Rejim, ahlak ve zihniyet

   Demokrasilerde millet iradesi, dinlerde ve dine dayalı yönetimlerde Allah iradesi en üstündür. Birincisinde milletin, ikincisinde Allah'ın iradesini, çeşitli bahaneler, işi kitabına uydurmaya yönelik yorumlar, kişi ve zümre çıkarını ve iradesini öne almalar... sebebiyle askıya alanlar, engelleyenler, erteleyenler istismarcıdır, gerçek demokrat veya İslamcı/şeriatçı değildir. Birincisi demokrasi, milletin çıkarı, rejimin ve vatanın korunması gibi değerleri, ikincisi de dini istismar ediyor, dayandıkları temellere aykırı olan fert veya zümre iradesini, beşerî düşünce ve ideolojileri hakim kılıyorlar demektir.

   Bu bilinen gerçeği niçin tekrarladık, hatırlamak istedik?

   Hem demokrat hem de İslamcı geçinen bazı ülkelerde bu istismarlar ve aldatmalar hâlâ açık veya kapalı olarak yapılmaktadır da onun için.

   Bir  yerlerde İslamî bir yönetim kurulduğu ilan ediliyor, arkasından İslam adına yapılan şeyin   kadını   eve kapatmak, meyhaneleri kapatmak, zina eden, çalan, sarhoş olan... kimselere (daha çok da arkası olmayan zayıflara) fıkıhta öngörülen cezaları uygulamaktan ibaret olduğunu görüyoruz.  İslam'ın bilgisi ve ahlakını yayma, hukuki ve sosyal adaletini uygulama,  dinamizmini yaşama adına yapılan bir şey, bu alanlarda atılan bir adım yok. Allah'ın muradını doğru anlayıp uygulayabilmek için gerekli bulunan "alimler meclisine danışma" yok. İşbaşına gelebilmek için şart koşulan ehliyete riayet yok. Ehliyetini kaybedenlerin işten uzaklaştırılmaları ve yerlerine halkın hür iradesi ile seçeceği kimselerin getirilmesi imkanı yok. İslam'ın ve Müslümanlar'ın düşmanlarını caydıracak ölçüde güçlü olmak için plan ve gayret yok.   Hasılı   İslâmî   devletin  (şeriat yönetiminin) adı  var,  kırıntıları  var,  kendisi yok.

    Şeriat yönetimi insan hak ve hürriyetlerine aykırı ve çağdaş değil diyerek gerekirse ihtilal yaparak, insanları asıp keserek, yurtlarından sürerek... rejimi değiştiren ve demokratik cumhuriyeti   ilan eden   bazı ülkelere bakıyoruz; burada da demokrasinin olmazsa olmaz ilkesi "kayıtsız   şartsız millet hakimiyeti" çeşitli bahaneler ve aldatmacalarla rafa kaldırılmış veya daraltılmış, bunun yerine kendi selahiyeti kendinden menkul olup durumdan vazife çıkaran bazı asker ve sivil gruplar hakimiyeti ele almışlar, milletin dediği ve dilediği değil, onların dediği ve istediği oluyor. Demokrasi, millet hakimiyeti, insan hakları filan dediğiniz zaman, bir şeyleri koruma   bahanesini/zaruretini   ileri   sürüyorlar;   bunları halkın, demokratik   kurumlarla   koruyamadığını, bu sebeple kendilerinin –bazan anayasaya da madde koyarak- kurumlaştırdıkları   zümre hakimiyetini devreye sokmanın zaruret halini aldığını   iddia ediyorlar.   Bu   ülkelerde demokrasinin bir belası da siyasete bulaşan, siyasileşen yargı   oluyor. Siyasi taraf tutma veya ideolojik saiklerle yargı, meclis ve hükumet kararlarına,   icraatına   engel koyuyor, halkın iradesine karşı çıkıyor. Bunun bizdeki tipik örneği   başörtüsü meslesidir. Halkın kahir   ekseriyeti   okullarda   (özellikle de üniversitelerde) başörtüsünün   serbest olmasından yana oldukları, bugünki iktidar da bunu istediği halde ideolojik yargı kararları   ile halk iradesine karşı işleyen zümre hakimiyeti yüzünden yasak devam ediyor. Halk   kendisi için faydalı olanı bilemiyor, halkın meşru/seçilmiş   temsilcileri yetersiz kalıyor, durumdan selahiyet ve vazife çıkaranlar mehdiliğe   soyunup   sözde   halkı   ve   ülkeyi   koruyorlar.

   Sonuç olarak şunu söylemek gerekiyor: İster şeriat desinler ister demokrasi, rejimin rejim olabilmesi,   amacının gerçekleşebilmesi için ahlaka ve zihniyete ihtiyaç olduğu apaçık ortadadır. Yönetenler ve yönetilenlerde   ahlak ve zihniyet kusurları varsa ne demokrasi olur ne de şeriat; olan bu kavramların ve değerlerin istismarından ibarettir.