TANRI KELİMESİNİ KULLANMAK DOĞRU MUDUR ?
• " İslâm uleması; "Allahû Teâla (cc)'nın mukaddes sıfatlarının hakikatini akılla kavramak mümkün müdür, değil midir?" konusu üzerinde durmuştur.(67) Malûm olduğu üzere Allahû Teâla (cc)'nın "Esmâ-ü'l Hüsna"sı dediğimiz mübarek doksandokuz ismi Kur'an-ı Kerim'de zikredilmiştir. Tevhid ve sıfat ilmi ile meşgul olan ulema; kat'i nassları esas alarak Allahû Teâla (cc)'nın sıfatlarını izah etmişlerdir. Şurası unutulmamalıdır ki; "Allah" ism-i şerifi; bütün kemal sıfatları ve ilahi vasıfları toplar ve yalnızca O'na delalet eder. Kur'an-ı Kerim'de, 2800 defa zikredilmiştir.
Bazı çevreler kasden ve teammüden "Tanrı" lafzını kullanma hususunda
inatçılık göstermektedirler. Kur'an-ı Kerim'de ve Resûl-i Ekrem (sav)'in
sünnet'inde "Tanrı" lafzı geçmez. Türkçe'de "Tan yeri ağardı"
deyince, güneşin doğma vaktinin yaklaştığı anlaşılır. Tan yeri,
güneşin doğduğu yerdir. Eski Türkler'de
Abulcahandan sonra gelişen putperestlik; yer, yeraltı, gök ve
güneş gibi "İlâhları" gündeme sokmuştur. Bunların en büyüğü
"güneş ilâhı" (yani Tanrı) bilinir. Gerçi ısrarla "Tanrı" kelimesini
kullananların kasıtları bu değildir. Fakat yanlışta ısrar
etmemek büyük bir fazilettir.
• "15 —ALLAHÜ TEÂLÂNIN İSMLERİ
Allahü teâlânın ismleri çokdur. Sayısını bilmiyoruz, îsmlerinden doksandokuzunü, Kur'ân-ı kerimde insanlara bildirmişdir. Kâdî Zade Ahmed efendi, (Birgivî vasiyyetnâmesi) şerhinde diyor ki, (Allahü teâlânın doksandokuz ismine (Esmâ-i hüsnâ) denir. Allahü teâlânın ismleri (Tevkîfiyye) dir. Ya'nî şerî'atin bildirmesine bağlıdır. Şerî'atin bildirdiği ismler ile çağrılır ve onlar ile zikr olunur. Bunlardan başka ismler ile çağırmağa, zikr etmeğe, şerî'at izin vermemişdir). (Şerh-ı Mevâkıf), beş yüz kırk birinci sahîfesinde diyor ki, (Kâdî Ebû Bekr buyurdu ki, Allahü teâlâya yakışmaz ma'nâ çıkmıyan, O'na yakışan isim söylenebilir. Çoğunluk ise, belli doksandokuz isimden başkası söylenilemez dedi).
