g.e. C: 2, Sh: 525, ayrıca El Feteva-ı Hindiyye, C: 2 Sh: 266.

(38) Aliyyü'l Kari-a.g.e. C: 2, Sh: 522.

(39) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar-İst: 1983, C: 9, Sh: 45.

(40) Ahmed b. Hanbel-El Müsned-İst: 1401, Çağrı Yay. C: 2, Sh: 408.

(41) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet-a.g.e. C: 2, Sh: 257.

(42) Kemal b. Ali Şerif-El Müsamere-Bulak: 1317 Sh: 139, ayrıca Muslihuddin Kesteli-Şerhi Akaidi'l Kesteli-İst: 1973, S0 191.

(43) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet-El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400, C: 2, Sh: 257.

(44) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar-İst: 1983, C: 9, Sh: 8. 

 (Y.Kerimoğlu,  Emanet  ve  Ehliyet,C/1, sh:106-113)

 

     BÜYÜK ÜSTAD İMAM  RABBANÎ'NİN MEKTUBATINDA ŞİRK HAKKINDA  (YILBAŞI)  PEK   ÖNEMLİ  BİR  AÇIKLAMASI:

     "Müşriklerin   bayramlarını ve resmi günlerini taz'zim etmede şirke kuvvetli bir ayak basma vardır. Hem müşriklerin dinini ve hem  de İslam Dinini tasdik edip hem İslam'ın ve hem de kâfirlerin hükümlerini beraberce yapmak isteyen kimse müşriktir. Çünkü küfürden beri olmak İslam'ın şartındandır. Tevhit ise ancak şirk şaibelerinden sakınmakla gerçekleşmektedir.

    Ehl-i İslam  arasında   yaygınlaşmış   bir durum arz eden, yani pek çok görülen, hastalıkların  ve  sıkıntıların  ortadan   kalkması   için, taşlardan   ve   putlardan yardım istemek   şirktir   ve sapıklıktır. Yontulmuş taşlardan ihtiyaçlarını talep etmek küfrün kendisidir. Aynı zamanda Yüce Allah'ı inkâr etmektir. Nitekim, Allah Teâlâ bu gibi insanlardan  şikâyet ederek meal  olarak şöyle buyuruyor:  "Onlar tağuta küfretmekle emrolundukları halde hükümlerini ona götürmek istiyorlar. Şeytan onları pek uzak bir sapıklıklığa   saptırmak   ister." (5) .

     Hintliler   tarafından tazim edilen günlere tazim ve hürmet etmek, Yahudiler nazarında belirli   olan   ve   kendilerine ait merasimleri icra etmek yani onların dinleri ile ilgili merasimlere   arzu ve istekle katılmak, şirki ve küfrü gerektirmektedir. Nitekim Ehl-i İslam'dan  cahil  olanlar, kâfirlerin   başarılı   ve  kutsal saydıkları günlerin merasimlerini yerine   getirirler. Ve o günleri kendi bayramları yaparlar. O günlerde müşrikler hediyeleştikleri gibi, bu cahillerde   kızlarının  ve   kardeşlerinin   evlerine   hediyeler gönderirler. Kâfirler  kablarını  boyadıkları gibi boyarlar. Ve kırmızı pirinç doldurup onu hediye olarak gönderirler.   Onların   dinlerine   tam anlamı   ile   önem  verirler,   işte bunların hepsi de şirktir.   Ve İslam  dinine  küfretmektir.   Nitekim   Allah (c.c.) meal olarak şöyle buyurmuştur: "Onlardan pek çoğu ancak Allah'a ortak koşmadan başka bir şekilde iman etmezler."  (6)

     Meşayıhın,  büyük  zatların  mezarlarına   adak  yapılarak yine onların mezarlarının yanında   kesilen kurbanları da fakihler şirk saymışlar ve bu hususta pek çok mübalağa yapmışlardır.

     Ve yine bir takım   cahil   kadınların   şeyhlerin   niyetine oruç tutup ve bir takım günleri onlar   adına   oruç tutmak için tayin etmeleri,   arzu   ve   isteklerini bu oruca bağlayıp ve yine bu vasıta   ile   isteklerini   onlardan   yani   şeyhlerden istemeleri   ve yine şeyhlerin istenen bu dilekleri yerine   getireceğine   inanmaları,   işte   bunların   hepsi başkalarını İbadette   yüce   Allah'a   ortak   koşmaktır. Yüce Allah'a   ibadet   yaparak başkasından arzu ve   isteklerini   talep   etmenin   çirkinliğini   bilmek   lazımdır. (7)

     Sayın okuyucularımız, bu gün İslam ülkelerinin pek çoğunda yılbaşı adı altında işlenen cinayetlerle yukarıda zikredilen hükümleri insaflıca ve dikkatlice karşılaştırınız ve kararı kendiniz veriniz." 

