İrticanın bir sindirme aracı olarak kullanıldığını belirten Fethullah Gülen Hocaefendi, irticânın gölgesine sığınarak bizzat Müslümanlığı hedef alıyorlar dedi
İrticanın bir sindirme aracı olarak kullanıldığını belirten Fethullah Gülen
Hocaefendi, irticânın gölgesine sığınarak bizzat Müslümanlığı hedef
alıyorlar. irticâ küfrün takıyyesidir; gericilik yaygaraları dinsizliğin ve
ilhadın maskesidir dedi
Kendi sitesinde irtica tartışmalarını değerlendiren Fethullah Gülen
Hocaefendinin konuyla ilgili sorulara verdiği cevapları sunuyoruz.
Türkiyenin içte ve dışta çok ciddi problemlerle karşı karşıya kaldığı bir
dönemde, bazı kimselerin yine irticâ çığırtkanlığına başlamalarını ve en
büyük tehlike olarak irticâyı göstermelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslı ve mesnedi bulunmayan böyle bir iddiayı zaman zaman tekrar gündeme
taşıyanlar neyi hedefliyor olabilirler?
İrticâ tabiri Arapçadan dilimize geçmiştir; menşei, dönüş, geriye dönme
manalarına gelen rücu kelimesine dayanmaktadır.
Fıkıh ıstılahında, geriye dönülebilen ve vazgeçme ihtimali bulunan boşanmaya
rıcî talak adı verildiği gibi, bela zamanında veya acı bir haber duyunca
İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn - Biz Allaha âidiz ve vakti geldiğinde
elbette Ona döneceğiz! (Bakara, 2/156) ayet-i kerimesini okuyarak Allaha
teveccüh edip Ona sığınmaya da istircâ denmiştir.
İrticâ ifadesi de, temelde geri dönmek manasını çağrıştırdığından dolayı,
gericilik, muhafazakarlık, tutuculuk, eskiyi koruma, yeniye karşı tavır
alma, medeniyeti kabul etmeme, moderniteye karşı çıkma ve tarihin
tekerleğini geriye döndürerek eski olanı canlandırmaya çalışma gibi
manaların hepsini birden ihtiva eden bir tabir olarak
kullanılır hale gelmiştir.
HANGİSİ İRTİCA?
Ne var ki, öteden beri belli bir kesim, irticâ sözünü sıradan bir kelime
olarak istimal etmekten daha ziyade, onu siyasî ve ideolojik bir suçlama ve
sindirme aracı olarak kullanmaktadır.
Bu talihsiz kimseler, bazen kolay anlaşılması için gericilik ifadesini
dillerine dolamakta, çoğu zaman da, meseleyi daha korkunç göstermek
maksadıyla manası daha az bilinen irticâ tabirini tercih etmekte ve kötü
şekilde algıladıkları, kötü bir mazmunun karşılığı olarak kullandıkları,
toplum nazarında da bir heyula haline getirdikleri bu laflarla her fırsatta
Müslümanları karalamaya çalışmaktadırlar.
Yıllar var ki bu ülkede fuhuş, edepsizlik ve soysuzlaşma peşinde koşarak
cahiliye devrindekinden daha beter bir cehalete geri dönenler hoşgörüldüğü
ve ilerici addedildiği halde, kendi değerlerine, diline, târihine, kültür ve
medeniyetine sahip çıkan, özünü yitirmeden ve yabancılaşmadan muâsırlaşmak
isteyen ve dinine bağlılığını ifade eden insanlara mürtecî, fundamentalist
damgası vurulmaktadır.
Esefle müşahede etmekteyiz ki, akla-hayale gelmedik çeşit çeşit ahlâksızlığı
irtikap edenler modern sayılmakta ve müsamahayla karşılanmakta; fakat,
Müslümanlar çağdışı gibi gösterilmekte ve gerici, yobaz, teokratik düzen
yanlısı türünden yaftalarla kötülenmektedir.
