"Üst  Kimliğimizin  Adı  İmamettir "


     Hilafetin dindeki yerini tarif edersek, İslâm'ın uygulanmasında Müslümanların din ve dünya işlerinin idare edilmesinde Peygamber yolunun takibidir. Arapça ismi haleften, (vekil olmak) - Peygambere vekil olmak manasınadır. İmam ya da İmam-ı Kubra da denir. Kur'an'da Allah:
"Allah'a, Resulüne ve sizden olan ulu'l-Emre itaat ediniz" emriyle Müslümanların uyacağı makamdır.
     İsminin halife, imam ya da emir olması hiçbir şeyi değiştirmez. Maksat, Peygamber halifesi olarak Müslümanları yönetmektir. Şekil ve kural da mühim değildir. İster sahabi devrinde olduğu; Ehlü'l-Hal ve'l-Akd ya da istihlaf (yerine geçme) usulü ile olsun, isterse de Osmanlı'daki tercih usulü olsun hepsi geçerlidir. Ümmet ona itaat etmekle mükelleftir, İslâmi icraat devam ettikçe isyan edemez ve ümmet başsız kalamaz ve imam ataması üzerlerine farzdır.
     İmam-ı Gazali
"Din ile sultan kardeştir, imametin terk edilmesi imkânsızdır" der.
Maveri, "Dinin korunması, bozgunculara mani olunması için imamın otoritesinin şart olduğunu, otoritesi yıkılan dinlerin hükümlerinin değiştirildiğini, içine bidatların sokulduğunu ifade eder. Alemin çoğunluğu; imam-ı bulunmayan Müslümanların İslâmî hayatlarının tam olmasının mümkün olmadığını söylerler.
    Teybe,
"İslâmî hayat, siyasetle dinin arasını ayırmayan tek parçadan örülmüş dikişsiz bir elbise gibidir" der. Müslüman, Allah'ın ördüğü elbisenin içindedir. Haramını haram, helâlını helâl bilir. Başındakine de imam denir. Tesbihin başındakine imame denmesinin sebebi budur. İmam, hem dini hem dünyevi işleri Allah adına yürütür. Dinin, hukuki, ahlaki ve kurumsal yönlerini idare eder. Cuma ve bayramlarda imamdır. Hac farizasının başındadır. İyiliğin emredilmesini, kötülükten men edilmesini o sağlar.
Müslümanların dahili ve harici güvenliğinden sorumludur. Devletinin, mali, idari ve kaza işleri ondan sorulur, valilerin tayini, kadıların seçimi yardımcılarının tayinini, emniyet güçlerinin organizesini o yapar.
    Adaletin tesisi imama aittir. Anlaşmazlıklar, çözümler, mazlumun hakkının alınması, zalimin cezalandırılması hep ona aittir. Bütün bunları Allah ve Resulü adına o yapar.
İmam'ın şartlarından biri de, kuvvetli ve şevketli olmasıdır. Ümmeti koruyucu ve kollayıcı olmasıdır. Osmanlı bu gücü ile tarihte yerini aldı. Şevketini imanla süsleyin İslâmla bütünleştirmiş Allah adına dünyaya hakim olmuştur. Ümmeti etrafında toplayarak, Viyana'dan, Hindistan'a kadar gücünü göstermiştir. Raşit halifelerden sonra şevketin en üstünü, Osmanlı göstermiştir. Akif, Osmanlı'nın ölümü anında bile ondan ümidini kesmemiş "varsa ümidimiz Osmanlı'nın şevketidir" diyerek beklemiştir.
     Osmanlı'nın misyonu bitti, inancın varlığı bitmedi. Dini kaidelerin işlemediği toplumlarda ahlak biter, edep biter, haya gider. Hırsızlık, hortum ve şehvet gelir. Allah'ın Kur'an'da belirlediği, lutilik çirkinlikler gelir. Bugün görüp yaşadığımız gibi.
Üzerimize düşen, idare olunduğumuz sistemin adına ve şekline bakmadan İslâm'ı yaşamaktır. Başın bozulup yok olması ile nelere şahit olduğumuzu biliyor ve görüyoruz. Sömürü devletlerinin yemi oluyoruz. Gayrimüslim devletler, Nato, Cento, Birleşmiş Milletler, AB gibi isimlerle beraber olurlarken, ismi Müslüman olanların, çıkar kavgasında boğulduğunu görüyoruz.
     Bütün Müslümanların hareketi şu olmalıdır: İdare olundukları rejimlerin adı ne olursa olsun, üst kimliği Müslüman olan bir birleşimde payı bulunmalıdır. Ve de üzerimize farzdır, gayretimiz bu olmalıdır.
     Duran Kömürcü