5. Nisa suresi ayet: 60

6. Yusuf suresi ayet: 106

7. İktibas: Mektubat, C: 2 ve s: 55

 (Emekli Müf.  Ali  Küçüker, İzahlı  İslam İlmihali, sh:40-41)

•         YILBAŞI  KUTLAMASI

YILBAŞI  KUTLAMALARINA  KATILMAK,  HİNDİ  VB.  SATMAK

    Yılbaşı münasebetiyle Hindi alıp satma, tebrikleşme, tebrik satma, yılbaşı programları için sipariş edilen davetiye, kart, poset vb. imal etme caiz midir?

Bu meseleyi iyi kavrayabilmek için önce şu ayet ve hadisleri gözönüne getirmek gerekir

1. "İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının..." (K. Mâide (5) 2. )

2. "Zulum yapanlara en ufak meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. sizin Allah'tan başka velileriniz de yoktur sonra yardım da göremezsiniz." (K.Hûd (ll) 113.)

3. "O (Allah) size Kitapta : " Allah'ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay, edildiğini isittiğinizde, onlar bir başka söze geçip dalıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkların da, kâfirlerin de tümünü cehennemde toplayacaktır". (K. Nisâ (4) 140. ) Buraya kadar olanlar ayet mealleridir. Konuyu başkalarına benzeme noktasından ele alan sayılamayacak kadar hadis-i şerifler vardır. Bunlardan birinin mealini vermekle yetinebiliriz :

4. "Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır ". (Ebu Davûd, Libas 4; Müsned N/50.) Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır: Ibn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak basar. Maglupların galipleri taklid etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (Ibn Haldun, Mukaddime (trc.) I/374-75.)

    Sonuç şudur: Insan ancak sevdığını, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklit eder. Şekli taklit itikadi taklide götürür. Bu ilmi gerçege de dikkat çektikten sonra genel bir fıkhî kaideyi hatırlatıp, mesele hakkında alimlerimizin istinbatlarını (bir kısmını verdiğimiz naslardan çıkardıkları hükümleri) nakledeceğiz.

   İttifakla kabul edilen bu fıkhı kaide şudur: "Müslümanın, bir başka dinin şiarı (alameti farikasi) olan bir fiili kendi ihtiyarı ile yapması küfürdür" Nevruz ve yılbaşı kutlamaları alimlerimizce başka dinlerin ve inanç sistemlerinin şiarları olarak görülmüş ve bu konudaki hüküm ona göre verilmiştir. Görebildiğimiz kadarıyla,   Buhara bölgesi alimlerimizden Baytekin  et-Türkmeni bu tür konularda en geniş bilgiler veren alimlerimizden biridir. Buna benzer  meseleleri  müstakil  bir  kitapla  anlatmış  ve  sözünü  ettiğimiz konu üzerinde özellikle ve sayfalarca durmuştur. "Bazı Hanefi alimleri demişlerdir ki, adı geçen bütün bu (başka inançların gereği olan bayram ve kutlamalara) katılan ve bundan tevbe etmeyen onlar gibi kâfirdir.   Imam  Malık'in arkadaşlarından biri de demiştir ki, Nevrûz Günü ( o günü ta'zim için) bir karpuz kesen sanki domuz kesmiş gibidir. Dolayısı ile müslüman, böyleleriyle oturması, kesmede ve pişirmede onlara yardımcı olması  ile  günahkâr olmuş olur". (Türkmanî, Kitabu'l-üma fil-havâdisi vel-bida' I/293-94.)

    Meselenin hem hukuki hem de itikadı yönü bulunduğu için fıkıh kitaplarımızın "mürtedle ilgili hükümler", ya da "Küfür sözler" yer  alır  ve özet olarak şunlar söylenir :

1-"Mecusilerin Nevruz (yeni gün, yeni yıl, yılbaşı) kutlamalarına katılmakla da kâfir olur. Çünkü bunda onların o gün yaptıkları şeylere muvafakat anlamı vardır. Daha önce satın almamakta olduğu bir şeyi Nevruz'da, o günü tâzim için -yeme içme için değil- satın alması, keza yine o günü kutlayan şirk ehline Nevrûz Günü, velev bir yumurta olsun, bir şey hediye etmesi de aynıdır" (Hindiyye N/276-77.)