Evet, bazı müfsitler, ağızlarını her açışlarında ıslahtan, imardan, kendini
ifadeden, iradenin hakkını eda etmekten ve insan haklarından dem
vurmaktadırlar; fakat, böyle konuştukları aynı anda vicdanlara baskı
yapmakta, başkalarının haklarını çiğnemekte, zulmün en hunharcasını irtikap
etmekte, insanlar arasındaki münasebetleri kırıp dökmekte ve azgınlıktan
azgınlığa koşarak herkesi sindirmeye çalışmaktadırlar.
Dahası, bunca fezayi ve fecâyii mazur göstermek için sürekli paranoyalar
icad etmekte; yeşil sermaye deyip birine saldırmakta; gerici yapılanma
bahanesiyle diğerini ortadan kaldırmakta; irticâ çığırtkanlığıyla tiranlar
döneminde bile eşine rastlanmayan kanunlar çıkarmaktadırlar. Kanunlara göre
hareket edeceklerine, heva ve heves edalı hareketlerine göre kanunlar
hazırlamakta ve bütün bunları yaparken irticâ maskesinin ardına
saklanmaktadırlar. Bu itibarla, şüphe götürmeyen bir gerçek vardır ki;
irticâ küfrün takıyyesidir; gericilik yaygaraları dinsizliğin ve ilhadın
maskesidir.
MODERN TAKIYYECİLER
Bildiğiniz gibi; takıyye, kendini gizlemek, olduğundan farklı görünmek,
inandığının aksini söylemek ve tehlikelerden korunmak için hileli yola
başvurmak demektir. Bazıları, takıyyeyi Müslümanlığa mal etmek isteseler de,
İslamda takıyye yoktur.
Dinimizde, bir Müslümanın savaş anında düşmanın zulmünden kurtulmak ve
canını kurtarmak maksadıyla imanını gizleyerek müdarâtta bulunması şeklinde
ifade edebileceğimiz, İllâ en tettekû minhum tükâh - Ancak onlar tarafından
gelebilecek bir tehlike olursa başka! (Âl-i İmran, 3/2 hakikatına bağlı bir
disiplin var ise de, Şiilikte söz konusu olan takıyyenin Müslümanlıkta yeri
yoktur.
Takıyye, Şii anlayışında, özellikle de İran Şiiliğinde bir esastır;
dolayısıyla, Anadoludaki saf Alevî vatandaşlarımız da takıyye bilmezler.
Fakat, Fars Şiiliğinde, Sizden olmayanları ve sizin çizginizde
bulunmayanları aldatmadıktan sonra hakîkî Müslüman olamazsınız manasında bir
takıyye mevcuttur ki, onun menşeini de Sünnî bir atmosferde yetişmiş olan
İmam Cafer-i Sadık hazretlerine isnat ederler. Doğrusu, İmam Cafer gibi
müstakim bir insanın, böyle çarpık bir düşünce ifade edeceğine inanmak
mümkün değildir. Kaldı ki, Hazreti İmam böyle bir cümle söylese bile, Allah
Resulü Aldatan bizden değildir buyurmuştur.
Bu itibarla, İslamda böyle bir takıyye yoktur; yoktur ama günümüzde
takıyyeyinin katmerlisi yapılmaktadır. Camideki Müslümana müslim yerine
mürtecî diyen, Cenab-ı Hakkın kemale erdirdiği ve insanlar için yegâne din
olarak seçtiği İslamı ya da onun bazı emirlerini fundamentalizm ve gericilik
şeklinde karalamak isteyen kimseler bu çağın en sinsi takıyyecileridir.
Evet, bir kere daha ifade etmeliyim ki, mürtecî, gerici, yobaz türünden
isnatlar belli bir kesimin takıyyesidir; bu çirkin yakıştırmalar, hileli bir
oyunun maskesidir.
İRTİCA
PARANOYASI
Peki, bazıları neden şimdilerde bir kere daha böyle bir takıyyeye ve hileli
oyuna başvuruyorlar?
Evvela; Türkiyede istikrar havasının hâkim olmasını istemiyor; emareleri
görülen huzur ve güven atmosferini çekemiyor; bu istikametteki olumlu bazı
gelişmeleri ve yararlı icraatı hazmedemiyor; gelişme hesabına katedilen
mesafelerden rahatsızlık duyuyor ve demokratikleşme adına atılan adımların
önünün alınması gerektiğini düşünüyorlar.
