SİGORTA      MES'ELESİ

                              

        "Esasında İslâmiyet sigortacılık fikrine muarız değil, ancak sigortanın bugünkü tatbikat şekline ve onun keyfiyetine muarızdır. Sebebine gelince, çünkü şart koşulan müddet bittiği zaman, sigortalı kimse ödediği bütün taksitlerle birlikte bir miktar para da fazladan alır. Bu fazla olan miktar faizdir. Bu bir. İkincisi, sigorta şirketi boyuna faizli muamele yapar, halbuki Müslüman faizli muamelelere katılmaktan şiddetle men edilmiştir. Üçüncüsü sigorta akdine giren bir kimse caydığı takdirde, ödediği taksitlerden büyük bir kısmını geri alamaz. Oysa ki, İslâm şeriatında bunu tecviz edecek hiçbir kaide yoktur. Daha neler... Hem sigortalı sigorta şirketinde ortak da değildir, zira ortak olsaydı, İslâmî hükümlere göre, kâr ve zarara ortak olurdu. Heyhat, ne gezer?.

     İslâmiyet sigortacılık fikrine karşı değildir dedik, zira İslâm nizamındaki beytülmal-devlet hazi-nesi-mensupları için İslâmî manâda en büyük bir sigorta şirketidir. Ayriyeten İslâm dini, mensuplarından felâkete uğrayan kimseleri himayesi altına .alır. Şöyle ki, İslâmda dilenmek yasak edilmiştir,  fakat bir âfet neticesinde malını kaybeden kimse, bu hükümden müstesnadır. O, uğradığı zararı telafi etmek üzere devlet reisine gidip ondan istiyebilir. Evet bu mealde Müslim, Ebu Davut ve nesainin Ebi Bişir Kebise'den rivayet ettikleri bir hadis-i şerif vardır. Müracaat buyurulsun.

      Hayatla ilgili İslâmî sigortanın ifadesi de Re-sûlüllahm (S.A.) şu mübarek sözlerinde müşahede edilebilir.

   «Her Mümana öz nefsinden evlayım, kim ki ölüp de bir mal bırakırsa, ,o mal varislerinindir. Kim ki borçlu ölse veyahut arkasında bir kaç tane küçük çocuk bırakırsa, o borcu ödemek ve o çocuk- ' lara bakmak bana aittir ve benim üzerime farzdır.» (1) Kuvvetli olan görüşe göre, bu husus, peygamberden sonra gelen bütün İslâm devlet reislerine de vaciptir. Yalnız, mesalih-i umumi için ayrılan maldan çıkarılacaktır. Yerinde hadis şerhine bakılsın.

   Aynca zekâtın sarfedilecek yerlerden birisi de Ayet-i kerimedeki garimindir. Garim ise, seleften bazı müfessirlere göre (evi yanmış kimsedir) hülasa  İslâmiyet sigortacılık fikrine yer vermektedir. Yeter ki onun ruhuna aykırı düşmiyen şartlar dairesinde tahakkuk etsin.

    Hanefi ulemasından Allame İbnilabidin, cihad bahsinde bu mevzuu oldukça geniş bir şekilde ele almıştır. Gerçekten şayanı tavsiyedir. Şimdilik bu kadar."    

(1) Buharı, Müslim."   ( S.Yüksel, İslami  Araştırmalar, sh:282-284)

                                                                   SİGORTA

      "Sigorta günümüz ekonomi dünyasına ait meselelerdendir. Batı kökenlidir. Sigorta Ortaçağda Venedik tacirleri tarafından başlatılmıştır. İlk devrelerde gemilerin ve ticarî mallann uğradığı zararı tazmin şeklinde başlayan bu iş, gelişerek daha değişik sahaları da içine almış, islâm ülkeleri de dahil olmak üzere bütün dünyaya yayılmıştır.