 2- "Nevruz'da (yılbaşı gününde) bir müslüman diğerine bir şey hediye etse, ama bununla da o günü tazımi (kutlamayı) düşünmüş olmasa, fakat bir takım insanların o güne mahsus böyle bir uygulaması bulunmuş olsa bunu yapan kâfir olmaz, ancak o günlerde yapmaması, daha önce veya daha sonra yapması gerekir. Ta ki onlara benzemiş olmasın."  Ibadette muvafakat, yani, onlara has ibadet saatleri olan üç vakitte namaz kılmak haram olursa, ibadet olmayanları bir düşünün!?  

3-İmam Ebu Hafs demiştir ki, "Bir adam Rabbine elli yıl ibadet etse, sonra nevrûz (yılbaşı) geldiğinde, o günü kutlamak için şirk yapanlardan birine bir hediye gönderse kâfir olur". (Bezzâziye VI/333; Abdullah b. Muhammed es-Sîbî., el-Abdevî, ed-Delilül-kavim, ales-siratil-müstakîm 143. )

4-İmam Rabbanî de benzer şeyleri kendi zamanındaki Hindistanli müslüman kadınların yaptıklarını, başka inançlarda olanlar gibi belli günlerde, o günlere has hediyelerle hediyeleştiklerini anlatır ve bütün bunların şirk ve Islam dinini inkâr demek olduğunu söyledikten sonra şu mealdeki ayeti zikr eder (Imam Rabbanî, Mektûbat NI/55 (Mek. 4l))  "Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah'a iman etmezler ". (K. Yusuf (12) 106.) Bu A1lah'a inandığını söyleyenlerin de şirk koşuyor olabileceklerini, ya da şirk koşanların da Allah'a  inandıklarını söyleyebileceklerini anlatır.

Hülâsa :

1. Yılbaşı gibi başka inançların şiari olan günlere, o güne tazîm ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak küfürdür. Bunu yapmış ve tevbe etmemiş bir insanın imanından, nikahından, ibadetlerinin boşa gitmesinden korkulur.

2. Böyle zamanlarda, böyle zamanlara has hindi vb. şeyleri sırf gıdalanmak için almak, PTT'nin ucuz hizmetinden yararlanmak için tebrikleşmek küfûr değilse de, onlara (isteyerek şirk yapanlara) benzeme ve onların uygulamalarını yaygınlaştırma ve meşru gösterme anlamı taşıdığından tehlikeli ve mahzurludur. müslümanların, hangi maksatla olursa olsun, o günlere mahsus birşey yapmamaları gerekir.

3. Hindi gibi sırf o günlere mahsus şeyleri, o günlerde satmak, fasıklara "günahta yardım" anlamı taşıdığından, haram ya da tahrimen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse "meyte" olacaklarından satılmaları hiç bir surette caiz olmaz.

4. Yılbaşı kutlamaları için matbaa sahiplerinin davetiye, afiş, kart vb. şeyleri basmaları da aynıdır. Yani bunlar sırf yılbaşına özel olarak kullanılacaklarsa yapılıp satılmaları aynı derecede mahzurludur: Eşantiyon eşya için de aynı şey söylenir. (Bir  siteden  alınmıştır.  A.AZİZ)

YILBAŞINI KUTLAMAK VE CEHENNEM ASHABINA   BENZEMEK  

      Hamd Allah (C.C.)’a dır. Salat ve selam O'nun Rasulu (S.A.V.), Ashabının ve onları dost edinenlerin üzerine olsun.

  Çağımızda  müslümanların   başına   gelen  en büyük belaların önde gelen sebeplerinden biri, Yahudi ve Hıristiyanlarla müşrik  topluluklara   benzemek   ve  onların peşinden gitmektir. Hatta bu Yahudi, hıristiyan ve müşriklerin peşinden gidenlerin bir çoğu için Allah Rasulü (s.a.v.)'in şu sözü gerçekleşmiştir:

  "Andolsun ki, sizden öncekilerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uyacaksınız. Öyle ki, onlar keler deliğine girseler siz de gireceksiniz" Dedik ki; "Ey Allah'ın Rasulü, Yahudi ve Nasranileri mi kastediyorsunuz. Kim olacaktı?" diye cevap verdi." (Buhari ve Müslim)

   Bir rivayette de, "Onlardan birisi sokakta annesiyle fuhuş yapsa siz de bunu yapacaksınız." (Sahih, el-Hakim) buyurulmaktadır.

