VELAYET
Vela kelimesi Arapça olup, lügatta:"Bir şeyi meydana getirmek veya iki şey arasında kendilerinden olmayanın bulunmaması, sahip, sevgi, dostluk ve yardımlaşma" gib manalara gelir. (4) Örfen "Veli"; Allahü Teala (cc)'ya tahkiki imanla bağlanan kimse demektir. (5) İbn-i Abidin: "Velayet; başkası üzerine ister istemez sözünü geçirmektir. Bu söz, velayetin fıkhi tarifidir. Nitekim Bahır'da da böyle denilmiştir. Yoksa lügat itibariyle manası sevgi ve yardımdır. Nitekim Mağrib'te beyan edilmiştir."
"Veli lügatta düşmanın hilafınadır. Örfen veli, Allahü teala (cc)'yı bilen kimsedir. Şer'an ise, akıl-baliğ ve Mirascı olan kimsedir...Velayet,...dört şeyle sabitttir: 1-Akrabalık 2-Milk- 3-Vela 4-İmamlık.(İ.A.5/357) diyerek meseleyi izah etmiştir. Velayet hakkı, bazı sebeplerle gündeme girer. Genel olarak; aile içerisinde karabet (akrabalık) ve ümmet içersinde imamet, sebebi zikredilmiştir.
İslam fıkhında velayet; başkasının üzerine ister istemez sözünü geçirmeyi ve "İtaat edenle emri veren arasındaki ilişkileri" konu alır. Aile içersinde baba, velayet hakkına haizdir. Çocuklarının velisi durumundadır. Günümüzde kullanılan "Vali" kavramı; "aynı şehirde oturan bütün insanların haklarını koruyan veli" manasındadır. İster seçimle, ister tayinle gelsin o şehirdeki insanlara (muktedir olduğu müddetçe) velayetin gerektirdiği hizmetleri yapmak durumundadır. Müslümanların irade beyanına (Bey'atına) dayanarak; siyasi ve içtimai bütün ihtiyaçlarını karşılayan kimseye "Veliyyül'emr" denilmiştir. Hilafet, İmamet-i Kübra, Sultan ve Ulu'lemr gibi kavramlarla da aynı mahiyet gündeme getirilmiştir.
İslam fıkhındaki velayeti izah edebilmek için; iki suale cevap bulmak mecburiyetindeyiz. Birincisi: "Bir Müslüman; kime, nasıl ve hangi şartlarda itaat etmek zorundadır? Dolayısıyla itaat hangi hallerde farz, vacip müstehaptır. İkincisi: "Bir müslüman, kimlerin velayetini reddetmek mecburiyetindedir?"
A) MÜMİNLER BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR
Kelime-i Şehadeti ikrar ve tasdik eden her mümin (ister erkek, ister kadın olsun) birbirlerinin velisidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Mümin erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridir. Bunlar (insanlara) iyiliği emrederler, (onları) kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları (mü'min erkek ve kadınları) rahmetiyle yargılayacaktır. Çünkü Allah azizdir ve hakimdir" (Et-Tevbe:71) hükmü beyan buyrulmuştur. Bilindiği gibi İslami siyasetin temeli; iyiliklerin hakim kılınması ve kötülüklerin ortadan kaldırılmasıdır. Fukaha "insanları dünya ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salah ve menfaatleri için çalışmaya siyaset edinilir" (8) tarifini getirmişitir. İbn-i Abidin: "Siyaset-i Adile: Halkın (insanların) haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini men eden bir siyasettir ki, şeriattan sayılır" diyerek, meselenin önemine işaret etmiştir.
Mü'min erkek ve kadınlar birbirlerinin velisidir. Bu velayet; Allahü Teala (cc)'ya ve Resulüne (SAV) itaatin ortaya çıkardığı dostluk ve yardımlaşmayı beraberinde getirir. Yine bir başka ayet-i kerime'de: "Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan (zûlumattan) kurtarıp, nura çıkarır. Küfredenlerin velisi ise Tağut'tur. O da kendilerini nurdan (ayırıp) karanlıklara çıkarır. Onlar cehennemin arkadaşlarıdır. Onlar orada, bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar." (el-Bakara:257)
Siyasi velayetin tabii sonucu olarak müslümanların kendi içlerinden bir emir seçmeleri ve emaneti ehline teslim etmeleri farzdır. İbn-i Hümam "Mü'minlerin kendi içlerinden bir imam (emir) seçmelerinin sebebi; İslam'ın emirlerini (ibadetlerini ve hükümlerini) hakkı ile eda etmektir" (10) diyerek, sebebi izah etmiştir. Sünen-i Darimi'nin mukaddimesinde, Hz. Ömer (RA)'in bir tesbitine yer verilmiştir. Hz. Ömer (RA) diyor ki: "Muhakkak ki İslam İslam olamaz cemaat olmadıkça, cemaat cemaat olamaz, emir olmadıkça emir emir olamaz, ona itaat olmadıkça" (11) .