Çünkü, millet için çok müsbet sayılan bu türlü ilerlemeleri kendi ikballeri
açısından birer tehlike olarak görüyor; makam ve mevkilerinden ayrılma ve
çıkarlarından olma telaşı yaşıyor, kaybetttikleri koltukları tekrar elde
edememe endişesiyle doluyorlar.
Bunların hepsini aynı çizgide mütalaa etmek doğru olmasa bile, çoğu
itibarıyla bohemce bir yaşayışa ve serâzat bir hayat tarzına alışmışlar.
Yapıp ettiklerini çirkin bulacak kimselerin çoğalmasını rahatça
davranmalarına ve keyiflerince yaşamalarına mâni kabul ediyorlar. Daha sonra
da bu nefsânî ve şeytânî hislerine fikir libası giydirerek İrtica tehlikesi
var; mürtecîler bizi çağlar ötesine götürecekler. Bunlar, lâik sistemi
devirecek, toplumun hayat tarzını değiştirecek, çarşı-pazara müdahale edecek
ve ülkeyi bizim için yaşanmaz hale getirecekler! türünden yâvelerle bağırıp
duruyorlar.
Bu asılsız iddiaları o kadar çok dile getiriyor ve tekrarlıyorlar ki, kendi
hilaf-ı vâkî sözlerine zamanla kendileri de inanmaya başlıyor, sonunda tam
bir irticâ paranoyasına tutuluyor ve kendilerinden başka herkesi rejim
düşmanı görme ruh hastalığına dûçar oluyorlar.
Diğer taraftan, bu asılsız düşünceler sürekli empoze edildiğinden ve bazı
medya organları adeta mürtecî avcılığı yaptığından dolayı, bir kesim irticâ
var dediği zaman, bu iddia hemen başkalarını da harekete geçiriyor.
Çünkü, irticâ adlı heyula mesnetsiz isnatlarla zihinlerde her gün biraz daha
şişirile şişirile öyle bir hal alıyor ki, bir kesimin okumuşu da, aydını da,
batıya açık olanı ve kendi değerlerini korumak şartıyla dünyayla
entegrasyona sıcak bakanı da onu büyük bir tehlike görmeye başlıyor.
Maalesef, toplumda onca bilgi birikimine ve okumuşluğuna rağmen bu türlü
iddiaların perde arkasını anlayamayacak, hatta işin içinde başka hesapların
varlığını düşünemeyecek çok kimse var. İşte, pek kurnaz ve gizli hesaplar
peşinde olan bazı kimseler, onlardaki bu zaafı kendi çıkarları istikametinde
değerlendiriyor; işler aleyhlerine sarpa saracağı anlarda ya da bir kısım
planları uygulayacakları her zaman diliminde bir kere daha İrtica kapıda,
sistem tehlike altında; ülke elden gidiyor! diyerek yaygara koparıyor; bu
entrikadan habersiz yığınları aldatıyor, korku sâikini kullanarak onları
tetikliyor, bir cephe oluşturuyor ve karşı tarafı sürekli psikolojik baskı
altında tutuyorlar.
Yıllar var ki bu ülkede fuhuş, edepsizlik ve soysuzlaşma peşinde koşarak
cahiliye devrindekinden daha beter bir cehalete geri dönenler hoşgörüldüğü
ve ilerici addedildiği halde, kendi değerlerine, diline, târihine, kültür ve
medeniyetine sahip çıkan, özünü yitirmeden ve yabancılaşmadan muâsırlaşmak
isteyen ve dinine bağlılığını ifade eden insanlara mürtecî, fundamentalist
damgası vurulmaktadır.
Evet, bazı müfsitler, ağızlarını her açışlarında ıslahtan, imardan, kendini
ifadeden, iradenin hakkını eda etmekten ve insan haklarından dem
vurmaktadırlar; fakat, böyle konuştukları aynı anda vicdanlara baskı
yapmakta, başkalarının haklarını çiğnemekte, zulmün en hunharcasını irtikap
etmekte, irticâ çığırtkanlığıyla tiranlar döneminde bile eşine rastlanmayan
kanunlar çıkarmaktadırlar.