    Bu sapıklık, diğer ümmetlerden intikal edip gelen bir adet halini aldı. Öyle bir hale geldik ki, İslam'a intisab edenlerden çoğunu, küfür ehli olan insanlardan ayıramaz olduk.

 

              KAFİRLERE   BENZEMEK

      Kafirlere benzemenin en belirgin örneklerinden biri de; onların "Yılbaşı"larını tanımak ve yılbaşını Hıristiyanların kutladığı günde kutlamaktır. Bu vesile ile, ‘yılbaşı’ adıyla bilinen bozulmuş   hıristiyanlık   adeti   üzerinde   bir   nebze  durmak  istiyoruz.

   Hıristiyan olduğunu savunan insanlar, bu 'yılbaşı' gününü kutluyorlar. Ancak onlar hakkında  Allahü Teala  Kitab'ında  şöyle   buyuruyor:

    "Meryem oğlu Mesih Allah'tır, diyenler kafir olmuşlardır." (el-Maide:17)

    "Allah üçün üçüncüsüdür, diyenler kafir olmuşlardır." (el-Maide:73)

    Bu insanlar onların uydurma bayramını kutlarken, Mesih (a.s.) ve O'nun doğum anısına iftira  etmektedirler.   İsa (a.s.) onların yaptıklarından berîdir ve bunların hepsini inkar edicidir.

İşte onlar, bu uydurma yalanlar ve bozuk inançla, Allah (C.C.)'nün hakkında hiçbir delil indirmediği ve selim fıtratın nefret ettiği amelleri işlemektedirler.

   İnsanı   gerçekten   hayrette  bırakan bir şey varsa, o da, toplumun hemen hemen tamamının, büyük bir oranda Yahudi ve Hıristiyanları  taklit  etmesi, hatta onların bayramlarına   uyması ve hala müslüman olduklarını zannetmeleridir. Onlar ilericiliğin ve uygar olmanın Yahudi ve Hıristiyanlara uymaktan geçtiğini zannetmektedirler. Bu, onların dinlerinden uzaklaşmalarının ve kafirlerin uşağı haline gelmelerinin de tabii bir habercisidir. Oysa o din,   insanoğlunun   yegane   şeref   kaynağıdır.

     Allah (C.C.)'nün Şeriatı dışında kalan bütün şeriatlara   muhalefet  etmek, onların, din, gelenek  ve  bayramlarının tamamına; ayrıca   yeme-içme ve  giyim-kuşamlarında da onlara aykırı   davranmak,   yüce   dinimizin   temel   kurallarındandır.

 

      DELİLLERİN KAYNAĞI

    Bu konudaki birçok delilin hepsini ortaya koymaya gerek yoktur. Aksine, sözkonusu delillerden birkaçı bile meselenin vehameti için kafidir. Nasihat edenlerin çok az olduğu günümüzde, dinimizin aslından olan nasihatleşme düsturunu da böylelikle ihya etmiş olalım.                                    

1. Allahu Teala buyuruyor: "Sonra seni bir Şeriat üzere kıldık. Ona uy, bilmeyenlerin hevalarına uyma.” (Casiye-18)

Şeyhu'l İslam Ebu'l Abbas El-Harani diyor ki: "Burada 'bilmeyenler' sözüne, Allah'ın Şeriat'ına aykırı davranan herkes girer. 'Hevaları' kavramı içerisine de, müşriklerin işledikleri amellerin hepsi girer ki, bu davranışları onların dinlerinin gereğidir."

2. "Eğer sana gelen ilimden sonra onların hevalarına uyarsan, bil ki sen de zalimlerdensin.” (Bakara-145)

Ehl-i Sünnet müfessirlerinin görüş birliği vardır ki, "Bu ayet-i kerimede onların tüm yaşantılarına muhalefetin mecburiyetine işaret vardır." demişlerdir.

3. “Ey iman edenler! ‘Bizi gözet’ demeyin, ‘bize bak’ deyiniz!” (Bakara-104)

    İbn-i Kesir (R.A.) tefsirinde bu ayet hakkında şöyle diyor: "Allah Azze ve Celle, bu ayetle, mü'minlerin, söz ve davranışlarında kafirlere benzemelerini yasaklamıştır." Çünkü Yahudiler "Raina" kelimesini  Nebi (S.A.V.)'e   hakaret olsun diye kullanıyorlardı. Allah Azze ve Celle de;   mü'minleri   bundan alıkoydu.

