Takva ve fetva
Dünya toz duman, Türkiye karışık. Bu hal beni ırgalamıyor. Kafama takılan, ehl-i takva ile ehl-i fetva ehlinin bu zamanda ne yaptığıdır. İkisi de dinin şemsiyesindedir. Fakat dini yorumlamada farklıdırlar. Takva ehli kendi kabuğunu sağlamlaştırırken, ehl-i fetva yeni kabuklar üretmekle meşgul. Biri, kendini kurtarmak için zikre ve fikre sarılırken; fetva ehli, ilim patentinde kendisini pazarlamaktadır.
Bugünün ilim adamı, sistemin kontrolünde yetişmektedir. Öğrendiği dini ilimleri sistemin emrinde kullanmak durumundadır. Sistemin emrindedir; maaşını sistem, makamını sistem ayarlamaktadır. Doktor, doçent, profesör, müdür ve genel müdür, hepsi sistemin makamlarıdır. Ona ulaşmak için, onun emrinde olması şarttır. Bugün meydanda gördüğün şarlatanlar ile mütedeyyin insanları hizaya getirmek isteyen düzenbazlar bu vazifeyi görür. Vazifeleri ruhsatlar üretmek, sistem fesatçılarına gerekçe bulmak, yöneticilere itiraz etmemeyi sağlamaktır. Dini bilgi kalkanıdır; dinden başka bir amel için bilgi edinirler, dini dünyaları için kullanırlar. Şeriat ilmi onlara ticaret aracıdır. Halka hakkı gizlerler de, kâfire, tacire karşı uygun fetvalar üretirler.
Örneklenirse, Türkiye manevi değerlerden uzaklaşma sürecine sokuldu. İmam-Hatip ve Kur'an kursları kapatıldı da, dini bilginlerimiz buna "Yanlıştır" diyemedi. Kimi yutkundu, kimi sustu, kimi de hiçbir şey yokmuş gibi hayatına devam etti. "Aman ses çıkarmayın, daha kötüsüne yöneltmeyin" dendi durdu. Kur'an'ın öğrenilmesinin yasak olmasından daha kötü ne olabilir?
Takva ehline gelince; kendimden bir söz söylemeyeceğim, olanı olduğu gibi aktaracağım.
Hz. Ömer, "Ben sizin adınıza, imanda açık mümin ile küfrü açık kâfirden korkmuyorum. İmanı ile kendisini himayeye almış, ama amelleri başka olanlardan korkarım. Ayrıca; Müslümanlardan güvenilir insanlar az, Kur'an okuyanı çok, fukahası az, amelleri çok olan (Müslümanların) yaşadığı bir zamana yaklaşıyoruz."
Yusuf el-Ribat der ki; "Ben öyle bir fasık toplulukta yetiştim ki, onların karileri (Kur'an okuyanları) çok, ama onlar dinlerini korumadan çok haysiyyetlerini korumaya çalışırlar."
Ibn-i Kayyum; zikir, Kur'an okuma, oruç tutma gibi ibadetlerde bulunup da, iyiliği emretme ve kötülüklerden alıkoyma farzını işletmeyenlere şöyle der İblis, insanların çoğunu, zikir, kıraat, namaz ve oruçla; dünyada zahitlikle meşgul olup dünyevi işlerden uzak durmak, çeşitli ibadetleri güzel göstererek aldatmıştır. Onlar ibadetlerini yaparken, cihadı, iyiliği emretme, kötülükten alıkoyma akıllarına gelmez. Bu farzları unuttular. Böyle kimseler dinine en az bağlı olanlar-dır. Üzerine farz olanı terkeden: masivet işleyenden daha kötüdür.
"Allah'ın haramlarının hüküm sürdüğü, hadlerin yasak, Allah Resûlü'nün sünnetinin ortadan kalktığını görüp de kalbi harekete geçmeyenden ne hayır umulur? Böyle kimseler aslında dilsiz şeytandır."
Her iki kavram da inanca hizmet etmemektedir. Ehl-i zikrin kapalı devreye girmesi, inancın farzlarından değildir. Kendinden önce iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak esastır. Elinle, dilinle mücadele edeceksin, bu farzlardandır. Müslüman mağdur olurken, ölürken, yanarken, heder olurken zikre kapanmak, zikrin de maksadına terstir. Ayrıca, zikrr sistemlere adapte ederek, onlardan çıkar ummak ihanettir. Müslümanın Müslümandan başka dostu yoktur. Allah'tan başka da sığınacağı yoktur.
Ehl-i ilme gelince; inancı ile sistem arasına sıkışmıştır, inancında Allah'a bağlı, kendisi sistemle yetişmiştir. Allah'ın istemi ile sistemin istemi sürtüşmektedir. Bütün ehl-i ilim burada sapıtmaktadır. Sistemin isteklerine değil de, Allah'ın isteklerine bağlı ise mümindir. Sistemi tercih edip de Müslüman olduğunu söylüyorsa fasıktır. Sistemi İslâm'a adapteye çalışıyorsa münafıktır. Sistemi her hususta başta tutuyorsa inkarcıdır. Böyle bir zamanda sistemce yetişmek, sistem adına hareket etmek, sistem içinde islâm alimi olmak zordur. Her tercih için bir bedel ödemek zorundasın.
Benim, sistemden su içip de makamı yükselten itibarlı ilim adamlarına itimadımın olmaması bundandır. Takvanın ölçüsüzlüğü de, fetvanın ölçüsüzlüğü de zararlıdır. Duran Kömürcü Vakit Gazetesi. 26 Haziran 2006 vakit@vakit.com.tr