"TÜRKİYE İSLAM CUMHURİYETİ"
"Bu adlandırmayı şimdi devletin en tepesinde bulunan, yani Cumhurbaşkanlığı görevini ifa eden sayın Süleyman Demirel'in bundan on yıl önce, 1987'de, yayınlanmış bir kitaptaki beyanlarından çıkardım. Şöyle diyor, Süleyman Demirel "Aslında 1924 Anayasası'nda da Türk devletinin dini Dini-i İslâmdır denildiğine göre, o günkü devlet de bir İslâm Cumhuriyetidir. 1923 yılında kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti bir İslâm devletidir."
Bu ifadeler bazılarına şaşırtıcı gelebilir, o yüzden iktibasda bulunduğum kitabın künyesini başta vermek istiyorum. Kitap "İslâm ve Demokrasi" adını taşıyor. Yeni Asya Yayınları tarafından neşredilmiş. Kısa "Takdim" yazısından kitapta yer alan inceleme ve mülakatların daha önce (1985-1987) Köprü mecmuasında yayınlandığını öğreniyoruz.
Süleyman Demirel, Türk demokrasi tarihini bilenlerin garip karşılamayacağı tarzda, şimdi Türkiye Cumhuriyetinin en yüksek temsil makamında bulunuyor. Bu kitap yayınlandığı esnada ise, 1980 müdahalesi sonucu Devlet Başkanlığı görevine getirilen Kenan Evren Cumhurbaşkanı idi. Süleyman Demirel ise, on yıl içinde iki defa darbeye maruz kalmış eski bir başbakandı. Darbecilerin elinden aldığı siyasi haklarına henüz kavuşamamıştı. Çanakkale'de gözlem altında tutulduğu askeri mevkide (Zincirbozan) kazandığı "Bir Bilen" unvanı ile anılıyordu.
Süleyman Demirel'in askeri müdahalelerden yeterince istifade ettiği, bilhassa gözlem altında bulunduğu dönemi iyi değerlendirdiği, Kur'an-ı Kerim başta olmak üzere dini kaynakları dikkatle okuduğu -taraftarlarınca- söyleniyordu. Elimizdeki küçük hacimli kitap Süleyman Bey'in böyle bir bilgilenme sürecinden geçtiğine şehadet ediyor. Elbette Süleyman Bey sırf bir bilgilenme sürecinden geçtiği için değil, Türk demokrasi tarihinin canlı tanığı olduğu için Türkiye'nin itham grafiklerini çok iyi biliyor.
O, Türkiye'de ilk defa çok partili seçim sonucu iktidara gelen, yani halk tarafından yönetime getirilen Demokrat Parti'nin devamı olan bir partinin genel başkanlığını yapmıştır uzun süre. DP, 1960'da bir darbe ile yıkılmış, geniş halk kitlelerinin sevgisini kazanmış 10 yıllık başbakan Adnan Menderes darbeciler tarafından idam ediliştir. Süleyman Demirel işte bu mazlum başbakanın 1960'dan sonraki halefidir. Menderes'in ezanın asli şekli ile okunmasından dini öğretim ve yayına yol açmasına, hacca gidilmesine imkân sağlanmasına, bazı camilerin inşasına bizzat katılmasına kadar bir hayli kabarık bir "gericilik" ithamları dosyası vardır.
Süleyman bey, Menderes'in halefi olarak zaman zaman aynı suçlamalara muhatap olmuş, her iki darbede de bu tür ithamlar karnesine yazılmıştır.
SÜLEYMAN DEMİREL: "ATATÜRK İSLÂM DEVLETİ KURDU"
Türkiye siyasetinin pişirdiği Süleyman Demirel, 1980 darbesinden sonra yasaklı iken, DP ve APnin siyasi mirasına da sahip çıkan Turgut Özal Başbakan oldu. Demirel, o sıralar "tapulu arazime gecekondu kurdurtmam" diyordu. Turgut Özal Demirel'e göre dini eğilimleri daha fazla bilinen bir siyaset adamı idi. Bir kere bir tarikatın mensubu idi. İkincisi, daha önce dini eğilimleri bilinen bir partiden, MSP'den aday olmuştu. Süleyman Bey, din ve siyaset ilişkilerini ondan daha iyi bilen bir yönetici olduğunu göstermeliydi. Bu kitabın satırları arasında bu eğilim hissedilmektedir. İşte yine söz-konusu kitapda, Süleyman Demirel diyor ki: "Atatürk'ün kurduğu devlet laik devlet değildir, İslâm devletidir."
Süleyman Demirel bu cümleyi elbette durup dururken söylemiyor...
LAİKLİK ELDEN GİTMEZ!
Bugünlerde yine "laiklik elden gidiyor" feryatları yükseliyor; yürüyüşler yapılıyor, gösteriler düzenleniyor. Cumhuriyet'in diğer bütün nitelikleri unutuluyor, "Laik Cumhuriyet" deyimi ön plana çıkarılıyor. Demokrasinin, laiklik öne sürülerek askıya alınması gündeme getiriliyor. Bu havalar Türkiye'de yeni değil. Menderes'in Başbakanlığı döneminde olduğu gibi, Demirel'in yönetimi döneminde de aynı havalar estirilmişti. Turgut Özal da aynı rüzgârlara maruz bırakılmıştı. İşte o günlerde Süleyman Demirel, "Atatürk'ün kurduğu lâik cumhuriyet elden gidiyor şeklinde beyanların, bence iyi bakıldığı zaman tutarlılığı yoktur" diyor. Peki neden yoktur? Çünkü "Atatürk'ün kurduğu devlet laik devlet değil, İslâm devletidir." Süleyman Bey'in çözümü kesin çözüm. Devlet İslam Devleti ise, laiklik hiçbir zaman elden gitmez!