     Sigorta'nın sahası o kadar genişletilmiş ve bu muamelenin, her-şeyden önce beşer karihasından çıkması ve dinî bir temelden yoksun olması sebebiyle, öyle meselelere teşmil edilmiştir ki, Profesör M. Ebû Zehra'nın deyimiyle; "Sigortanın aslının, ortaçağda Venedik tacirleri arasında karşılıklı yardımlaşmayı esas alarak doğduğu doğrudur. Ancak Venedik tacirlerinin zamanından sonra iktisâdi hayata hakim olan Yahudiler onu yardımlaşma manasından, şu açık kazanç ve istismar manâsına çevirdiler. Bu manâ değişikliğinden sonra, hâlâ yardımlaşma manasına aldanarak sarılan kimse, aslı helâl olan üzümden yapıldığı için; şarabı da helâl sayan kimseye benzer. Biz deriz ki: "Kazanç şirketlerinin yürüttüğü sigorta, yardımlaşma esasına dayanan sigortanın değişmesinden meydana gelen bir sigorta şekli de değildir. Birincinin ismini taşısa da, mahiyeti tamamen değişiktir. Beyaza zenci diyen onu zenciliğe çeviremediği gibi, zenciye beyaz diyen de onu beyaz yapamaz."

     "Kâr sigortasının kapısını açmak, ortaya çok acayip şekiller çıkardı. Öyle ki, kadınların bacaklarının ve güzelliklerinin sigorta edildiğini görüyoruz. Temeli kâr olduktan sonra bu netice tabiidir. Şimdi bu çeşit sigorta, Venedik tacirlerinin başlattığı yardımlaşma sigortasının devamı sayılabilir mi? Hayır, yalnız her yerde istismar ve menfaat yolları arayan yahudi kafası, kötülüğün ve fesadın kaynağıdır." (559)

    Yahudi kafası girdiği için de şarkıcının sesiyle, dansözün bacağı sigortaya mahal olmuş, milletvekili aldığı oyları veya partideki mevkiini, otoritesini sigorta ettirme yoluna gitmiştir. Bundan da öte sigorta şirketleri, birbirini sigorta ederek sigortalar üstü bir sigorta sistemi oluşturmuşlar, buna da sigortanın sigortası ismini takmışlardır.

    Sigortanın mahiyeti kaba hatlarıyla şudur:

    Sigorta şirketi, şahsın veya malın başına gelebilecek tehlikelere karşı, onun ödeyeceği belirli bir aidat karşılığında, hayatını, malını veya ona ait herhangi bir şeyi teminat altına almakta, bunu bir sözleşmeyle tesbit etmektedir. Sigorta ettiren şahıs, ödemesi gereken miktarı belirli taksitlerle ödemekte, şayet sigorta sözleşmesinde zikredilen konuda bir tehlike (riziko) meydana gelirse, sigorta eden taraf sigortalının ödediği miktarın çok üstünde bir meblağı tazminat olarak sigortalıya vermektedir. Şayet bir tehlike ve kazaya maruz kalınmazsa sigortalının ödediği meblağ sigorta eden tarafta kalmaktadır.

   Müdafa edenlerce sigorta bir yardımlaşma müessesesidir. Ancak başına bir felâket gelen fakat sigortasız olan şahsa, sigorta şirketleri, zararını telâfi için, tabir caizse zırnık bile vermemektedir. İsterse zarar gören şahıs bütün varlığını kaybetsin. Şu denebilir: Bu bir karşılıklı menfaat alış-verişidir.

         SİGORTA   İLE   İLGİLİ   TENKİTLER  İSE  ŞUNLARDIR:

     1- Bu gün geçerli olan sigorta sözleşmesi, dinin haram saydığı kumarın bir çeşididir. Kumar, birisi karşılıksız zarara, diğeri de kazanca hazır iki tarafın bulunduğu bir sözleşmedir.

   Sigorta edilen mala zarar gelmezse, prim ödeyenin kendisi hiçbir şekilde istifade edemez. Bir karşılık olmaksızın şirkete ödenen bu para, şirket için helâl olabilir mi? Zira sigortalı bu parayı bağış olsun diye vermemiştir.

   Bu arada sigortalı taraf, sigorta şirketinden elde edeceği fazla miktara göz dikerek kasıtlı bir kaza veya felâkete sebep olur, bu da tesbit edilemez ise, bu sefer de kazaya uğramayıp da sadece prim ödeyenlerin ödediği miktarlardan buna ödeme yapılırsa durum ne olur?