Bundan anlaşılıyor ki, Allahü teâlâya (Tanrı) demeğe izin yoktur. Yani tanrı demek günah olur. Allah ismini kullanmak istemeyip, bunun yerine tanrı demek veya doksan dokuz isimden birini bile kullanmak istemek, çok büyük ve çirkin suç olur. Nuh aleyhisselâmın oğlu Yâfes mü'min idî. Evlâdı çoğalınca, onlara reis olmuşdu. Hepsi, dedelerinin gösterdiği gibi, Allahü teâlâya ibâdet ediyordu. Yâfes nehrden geçerken boğulunca, Türk ismindeki küçük oğlu, babasının yerini tutdu. Bunun evlâdı çoğalarak, bunlara Türk denildi. Bu Türkler, ecdadı gibi, müslüman, sabırlı, çalışkan insanlardı. Bunlar zemanla çoğalarak Asya'ya yayıldı. Başlarına geçen ba'zı zâlim hükümdarlar, semavî dîni bozarak, puta tapmağa başladılar. Bunlar bugün Sibirya'da yaşayan Yukutlar, hâlâ puta tapmaktadır. Dinden uzaklaşdıkca, eski medcniyet ve ahlâklarını da gayb etmişlerdi. Hele Hunlâr ve onların reislerinden Attila, dinsizliği ve zulmü ile (Allahın gadabi) ismini almışdı. İslâm güneşi Mekke-i
mükerremeden doğarak, ilm, ahlâk ve her dürlü fazilet ışıklarını dünyâya saçınca, Romalıların, Asyaya kadar yayılan sefahat ve ahlâksızlıkları ve Asyayı, Afrikayı kaplamış olan dinsizlik, cahillik ve vahşet altında kıvranan, inliyen insanlık, İslâm nurunu görmiyerek, ancak kılınç korkusu ile müslimân olmuş, ....................." (H.Hilmi Işık, Tam İlmihal, sh: 354.)"Allahü Tealanın isimleri (Tevkifi)dir. Yani şeriatın bildirmesine mevkufdur, bağlıdır. Şeriatin söylediği ismi söylemelidir. Şeriatin bildirmediği isim söylenemez.....Şu halde, tanrı da denemez. Hele ibadet ederken, ezan okurken, Allah ismi yerine, tanrı demek, çok günah olur. " (H.Hilmi Işık, Tam İlmihal, sh: 54.)
"Tanrı, mabud demekdir. Tapılan şeylerin hepsine tanrı denir.Allahü Teala'nın ismi, Allah'dır, tanrı değildir. Hak olan, doğru olan tanrı, yalnız Allahü Tealadır. Allah yerine tanrı demek, yanlıştır ve çok çirkindir." (H.Hilmi Işık, Tam İlmihal, sh: 299)
•
TANRI:
Ma'bûd, tapılan şey, ilâh.
Allahü teâlânın isimleri tevkîfîdir,
yâni İslâmiyet'te bildirilen isimleri söylemek câiz olup,
bunlardan başkasını söylemek câiz değildir.Meselâ Allahü teâlâya
alîm denir. Fakat, âlim demek olan fakîh denmez. Çünkü, İslâmiyet,
Allahü teâlâya fakîh denileceğini bildirmemiştir.
Bunun gibi, Allah adı yerine, tanrı demek câiz değildir. Çünkü tanrı;
ilâh, ma'bûd demektir. Meselâ
"Hindûların
tanrıları öküzdür"
denilmektedir.
"Birdir Allah ondan artuk (başka) tanrı yok" denebilir.
Başka dillerdeki Dieu, Gott ve God kelimeleri de,
ilâh, ma'bûd mânâsına kullanılabilir. Allah adı yerine
kullanılamaz. Kur'ân-ı kerîmde; "Benim ismim Allah'tır. Beni Allah diye
çağırınız. Allah diye ibâdet ediniz. Allah diye yalvarınız" meâlinde
birçok âyet-i kerîme vardır. O'na, kendi istediği ismi söylemeyip de,
kâfirlerin, O'nun en sevmediği, mâbûdlarına koydukları
tanrı ismi ile O'nu çağırmak, ne kadar
yanlış ve ne büyük inâd olduğu
meydandadır. (M. Sıddîk bin Saîd)
