KUR'ANDA  BEN  YERİNE  "BİZ"

                                                                                                                               Avnullah  ÖZMANSUR

Soru- 1:  Niçin Allah (c.c.) kendisinden bahsederken “BEN” yerine “BİZ” kelimesini kullanıyor.

Cevap – 1: Önce genel durumu değerlendirmek için Türk Dil Kurumunun hazırladığı “Türkçe Sözlük” kitabına bakalım: “Biz: 1- Çoğul birinci kişi zamiri 2-(Resmi konuşmada) bazen tekil birinci kişi zamiri (Ben) yerine “Biz” kullanılır...3- (Bazı yazarlar için) “Ben” zamirinin yerine  “Biz” kullanılır. (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, 1988)

Her lisanda olduğu gibi, Arapça’da da Türkçe’de de, bilhassa resmi konuşmalarda saygı ifadesi olarak konuşan kimse karşısındakine “Sen” yerine “Siz” kelimesini kullanır. Meselâ bir memur, müdürüne “sen böyle söylemiştin” demez. Ancak “Siz böyle söylemiştiniz” der. Halbuki müdür bir tek kişidir. Bu bir saygı ifadesidir.

Bunun gibi bilhassa yazılı ifadelerde “Ben daha önce böyle yazmıştım.” veya “Ben böyle izah etmiştim” denmez; “Biz böyle yazmıştık”, “Biz böyle ifade etmiştik” denir ki, bu ifade daha şık ve daha uygun kabul edilmiştir. Kendim de, bu kitapta “Ben” yerine “Biz” ifadesini kullanıyorum.

Kur’ân-ı Kerimdeki “Biz” ifadesine gelince: Allah’ın (c.c.) kullandığı “Biz” kelimesinin çoklukla hiçbir ilgisi yoktur. Baştan sonuna kadar, yazılışı Arap şair ve ediplerine, pes dedirten bir mucize olan Kur’ân’ın; elbette ki ifade şekli büyük bir mucizedir. Ve “Biz” kelimesi Allah’ın (c.c.) zatına saygı ifadesidir. Bir çok âyette “Biz” kelimesi kullanıldığı gibi, yine birçok âyette de Allah (c.c.) bir tek olduğunu, eşinin ortağının bulunmadığını pekiştirmek için bir âyette defalarca “Ben” kelimesini tekrarlamaktadır. İşte birkaç örnek:

Önce “biz” şeklinde hitab eden âyetleri okuyalım:

 

  أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا

  وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا

  وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا

  وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا

“Biz yeryüzünü bir döşek yapmadık mı? Dağları da birer kazık. Sizi çifter çifter yarattık. Uykunuzu bir dinlenme kıldık.” (Nebe Sûresi âyet: 6-9)

وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا              وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا                  وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا                   وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

“Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık. Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik. (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık.” (Nebe Sûresi âyet: 10-13)

وَأَنزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاء ثَجَّاجًا

  لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا

  وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا

“Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. Size tohumlar, bitkiler,yetiştirmek için  Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler” (Nebe Sûresi âyet: 14-16) 

وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا

  وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا

  فَذُوقُوا فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا

“Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı. Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır. Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız” (Nebe Sûresi âyet: 28-30) 

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ

“Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.” (Kadir Sûresi âyet: 1)  

      إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ

  فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

“(Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.” (Kevser Sûresi âyet: 1-2) 

Şimdi de “ben” diye hitab eden âyetleri okuyalım:

 

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَا مُوسَى

“Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:”(Tâhâ sûresi âyet : 11)

إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى

“Muhakkak ki ben, evet ben, senin Rabbin’im! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın!”(Tâhâ sûresi âyet  : 12)

وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى

“Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.”(Tâhâ sûresi âyet  : 13)

  إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

“Muhakkak ki “Ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl”(Tâhâ sûresi âyet  : 14)

*قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

  اللَّهُ الصَّمَدُ

  لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

  وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ

“De ki: O, Allah birdir.  Allah Sameddir.  O, doğurmamış ve doğmamıştır.  Onun hiçbir dengi yoktur.”(İhlas sûresi âyet  : 1-4)

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  

“(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha sûresi âyet: 5)

                                                                                                                                                                 Avnullah  ÖZMANSUR

 

                                    ALİ  BULAÇ    07.11.2005   PAZARTESİ

                                                  “Biz!”

