Esselamü aleyküm...
Reşat Nuri Erol Bey; eğer 12.10.2005 Çarşamba günü saat 22.40
sularında TV5'de "Ramazan Medeniyeti" e katılan katılımcı siz
değilseniz aşağıdaki yazı size değldir. Ancak ben sizi benzeterek
gönderdim. Şayet sizseniz söylediklerimin çok az olduğunu da bilesiniz.
Henüz kesin olarak siz olduğunuzu bilemiyorum, ancak benzetme yoluyla yazıyorum.
"Ramazan Medeniyeti" adlı bir programda üç kişi sohbet sonlarında nereden ihtiyaç duyuldu, kime hoş görünmek istediniz bir tülü anlayamadım. Programınızın adı "Ramazan Medeniyeti" olmasına rağmen siz kuş zekanızla bu medeniyeti altüst etmeye kalktınız. Ramazan denilince Rüyet akla gelmeliydi. . Bizim İslam medeniyetimiz budur. Geleneğimiz budur. Dinimiz budur. Ulemamızın beyanı budur. Peki aptal adam sen rüyeti gündeme getirenleri fitneciler olarak suçlarken hangi dine, hangi peygambere, hangi mezhebe, hangi alime göre reddetmeğe kalkıştın? Burada fitneciler tabirin benim Peygamberime (SAV) kadar gitti. Sen kim oluyorsun da öyle pervasızca edepsizce konuşabiliyorsun... Seni Rabbime ve O'nun son Peygamberi fitneci dediğin Hz. Muhammed (SAV)'e şikayet ediyorum... Çünkü "Rüyeti" emreden kainatın efendisi Hz. Muhammed (SAV)'dir ve aynen şöyle buyurmuşlardır: "Hilâli görmekle oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezseniz, şaban ayının günlerini otuza tamamlayınız". Bu pislik kelimelerle Fahri kainat Hz. Peygamberimizn (SAV)'in safında değil de, aynen zındık Yaşar Nuri Öztürk'ün safında yer almış oldun. Sizden hemen sonra Ekrana çıkan "Enver Baytan" hoca efendi; hesaba itibar edilemeyeceğini, asıl olanın Rüyet= gözle görülmek olduğunu açıkladı. Sizin gibi geri zekalılara göre demek ki başta Efendimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) olmak üzere Hz. Peygamber (SAV)'in sünnetine uyup onun yolunda gidenlerin hepsi fitneci, öyle mi? Rabbim sizi ve sizin gibi ahmakları ıslah eylesin... Şu yazıyı okursanız hediye olsun diye gönderiyorum......
"RÜYET-İ HİLÂL" MESELESİ
Kur'an-ı Kerim'de: "(O sayılı günler) Ramazan
ayıdır ki, Kur'an o ayda indirilmiştir. (O Kur'an ki) İnsanlara (Mahz-ı)
hidâyet'dir. Öyle ise içinizden kim o aya (Ramazan'a) erişirse onu (orucunu)
tutsun"(27) hükmü beyan buyurulmuştur. Görüldüğü gibi oruç ibadeti'nin Ramazan
ayında "Farz" olduğu kat'i nass'la sabittir. Bu durumda; o aya girilip,
girilmediğinin nasıl tesbit edileceği önemlidir.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Hilâli
görmekle oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin. Eğer hava bulutlu
olduğu için hilâli göremezseniz, şaban ayının günlerini otuza tamamlayınız" (28)
buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası: "Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü;
akşam üzeri gurub vaktinde, insanların hilâli gözlemeleri vacibtir. Hilâli
görürlerse, ertesi gün Ramazan ayı orucuna başlarlar. Eğer hava bulutlu olduğu
için hilâli göremezlerse, şaban ayını otuz güne tamamlarlar"(29)) hükmünde
ittifak etmiştir. Bu hususta tek bir ihtilâf mevcud değildir.(30) Hatta ihtilâfa
medar olabilecek tek bir zayıf kavil dahi yoktur.
Hilâli gözleyen ve gördüğünü beyan
eden kimsenin "Adil" olması şarttır. İmam-ı Merginani: "Mutlaka adalet aranır.