 İbn-i Kesir (R.A.) tefsirinde bu ayeti şöyle açıklıyor;

    "Bu ayette kafirlere sözlerinde, davranışlarında, bayram ve ibadetlerinde, vb. işlerinde, -müslümanlar için meşru olmadığı halde- uyanlar için şiddetli bir tehdit ve acı bir azapla cezalandırma uyarısı vardır."

4. Allah Rasulü (S.A.V.); "Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır" (Ebu Davud) buyuruyor. Hadis-i Şerifte, müslüman olmayanlara benzeyenleri şiddetle kınama vardır. Kim takva ehli ve salih insanlara benzerse, o onlardandır. Allah korusun, kim de Yahudi ve Hıristiyanlara benzerse, o da onlardandır.

5. Allah Rasulu (S.A.V.) "Bizden gayrısının sünnetiyle amel eden bizden değildir" (Sahihu'l-Cami: 5439) buyurmaktadır. Yine şöyle buyuruyor: "Bizden başkasına benzeyen bizden değildir. Yahudilere ve Hıristiyanlara benzemeyin. Yahudilerin selamı parmaklarla, Hıristiyanların selamı avuç içiyledir." (Sahihu'l-Cami: 5434)

Benzemenin   hükmü   bile böyle olunca, tıpatıp kafirleri izleyen, onların adetlerine sıkı sıkıya   bağlı  olan, müslümanları   küçümseyip   onlardan uzak duranların hükmü nedir acaba?  Kim Allah  Rasulü (S.A.V.)'in Sünnet'ini terkeder ve bunu başka bir sünnet, alışkanlık,  adet ile değiştirirse, İslam'a bağlı olduğunu söyleyip müslümanların isimleriyle anılsa  bile,  İslam  üzere  değildir.

6. Allahü Teala kafirler geleneklerine uymayan mü'minleri şöyle över: "Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir." (Furkan:72)      

    Müfessirlerin çoğu ayette geçen "zür" kelimesini, "müşriklerin bayramı" olarak açıklamışlardır.

7. Allah Rasulü (S.A.V.) Medine'ye geldiğinde, onların eğlendikleri iki günlerinin olduğunu öğrendi. "Bu günler nedir?" diye sordu. Dediler ki; "Cahiliyyede bu iki günde eğlenirdik." Allah Rasulü (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Allah bundan daha hayırlı olanı size verdi: Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı." (Ebu Davud-Sahih)

Ömer İbni Hattab (R.A.) der ki; "Allah'ın düşmanlarının bayramlarında sakınınız!" (Beyhaki, Sünenü’l-Kübra)

Sözün özü;

    Allahu Teala (C.C.), Cehennem'in ashabı olan kafirlere benzemeyip, onların amellerini işlemememizi, büyük bir hikmet gereği olarak bize emretmiştir, ki onların sevgisi müslümanların kalplerine girmesin. Zira onlar Allah (C.C.)'nün ve müslümanların düşmanıdırlar. Onlara işlerinde ve yaşayışlarında benzerlik ve uygunluk, kalpler arasında ülfet ve yakınlığı doğurur. Bu da onlara karşı sevgi ve aşkı beraberinde getirir.

       SON SÖZ

   Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız deliller, hakkı tanımak ve insanların çoğunun, Allah Rasulü (S.A.V.)'in Sünnet'ini terkedip kafirlere benzemek suretiyle içine düştükleri sapıklığı görüp-bilmek isteyenler için yeterlidir.

   Gördüğümüz kadarıyla Yılbaşı kutlamalarında Hırıstiyanlara benzeyen ve buna rağmen kendisini  müslüman   zanneden   birçok   insan türemiştir. Hanefi alimlerinden Molla Aliyyü'l-Kari  Rahmetullahi   Aleyh   diyor ki: "Kim Nevruz günü bir kafire bir yumurta hediye ederse, kafir olmuştur. Çünkü, bu davranışıyla kafire; küfründe ve sapıklığında yardımcı olmuştur, onları teşvik etmiştir veya bu hediyesiyle onlara benzemiştir.." Yani o Nevruz günü bir Müslümana   bir şey hediye ederse, kafir olmaz gibi bir anlam da çıkıyor  buradan.   Ancak onlara benzemeyi niyet etmeden, böyle bir hediyeleşme müslümanlar   arasında   olursa,  o  durum  bundan  müstesnadır..

'Mecmau'n-Navazil' adlı kitapta şöyle denir: "Nevruz  kutlamalarını gören bir müslüman, 'ne güzel gelenek koymuşlar' dese, kafir olur.  Nedenine gelince, o da  küfrün ihdas edilmesini   hoş   görerek,   İslam'dan   hoşlanmadığını   açığa   vurmaktır."

