Hadis
                                                           Hayri Kırbaşoğlu      
-2-

                                  Temmuz/Ağustos 91 sayı:4-5
 
 haksozwebteam   2.7.2002
                           

Doç.Dr.M.Hayri Kırbaşoğlu, Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Hadis Kürsüsü'nde öğretim görevlisidir. Konusuyla ilgili değişik makaleleri ve çevirileri neşredilmiştir. Ayrıca neşredileceği ifade edilen "Sünnet'in günümüz meseleleri karşısındaki değeri ve tanımı" İle ilgili önemli çalışmaları bulunmakladır.
- Peki bu sarraflar hangi ölçüye göre davranacaklar. Mesela Şia'dan mı olacaklar, Ehl-i Sünnet'ten mi... ?

- Farketmez. Önemli olan bu sarraflığı, yani bu beceriyi, bu melekeyi kazanmak için ne yapmak lazım; nasıl bir eğitim takip etmek, nasıl bir metod izlemek lazım geldiğidir. Bence bunların üzerinde tartışmak gerekir. Önce hedefleri, ana hatları belirlemek lazım. Sonra bunu nasıl yapacağımızı tartışmak lazım. Tartışırken de farklı metodlar izleyebilirsiniz. Mutlaka tek bir metodun olması da şart değil.
Ama bir çok noktada bir mutabakata da gidilecektir. Mesela hadislerin tarihi olaylarla da mutabakat içinde olması gereklidir. Müslim'de öyle hadisler var ki, bunlar tarihi olaylarla çeliştiği için, bunları hadisçiler reddediyor. Aslında bunlar bilinmiyor. Hadisçiler de kendi kendilerini gerçekten eleştirmişlerdir. Bize bugün sünnet, hadis konusunda bilgi veren kitaplar son elden yazılan eserlerdir. Sathidir. Ve tarihte vuku bulan gelişmelerin hepsini aksettirmez. Müellifinin kendi tercihini aksettirir.
Mesela Ibn Hacer hadis konusunda bir kitap yazmışsa bu, İbn Hacer'in tercih ettiği görüşler istikametinde yazılmıştır. O kitapta yazılanların aksine görüş ileri süren bir çok hadisçi vardır.

- Hocam. Bu hadis değerlendirilmeleri arasında çok daha Önemli yer tutan konu bildiğiniz gibi Peygamber'in fonksiyonudur. Bu konudaki görüşlerinizi biraz daha açar mısınız?

- Hz. Peygamberin sünneti devre dışı bırakılırsa bu en başta eğitim açısından rnahsurludur. Eğitimcilerin hepsi, en etkili eğitim metodlarından birinin Örnekleme metodu olduğunu kabul etmişlerdir. Bazı şeyleri insanlara peygamberler aracılığıyla izah etmek gerekiyor. Bak peygamber şöyle yaptı. O şekilde yap denilir. Peygamberi örnek alması tavsiye ediliyor. Mesela evde çocuklar babayı örnek alırlar. Kendini örnek alınmasını istersin. Senin hareketlerini takip ediyor. Zaten Kur'an da buna işaret ediyor. Rasulde sizin için güzel bir örnek vardır. Bir örneklik nasıl olacak. Elbette Kur'an'ın uygulanması yaşanması, yorumlanması, anlaşılması gibi konularda olacak. Zaten Hz. Aişe'nin «O'nun ahlakı Kur'an'dı» demesi onun ahlakını Kur'an'la sınırlaması Hz, Peygamber'in hayatının gidişatının Kur'an kaynaklı olduğunu gösterir. Başka bir kaynak söz konusu değil. Ama başka bir kaynak da var. Nasıl var? Tabii bu ahkam konusunda değil. Mesela bir takım kıssalar anlatıyor. Bundan İslami bir ders çıkartılmasıdır amaç olan. Kıssalar insanların eğitilmesinde önemli bir metoddur. Hatta Kur'an bol bol kıssalara müracaat ediyor. Bu kıssaların gerçekliği olmayabilir. Alimler tartışıyor. Mesela Subhi Salih, Adem'in cennetten inmesi kıssasının sembolik bir anlatım olduğunu gerçekte böyle bir olay olmadığını söylüyor. Hatta Hamidullah hocanın da Kur'an'da zikredilen kıssaların mutlaka tarihte olması gerekmediği kanaatinde olduğu söyleniyor. Önemli olan vuku bulup bulmadığı değil ondan çıkarılacak ahlaki ders. Bu da islam'ın amacına hizmet ettiği sürece kıssalar anlatılabilir. Cahiliyye toplumunda bu kıssalar yaygın olduğu için Rasul (s) bazen başvurmuş olabilir. Önemli olan sonuçtur.
Demek ki önemli olan Kur'an'ın hedefleri ve amaçlarıdır. Bu amaçları gerçekleştirmede Hz. Peygamber kıssaları vesile kılıp onları amacı doğrultusunda kullanmıştır. Önemli olan Kur'an düşüncesini esas alan bir toplum oluşturmaktır.