• " Bir insan, tanrı demekle Allah yerinde kullanırsa, maksadını anlatamaz ve hata etmiş olur. Tanrı veya ilâh kelimesi yerinde Huda, Diyo ve God yerinde kullanılabilir; fakat Allah yerinde değil... Tanrı dendiği zaman Yunanlının aklına Zeus gelir. Mısırlının Apis Boğası ve Hintlinin aklına da kendi inekleri... Allah, Cenâb-ı Hakk'ın Zâtının has ismidir. Onun için "LA İLAHE İLLALLAH" diyoruz; fakat "La Allah'a illallah" demiyoruz. Evvelâ ilâhlar, tanrılar ne varsa hepsi nefyediliyor (reddediliyor, yok sayılıyor), sonra da isbatta, Ma'bud-u Mutlak, getiriliyor ve sadece Allah vardır, deniliyor. Mevlid yazarı Süleyman Çelebi, bu hususu çok güzel ayırt ederek "Birdir Allah ondan artık tanrı yok" deyip, her iki kelimenin yerini de tayin ve tespit etmiştir."Sİ
•“Allah” kavramını en güzel bir biçimde anlatan âyetler, hepimizin bildiği “Kul Hû vallahû ahad..” sûresidir. Bize hitap edilir: De ki; ALLAH AHAD’dır! Biz de papağan gibi tekrar ederiz. De ki, Allah Ahaddır!!! Sana desem ki; "Ahmed’e de ki yarın şuraya gitsin!" Sen Ahmed’e gidip: “De ki Ahmed şuraya gitsin!”, dermisin!!! Ama biz hâlâ, “DE Kİ” diye tekrar ediyoruz! ”De ki“ nin mânâsı: Bunu düşün, anla! İnsanın beyninde bir kavram oluşur...O kavram dile dökülür! "Önce dil düşünür, beyine hükmeder" değil! Önce beyin onu değerlendirir ve bu olay dile dökülür. "De ki" sözü: "anla, idrâk et, kavra!" demektir . Neyi? Şunu anlatmak istiyor İhlâs Sûresi: "Allah" ismiyle işaret edilen varlık, sonsuz sınırsız öyle bir TEK'tir ki Onun varlığının içi veya dışı gibi bir şey düşünülemez! "O'nun içinde veya dışında kalan varlıklar" diye bir kavram geçerli değildir! O'nun içine birşeyin dahil olması veya O'ndan çıkması da mümkün değildir! O'ndan meydana gelmiş ikinci bir varlık da yoktur!. O da bir ikinci varlıktan meydana gelmemiştir!
Öylesine sonsuz sınırsız bir TEK ki, gerçekte sadece O vardır! İhlas Sûresi'nin bize anlatmak istediği, "ALLAH" İSMİYLE İŞARET EDİLEN VARLIK! Biz, bunu, bir ömür içinde tartışarak belki anlayabiliriz belki anlamayız!. Kurân'da anlatılan "Allah" ismiyle işaret edilen mânâ... İnsanlığın düşündüğü Tanrı!!! -Canım ben Allah’a Tanrı ismini veriyorum!!!! SİZ , ALLAH’A TANRI İSMİNİ VEREMEZSİNİZ! Çünkü Tanrı kavramı ayrıdır: "Allah" kavramı ayrıdır! Tanrı kavramı, sizin varlığınızın dışında sizin varlığınızın ötesinde sizi yönlendiren, size hükmeden sizden birşeyler talep eden bir öte varlıktır! Ve bu tarihte hep böyle gelmiştir! Oysa "ALLAH" kavramı sizden öte bir varlığı ifade etmez! Siz, ben ve herşey, Allah ismiyle işaret edilen bu varlığın Kendi özellikleriyle kendinden meydana getirmiş olduğu varlıklarız! Yani, Tanrı kavramı, dışarıya- öteye yönelmeyi insana getirirken ALLAH kavramı insana kendi içinde- kendi özünde- kendi vicdanında- kendi derinliğinde hakikati bulmayı öğretir! ”Ötendeki Tanrı” kavramı yoktur; “sadece Allah” vardır! esasına dayalıdır İslâm dini!