 İzmir/Balçova’dan bir okurumuz soruyor: “Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de neden bazan “Biz”, bazan “Ben” şeklinde hitap etmektedir? Bunlar özel şartlarda mı zikredilmektedirler?” Bazı ayetlerde Allah’ın, aslında sadece kendisine has bir fiili diğer varlıkların da iştirakini akla getirircesine “biz (İnna veya Nahnu)” ile ifade ettiği doğrudur. Mesela “Biz Nuh’u gönderdik” (71/Nuh, 1); “Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık? Sizi çift çift yarattık.” (78/Nebe’, 6-14 ve 28-29); “Biz sana kevseri verdik.” (108/Kevser, 1)

   Bu ayetlerde “Nunu’l-azeme”, yani büyüklük ifade eden “Nun” söz konusudur. Ayetlere dikkatle bakıldığında “Biz (çoğul birinci şahıs zamiri)” kullanıldığı yerlerde kudretin izharı anlatıldığı anlaşılmaktadır. Allah’ın birliğini (uluhiyet) ve yalnızca ona ibadet edilmesi gerektiğini (ubudiyet) anlatan ayetlerde Allah, tekil birinci şahıs zamirini kullanmakta, yani “Ben” demektedir: “Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi Tuva’dasın. Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle. Gerçekten Ben, Ben Allahım, Ben’den başka ilâh yoktur; şu hâlde Bana ibâdet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.” (20/Taha, 12-14)

   Türkçe’de olduğu gibi Arapça’da da konuşma sırasında büyüklük, yücelik ifadesi olarak “Sen” yerine “Siz”, “Ben” yerine “Biz” kullanılmaktadır. Bir yönetimin başındaki kişi, devlet başkanı veya başbakan, en yüksek derecedeki bürokrattan en küçük memura kadar bütün yönetim aygıtını ifade etmek üzere “Biz” zamirini kullanır. Bu, işlerin birlikte yürütüldüğünü ifade etse de, herkes emri tek bir kişiden alır. Nihai hüküm ve emri veren, başkandır; eğer emri altındakileri de zikrediyorsa, bu hem işlerin nasıl yürütüldüğüne ilişkin bilgi vermek hem onlara değer vermek içindir, anlamında ele almak lazım. Çünkü “Biz”, büyüklük, yücelik ifade eder. Eğer çoğul anlamında olsaydı varlık âleminde birden fazla “Tanrı/ilah” olması gerekirdi ki, bu imkansızdır. Taha 12. ayette “Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle” denmektedir. Hz. Musa (as)’yı peygamber olarak seçen Allah’tır, ona “vahyolunacak”tır. Vahyin vukuunda birden fazla şahıs rol oynamaktadır. Bu dolaşımda melekler devrededir. Sözgelimi ezeli bilgi ve takdir Levh-i Mahfuz’dadır.

       Bu bilgi ve takdir elbette tümüyle ve sadece Allah’a aittir. Ancak bunun Levh-i Mahfuz’dan alınması, dünya semasına getirilmesi ve buradan peygambere vahyedilmesi işinde birden fazla melek rol oynayabilmektedir. Vahy meleği Cebrail (as)’dir, belki onun yardımcı melekleri vardır. İşte bütün bu dolaşım çoğul birinci şahıs zamiri olan “Biz” ile ifade edilmektedir. Kainatın yaratılması, tekvin, kozmik düzen ve varlık mertebeleri arasındaki ilişkinin tanzimi de bunun gibidir. Ama Yaratan, bilen ve irade eden tek bir olan Allah’tır, bundan dolayı kulluk sadece O’na mahsustur (1/Fatiha, 4). Burada önemli bir soru vardır. Allah, “Zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik, onun koruyucuları da biziz.” (15/Hicr, 9) demektedir. Kur’an’ın indirilişinde meleklerin rol aldığına işaret ettik. Pekiyi, acaba “korunması”nda Peygamber Efendimiz (sas), ilk, ikinci ve üçüncü nesil Müslümanlar (sahabe, tabiin ve etba-i tabiin) ile sonra gelen Müslümanlar rol sahibi midir? Peygamber Efendimiz, kendisine nasıl vahyedildiyse Kur’an’ı öyle tebliğ etti, vahy katiplerine yazdırdı.

   Kur’an’ın anlaşılması ve yaşanması konusunda Sünnet ve Siret’iyle bize ışık tuttu; hükümlerin ete kemiğe bürünmesini sağladı. Sahabe ezberledi, Sünnet’i takip etti. Sonra Kur’an Hz. Ömer ve Hz. Osman zamanında bir mushafta toplandı. Tarih boyunca insanlar Kur’an’ı hıfzetti, alimler tefsir etti, ondan hükümler çıkardı ve bu bilgiyi insanlara öğretti. Bütün bu kutsal zincirde yer alan beşeri halkalar , “Zikrin korunması”nda rol sahibi mi? Herkes kendi ihlası, cehdi ve katkısıyla bu “Biz” içinde yer alabilir mi? Uzak bir ihtimal değildir. Doğrusunu Allah bilir.

                                                                                       31.10.2005    e-posta   adresi: a.bulac@zaman.com.tr