- Ahkam hadislerini değerlendirme konusunda ki görüşlerinizi de alabilir miyiz ?

- Ahkamla ilgili hadislerde problem çıkıyor. Zaten ahkam hadislerinin işine gelenini almak, işine gelmeyeni almamak senin bileceğin iş. Bizim alimlerde öyle yapmış. Mesela Hanefiler, metodlarına uygun olmadığı için bazen hadisleri almamışlar. Öbürleri de almış. Bugün kitaplardaki her hadisi alacaksın diye bir şey yok. Buhari'de o kadar çok hadis var ki Hanefiler hiç birini almamış. Niye o Buhari'ye göre sahih, imam Azam Ebu Hanife'ye göre sahih değildir. Bu hürriyette olduğuna göre kimse kimseyi bu hadisi alacaksın diye zorlayamaz. Buhari için bile diyemez. Orda da bir serbestlik var. O zaman bize düşen nedir? Yapılacak araştırmalarla, islam'a uygun olmayan hadisleri tashih etmek ve temizlemek gerekir. Ben bugün biliyorum ki en büyük sıkıntı hadislerden kaynaklanıyor. Bu şuna benziyor: İslam alimleri bu rivayetleri asırlar boyu kalburdan geçirmiş. Ama bu rivayetler kalburdan geçmiş, elekten geçmemiş. Elek daha incedir. Şimdi bize düşen onları elekten geçirmektir.

     Ayıklama faaliyeti yaklaşık 12-13 asır devam etmiş. Fakat son asırlarda düşüncenin gerilemesi, donuklaşmasından dolayı nasıl fıkıhta içtihad hareketi durmuşsa, tefsirde orijinalite kalmamışsa, hadiste de artık iş bitmiş demişler. Mesela İbn Haldun da bile bu var. İbn Haldun diyor ki: Rical konusunda her şey söylenmiştir. Artık bundan sonra hiç kimsenin söz söylemeye hakkı yoktur. Mukaddime'de bu var. Ama gerçek böyle değildir. Meseleleri yeniden ele almak lazım. Yeni bir hadis usulü gerekir. Benim de ilk planda gerçekleştirmeyi hedeflediğim iş budur.
     Bugün klasik metodun ve o şekilde bilinen ama aslında hakikatin sadece bir parçası olan bu metodun yeterli olmadığını görüyoruz. O zaman hem geçmiş kültürden yararlanarak, hem de kendimizden bir şeyler katarak yeni bir metod geliştirmeliyiz. Ve ikinci hamlede mevcut güvenilir kitaplarda yer alan bir takım islam'a aykırı rivayetler varsa, bunları tasfiye etmek, İslam'a uyanları da kitlelere intikal ettirmek gereklidir.

- Bu noktada konuya kitle açısından bakacak olursak, sizce toplumun öncelikli problemleri nedir?