Peki, biz Allah’a Türkçe olarak Tanrı desek ne olur?” ”Ya, biz Türküz... Miliyetçiyiz.. Kendi milliyetimizin değerleriyle tanrı diyelim!!!!!” Allah’a Tanrı denmez! Bu, dilbilgisi yanlışıdır! "Tanrı" kelimesi SIFAT anlatır. ”Tanrılık vasfı”nı anlatır! Nasıl ki “Akıllı adam” “cesur adam” gibi ifadeler de “akıllı” “cesur” gibi kelimeler vasıf anlatan kelime ise, Tanrı kelimesi de aynı şekilde vasıf anlatır. “TanrıLAR” denebilir... “İlahLAR” denebilir.. "Hulûsi... sen kendi indî yorumunu söylüyorsun" diyor bazıları!! Ben gene bu konuda ehil olan bir Zâtın ifadesini nakletmeye çalışıyım. Biraz evvel bahsettiğim meşhur Kurân Tefsirini yazan Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinin 1.cildinin 244 ve 245.ci sayfalarında şöyle diyor; “Gerek ismi özel olsun gerek ismi genel, “ALLAH” ismi celâli ile, yine “ALLAH” tan maâda hiçbir mâbud anılmamıştır... Meselâ “TANRI”, “HUD” isimleri, “ALLAH” gibi özel isim değildir!. “İLÂH”, “RAB”, “MÂBUD” gibi genel mânâ ifade eden kelimelerdir...
Arapça’da “İLÂH”ın çoğuluna “ÂLİHE”; “RAB”bın çoğuluna “ERBÂB” denildiği gibi; Farsça’da da “HUD”nın çoğuluna “HUDÂYAN” ve lisanımızda dahi TANRILAR, MÂBUDLAR, İLÂHLAR, RABLAR denmiştir; çünkü bunlar haklıya ve haksıza ıtlâk edilmiştir... Halbuki hiç “ALLAH”LAR denilmemiştir ve denemez! Böyle bir tâbir işitirsek, söyleyenin cehline veya gafletine hamlederiz!.. “TANRI” adı böyle değildir; mâbud, ilâh gibidir... Bâtıl mâbudlara dahi “TANRI” ismi verilir... Müşrikler birçok tanrılara taparlardı. "Filanların tanrıları şöyle, falanların tanrıları şöyledir" denilir... Demek ki Tanrı genel bir isim, ALLAH ise ÖZEL BİR İSİMDİR! Binâenaleyh, “ALLAH” ismi, “TANRI” adı ile tercüme olunamaz!” AHMED HULÛSİ 20.1.1996 Antalya Konferansı ."
•"(Bu yazı aylık Yeni Dünya Dergisinde yayınlanmıştır.)
Televizyondan, basından ve okuduğu kitaplardan aldığı yorumlarla kafası iyiden iyiye karışan bir okuyucum, İzmit Değirmendere’den Neslihan Ruhacan soruyor;
Dua ederken Tanrı korusun veya Tanrı yardımcısı olsun demenin faydası var mı?.
Düşünelim...
Ünlü Fizikçi Niels Bohr "Bir insan Quantum fiziğini düşünürken başının dönmediğini söylüyorsa bu, konuyu hiç anlamadığını gösterir" diyor.
ALLAH ile Tanrı kelimelerinin arasındaki farkı yakaladığı halde, hayretler içinde kalmayan kişi de, Allah'ı hiç tanıyamamış demektir.
Kur’an’da, Tanrı kelimesi geçmez. Bugün, farkında olmadan, Tanrı sendromuna kapılan klasik İslam alimleri, İslâmın temel konularında asla somut bir ifade ortaya koyamamakta, acizliklerini de başka sahalara yansıtmaktadırlar.
Allah kelimesiyle işaret edilen yüce yaratıcı; sonsuz sınırsız bir varlık olup nedenini, niçinini beraberinde, sistem dahilinde taşımaktadır. Bu olguyu, orjinden bakışla, mânâ, enerji ve madde olarak sıralayabiliriz. Kaldı ki; Allah isminin manâsı, manânın dahi özünde mütalaa edilmelidir.
İsim, bir işaret kelimedir. Nesneler, kendilerine konan isimle anılır. Esas olan mânâdır. Bir bakıma o isim, mânâ ile bütünleşmiştir. Mânâ yoksa isim hayâl olur. Tanrı kelimesi de böyledir.