28 ŞUBATIN MÜRTECİLERİ
Hatırlayacağınız üzere; Şubat soğuğuna denk gelen son post-modern darbe (!)
evvelindeki hadiseler sırasında da bir kısım şaşkınlar zuhur etti.
Giyim-kuşamdan zikir ve ibadet tavırlarına kadar pek çok hal ve
hareketleriyle tam bir aykırılık sergileyen bazı kimseler figüre edildi.
Onlara bir kısım roller verildi; kimisi tarikat şeyhi kisvesine bürünüp
medyada boy gösterdi, kimisi teokratik düzeni hâkim kılma sevdalısı bir
gerici numarası yaptı, kimisi mürtecîlerin ağına düşürülüp kandırılmış bir
kurban rolü oynadı ve kimisi de karanlık güçler tarafından kiralanan bir
tetikçi, silaha sarılıp elini kana bulayan bir kanlı kâtil olmasına rağmen,
irticâ piyesinde Allahın ordusunun sadık bir eriymiş gibi sahne aldı.
Bütün figüranlar rollerini öyle gerçekçi ortaya koydular ki, hemen herkes
oynananın bir oyun olduğunu unutup sahiden ülkenin elden gittiği zehabına
kapıldı.
Sonrası malum...
Masum dindarların üzerindeki baskılar arttırıldı.. batı stilinde çalışma
sistemleri oluşturuldu; günahsız vatandaşlar fişlendi, en tabiî haklarından
edildi. Müslümanlığını doğru dürüst, samîmâne ve en güzel biçimde yaşamaya
gayret gösteren insanlar potansiyel birer terörist gibi gösterildi. Dahası,
bu yapılanların bütün faturaları sürekli bazı kimseler adına kesildi ve
toplum yapısını ayakta tutan esasları sıyanet vazifesiyle muvazzaf kesim
manipüle edildi. Millet, onları Demoklesin kılıcı gibi hep tepesinde
hissetti, ürktü, korktu, sindi ve evrensel haklarından bile vazgeçti.
Gerçi, sayıları çok az da olsa, bazen toplum fertleri arasında her şeyi
reddeden ve herkese canı cehenneme diyen kimseler de bulunabilir. Bunlar,
ilim, fen ve teknolojiyi gereksiz, hatta zararlı görmeleri itibarıyla bir
manada gerici de sayılabilirler.
Bazı varoluşçuların İlim de teknoloji de yerin dibine batsın! dedikleri
gibi, bunlar da ilim ve teknolojinin, fen ve felsefenin karşısında
olabilirler. Fakat, bu türlü insanlar, hem sayıları itibarıyla çok azdır,
hem heyet-i umumiyeye karşı çıkacak ve genel âhenge tesir edecek güçte
değillerdir; hem de samimi Müslümanlar tarafından da dışlanmış ve umumi
tablonun haricinde kalmış kimselerdir.
Heyhat ki, o karanlık dönemde bu gerçek gözardı edildi; birkaç aykırı misal
ard arda sıralanınca ve toplumun genel halini asla yansıtmayan birkaç kare
yan yana getirilince sahiden bir irticâ tehlikesi varmış gibi gösterildi ve
bu mevhum tehlike bir psikolojik harp silahı olarak istimal edildi.
Evet, işin bir psikolojik savaş olma yanı var ve irticâ yaygaracıları 28
Şubattan önce yaptıkları gibi, hemen her zaman onu büyük ölçüde tehdit,
şantaj ve yıldırma malzemesi olarak kullanıyorlar. Millet adına hayırlı
faaliyetlerde bulunacak insanları gericilikle suçlayıp sindiriyor ve
önlerini kesiyorlar. Mürtecîlikle itham edilen taraf pusunca, onlar bu
fırsatı ganimet biliyor; ya ezici bir kanun çıkarıyorlar veya karşı tarafı
bütün bütün felç ediyorlar.
MÜMİNE DİNCİ DİYENLER DİNSİZ Mİ?
