M.  Esed'in  meâlini  okurken...

Ebubekir  SİFİL       I.

    Merhum Muhammed Esed'in "Kur'ân Mesajı" adıyla dilimize çevrilen mealini okurken gözüme çarpan bir hususu okuyucuyla paylaşmak istiyorum bugün. Söz  konusu meali okurken not ettiğim pek çok husus bulunmakla birlikte, burada bunlardan sadece bir tanesini  zikredeceğim.

      Bilindiği gibi Kur'ân ayetleri arasında "nâsih-mensuh" ilişkisi bulunup bulunmadığı konusunun ilk defa Mu'tezile'den Ebû Müslim el-Isfehânî (Ö. 322/934) tarafından tartışma konusu yapıldığı söylenmiş, ondan önce ise Kur'ân ayetleri arasında böyle bir ilişkinin mevcut olduğu (mensuh ayetlerin miktarı hakkında görüş ayrılığına düşülmüş olsa da) ittifakla kabul edilmiştir.

     M. Esed de Kur'ân ayetleri arasında nâsih-mensuh ilişkisini kabul etmeyenler arasındadır. Hatta Esed, 2/el-Bakara, 106. ayeti üzerinde dururken üslubunu epey sertleştirir   ve  şunları  söyler:

"...Bu iddianın -ki yazdıklarını tashih için ikinci defa okurken bazı bölümleri atan veya başkaları   ile  değiştiren  herhangi  bir  yazarı  akla  getirmektedir-saçmalığının yanı sıra..."

"Sözde "nesh doktrini"nin temelinde bazı eski müfessirlerin Kur'ân'ın bir pasajını diğeri ile uzlaştırmadaki yetersizlikleri yatmaktadır..." (M. Esed, "Kur'ân Mesajı", I, 30)

     Ancak Kur'ân'da mensuh ayet bulunmadığını söyleyen herkes gibi Esed merhum da pek çok yerde çıkmaza girmekten kendisini kurtaramamıştır. Bu tavır "kıblenin tahvili" ile ilgili ayetlerde kendisini bariz bir şekilde ele vermektedir.

Şimdi 2/el-Bakara, 142-143. ayetlerini Esed'in mealinden birlikte okuyalım:

"İnsanlar arasındaki dar kafalı düşüncesizler, "Şimdiye kadar uydukları kıbleden onları vazgeçiren nedir?" diyecekler..."

"... Ve Elçi'ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde gerisingeri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin [ey Peygamber,] daha önce yöneldiğin hedefi [bu topluluk için] kıble olarak tayin ettik. Şüphesiz bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes için zor bir sınavdı..."

Esed, 142. ayete düştüğü notta şöyle der:

"Peygamberliğinden önce ve risaletinin Mekke döneminin başlangıç yıllarında Muhammed (s) -ve O'nunla birlikte olanlar- namazlarında Kâbe'ye doğru yönelirlerdi. Bu belli bir vahiy tarafından tavsiye edilmiş değildi...

"Medine'ye hicretinden sonra kuzeye doğru, yalnız Kudüs'ü kıble edinerek namaz kılmaya devam etti. Ancak Medine'ye varışından yaklaşık onaltı ay sonra Kâbe'yi kesin şekilde Kur'ân'a tabi olanların kıblesi olarak tayin eden vahiy (...) geldi... (A.g.e., I, 39-40)

II.

Bir önceki yazıda merhum M. Esed'in, Kur'ân ayetleri arasında nâsih-mensuh ilişkisi bağlamındaki tavrı doğrultusunda "kıblenin tahvili" meselesinde söylediklerini aktarmıştım.

Esed'in 2/el-Bakara, 144. ayetine verdiği anlamı yine "Kur'ân Mesajı"ndan okuyalım:

"Biz, [ey Peygamber,] senin sık sık yüzünü [bir kılavuz arayışı içinde] göğe çevirdiğini görüyoruz ve şimdi seni tam tatmin edecek bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram'a çevir..."

142, 143 ve 144 ayetler birlikte okunduğunda ortaya çıkan odur ki, Allah Teâlâ gerçek iman edenleri diğerlerinden ayırmak için önceleri Kudüs'ü kıble edinilmesini emir buyurmuştur. Ancak bir süre sonra Kâbe nihai kıble olarak tayin edilmiş ve mesele kapanmıştır.

Şu halde;

1- Esed merhumun "Zor sınav" (kebîre) tanımlaması, Kur'ân'da zikredilen önceki peygamberlerin büyük çoğunluğunun öğretilerini hatırlayarak Kudüs'e doğru namaz kılmaya alıştıkları..." (1, 40.) şeklindeki ifadesi tartışmalıdır. Zira 143. ayet, Kudüs'ün kıble olarak tayininin beşerî bir inisiyatifin değil, vahyin neticesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

2- Esed gündeme getirmemiş olsa da, bu durum, ayetler arasında nasih-mensuh ilişkisi bulunduğunun "apaçık" kanıtıdır.

3- Esed merhumun, -bir önceki yazıda alıntılandığı gibi- Hz. Peygamber (s.a.v.)'in "peygamberlikten önce" namaz kıldığını neye dayanarak söylediği de ayrı bir merak konusudur.

Esed'in, "Kur'ân Mesajı"nda nesh meselesine değindiği hemen her pasajda bu ayetler hakkında yaptığı açıklamaya atıfta bulunması, onun bu konudaki görüşünün merkezinde bu açıklamanın yattığını göstermektedir.

Ne ki yukarıdaki kısa açıklama bile onun bu tavrının ne denli tartışmalı olduğunu göstermektedir.

Esed merhumun, 58/el-Mücâdele 12 ve 13. ayetleri üzerinde dururken (III. 112-5), en temel Kur'ânî kavramlardan birisi olan "Resul"ün, Kur'ân'da "Hz.Peygamber (s.a.v.) tarafından dünyaya aktarılan öğretiler bütünü" anlamında kullanıldığını söylemesi yanında işaret ettiğimiz ayette geçen "necvâ'dan önce sadaka verilmesi" talimatını, Hz.Peygamber (s.a.v.)'e danışırken "aydınlanmaya muhtaç olan bir kişiyi bilgilendirme ya da sadece zayıf bir insana iltifatta bulunma" şeklinde anlamaya çalışması gibi hususlar, "Kur'ân'ın doğru anlaşılması" noktasında ne denli sıkıntılı bir durumla karşı karşıya bulunduğumuzu göstermektedir.

İlk yazıda da belirttiğim gibi "Kur'ân Mesajı"nı okurken aldığım pek çok not var. Kısmet olursa ileride bu konuyu makale boyutunda ele alacağım.      (Milli Gazete, 8-10 Şubat 2001)     www.akademya.org           devamı  için  >>1