Zira İslâmi meselelerde fasıkın sözü makbûl değildir. Tahavi'nin "İster adil
olsun, İster adil olmasın" sözünün tevili, mestur olması (yani adil mi, fasık
mı olduğu belinmeyen) halidir"(31) hükmünü zikreder. Hilâli tek başına gördüğünü
beyan eden fasık bir kimse; "Ulû'lemr" veya "Kadı'ya" müracaat eder. Eğer
bunlar; "Hilâli gördüğü hususundaki" beyanını tasdik ederlerse, mesele yoktur.
Bütün mü'minlerin oruca başlaması gerekir. Ancak adil bir kimse; hilâli
gördüğünü beyan ederse "Kadı" tasdik etsin veya etmesin bunu duyan kimselere
oruç'a başlamak farz olur.(32)
Astronomi alimlerinin; ayın hareketlerini esas alarak yaptıkları hesaplara
itibar edilerek, Ramazan ayına başlanılmaz. İbn-i Abidin: "Muvakkitlerin (Hesap
uzmanlarının) sözüne itibar yoktur. Yani halka oruç farz olmak için, onların
sözü delil olmaz. Hatta Mirac adlı kitabta; "Müneccimin (İlm-i Nücûm'da
(Astronomi'de) ihtisas sahibi kimsenin) kendi hesabı ile amel etmesi caiz
değildir" denilmiştir. Nehir'de de şu ibare vardır: Muvakkitlerin filan gecede
hilâl gökyüzünde şöyle görülecektir demeleri ile oruç tutmak lâzım gelmez. Sahih
kavle göre, velev ki adalet sahibi olsunlar"(33) hükmünü beyan etmektedir.
Feteva-ı Hindiyye'de: "Hilâl meselesinde, müneccimlerin haberlerine müracaat
edilemeyeceği gibi, sahih olan kavle göre onların sözleri de kabul edilemez.
Siracül vehhac'ta da böyledir. Hatta bir müneccimin; bu hususta yaptığı hesapla,
kendisinin amel etmesi de caiz değildir. Miracud'diraye'de de böyle
zikredilmiştir"(34) hükmü kayıtlıdır. Meselenin özü şudur. İslâm ûleması,
astronomi ilminin sonuçlarını inkâr noktasında değildir. Ancak hîlâl'in
gözlenmesi nass'la sabit olan bir ameldir. Nitekim Hanefi Fûkahası, bunun "Vacib"
olduğuna kaildir. İlmin ilerlemiş olması, herhangi bir "Vacib"i ortadan
kaldırmaz. Kaldı ki; gözle görmenin kalbe vereceği kat'i azimle, "Takvim
yaprağına" bakmak arasında korkunç bir fark mevcuddur.
Resûl-i Ekrem (sav)'in : "Orucunuz
hepinizin oruç tuttuğu gün, bayramınız da hepinizin iftar ettiği gündür"(35)
buyurduğu bilinmektedir. İbn-i Abidin; bu Hadis-i Şerifi Tirmizi ve diğerlerinin
rivayet ettiğini beyân etmektedir. Ramazan ayı'nın yirmi dokuzunda; "Şevval
Hilâli" gözetlenir, Şevval hilâlini bir kişinin görmesi ile iftar edilmez,
ihtiyata riayet esastır. Ancak bir topluluk görürse, iftar edilir.(36) Meselenin
özü şudur: bir kimse şevvali gördüğünü "Veliyyü'lemr" veya "Kadı'ya" müracaat
ederek beyan ederse; onlar tasdik ettiği anda, "Bayram" ilân olunmuş demektir!..
Lâik olan (Yâni din ile dünya işlerini ayrı mütâlâa eden) devlet'ler; Ramazan
ayının girişini ve bayram'ı ilân etme hakkına haiz değildirler. Zira bu İslâmi
bir meseledir. Onların bu konuda "Velâyet" hakkı yoktur. Velev ki, ilân etseler
dâhi, hükmen geçerli değildir!.. Zira "Velâyet" hakkı; bey'at sonucu ortaya
çıkan bir hadisedir. Halbuki Laik devlet; hangi dinden olursa olsun bütün
vatandaşlarını eşit kabul etmek zorundadır. Nasıl Hristiyan ve Yahudilerin
"Bayram" günlerini ilân etmiyorsa; müslümanların "Bayram" günlerini de ilân
edemez. Ettiği takdirde; vatandaşlar arasında eşitliği bozmuş ve "Din İstismarı"
yapmış olur!..
Abdullah AZİZ