İslam Cemaati ve Hilafet
(A.İhsan Özbek'in mektubu)
"Bütün Müslümanları kucaklayan ve taassuba yer vermeyen "Misak"ı severek takip ediyorum. Geçen sayınızın takdiminde; İstanbul'da meydana gelen faciayı değerlendirdikten sonra: "Bu iki önemlî unsur dikkatle tahlil edildiği zaman, Türkiye'deki sünni müslümanların, büyük bir tehlike ile karşı-karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Aynca Alevi temsilciler meclisi başkanının; TBMM üyesi (milletvekili) olduğu ve taraftarlarına silahlanmalarını emrettiği, fısıltı yoluyla yayılmaktadır. Ehl-i sünnet ve'I cemaat olan müslümanların; bu gelişmelerden İbret almaları, kısa sürede dağınıklıktan kurtulmaları şarttır. İslâmi cemaat; malûm bir hedefe ulaşmak için, faliyetlerin sınıflandırılması ve yetki silsilesinin belirlenmesi sonucunda ortaya çıkar. Sınırlı olan kaynakların en verimli şekilde kullanılması şarttır" diyorsunuz. (...) Türkiye'deki dini hiziplerin mensupları, İslâmi cemaatin zaruri olduğunu söylüyorlar. Peygamberimiz Efendimizin (sav) "Üç kişi sefere çıksa içlerinden birini imam seçmeleri gerekir" mealinde ki tavsiyeyi hatırlatıyorlar. Herşey bu noktada kilitlenip kalıyor. Almanya'daki (...) cemaati ise; kendi liderlerinin halife olduğunu iddia ederek, diğer bütün müslümanları tekfire yönelmektedir. (..)
Zihnime takılan meseleler şunlardır. "- Zamanın imamına bey'at etmden ölen kişi cahiliye ölümü üzerine ölür" mealindeki hadis sahih midir? Sahih ise bize getirdiği mükellefiyet nedir? (...) İslâm'ın iktidar olduğu herhangi bir ülkenin liderine bey'at edebilir miyiz? Ayrıca Hilafetin Kureyşe ait olduğunu bildiren hadis-i şerifler sahih midir?"CEVAP
Bir müslümanın temel hedefi; Allahû Teâla (cc)'ya ihlâsla ibadet etmek ve imtihanı kazanmaktır. Teklifleri eda edebildiği müddetçe, yeryüzünün neresinde olursa olsun yaşayabilir. Çünkü müslümanlar; şu veya bu coğrafyada değil, yeryüzünün tamamında Allahû Teâla (cc)'nın halifesidirler. Dolayısıyle ikamet mekanlarını ve içinde bulundukları hali bahane etmeden, emrolundukları gibi dosdoğru yaşamaya gayret ederler. Güçlerinin yettiği teklifleri ihlâsla eda ettikleri müddetçe; netice ne olursa olsun, vicdanen müsterih olabilirler. Müslümanların İslâmi bir hayat yaşayabilmeleri için, cemaat haline gelmeleri zaruridir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "- Dünyanın ücra bir köşesinde bile olsa, üç kişinin içlerinden birini kendilerine emir tayin etmeden yaşamaları helâl olmaz" (1) buyurduğu ve bu inceliğe işaret ettiği malûmdur.
Hevalarına muhalefet edip, Allahû Teâla (cc)'ya teslim olan kimselerin, hakikate uygun fiillerine İslâmi hareket denir. İyilik ve takva hususunda yardımlaşmaları farz olan müminlerin, cemaatten müstağni olmaları mümkün değildir. Nitekim Hz. Ömer (ra) :"-İslam İslâm olamaz, cemaat olmadıkça!.. Cemaat cemaat olamaz emiri olmadıkça!.. Emir emir olamaz ona itaat olmadıkça!..Herhangi bir kimseyi onun kavmi, fıkıh (ilmi) üzere başlarına geçirecek olurlarsa, bu o kişi için de kavmi için de hayat olur. Herhangi bir kimseyi kavmi fıkıh (ilmi) olmadan başa geçirecek olurlarsa, bu o kişi için de kavmi içinde helak (sebebi) olur." (2) diyerek, meselenin mahiyetini ortaya koymuştur.
İslâm Amme Hukuku'nun en önemli müessesesi, "Ehl-i Hal ve'I Akd" şurasıdır. Bu şuranın vazifesi; "Emiri veya emir adaylarını tesbit etmek, takip edilecek siyaseti belirlemek ve siyasi otoriteyi denetlemek" şeklinde ifade edilmiştir.
Dolayısıyla Müslümanların gündeminde; bey'at amelinden önce, "Ehl-i Hal ve'l Akd Şurası'nın teşekkülü" olmalıdır. Zira kime bey'at edileceğini veya edilemiyeceğini "Ehl-i Hal ve'l Akd Şurası'nın" belirlemesi gerekir. Tertip açısından da bu zaruridir. Nasıl abdest almadan, namaz kılmak mümkün değil ise; "Ehl-i Hal ve'l Akd Şûrası" teşekkül etmeden, diğer siyasi meseleleri çözmek de mümkün değildir. Fûkaha: "gayr-i İslâmi bir siyasi otoritenin hakim olduğu beldelerde yaşayan müslümanların nasıl amel edecekleri üzerinde" hassasiyetle durmuştur. (3)
Bu girişten sonra suallerinize geçebiliriz. Mektubunuzda bahsettiğiniz "-Zamanın imamına bey'at etmeden ölen kişi cahiliye ölümü üzerine ölür" mealindeki hadis-i şerifin (gerek senedi, gerek metni açısından) sıhhati tartışılmıştır. Ancak "-Her kim imama itaatten bir el kadar aynlırsa, kıyamet gününde Allahû Teâla (cc)'ya a-meli hususunda, lehinde hiçbir hücceti olmayarak kavuşacaktır. Her kim de boynunda bey'at olmadığı halde ölürse, cahiliye ö-Ilümü ile ölmüş gibi olur" (4) hadis-i şerifi, muhaddisler tarafından sahih olarak vasıflandırılmıştır. Imam-ı Nevevi, bu hadis-i şerifi şerh ederken "Müminlerin halifesi varken ve meşru bir ma'zereti sözkonusu değilken bey'at etmeyenler" üzerinde durmuştur. Esasen hadisin zahirinde de bu husus sabittir. Dolayısıyle cahiliye ölümü gibi bir ölümle ahirete intikal etme tehlikesi; halifenin var olduğu dönemde, hevasına kapılarak bey'at etmeyenlerle ilgilidir.