   El-Fetava es-Suğra'da ise şöyle deniliyor: "Kim Nevruz günü, daha önce hiç satın almadığı   birşeyi   sadece   Nevruz'u   kutlamak için satın alırsa, kafir olur." (Fıkh-ı Ekber Şerhi: 186)  Aynı şekilde, daha önce hindi satın alıp yemeyen kimse, sadece Yılbaşını kutlamak   için   satın  alırsa  kafir  olur.   

   Günümüzde kafirlere benzemeye verebileceğimiz örneklere gelince, şunları sıralayabiliriz: Sırf kafirlere benzemek için, giyim-kuşamda onları taklit etmek, evlerde de onlara benzeyerek; ruh taşıyan şeylerin resim ve heykellerini bulundurmaktır. Özellikle hıristiyanların,   Hazreti Meryem'in Hazreti İsa'yı altında doğurduğuna inandıkları 'noel ağacını'   evlere   taşımak,   hediye olarak almak-vermek, süslemek ve yılbaşında tatil yapmak, hediyeleşmek, tebrikleşmek asla caiz değildir. Kafirlerin remzi, alameti farikası durumunda   olan   herşeyin   hükmü de böyledir.   Onlara   benzemenin   en çarpıcı örneği ise, onlara sevgi ve aşk ile bağlanmak ve müslümanlara, salih insanlara ve takva ehline karşı nefretle, bakmaktır. Çünkü imanın en sağlam kulpu, "Allah için sevmek ve Allah için nefret etmektir."

      Ey Müslüman kardeşim! Allah'ın bu kadar sakındırmasına ve Rasulüllah'ın bu kadar ikazına rağmen; onları çiğneyip kafirlere benzemenin ahiret hayatında sana ne külfetler getireceğini düşünüyor musun? Allah ve Rasulü'nün sizi nasıl karşılıyacağını göz önüne almanızı   hatırlatmak   isteriz.

     Oysa Allahu Teala (c.c.), dinden   sapmış   düşmanlarına  sevgi beslemeyi yasaklamıştır:  "(Ey Muhammed), Allah'a ve Ahiret gününe inanan bir toplumun, 'babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa' Allah’a ve Rasulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin..." (Mücadele:22) buyurmaktadır.

     Allah (c.c.)'den, bizi sevdiklerini seven, düşman olduklarına düşman olan, dost olduklarına  da  dost   olanlardan   eylemesini   niyaz  ederiz." (Bir  siteden  A. AZİZ)

        Gülçocuk-22  NOEL VE YILBAŞI  Prof. Dr. M. Es'ad  COŞAN

          

       Hak din İslâm'dır; Allah Teala bozuk inançlı, bâtıl dinli, yanlış yollu insanları sevmez ve aslâ affetmez. Hem insanlara, tüm nimetleri, güzellikleri, sağlık ve mutlulukları yüce Allah versin; hem de kâfirler ve câhiller, Allah'ı bırakıp, putlara. ilâhlara, uydurma tanrılara tapsınlar... olur mu  böyle   saçmalık,  nankörlük, vefasızlık, idraksizlik, beyinsizlik, kalleşlik!

   Tarih boyu tüm müslümanlar ve özellikle bizim nurlu dedelerimiz, bâtıl inançlarla, saçma hurafalerle,   bozuk   dinlerle   mücadele   vermiş;   tüm   insanları doğru yola, hak dine, hayra, iyiliğe, dürüstlüğe, dostluğa, sevgiye, ilme, irfana, ahlâka, âdâbâ, çekmeğe çalışmışlardır.   Birçok   ulus   böylece   imanı   öğrenmiş, İslâm'ı seçmiş, müslüman olmuştur.

     Tabii bunun karşılığında, bâtıl dinlere bağlı tutucu ve yobaz teşkilatlarda, sinsi sinsi müslümanları   aldatma   ve   kandırma   çalışmalarını devam ettirmeğe çalışmaktadır.

   Nasıl kandıracak? Yolu yanlış, akıl dışı, ilme aykırı... Normal konuşma ve akıl-mantık yoluyla   kendilerini savunamaz, insanları kendi bâtıl dinlerine çekemezler.

O zaman ellerinde bir çare kalıyor, zevk eğlence, hokkabazlık yoluyla kalp kazanmak.

     İşte   şu yılbaşı eğlenceleri bu mantıkları doğurmuştur: Çam ağacını süslemek, ışıklandırmak, pamuklarla bembeyaz yapmak; bir adamı Noel Baba kıyafetine sokmak, çocuklara onun aracılığı ile hediye dağıtmak; havai fişekler, eğlence, dans, zevk, safa v.s.