Saniyen; ben, iyi bir mümin olduğum iddiasında değilim; fakat, Allahın
varlığından ve ahiretin mevcudiyetinden hiç şüphe etmedim. Bir gün hesap
vereceğim hususunda asla şüpheye düşmedim. İşte şimdi, öyle bir şüphesizlik
mülahazasına bağlı olarak, kalbim gibi bilerek ve eğer farklı mülahazalarla
bir şey ifade ediyorsam Allaha hesab vereceğime çok iyi inanarak diyorum ki;
vallahi, billahi, tallahi, bunlar irticâ tehlikesinden bahsediyorlar ve
irticâya bağladıkları insanlara da mürtecî diyorlar.. ama aslında
Müslümanlığı kastediyorlar. Radikal Müslüman derken de, aşırı dinci diyerek
sadece bir kesimden söz edermiş gibi yaparken de aslında bizzat İslamı hedef
alıyorlar. Çünkü, İslamın aşırılığı olmaz.. Müslümanlık bütün aşırılıklara
karşı orta yolu tutan ilâhî bir sistemin adıdır..
iSLAMCI,
DİNCİ GİBİ İFADELER DİLİMİZDE YOKTUR
İslam dinini kabul edip onun emirlerini uygulamaya çalışan herkes kalbleri
sadece Allah bilir Kitap ve Sünnet açısından mümin, Müslüman ve dindardır.
Onları, bundan başka herhangi bir isimle ya da unvanla anmak ise, en hafif
ifadesiyle saygısızlıktır. Bizim terminolojimizde, İslam, Müslüman, dindar
tabirleri vardır; ama, dine hasım kimseler tarafından kasıtlı olarak
dilimize sokuşturulan ve cahillerin kullandığı İslâmcı ve dinci gibi
ifadeler yoktur
İRTİCANIN HEDEFİ İSLAM VE
MÜSLÜMANLAR
Bu açıdan, irticâ çığırtkanlığı yapan kimseler, şayet cahil, bilgisiz ve
manipüle edilmiş insanlar değillerse, demek ki, irticânın gölgesine
sığınarak bizzat Müslümanlığı hedef alıyorlar. Bunlar, İslama açıktan açığa
saldırmak ve Müslümanlığa karşı düşmanlıklarını izhar etmek istemiyorlar.
Çünkü, halkın yüzde doksanı Ramazan-ı şerifte oruç tutuyor; milletin yüzde
sekseni en azından Cuma namazı kılıyor; insanımızın yüzde elliden fazlası
günde beş vakit namazını eda ediyor. Eline birazcık imkan geçen hemen herkes
Hac vazifesini yerine getirmek için yollara düşüyor. Hatta şimdilerde
aristokrat sınıftan bazıları ayrı olarak ve aristokrasi mülahazasını
koruyarak gidiyorlar, yol boyunca başkalarına karışmıyorlar. Fakat,
gidişlerine nazaran çok farklı bir ruh haletiyle dönüyorlar; Gönlümüz
fetholdu, ruhumuz doydu! diyorlar.
Dahası, Hıristiyanından Yahudisine, Budistinden Brahmanistine kadar yabancı
ilim adamlarından ve ilahiyatçı temsilcilerden yüzlercesi Müslümanlık çok
farklı.. hayatın her alanıyla alakalı bütün ihtiyaçlara cevap veriyor.
İnsanın arzuları, istekleri ve beklentileri adına hiçbir boşluk bırakmıyor.
Bundan dolayı, İslamı yok saymak, Hazreti Muhammedi görmezlikten gelmek ve
Kurana karşı lâkayt kalmak bir insan için çok büyük bir nakîsedir diyorlar..
İşte, böyle bir atmosferde, bazı kimseler, İslamiyeti ve Müslümanları hiç
sevmeseler bile, doğrudan En büyük tehlike İslam ve Müslümanlardır demeye
cesaret edemiyorlar. Öyle açıkça saldırmak suretiyle Müslümanlık unvanıyla
onca insanı karşılarına almayı kendi menfaatleri açısından zararlı
buluyorlar. İrtica yerine İslamiyet dedikleri zaman, camiden çıkan herkesin
zafer işareti yaparak Ben de Müslümanım demesinden korkuyorlar. Dolayısıyla,
İslamın aydınlık ikliminde boy atan güzellikler karşısında kendi çirkin
ruhları zaviyesinden rahatsızlık duyan ve Müslümanlar hakkında cibillî
olarak kötü duygular besleyen böyle kimseler, İslamı ve Müslümanları açıktan
açığa karalayamayınca takıyye yapıyor, dolambaçlı yollara sapıyor ve
akla-hayale gelmez entrikalarla dini-dindarı baskı altında tutmaya
çalışıyorlar.