- Bugün kitlelerin problemleri fıkhi hadisler, ahkam hadisleri değildir. Kitlelerde zaten din iman kalmamış. Toplumda Tevhid inancı var mı? Hatta ibadetlerdeki hale bakın. Adetler şu anda ayetleri geçmiş durumda. Farz namazında titiz olmayanlar, ibadetlerini teravih veya cuma namazlarına indirgemişler. Mesela bu bir Bid'attır. Yapılan çok ilginç anketler var. Adam içki içiyor, zekat veriyor, içki içiyor, cumaya gidiyor. Niye? Çünkü adamın din anlayışı bu. Lakin bunlar içkiden kurtulmak istiyor ama alkolizmden kurtarmak için müslümanların açtıkları merkezler var mı? Bir çok insan içkiyi bırakmaya hazır. Ama ona destek olacak insanlar lazım. Batı'da kilise bu tarz merkezler açarak insanları çekiyor. Biz de bu tarz merkezler kurabilsek, dini telkine çok açık olan bu insanları çekebiliriz. O sarhoşun içinde bir derdi vardır. O derdi paylaştığınız anda o insanı kendinize çekebilirsiniz.

      Mesela Afrika'da fakirliği istismar ederek Hristiyanlığı yaymaya çalışıyorlar. Bir başka yerde misyonerlerin kurduğu hastahaneler, aynı fonksiyonu görüyor. Bizim bugün esas yapmamız gereken iş bu. Onun dışında bir kere Tevhid anlayışı, kulluk, ibadet anlayışı açık, net bir şekilde ortaya konmamış. Helal haram kavramları açıklanmamış. Din kavramı nedir? Ortada bir şey yok. Temel kavramlar bir kere yerinden oynamış. Bence bu noktalar daha hayati öneme haiz. Bugün sünneti kabul etmek veya etmemek mi? Hayat akıp gidiyor. Bırakın sünneti, adam din sınırından çıkmış. Adamların ahiretleri tehlikede. Bugün hiç bir İslam ülkesinde yaşanan toplumsal hayatın kesinlikle islam'la alakası yok. Bir bütün olarak gayri Islami unsurlar daha çok.
     Bence meseleleri önem sırasına göre sıralamalıyız. Ve ona göre davranmalıyız. Garaudy'nin kitaplarını okuduysanız, görürsünüz ki bugün gezegenin derdini dert edinmek söz konusudur, insanlığın geleceği ne olacak. Garaudy bunları düşünüyor. Meseleleri bu boyutta ele almamız lazım. Her yerde aşırı bir ahlaki tefessüh var, sömürgecilik var. Hastalık var. Fakirlik var. Adil olmayan gelir dağılımı var. Ve bunların çoğu da İslam ülkelerinin problemleri. Dolayısiyle islam'ın daha evrensel meselelerine el atmak lazım. Bu evrensel meseleleri çözmek için, bence Kur'an bile yeter. Ama sünnetin fonksiyonunu tartışmak, müslümanlar için ve İslam'ın uygulanması için tabiiki bir zarurettir, inançlar, hedefler Kur'an'da zaten çizilmiştir. Ama bunu uygulamak için müslümanlar ilave ve açıklayıcı bilgilere muhtaçtır.
Şimdi benim görüşüm mü daha fazla kabul görür, yoksa bu Peygamber'in görüşüdür desem mi daha fazla kabul görür? Peygamber'in toplumda öncelikli yeri vardır. Rasulullah Usvetü'l Hasene'dir. Ona benzemeye çalışıyoruz. Ama bu hangi sınırlarda olacak.

- içinde yaşadığımız toplumun yukarıda zikrettiğiniz cahili tavırlarına, sahip olduğu Sünnet anlayışının da bir etkisi yok mudur?

- Bugün toplumdaki sünnet anlayışı yanlış. Zaten bunu düzeltmek için kendini görevlendirilmiş sayanlardan birisiyim. Her vesile ile bunun yanlış olduğunu nasıl anlamamız gerektiğini vurguluyorum. Bu görüşlerimi yaygınlaştırmaya azami gayret gösteriyorum. Tabii bu da yeterli değil. Bir şey uygulandığı müddetçe değerlidir. Mesela Kur'an rafta duruyor. Uygulanmadığı sürece ben onu ne yapayım?
   