     2- Bu günkü sigorta sözleşmesi, dinin haram kıldığı, unsurlarından birisi meçhul (garar) alışverişi  kabilindendir.  Meselâ, avlanmamış balığın satışı buna örnektir. Balık elde yoktur, ele geçeceği de şüphelidir. Sigortaya konu olan kaza ve felâketin olup olmayacağı da aynı şüpheyi  aksettirmektedir.

    Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurur: "Sudaki balığı satın almayınız, zira bu bir garardır." (56O)

    Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem:  Efendisinden  kaçan kölenin satışından, doğuruncaya kadar ki  süre  içinde  hayvanın  karnındaki  yavrunun satışından, hayvanın memelerindeki sütün satışından,  paylaştırılıncaya  kadar ganimet mallarının satışından nehyetmiştir.

     3- Sigorta şirketinin borçlanması, meydana gelip gelmeyeceği belli olmayan bir risk üzerinde cereyan eder. Risk meydana gelirse şirket sözleşmede belirtilen meblağı öder. Risk meydana gelmezse şirket  ödeme ile yükümlü değildir. Bunun gerisinde ihtikâra dayalı haksız kazanç, yolsuz  servet   yığma, gayretsiz aşırı sermaye birikimi sağlama düşüncesi yatar. Dr. İsa  Abdûh   "Sigorta, Aslı ve Çaresi" adlı eserinde (S, 41)  bunu şöyle dile getirir:

     "Aktif  ve mütevazı bir sigorta şirketi 1968 yılında tek başına, sermayesinin dörtte biri kadar saf kâr sağladı. Bu kâr, tüzük gereği şirketin ortakları arasında paylaşıldı, sigortalılara ulaşmadı."

       4- Sigorta, varlığını, İslâm'ın haram kıldığı faiz muameleleri üzerinde sürdürür.

     5- Sigorta  güven ve menfaat alış-verişidir. Sigortalı -yani gelecek bir tehlikeye karşı kendini korumaya titizlik gösteren kişidir- bu tehlike ve felâket sebebiyle kendine bir zarar gelirse, şirketten tazminat hakkı satın almış olur. Bunun için sigortalı aylık taksitler veya senelik aidat olarak (prim) belirli bir miktarı, sigorta şirketine öder. Bu ise sigortalı taraf açısından  göz  kararı,  kabala bir alış muamelesi, diğer taraf için (sigortacı) ise karşılıksız servet  biriktirmedir.  (561)

    Mısır  ulemasından  Mustafa  el-Hamamî  sigortanın  aleyhinde  şu  görüşü  serdeder:

   "Sigortanın bütün çeşitleri haramdır. Aynen piyangodan bir nevidir. Çünkü sigorta şirketi, evini  sigorta  etmek  isteyen  kimseye,   "Her yıl bana şu kadar prim ödeyeceksin. Eğer evin yanarsa ben değerini ödeyeceğim, yanmazsa da sen taksitini ödemeye devam edeceksin" demektedir. Demek ki ev yanarsa sigorta değerini ödeyecek, yanmazsa ödenen taksitler beyhude gitmiş olacaktır. Bu aynen piyangoya benziyor. Çünkü bir çok kimse her yıl bir veya bir kaç defa piyango bileti alır ama bir defa olsun  kendisine  bir şey  çıkmaz. Bazıları da vardır ki,  yalnız  bir  defa  bilet  alır  ve  kendisine  para  çıkar."  (562)

    4 Rebiü'l- Ahir 1397 (..Mart 1976) tarihinde Mekke-i Mükerremede Abdullah b. Humeyd'in  başkanlığında, Muhammed Ali el-Harekân, Abdül Aziz bin Bâz, Muhammed b. Abdullah es-Sebil, Salih b. Asîmeyn, Muhammed Reşid Kabam, Mustafa ez-Zerka, Muhammed  Reşîdî,  Abdül Kuddûs el-Haşimî  en-Nedevî   ve Ebû Bekir Cûmî'den oluşan bir fıkıh heyeti toplanmış, sigorta meselesini ele alıp inceden inceye tetkik ettikten sonra Mustafa ez-Zerka hariç, ittifakla sigortanın bütün çeşitlerinin haram olduğuna karar vermişlerdir.