Bilindiği gibi velayet; insanlar arasındaki ilişkileri (Hak ve adalet ölçüleri içerisinde) düzenlemeyi beraberinde getirir. Esasen Allahü Teala (cc)'nın tekliflerinin tamamı "emanet" hükmündedir. Mü'minler bu emaneti korumak ve imtihanı kazanmak için, bütün gayretlerini sarfetmek mecburiyetindedirler. Kur'an-ı Kerim'de : "Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla size hakikat ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok ki Allah hakkı ile işitici, (bütün yaptıklarınızı) hakkı ile görücüdür. Ey iman edenler!... Allah'a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer birşey hakkında çelişirseniz (ihtilafa düşerseniz) onu Allah'a ve peygamberine döndürün. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız (mutlaka böyle yapınız.) hem hayırlı, hem netice itibariyle daha güzeldir" (12) hükmü beyan buyurulmuştur. Velayetin temel noktaları gündeme getirilmiştir. Sonuç olarak: Bir müslümanın kime, nasıl ve hangi şartlarda itaat edeceği kati nasslarla belirtilmiştir. Mü'minler; Allahü Teala (cc)'ya, Resulüne (SAV) ve kendi içlerinden seçtekleri Ulu'lemre itaat etmekle yükümlüdürler.
B) TAĞUTİ GÜÇLERİN MÜ'MİNLER ÜZERİNDE VELAYET HAKKI YOKTUR:
Müslümanların; Yahudileri, Hristiyanları ve müşrikleri veli edinmeleri kesinlikle haramdır. Zira kafirlerin mü'minler üzerinde velayet hakları yoktur. "Ey iman edenler!... Yahudileri de Nasranileri de kendinize veli edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velileridir. İçinizden kim onları veli edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah o zalimler güruhuna muvaffakiyet vermez" (el-Maide:51) Buradaki "Veli edinme;" karşılıklı (şahsi) ilişki değildir. Yahudileri ve Hristiyanları, siyasi iktidar haline getirmek haram kılınmıştır.! İslami bir devlete; zimmilerle (gayr-i müslimlerle) karşılıklı ilişkiler elbette olacaktır. Hatta zimmet ehlinin haysîyet ve haklarının korunması esastır. Nitekim Resul-i Ekrem (SAV): "Her kim bir zimmiye kaazfte (iftirada) bulunursa, kıyamet gününde kendisine ateşten kamçılarla had vurulur" (14) buyurmuştur.
Sadece Yahudiler ve Hıristiyanlar değil, bütün kafirler (hassaten küfürleri sebebiyle) mü'minler üzerinde velayet hakkında haiz değildirler. Zira onarın velisi Tağut'tur. Nitekim bir başka ayet-i kerime'de: "Üzerine Allah'ın ismi anılmayanlardan yemeyiniz. Çünkü bu muhakkak ki bir fisktır. Filhakiyka şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına (velilerine) mutlaka telkinde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz ki siz de müşriklerden olursunuz" (15) buyurulmuştur. Dolayısıyla mü'minler: "Ve in eta'tümûhum innekûm le müşrikûn" hükmünün mahiyetini iyi tefekkür etmek mecburiyetindedirler. İbn-i Arabi "Bir mü'min, herhangi bir müşrike fiilen (ameli olarak) itaat eder, ancak akidesi selim tevhid ve tasdik üzere olursa, bu kimse haram işlemektedir ve asidir" (16) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir.