     Bunlar bir müslümanın kabul edebileceği şeyler değil. Müslüman bâtıl hristiyan âdetlerini, hurafeli   putperest   faktörünü   taklid  etmez.   Hristiyanlar,   çam ağacını, o gece o ağaca Hz. İsa (a.s.) inecek   sanarak   dinî   bir   inançla   süslüyor!   Noel Baba dedikleri Saint Nikola   adlı   bir   hristiyan   azizi.   Bunlardan bize ne!

      O halde Noel Baba'yı ağzımıza bile almamalı, noel merasimlerine kesinlikle katılmamalı, bu isim arkasında ne dolaplar döndüğünü, ne gizil emeller beslendiğini çok iyi bilmeli, hatta başkalarını da   bir   güzel   uyarmalı,   tembihlemelisiniz.

      Yoksa   çok   ayıp ve çok günah olur size! Aman, yeni yılı veballe, günah, şom ve uğursuz   bir   şekilde   başlayıp   sonunda   pişman   ve   perişan  olmayın!"    (A. AZİZ)

Küfür  sözler  ve  fiiller  başlığı  altında:           

      "6 — Keferenin   bayramlarında  onlarla   bayram   eden   ve o  gün onların işlediklerine   muvafakat  eyleyen  ve  ol  güne  ta'zîm  için   satın  almadığı şeyleri satın alanlar (hindi ve benzerlerini).  Ve  Noel   babaya   iştirak   edenler ve o günde onlara bir şeyler   hediyye   edenler.   Bu   gibi  şeyler mü'minden   sâdır  olmaz.   Meğer  ki aslında kâfir  ola.

      7 — Kâfirlerin   âyinlerini   hoş   görüp  beğenen." 

     (İstanbul  Meşayıhından  Mehmed  Zahid  Kotku,   Ehl-i  Sünnet  Akaidi,  sh:130.  Seha  Neş. İst.9.Bask.1992)

  "58- Bir  kimse  kafirlerin  bayramında  kafire  bayramın  mübarek  olsun  dese  kafir  olur."

(Seyda  Diyor ki,  Adem  Müftüoğlu, Ehl-i  Sünnet  Ve'l  Cemaat'a  Göre  Kitab'ül-  Akaid,  sh: 386.  Menzil  Yay.Adıyaman.1996)

" Mesele   11 —Bir   kimse  Nevruz  gününde   Mecusiye  yumurta   hediye  etse  kâfir olur. Ama  eğer  o  gün   Müslümana   hediye   verse   kâfir   olmaz.

          Mesele  12 — Bir kimse  Nevruz gününde her hangi bir  kimseye   her hangi bir hediye  verse de   bundan  o   günü  tazim   murat   etse  kâfir  olur.

          Mesele   13 — Bir kimse keferenin bayramını  kutlamak için Nevruz günü bir şey satın  âlsa kâfir olur.   Lâkin satın aldığı  ittifaken, rast gelme vaki olsa yahut o günün nevruz olduğunu   bilmese   kâfir   olmaz.

         Mesele   14 — Bir  kimse  Nevruz   gününde   Mecusilerin   bir   yere toplandığını görüp te   «Ne   güzel  manzara»   dese  kâfir  olur." (Cemal  Eğretli,  Küfür  Sözler, sh:43. Demir  Kitabevi, İst.1970)

  Fıkıh  ve  Tevhid  İlminin  Hocası  İmam-ı  Azam  Ebu  Hanife (Rh.a)'ye  ait  olan  Fıkhı  Ekber  Şerhi'nde  "Açık  ve  Kapalı  Küfür  Sözler"  Başlığı  altında  aynen  şu  hükümler  vardır:

   1-"El-Hülasa"  adlı  kitapta  zikredildiğine  göre,  bir  kimse  "Nevruz"  gününde  bir  mecusiye  yumurta  hediye  etse  kafir  olur.  Çünkü  bu  mecusiye  küfründe  ve  hatalarında yardımcı  olmuştur.   Nevruz   gününde bir müslümana  bir  yumurta  hediye ederse kâfir olmaz.   Fakat  bu  görüş de   sağlam   değildir. Çünkü müslümana hediye etmekle de benzeme   oluyor.   Ancak   bilerek  değil de   öyle   tesadüf   ederse  o  zaman  küfür olmaz.»