       Alınan kararın özeti şöyledir:

      l- Sigorta akdi, garar (aldanma) tazammum eder. Çünkü sigortalı ne kadar vereceğini, ne kadar alacağını bilmiyor. Belki bir iki taksit ödedikten sonra bir âfet gelir çatar, bunun üzerine sigortalı malın bütün bedeleni sigorta şirketinden alır. Belki de bütün taksitleri yatırdığı halde malı  âfetten  mahfuz  kaldığı  için  hiç  bir  şey  almaz.

     2- Sigorta kumarın bir çeşididir. Çünkü sigorta şirketinin, meydana gelen felâkette hiçbir rolü yoktur, ama sigortalının malı helak olursa sigorta şirketi bedelini vermektedir. Yahud devamlı musibetten masun kaldığı için bedelsiz olarak taksitleri almış olmaktadır.

   3- Sigorta ribe'1-fadl ve ribe'n-Nesîe'yi tazammun eder. Çünkü sigorta iştirakçiye verdiğinden fazlasını verirse   ribe'1-fadl   ve  bir  müddet sonra  olduğu  için  de  ribe'n  nesîe olur.

    4- Sigorta muamelesinde bedelsiz olarak başkasının malının alınması vardır. Bu da : "Ey iman edenler, mallarınızı aranızda haksız yere yemeyiniz"  (563)  âyetindeki yasağın şümulüne girer.

          Sigorta'nın Mubah Olduğuna Dair Serdedilen Delillere Cevabımız Şudur:

   a- Sigorta'nın mubah olması için maslahat ile istidlal etmek doğru değildir. Zira maslahat Şeriatte üç kısımdır.

   Birincisi:    Şeriat onu açıklamadığı, tavzihi müctehidlere kaldığı için ictihadî bir  meseledir.

   İkincisi:     Şeriat onu kabul ettiği için helâldir.

   Üçüncüsü: Şeriat onu reddettiği için haramdır. Sigorta da bu kabildendir. Çünkü onda garar, kumar ve riba vardır.

   b- "Eşya aslında helâldir" şeklindeki kaide, sigortanın helâl olması için bir belge teşkil etmez.  Çünkü  bu  Kur'an  ve  Sünnete  ters  düşer.

   c- "Zaruret yasak olan şeyi mubah kılar" kaidesi de bunun için bir delil olamaz. Çünkü burada  helâli  mubah  kılacak  kadar  zorlayıcı  bir  şey  yoktur.

  d- "Sigorta akdi, mudarebe kabilinden bir akittir" demek te doğru değildir. Çünkü müdarebede sermaye, sahibinin mülkünden çıkmaz, gene onun mülkü sayılır. İstediği zaman onu geri alabilir. Fakat sigortada durum böyle değildir. Mal, sahibinin elinden çıkar bir daha da geri alınamaz.

  e- "Sigorta akdi, bir şeyi başkasına vermek için yapılan taahhüde kıyasen caizdir" demek te doğru değildir.  Çünkü taahhüd  meselesi bir teberru ve ahlâki bir meseledir. Ticaretle bir ilgisi yoktur.  Sigorta  ise  sadece  ticarî  ve  kâr  amacı  güden  bir  muameledir.

  f- "Sigorta akdini, emeklilik meselesine kıyas etmek" te yanlıştır. Çünkü emeklilik meselesinde, "Ulû'1-Emr vatandaşın velisi olarak emeklilik zamanı gelince kendisine maaş bağlar." (564)

                              

559- Sigorta Hakkında İslâm'ın Hükmü: A. Nasıh Ulvan

560- Ahraed Ibni Hanbel, Taberânî.

561-  Sigorta Hakkında İslâm'ın Hükmü: A. Nasılı Divan

562- Günümüz Meselelerine Fetvalar: Halil Günenç, c: I, sh: 148

563-en-Nisâ, 29

564-Günümüz Meselelerine Fetvalar: Halil Günenç, c: I, sh: 149-1505"   (İsmail  Kaya, İslam

        Dini  ve İlmihali,sh:351-354)