Kendisine yönelinen ve belli bir mekânı kapladığı düşünülen Tanrı’nın ‘Allah’ kelimesinin ifade ettiği mânâ ile ilgisi yoktur. İnsan, yaratıcı gücü özünde bulabilirse, bu varlığa Allah adını verebilir. Tanrı ise, hayallerimizi süsleyen, düşsel bir varlıktır.
Bu yüzden ‘Tanrı Korusun’, ‘Tanrı yardımcısı olsun’ şeklinde temennide bulunduğunuzda, kesinlikle bir yararı olmaz, söylediğinizle kalırsınız. "
‘ALLAH’ HAYALİNİZDEKİ TANRI’NIN ADI’MI ?
Genel anlamda,
duyduğumuz kadarıyla zikir, o ötedeki tanrının isimlerini anarak
onun gözüne girmek içindir!..
Acaba gerçekten öyle mi?..
Bu konunun gerçeğini anlayabilmek için, önce zikredilen varlığın kim
ve ne olduğunu iyi anlamalıyız...
"TANRI"yı mı zikretmeliyiz, "ALLAH"ı mı?... Çoğunluk,
burada doğal olarak şu soruyu soracaktır:
-Ne farkı var ki?.. Ha tanrı ha Allah!.. Hepsi de bir!. Biz Türkler
Allah`a Tanrı ismini vermişiz!. Tanrı uludur!..
Hayır!.. Tanrı ulu değildir!.. Tanrı yoktur!. Tanrılık kavramı
geçersizdir!.
Kime göre bu böyledir?..
"İslâm Dini"ne ve bu "Dini" anlatan Kutsal Kitap Kur’ân-ı
Kerîm’e göre!..
Allah Rasûlü Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’a göre!.
18. baskısı yayınlanan "İNSAN
ve SIRLARI" * ile gene 16.
baskısı yayınlanan "Hz.
MUHAMMEDİN açıkladığı ALLAH" * isimli
kitaplarımızda öncelikle "Tanrı" kavramı ile "ALLAH"
kavramı arasındaki son derece önemli fark üzerinde detayları ile durup;
"ALLAH" kavramına dayalı olarak mevcud olan "İSLÂM Dini"ni
açıklamağa çalıştık!.
"Tanrı" kavramı ile "ALLAH" isminin işaret ettiği mânâ arasındaki anlam
farkını anlamadığı sürece, hiç kimse "İslâm Dini"nin ne olduğunu ve niye
gelmiş olduğunu anlıyamaz!.. Bu yüzden de "DİN" olayını yanlış
değerlendirir!. Ayrıca "İslâm Dini"nde teklif edilen
çalışmaların –ibadetlerin - hangi gerekçeyle insanlara
önerildiğini de kavrayamaz!.
Öyle ise öncelikle "Tanrı" sözcüğünden anlaşılan kavram ile, "ALLAH"
ismiyle işaret edilen anlam arasındaki farkı çok iyi idrak etmek
zorundayız!.
"TANRI" ismi bize neyi anlatır?..
Benim, senin, yaşadığımız bu varlığın ötesinde; bu varlığı dıştan gelen
bir biçimde yaratan; öteden bizi seyredip, hakkımızda hüküm verecek
olan; sonra da bizi cehennemine atacak ya da cennetine sokacak bir
varlık!?..
İnsanların çoğu ile; "Din"in kelimelerinde, dış anlamlarında,
mecâzında kalmış din adamlarının hepsi "tanrı"ya inanır, onu
savunur ve onun adına insanları yönetmeye kalkar!.. Akıl-izan sahipleri
de böyle bir şeyin olamıyacağını idrak ettikleri için tanrıya inanmazlar
ve din adamlarına da kulaklarını tıkarlar!.
"ALLAH" kavramına dayalı "Din" anlayışı ise, bütün
tasavvuf ehli ve evliyâ tarafından paylaşılan bir gerçektir!. Ne
yazık ki, insanların pek azı bu gerçeği farketmiştir!.