      2- «Mecmaun-Nevâzil» adlı   kitapta   şöyle yazılmıştır: «Mecusîler Nevruz gününde toplansa   ve   bir   müslüman,   onlar   için   'güzel  bir  adet koydular', dese kâfir olur. Çünkü   bu   sözü   ile   küfrü   güzel   kabul   etmiş oluyor.»

     Yine «Fetâvâ-yı Suğrâ»da yazıldığına göre, bir kimse daha önce satın almadığı halde özellikle   Nevruz   gününe   saygı   için   bir   şeyler   satın alırsa kâfir olur. Çünkü bu hareketi   ile   kâfirlerin   bayramına   saygı   göstermiş olur. Ancak ihtiyaç sebebiyle satın alırsa   o   zaman  bir  şey  lâzım   gelmez.   Yine  bir   kimse   bir   insana   Nevruz   gününde bir  şey   hediye   etse   ve   bununla   Neruz   gününe   saygı   göstermeyi   kasdetse   kâfir olur.   Yine   bir   öğretmen birinden Nevruzluk hediyesi istese ve istenen kişi verse de vermese  de   öğretmenin   kâfir   olmasından   korkulur.

      3- «Tetimme» adlı  kitapta:   Ebû Hafs   el-Kebîr   el-Buharî'den   rivayet edilmiştir: "Bir kimse  elli   sene   Allah'a  ibadet etse sonra Nevruz günü gelse ve bugüne saygı için müşriklere   bir  şey   hediye   etse   Allah'a   küfretmiş   ve  elli   senelik   ibadetini   yok etmiş   olur.   Yine  bir kimse   Nevruz  günü   kâfirlerin   toplandığı   yere   giderse  kâfir olur.   Çünkü   bu   küfrünü   ilân    etmektir."   (İmam-ı  Azam,  Fıkh-ı  Ekber,  Aliyyü'l- Kari  Şerhi,  sh:345.  Çağrı  Yay.1992-İst.)

"Bir  kimse  50  yıl  Allah'a  kulluk  etse,  sonra  Nevruz  (bahar  bayramı)na  ta'zim  maksadıyla  bir  hırısitiyana  bir  yumurta  hediye  etse,  küfre  gider  ve  50  yıllık  ibadeti  bozulur.  Nevruz  gününü  kutlamak  üzere  ehl-i  küfürle  birlikte  kırlara  çıkmak,  küfürdür."  (Gazi  Han)  (Muhammed  Emin,  İrşad  Meclisleri, C/1,  sh:74. Demir  Kitabevi.İst.1980)

    "Nevruz   ve  Mehricân   günlerinin   adı   ile   hediye   vermek   caiz  değildir,  haramdır. Eğer bunu,   müşriklerin   saygı   gösterdiği   gibi   saygı  göstererek   yaparsa  kafir olur.  Ebû-Hafs el-Kabir  şöyle  der:   «Bir adam  elli  sene  Allah'a   kulluk   etse  sonrada   Nevruz gününde, bu  güne   saygı   göstermek   için   bir     müşrike   bir yumurta hediye etse kafir olur, amelleri   yok   olur.»   Şayet   bu  günlerde,   tazim   kasdetmeden   halkın   adetine uyarak bir   müslümana   hediye  verse   kafir   olmaz.   Ancak,   şüpheyi   def etmek için bunu anılan   günlerden   önce   veya   sonra   yapmalıdır.   Daha   önce   almadığı bir şeyi bu günde  satın   alsa;   eğer   bu   günleri   tazim   için   satın   almışsa   kafir   olur.   Ama   eğer   yemek   içmek   ve   nimetlenmek   için   almışsa   kafir   olmaz.   Zeylaî." (İbn-i  Abidin, C/17,  sh:310  Şamil Yay.1988-İst.)

  "Mecusilere  uyup,  Nevruz'da,  onlarla  birlilte  çıkıp,  o  günde,  onların  yaptığını  yapmak  küfürdür.  

        Bir  kimse,  yemek  içmek  için  değil  de,  sırf  Nevruz   gününe   ta'zim  olsun  diye,   başka  zaman  satmadığı,  bir  şeyi,  satmak  sebebiyle  de,  kafir   olmuş  olur.   

        O  gün,  müşrikleri  ta'zim  maksadı  ile,  onlara   bir  yumurta  bile  hediye  etmek  küfürdür.

         Kafirlerin  işini  güzel  gören  kimse,  küfre  girmiş  olur.  Bu  bi'l-ittifak  böyledir." 

  (Nizamüddin  ve  Bir  Heyet, Fetavay-i  Hindiyye,  C/4,  sh:342. Akçağ  Yay. Ankara)    A. AZİZ