KEFFÂRET
Ramazan orucunu kasden bozmanın keffareti: Kur'ân-ı Kerim'de "Amellerinizi iptal etmeyiniz" (Muhammed, 47/33) emri verilmiştir. Kesin bir farz olan orucu; meşru bir sebep yokken (kasden) bozmak bir suçtur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa, onun üzerine zıhar yapan kimsenin üzerine lâzım gelen şey (keffâret) gerekir" (İbnu'l Humâm, Fethu'l-Kadir, II, 70). Dolayısıyle kasden orucunu bozan kimse arka arkaya altmış gün oruç tutmak zorunda kalır. Bu onun üzerine farzdır. Ayrıca bozduğu orucu kaza etmek durumundadır.
Oruç Maddesi
Orucu Bozan ve Kefareti Gerektiren Haller:
Resul-u Ekrem (s.a.s)'in: "Oruç, vücûda girenden dolayı bozulur" (İbnül-Hümâm, II, 72) buyurduğu bilinmektedir. İnsan, fıtratının gereği olarak gıda maddelerini boğaz vasıtasıyla vücûduna ulaştırır. Malum olduğu gibi en tabii yol budur. Bunun dışında kulak, burun, ön ve arka menfezler gibi, arızî yollarla da vücûda ilâç vs. gibi şeylerin girmesi mümkündür: Kur'an-ı Kerim'de "Amellerinizi iptal etmeyiniz" (Muhammed, 47/33) hükmü beyan buyurulmuştur. Farz olan Ramazan-ı Şerif orucunu kasden ve taammüden bozmak büyük bir cinayettir. İhlâsla niyet ettiği bir ameli meşrû bir sebep yokken bozmak "Ameli iptal etmek" hükmündedir. Fukaha, Resulullah (s.a.s)'ın "Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa; onun üzerine zıhar yapan kimsenin üzerine lâzım gelen şey (keffaret) gerekir" hadisini esas alarak, "Kasden orucunu bozan mükellef; arka arkaya olmak şartı ile altmış gün oruç tutmak mecburiyetindedir. Bu, o mükellef üzerine farzdır. Ayrıca aynı (bozduğu) orucu kaza etmesi gerekir. Bir mükellefe hem kaza, hem keffaret'in gerekli olması için bazı şartların tahakkuku gereklidir.
Emanet ve Ehliyetten
"Kur'an-ı Kerim'de: "Amellerinizi iptal etmeyiniz"(59) hükmü beyan buyurulmuştur. Farz olan Ramazan-ı Şerif orucunu; kasden ve teammüden bozmak, büyük bir cinayettir. Hanefi fukahâsı Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa; onun üzerine zıhar yapan kimsenin üzerine lâzım gelen şey (Keffaret) gerekir" (60) hadis-i şerifini esas almıştır. Dolayısıyla kasden yiyip-içen veya cima eden oruçlu kimse; tetabûya riayet ederek (Yani arka arkaya olmak şartı ile) altmış gün oruç tutmak mecburiyetindedir. Bu onun üzerine farzdır."
Yusuf KERİMOĞLU
Bu giriş bilgilerinden sonra şunu belirtelim ki, Ebû Hureyre (r.a.)'ın rivayet ettiği hadisin kütübü tisa'da 20'den fazla rivayeti vardır. Bunlardan dört tanesinde "orucunu bozdu" şeklinde diğerleri "cima etti" şeklindedir. "orucunu bozdu" şeklinde olan yerler Muvatta, Siyâm: 28; Ebû Dâvûd, Siyâm: 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned: II. 273/ II. 516
Keffareti gerektiren haller, hadislerde geçen meşhur olan “cima” fiilinin olduğu rivayetlerdir. Buna göre İmam Şafii, keffaret gereken durum cima halindeki orucu bozma ile kayıtlıdır, demiştir. İmam Malik ve İmam Ebu Hanife ise cima dışındaki kasten yeme ve içmelerde kefareti gerektirir görüşündedirler. Bunların delilleri ise "orucunu bozdu" şeklindeki rivayet olduğu söylenilir. Ayrıca cimaya kıyas yapılarak kasten yeme ve içme buna dahil etmiş olmalarıdır. Çünkü, kasten yeme ve içme de “başlanmış bir ibadeti” bilerek bozma suçu işleme vardır. Cima da öyle olduğuna göre kasten yeme içme cima ile orucu bozma gibidir. Yani kıyas yapılarak bu sonuca varılmıştır.
Diğer taraftan –fıkıh kitapları ve yukarıda Yusuf Kerimoğlu hocanın da getirdiği- "Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa, onun üzerine zıhar yapan kimsenin üzerine lâzım gelen şey (keffâret) gerekir" hadisi de vardır. Ancak bu hadisin sıhhati konusunda şüphe vardır.
Çünkü bu hadis sıhhat açısından problemlidir. Bizim Hanefilerin büyük muhaddislerinden imam Zeylai, Hidaye isimli fıkıh kitabındaki hadislerin tahricini yaptığı Nasburraye isimli kitabında bu hadisin kaynağını bulamadığını söylemektedir. Kendisi büyük bir muhaddis olup hadiste hafız mertebesindedir. Bu nedenle iki imamın, yeme ve içme ile kefaret gerekeceği şeklindeki görüşleri hadise dayalı olma yerine içtihat ve kıyasa dayanması daha yerinde olur.
İbni Rüşdün, demek istediği şudur. . "Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa,” ifadesinde bozma eylemi genel kullanılmıştır. Ne ile bozulacağı belirtilmemiştir. Halbuki diğer rivayetlerde bozma eyleminin cima ile olduğu açıklaması nedeniyle bu eylem kayıtlanmış yani şekil belirlenmiştir. Bu nedenle "Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa,” ifadesi, yeme ve içme için delil olamaz.
Kanaatımca İbni Rüşdün görüşü isabetlidir. Çünkü rivayetlerin çoğu orucu bozmayı cima ile kayıtlamışlarıdır. İki imamın yeme ve içmeden dolayı kefaretin gerekeceğini söylemeleri kıyasla olması daha uygundur.
Diğer taraftan, Kur'an-ı Kerim'de "Amellerinizi iptal etmeyiniz" (Muhammed, 47/33) hükmü ile Farz olan Ramazan-ı Şerif orucunu kasden ve taammüden bozmak büyük bir cinayettir. İhlâsla niyet ettiği bir ameli meşrû bir sebep yokken bozmak "Ameli iptal etmek" hükmünde olduğu için cima ile bozmaya kıyas yapılarak yeme ve içme buna dahil edilir. İmam Şafii ise kefareti gerektiren durumun cima ile kayıtlanmasından hareketle sadece cima ile bozmada kefaret gerekir demektedir.
Ayrıca bu konuda Türkçe olarak, Süneni Ebû Dâvûd, Şerhinin 9. cilt 265. sayfalarına da bakınız
Sanırım bu bilgiler sorunuza ışık tutmuştur. Faydalı olabildiysek ne mutlu
Selam ve Hürmetlerimle / Abdullah Feyzi Kocaer
Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 20/07/06 Abdullah AZİZ