Kitapta yer alan bir mülakatta Demirel'e soruluyor. Türkiye'de laiklik tatbikatını ve tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?"
Cevap: "Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır, din değildiği zaman irtica anlaşılmıştır. Henüz Türkiye'de zihinler bu tartışmayı neticeye bağlamamıştır. Bana göre mesele gayet açıktır. Din ve vicdan hürriyetinin bir rahatsızlık vesilesi sayılması kadar yanlış bir şeyi düşünemiyorum. Mütedeyyin insanların, dindar insanların bir toplumda o toplumun rahat ve huzuru için bir teminat olduğu kanaatindeyim. Allah'ı bilen, Kur'an'ı bilen, Peygamberi bilen insanlardan bir kötülük gelmez."
Bu hacmi küçük, fakat mânası büyük kitapçık da, Sayın Süleyman Demirel başka ilginç fikirler de ortaya atıyor. "Bu milletin çocuklarının dinlerine sahip çıkması kadar tabii bir şey olamaz. Camiler genç insanlarla dolu. Sevinecek bir şeydir" diyor. Demirel, Türkiye'de İslâmi uyanış-diriliş olduğunu kabul etmiyor. "İslâm Türkiye'de hep diri kalmıştır. Ölmüş müdür ki dirilsin" diyor. Cumhuriyetin kurulmasından sonra "Dinin baskı altında olduğu günler olmuştur. Ama Türk milleti, yine bana göre, milleti millet, yapan en önemli unsurlardan birisi olan Müslümanlığa sarılmıştır."
TEOKRATİK DEVLET TEHLİKESİ YOK
Demirel'in dikkat çektiği bir konu da "din devleti" veya "teokratik devlet" tehlikesinin Türkiye için sözkonusu olup olmayacağı. Bakın bu hususta neler söylüyor: "Bir demokrasi ülkesinde din ve vicdan hürriyeti, ibadet hürriyeti, eğitim hürriyeti, ayin hürriyeti kişinin temel hak ve hürriyetlerindendir. Bana göre, laiklik bu hürriyete müdahale etmek için değil, bu hürriyeti korumak için konulmuştur. İbadet hürriyetine, vicdan hürriyetine, ayin hürriyetine, eğitim hürriyetine karışılmasın diye konulmuştur. Bilhassa devletle dinin münasebetleri Osmanlı idaresinde düzgün yürümüştür. Ama batı Avrupa'da, zaman olmuştur ki kilise devletin hakimi olmak istemiştir. Aslında laiklik biraz da oradan çıkmıştır. Devlet kilisenin tahakkümünden kurtulmaya mecbur olmuştur. Kilise de tahakküm yaparken dini kullanmıştır. İslâmda ruhban sınıfı yok. Allah'la kul arasında kimse yok. Hakim kılınacak olan şeyler, İslâm'ın getirdiği ana kaidelerdir. Kur'an'ın hükümleridir. Sünnet-i se-niyyedir."
"CUMHURiYETiN BAŞINDA TÜRKİYE DİNE SARILDI"
Süleyman Demirel, kitapta yer alan ilginç konuşmalarından birinde, Cumhuriyetin başında Türkiye'nin dine sarıldığını belirtiyor. Delil olarak ilk TBMM'nin dualarla, hatimlerle açılışını, 1924 Anayasası'nda "Türk devletinin dini Din-i İslâmdır" ibaresini gösteriyor. Yine ona göre, gerçi bu hüküm 1928'de kaldırılmıştır ama, 1928'den 1937'ye kadar laiklik hükmü Anayasa'ya konulmamıştır. Laiklik tabiri 1931'de CHP'nin programında, 1937'de Anayasa'da yer alıyor. Demirel bu ifadelerinde laikliğin Mustafa Kemal Paşa tarafından Anayasa'ya konulmadığı fikrini ima eder gibidir. 1937, artık Atatürk'ün hasta olduğu, yönetim iplerini tam manasıyla elinde tutamadığı dönemdir. Ancak, 1940'1ı yıllarda ezanın Türkçeleştirilmesinden bahsediyor. Ezan, 1932'de Türkçe okutulmaya başlanmıştır. 1950'de seçimi kazanan DP'nin icraatlarından biri, iktidara gelişmelerinden bir ay sonra, ezanın asli şekliyle okutulmasının önündeki engelleri kaldırmak olmuştur. Süleyman Bey yine 1940'lara ve İsmet Paşa'ya mahsus bir uygulamaymış gibi 'Tevhid-i tedrisat kanunu ile birlikte medreselerin kapatılması, dini eğitimin hemen hemen ortadan kalkması ve bilhassa laiklik tabirinin o günkü tatbikatıyla dinsizlik anlamında anlaşılmış olması -ki bugün bu kavram hâlâ açıklığa kavuşmamıştır- halkta çok büyük tepkilere sebep olmuştur" diyor.
BAYRAM DEĞİL, SEYRAN DEĞİL
Bazıları "bayram değil, seyran değil. Süleyman Bey'in bu görüşlerini neden gündeme getirdin?" sorusunu yöneltebilir. Son günlerde Sayın Cumhurbaşkanı'nın beyanatlarına bakılırsa, "laiklik bayramı" var. Bir yerde "laiklik sorgulanamaz bile" diyesiymiş. Madem ki bayramdır, biz de zaten matbu olan bu ilginç görüşlerden kamuoyumuz mahrum kalmasın dedik...." (19.2.1997/Akit: D.Mehmet Doğan. Misak Mecmuası, Sayı:76,sh:11-13)
![]()