ABDESTTE   YALIN   AYAĞA   MESHETME

Sadreddin YÜKSEL

     Şiiler, abdestte yalın ayak mesh edilir, diyorlar. Halbuki Sahîhayn’daki şu hadis, bu görüşü sarahaten reddeder: "Resûlulullah Efendimiz bir cemaat gördü ki abdest almış, fakat topuklarına su değmemiş. Bunun üzerine Peygamber (SAV): Ateşte yanacakları için vay bu topukların haline, diye teessürlerini bildirdi."

      Müfessir Zemahşerî diyor ki: "Ayaklarınızı her iki aşık kemiğine kadar yıkayın" ayetindeki "İlel Ka’beyn" kaydı, "ayaklar meshedilir" şeklindeki yanlış tahmini bertaraf etmek içindir. Zira meshedilen âza için Şeriatta bir had tayin edilmemiştir. Câferiyye fırkasının delili de "ve erculekum" kelimesindeki esre kıraatidir. Yani bir kırata göre "ve erculekum" kelimesi esreli okunur. Şia da bu kıraate yapışarak demiştir ki: Esreli "ve erculikum", "biruûsikum" kelimesi üzerine atıftır. Öyle ise abdestte ayaklar da baş gibi meshedilebilir. Halbuki nesbe (üstün) kıratinde ki ekseriyetin kıraati de budur- "ve erculekum" kelimesi "vücûhekum" (yüzleriniz) kelimesi üzerine atfolur. Bu takdirde hüküm zahirîdir. Esre kıraatine gelince, o takdirde dahi "ve erculikum" kelimesi, "vücûhekum" üzerine atfedilir. Hüküm bakımından ikisi de birdir; hiçbir değişiklik yoktur. Yalnız mecrur (esreli) okunur. Çünkü mecrur "ruûsikum" kelimesinin komşusudur. Yoksa onun üzerine atfedildiği için değildir. Buna "cerr-i civâr" (komşuluk için esre) denir. Kur’an’da da, Arap şiir ve sözlerinde de bunun bir çok misalleri vardır. Mesela: "İnnî ehâfü aleyküm azâbe yevmin elîmin" gibi. Bu, manen azab kelimesinin sıfatı olmasına rağmen mecrur "yevmin" kelimesine komşu olduğu iç.in bazı kurrâlar tarafından mecrur okunmuştur. Ve "Vâkıa" suresindeki "ve hürin înin" kelimesi gibi. Bu da Hamza ve Kıssaî’ye göre "cerr-i civâr" ile okunur. "Ve hâzâ cühru dabbin haribin" "Bu kertenkelenin yıkılmış inidir"sözü gibi. Burada "harıbin" kelimesi merf (örteli) "cühru" kelimesinin sıfatıdır; fakat "dabbin" kelimesi için mecrur okunur. Cerr-i civâr o kadar geniş bir mevzudur ki nahiv bilginleri eserlerinde bunun için müstakil bir bahis açmışlardır.

    Hem, abdestte yalın ayakları yıkamak hükmü, tevatürlü bir tarzda sâbit olmuştur, çünkü Peygamber ve Sahabe-i Kirâm hayatları boyunca yalın ayaklarını yıkamış ve mestli ayaklarını da meshetmişlerdir. Atâ demiştir ki: "Bildiğim göre Resûlullah’ın Sahabelerinden hiçbirisi yalın ayakları üzerine meshetmemiştir." Demek oluyor k, bu hükmün aksini iddia eden Şia’nın elinde birkaç tane uydurma hikayeden başka hiçbir senet yoktur.

     Şia övünerek diyor ki: "Cafer-i Sâdık ve Musa Kâzım’ın etbâından olan Hakem oğlu Hişam Şia mezhebine dair bir çok kitaplar yazmıştır. Onlardan meşhur olanlar yirmi dokuz kitabdır." (1) Halbuki Şehristani’nin "Milel ve Nihal" adlı kitabına bakılırsa bu şahıs (Hakem oğlu Hişam) hem Hazreti Ali’yi ilahlaştırmış ve hem Allah’ın cismi, mekanı var, diye saçmalamıştır. Artık siz, Şia mezhebinin sağlamlık derecesini düşünün. Böyle bir şahsın kaleminden hiç müsbet ve zehirsiz bir fikrin çıkması tasavvur edilebilir mi? Evet, Şiiler için bunca eserler yazan bu adam, inancı bakımından son derece çürüktür. Bilmem hangisi çürük değil! A’yun oğlu Zerâre mi, Müslim oğlu Muhammed mi, Ehl-i Sünet’in "Şeytânu’t-Tâk" dedikleri Mü’minü’t-Tâk mı? (2) Kimisi Allah’a mekan, cihet ve  cisim  isnad  eder;  kimisi  de  Allah’ın   ilm-i  ezelisni  inkar  eder…

Dipnotlar

"Mürâcaât" adlı kitaptan alınmıştır.

"Milel, Nihal" kitabının 108. sayfasına bakılsın.

(Bu makale Muhterem Sadreddin Yüksel Hocaefendi’nin Dinî ve İlmî İncelemeler (İstanbul 1969, Ötüken Yayınevi) isimli eserinin 149-151. sahifelerinden alınmıştır)  A. AZİZ