|
KARAMAN HOCANIN
İNCİLERİ
"Zinaya ceza
konusu tartışılırken başta iktidar partisi olmak üzere Müslümanların (islamcıların)
değişmesi konusu da konuşuldu, tartışıldı. Başka vesilelerle de sık sık bu
konu ele alınıyor, içlerinde eskiden islamcı oldukları söylenen veya kabul
edilen kimselerin de bulunduğu şahıslar islamcıların değiştiğini veya
değişmediğini iddia ediyor, örnek ve deliller ile bunu ispat etmeye
çalışıyorlar."
| Değişmedi ve değişmez diyenler
dinin ve inancın mahiyet ve tabiatından yola çıkıyor, "değişmek bir manada
dinden çıkmaktır, dinden çıkan da müslüman ve dolayısıyla islamcı olmaz, bu
sebeple islamcı değişmez, değişen de islamcı değildir" demeye getiriyorlar.
Eğer değişmeden maksat İslam'ın kırmızı çizgilerini, taktik icabı
uygulamadan kaldırmak, ertelemek, müzakere konusu yapmamak ... ise bunu
yapanların din değiştirdikleri söylenemez. Ama maksat dinin değişmezleri ve
kırmızı çizgileri alanında inanarak değişmek ve onları gayr-i islami olanla
değiştirmek ise yukarıdaki tahlil ve hükmün doğru olduğunu söyleyebiliriz.
Bu manada değişenlere bakarak "islamcılar değişti" hükmü doğru değildir.
"Bazı islamcılar saf değiştirdi" demek doğru olur.
"Değişti, değiştik, değişir" diyenlerin bundan maksatları "islamın kendi
usulü ve mantığı içinde ictihad ederek, daha önceki ictihadlara dayanan bazı
kabulleri, uygulamaları, âdetleri, kural ve kurumları değiştirmek" ise bu
manada islamcılar değişebilir, hatta değişmeleri zorunlu hale geldiğinde
buna karşı direnirlerse İslam'a aykırı hareket etmiş olurlar.
Müslümanların talepleri bakımından değişime baktığımızda, çok partili
demokrasi öncesi ile sonrası arasında önemli farkların (değişimin)
bulunduğunu görürüz. Ölülerini kaldıracak ve arkalarından bir fatiha
okuyacak insanlar yetiştirme talebi 1950'den sonra "dindar okumuş, dindar
bürokrat, dindar kanaat önderi..." talebine dönüştü. Bu talep devam ederken
bazı kişi ve guruplar işi "islami devlet" talebine kadar getirdiler. Bu
devlet de ya zorla veya halkın çoğunluğunun iradesi ile gerçekleşecekti.
Şunu hemen kaydetmek gerekir ki, islami devlet talebi bütün Müslümanlara ve
islamcılara ait değildir, bir önceki talepte ısrar eden ve siyasete
karışmamaya özen gösteren müslümanlar/islamcılar o çizgide sabit olmuşlardır.
Gerek zoru ve gerekse demokrasiyi kullanarak İslam devleti kurmak isteyenler
bugünün dünyasında ve Türkiye'sinde bunun imkansız gibi olduğunu anladılar
(bu manada bir değişimden de söz edilebilir). Hatta içlerinden bazıları
böyle bir talebin İslam'a uygun olup olmadığını bile tartıştılar ve uygun
olmadığı kanaatine vardılar. Bunlara göre devlet cebir demektir; din,
inanma, ibadet, kulluk cebir ile olmaz, şu halde İslam devleti de olmaz.
Müslümanların siyasete hakim olmaları amaç değil, "din özgürlüğü"nü hayata
sokmanın aracı olabilir.
Peki bugün ne olur, ne olmalıdır?
İslam devleti talebinden vazgeçen islamcıların çoğuna göre olması gereken:
1. Din özgürlüğüdür, devletin din özgürlüğünü kısıtlamak bir yana koruması
ve güçlendirmesidir. 2. Halkının çoğu Müslüman olan bir ülkede tabii olarak
dinle içiçe olan genel ahlakın korunmasıdır.
3. Müslüman ülkelerle
ilişkilerin ve dayanışmanın güçlendirilmesidir.
4. Çok köklü, muhteşem ve
diri olan islam medeniyetinin Müslümanlar tarafından çağdaş dünyada temsil
edilmesidir.
Müslümanların ve islamcıların önemli bir kitlesi arasında ortak olduğunu
zannettiğim bu son talep çerçevesinin iktidar partisi mensuplarını da içine
aldığını düşünüyorum. Şimdi, tartışılan, tartışılması gereken, "laik
demokrat ve AB yolcusu bir ülkede bu talep geçerli midir, dile getirilebilir
ve uygulanabilir mi" sorusudur.
Böyle bir talep elbette dile getirilebilir; gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de
bir yandan Müslümanların irade ve gayretlerine, diğer yandan ise "hür,
çoğulcu, demokrat, insan haklarına saygılı" olduklarını iddia eden Batı'nın
bu kavramlara samimi olarak sahip çıkmasına bağlıdır.
Keşke bu talep, Batı'nın yardımı (!) olmadan İslam ülkelerinde kendi irade
ve dinamikleri ile gerçekleşebilseydi!
HAYRETTİN KARAMAN/
Yenisafak Tarih: 19.09.2004
|