Bu gerçeği açıklayan Kur’ân-ı Kerîm’e göre, "Allah",
evreni ve varolarak algılanan her şeyi, kendi ilminde, kendi kudretiyle
ve kendi güzel isimlerinin özellikleriyle yaratmıştır..
Bu sebebledir ki, doğa kanunları ve evrensel düzen dediğimiz şey,
gerçekte ALLAH DÜZEN ve SİSTEMİ’nden başka birşey değildir!. Bu
gerçek nedeniyle de, insan, ötesinde bir tanrıya tapınmak yerine;
ÖZÜNDEKİ "ALLAH"ı farketmek ve ötesindekine değil, özündekine
yönelmek zorundadır!.
Gelmiş geçmiş bütün evliyâ, insanları, "ALLAH" kavramına dayalı
din anlayışına ve bunun sonucunda oluşacak "haşyet" hâline
yönlendirmek isterken; işin şeklinde kalan din adamları da ötedeki
bir tanrı kavramıyla olayı anlatıp, insanları ondan "korkutarak"
hükümranlık tesis etmeye çalışmışlardır!..
Şu anda bizim ÖTEMİZDE, bizi seyredip, yaptıklarımıza göre
hakkımızda bir karara varacak; buna göre de bizi cehennemine atacak ya
da cennetine sokacak bir "tanrı"dan sözetmemektedir Kur’ân
ve Hz. Muhammed Aleyhisselâm!.
Aksine, Hepimizin ÖZÜNDE olan ve "Hakikat"ını oluşturan
bir "ALLAH"tan bahsetmektedir Kutsal Kitabımız ve Allah
Rasûlü!.
İşte bu yüzdendir ki birinin gıybetini yapan, onu aldatan, ya da ona
kötülük yapan, hakkını gasp eden; gerçekte onun "hakikat"ı olan "ALLAH"a
yapmıştır bu davranışı!...
Ve bu yüzden demiştir ki
Allah Rasûlü:
-İnsanlara şükretmeyen Allah`a şükretmiş olmaz!..
Yani muhatabın, hayâlinde yarattığın ötendeki "tanrı" değil; algıladığın
her şeyin özü olan "ALLAH"tır!. Bunu farketmedikçe, "İSLÂM DİNİ"nin
yüceliğini anlayamayız!.. Öyle ise "Allah"a "tanrı" denir mi hiç?...
(20/11/2001) Ahmed Hulûsi"
• Yukarıya aldığımız bütün alıntılardan çıkan sonuç şudur: Kitap ve Sünnet'te "Tanrı" lafzı geçmemektedir. Bu tanrı lafzı Müslüman Türklere eski uygarlıklarından geçmiştir. Yani Türkler İslam'ı kabul ederken eski dinlerinde, eski inanışlarında varolan "Tanrı" kelimesini de yeni dinlerine taşımışlardır. Türkler eski dinlerine göre inandıkları "Tanrı" inancı ile İslam dinine girdikten sonraki inandıkları Allah (cc) inancı aynı mahiyette değillerdir. Zira yukarıda da ifade edildiği gibi birden çok tanrı ismi ve tanrı çeşidi sayılmaktadır. "Tanrı" kelimesini kullanan kimseler açısından niyet çok önemlidir. Eğer "Tanrı" kelimesi İslam inaç sistemindeki "Allah" ismi yerine kullanılıyorsa yanlış olmakla birlikte bu kelimeyi kullananın imanına, inanç sistemine bir zarar gelmez. Ancak eğer eski inançlarında kullandıkları "Tanrı" kavramı ile İslam inanç sistemindeki Allah inancını eş kavramlar olarak kullanıyorlarsa ve böyle inanarak "Tanrı" kelimesini kullanıyorlarsa işte o zaman iman ve inanç sistemi bozulur; imanları ve inanç sistemleri kökten yıkılmış olur. Bu durum şirke kadar gidebilir. Zira Kur'an-ı Kerim'de : "Hak geldi, batıl zail oldu" buyurulmaktadır. A. AZİZ
![]()