BEYHUDE YORULMAYIN, KAPILAR SÜRMELİ
Fakat, kanaatimce, onların unuttukları bir husus var: Artık bu millet bundan
ikiyüz, üçyüz sene evvelki millet değil. Günümüzün insanları okuyor,
anlıyor, tahlil ve terkiplerde bulunuyor, analiz ve sentezler yapıyor ve
araştırıp iyice öğrendikten sonra inanıyorlar. Evet, bugünün müminlerinin
imanı taklidî değil; onlar, bir ideolojinin peşine takılıp körü körüne onun
ardı sıra yürümüyorlar.
Bu açıdan, irticâ dellallarına samimi bir nasihatte bulunmak istiyorum:
Beyhude yorulmayın, çeşit çeşit oyunlar oynasanız ve bir sürü entrikalar
çevirseniz de bundan sonra umumî efkârı ifsâd edemezsiniz. Artık herkes
irticâ ile ne kastettiğinizi biliyor, onunla neyi hedeflendiğinizi fark
ediyor ve siz ne yaparsanız yapın millet hangi kıbleye yönelmesi
gerektiğinin şuurunda, yoluna devam ediyor.
Unutmamalısınız ki, millet kendi değer ölçülerine saygı göstermeyen
kimselere hürmet ve muhabbet nazarıyla bakmaz. Eğer, saygı ve sevgi
mukabelesi görmeyi diliyorsanız, tarihe yüz karası olarak geçmek ve nefretle
anılmak istemiyorsanız, meseleyi gönülleri fethetmeye bağlamalı, halkın
değerleriyle asla çatışmamalı, onların duygu ve düşüncelerine kıymet vermeli
ve milletin inançlarına saygılı olmalısınız.
İRTİCA ÇIĞIRTKANLARI SADECE NEFRET UYANDIRIYOR
Zannediyorum, bazıları kendi insânî telakkîleri açısından bu mülahazalarıma
saygı duysalar da, bu sözler bir kısım kimselerin bir kulağından vurup öbür
kulağından çıkacak ve ihtimal onları çok rahatsız edecek.
Hatta belki beni oyunbozanlık yapmakla levmetmeye de kalkacaklar; Bu niye
bizim takıyyemizi fâş ediyor.. irticâ perdesinin gerisinde işlerimizi ne
güzel götürüyorduk; kovanımıza neden çomak sokuyor? deyip homurdanacaklar.
Oysaki, En ummadığın keşfeder esrar-ı derûnun / Sen herkesi kör, âlemi
sersem mi sanırsın! diyen Ziya Paşa adeta bugünün Anadolu insanının
bilgeliğine işaret etmiş gibidir. Sözlerime kulak vereceklerini bilseydim,
irticâ paranoyasına tutulmuş kimselere bu sözü hatırlatır ve herbirine
derdim ki: Gel, bu milleti hafife alma; sen irticâ çığırtkanlığı yaparken
halkın sana inandığını sanma.
Bu millet artık kimin kim olduğunu ve neyin ne ifade ettiğini çok iyi
biliyor; senin o kelimeyi kullanırken ne kasdettiğini de pekâlâ anlıyor.
Şu çirkin yakıştırmalarınla halk nezdinde sadece nefret ve tiksinti
uyandırıyorsun. Oysa ki, senin de sevilecek ve takdir edilecek yanların var.
En azından insansın; eşimenendi yaratılmamış abide bir canlısın ve mahiyetin
itibarıyla meleklerden de ulvî aziz bir varlıksın. Dolayısıyla, Allahın
yarattığı o kıymete uygun sözler söylemeli, ona göre bir kısım davranışlarda
bulunmalı, kendi değerlerini ayaklar altına almamalı, halk nezdinde maskara
olmamalı ve bir nefret heykeli haline gelmemelisin
M.FETHULLAH GÜLEN
http://tr.fgulen.com/extra/mm/video/01/51/15115.wmv