Kati nasslarla sabittir ki; mü'minlerin, kafirleri veli edinmeleri haramdır. Mü'minler, sadece kendi kardeşlerini veli edinmek durumundadırlar. Nitekim bir ayet-i kerimede: "Ey iman edenler!.,, kendi kardeşlerinizden başkasını veli edinmeyiniz. (Çünkü) Onlar (küfredenler) size şer ve fesad yapmakta hiç kusur etmezler, size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Hakikat onların (kin ve ) buğzları ağızlarından (taşıp) meydana vurmuştur. Göğüslerinde gizlemekte oldukları (düşmanlık) ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık, eğer düşünürseniz!.." (Al-i İmran:118)
Hz. Adem (as) ile başlayan insanlık tarihinde, değişmeyen bazı hususlar vardır. Her kavme, kendi içlerinden ve kendi dilleriyle konuşan peygamberler gönderilmiştir. Yaptıkları tebliğin mahiyeti aynıdır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Andolsun ki biz her kavme: "Allah'a ibadet edin,
Tağut'a kulluk etmekten kaçının" diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir" (en-Nahl:36) buyurulmuştur. Tağut'a iman eden ve O'nun (tağut'un) siyasi iktidarını meşru sayan bir kimse, velev ki alnını secdeden kaldırmasa bile, ibadet etmiş sayılmaz. Zira itikadı sahih değildir. Velayet İslam dininin temel rükünlerinden birisidir. Velayet noktasında hassasiyet göstermeyen ve Tağut'un velayetini tasdik eden bir kimse, cahiliyye ölümü ile ölür. Bu mahiyet asla unutulmamalıdır. (Misak, Sayı:2, sh:38-41)"Velayet Şuuru; İslami hayatın temelidir. Çünkü islam'ın temel rükünlerinden birisi de velayettir. Kişinin leh ve aleyhindeki haklara kavuşması, makasıdü'ş şerîa (şeriat'ın maksadları)nın tam olarak tahakkuk etmesi, hangi idarenin hangi iradeden kaynaklandığının anlaşılması, isyan ile İtaat'ın sınırlarının belirlenmesi, çekişmelerde başvurulacak kaynakların bilinmesi ancak sağlıklı bir velayet şuuruyla mümkündür. Velayet Şuuru; insanoğlunun itikadi ve ameli hayatına hükmeden otoritenin bilinmesi ve tanınmasıdır. Velayet Şuuru; mükellefin itikadi ve ameli alanda kime, nasıl ve ne şekilde itaat veya isyan edeceğinin bilincinde olmasıdır. Velayet Şuuru; kişinin içinde yaşadığı toplumda kimin kanunlarının uygulandığının farkında olmasıdır. Velayet Şuuru; müslümanın kimin hakimiyetine itaat ettiğini bilmesi ve kimin hakimiyetine isyan edeceğini öğrenmesidir. Velayet Şuuru; sosyal ve siyasal otoritelere karşı yapılacak itaatin veya isyanın hayat bil-gisidir. Velayet Şuuru; Allah'a ibadet etmenin mif-tahıdır. Velayet Şuurunu kaybetmiş bir hareketin Allah'ın hakimiyetine hizmet etmesi mümkün değildir. Çünkü velayet şuuru ile ibadet şuuru ikizdir. Velayet şuurunun olmadığı yerde ibadet şuuru da olmaz. Öyleyse bir an evvel bu velâyetşuurunu araştırıp öğrenelim."(Mustaf Çelik, Misak Dergisi, Sayı:4, sh:20)
«İlim her fazilete vesiledir», «İlim köleyi krallar meclisine yükseltir». «Ulema olmasa ümera helak olurdu», derler. Şâir de, «İlim, erbabı için azli olmayan bir sultandır. Gerçek emîr odur ki, azledildiği zaman dahî emîr kalır. Sultanın velâyeti elinden gitse de fazileti saltanatında kalır.» demiştir.
İhyâu'l-Ulûm'da beyan edildiğine göre Peygamber (s.a.v.)
«Hikmet kişinin şerefine şeref katar; köleyi yükselterek krallar meclisine oturtur» buyurmuştur. Aleyhisseiam Efendimiz, bununla ilmin dünyevî semeresine işaret buyurmuştur. Malûmdur ki âhiret daha hayırlı ve bakîdir. İmam Gazâlî bundan sonra Salim bin Ebî Ca'd'ın şu sözünü nakletmiştir: «Sahibim beni üçyüz dirheme satın alarak âzâd etti; adaca ne iş tutsam dedim ve ilmî san'at edindim. Bir sene geçer geçmez Medine'nin Emîri ziyaretime geldi. Ama ziyaretine izin vermedim». Evet ilim sahibi azledilmez bir sultandır. Çünkü onun saltanatı ilâhi'dir, kulların onu azle güçleri yetmez. Mutemed kavle göre Teâlâ Hazretleri'nin, «Allah'a itaat edin! Resûlü'ne ve sizden ülü'l-emir olanlara da iîâat edin!» âyet-i kerimesindeki Ülü'l-emirden murad ulemadır. İhyâu'l-Ulûm'da beyan edildiğine göre Ebu'l-Esved «İlimden kıymetli bir şey yoktur. Sultanlar insanlara hüküm ederler; ulema ise sultanlara hükmederler», demiştir." (İbn Abidin, 1/39-40) A. AZİZ
![]()