Dinin kaynakları konusunu belirlememiz gerekir. Yine de bu konuda mevcutların en iyisi Hanefiler'dir. Hanefiler akaid konusunda mütevatir olma şartını koşuyor. Mütevatir tanımını ortaya koymuşlar. Bize düşen geçmişlerin koyduğu prensiplerle bu hadislerin uyuşup uymadığını incelemektir. Benim kanaatime göre bir çok hadis uymuyor. Niye? Kendileri diyor ki, mütevatir hadiste ravilerin cerh ve tadili olmaz. Cerh ve tadil ahad haberde olur. Bugün ise hadis kitaplarında mütevatir olduğu söylenen hadislerin hepsinde bir isnad vardır. Bu mütevatir değildir Ne olur? Ya meşhur olur ya müstefiz olur. Mütevatir hangisi? Yaşayan sünnetlerdir. Yaşayan sünnet bu anlamda mütevatirin karşılığıdır Bunları izah etmek lazımdır Mesela akaid kilabın da diyor ki bu hadis mütevatirdir, inkar edilirse şöyle olur, böyle olur. Yahu kardeşim önce mütevatir ne? Tanımda anlaşalım. Bu tanıma bunlar uyuyor mu? Bunu izah edeceksin. Eğer gerçekten karşındakinin aklı varsa bu uymuyor diyecek. Önemli olan kitleleri kazanmaktır. Soğutmak uzaklaştırmak değil. Bu konuda seçeceğimiz metodu iyi belirlememiz lazım.
   Hakikatları anlatmanın bir yolu ve bir ölçüsü vardır, ilaçların dozunu iyi ayarlamak lazım. Hani ilmi siyaset hikayesi misali gibi. Neyi, nasıl söylemek lazım. Şimdi o kadar güzel fikirleri vardır adamın. Fakat bunları güzel bir üslupla ifade edemediği için, hakikat dahi olsa o fikiri kabul görmüyor. Çalışmalarımızda geleneğe yer vermek lazımdır. Mesela desem ki, Buharı'nin en sahih hadisleri kapsadığı hükmü, keyfi ve zorba bir hükümdür. En az onun kadar sahih hadisler vardır desem, beni tefe koyarlar. Ama bunu geleneğin baş tacı ettiği bir Ibn Hümam Fethu'l Kadır'ınde veya Tavziu'l Efkar'da söylüyor dediğim zaman ne olur. Bu sefer akan sular durur. Onun böyle dediğini aktardığım zaman elini kolunu bağlarsın adamın. Bunlardan yararlanmamız gerekir.
     Yine Şatibî. Şatibi'nin görüşlerini Şatibî değil de bir başkası anlatsaydı büyük bir tepkiyle karşılaşırdı. Ama Şatibî deyince adam bir şey diyemiyor. Hakikaten büyük bir islam alimi. Bunu ihmal etmeyelim. Metodumuzu belirledikten sonra gelenekte bizim söylediklerimizi destekleyici mahiyette söyleyenler varsa bunu kullanmak lazım ki, karşı taraf da tatmin olsun Yoksa şimdi çıkın kürsüye, konferans verin sizi kimse dinlemez. Ama halkın sevgisini kazanmış birisi kürsiye çıksın, tamamen ters şeyleri bile halka kabul ettirebilir. Demek ki dikkat etmemiz gereken çok önemli hususlar vardır. Bunun da temelinde Kur'an'i prensipler olmalıdır Tatlı üslup, güzel tavır gereklidir. Bakıyorum sünnetin aleyhinde yazılanlar da, savunanlar da sert ve kırıcı bir üslup kullanıyorlar. Tekfir edici, dalaletle suçlayıcı ifadeler kullanılınca hiç kimse birbirinden etkilenmiyor. Bu, ilmi ortaya koyan faydalı tartışma türü değildir. Bu yaklaşımla bir milim bile ilerlenemez.

- Hocam, tekrar görüşmek dileğiyle teşekkürlerimizi sunuyoruz.

                                   

                                                           Sayfaya  dön  >>>