Buna bağlı bir diğer sualinizde: "- İslâm'ın iktidar olduğu herhangi bir ülkenin liderine bey'at edebilir miyiz?" diyorsunuz. O beldeye hicret etmek suretiyle bu mümkün olur. Zira İslâm uleması; "Ülke ayrılığının siyasi mahiyetteki vekâlete engel olduğunda" ittifak etmiştir. Hicret ile birlikte bu engel ortadan kalkar ve bey'at gerçekleşir. Şimdi mektubunuzun sonunda yer alan "Hilâfetin Kureyşe ait olduğunu bildiren hadis-i şerif sahih midir?" şeklindeki sualinize geçebiliriz.
Başta Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim olmak üzere, birçok "sahih, sünen ve müsned" isimli eserlerde, "Hilâfet'in Kureyşe ait olduğunu" belirten hadis-i şerifler vardır.(5) Hatta Sahih-i Buhari'de: "-İnsan neslinden iki kişi de kalsa, emirlik kureyştedir" hadisi yer almıştır. Ayrıca "Mi-zanû'l itidal" isimli eserde bu hadisin, yirmi sahabeden rivayet edildiği belirtilmektedir. (6) İbn-i Abidin: "-Halife muktedir yani hükümleri yürütebilir; mazlumun hakkını zalimden almaya, sınırlan ve memleketi korumaya, asker şevkine vesâireye gücü yeter olmalıdır. Halifenin Kureyş kabilesinden olması, Peygamber efendimizin (sav) "İmamlar Kureyşten olur" buyurdukları içindir. Bu hadis sebebiyle ensâr Hilâfeti Kureyşlilere teslim etmiştir. Dırariye Fırkası'nın "Kureyşten başkası da imam olabilir" iddiaları bu hadisle batıl olduğu gibi, Ke'biye fırkasının: "- Kureyşli imam olmaya daha münasiptir" sözü de batıldır. Bu satırları Halebi "Ümdet-ün Nesefi" şerhinden nakletmiştir. Halifenin Haşimi, yani Haşim bin Abdi Menaf oğullarından olması şart değildir. Şia fırkası; Ebûbekir, Ömer ve Osman (r.anhuma) hazeratının hilâfetlerini kabul etmemek için bu şartı öne sürerler. Halifenin alevi ve masum olması da şart değildir. Alevi'den murad; Hz. Ali (ra) evladından olmaktır. Şia'dan bazıları Abbasilerin hilâfetini kabul etmemek için bu şartı öne sürmüşlerdir. Halifenin masum olmasını şart koşanlar da Ismailiyye ve Imamiye fırkalarıdır." (6) diyerek, meseleyi izah etmiştir.
Ehl-i sünnet ve'l Cemaat'ten ayrılan ve Dırariye fırkasının iddialarını benimseyen kimseler; Resûl-i Ekrem (sav)'in "İmamlar Kureyştendir" hadisini reddetmişlerdir. Haricilerin de bu itikadda olduğu bilinmektedir. Türkiye'deki müslümanların; İslâmi bir hayat yaşamak, iyilik ve takva hususunda yardımlaşmak için, cemaat haline gelmeleri kafidir. Bütün dünya müslümanlarının velayetine talip olmak ve hepsinin rızasını almak, öncelikle kureyş'e mensup müslümanların vazifesidir. Osmanlı'yı bahane edip, hilâfet hakkının Türk kavmine ait olduğunu söylemek ve diğer kavimlere mensup müslümanları hakir görmek, başlı-başına bir musibettir. Bu asabiyet gayretinden uzak durmak, her mü'minin vazifesidir."
(1) İmam Ahmed b. Hanbel- El Müsned- İst: 1401 C: 2 Sh: 177
(2) Sünen-i Darimi- İst: 1401 C: l Sh: 79- Mukaddeme: 16.
(3) Ibn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst: 1985 C: 12 Sh: 145, Ayrıca Yusuf Kerimoğlu- İslâmi Hareketin Mahiyeti- Ank:1991 Sh: 123-125.
(4) Sahih-i Müslim- İst: 1401 C: 2 Sh: 1478 Had. No: 1851.
(5) Geniş bilgi için/ Sahih-i Buhari-K. Ahkam: 2 C: 8 Sh: 105, Sahih-i Müslim- K. Imare- Hd. NO:1820, İmam-ı Şafii- El Umm- C:l Sh: 140-143,
(6) Geniş bilgi için/ Mizanû'l Itidal-C: l Sh: 29 vd. Ayrıca Sahih-i Buhari- K. Menâkıb-2 C: 4 Sh: 155,
(7) Ibn-i Abidin- A.g.e. C:2 Sh: 384-385. (Misak Mecmuası, Sayı:54, sh:44-45) Abdullah AZİZ