BİR  MAİL

          Onk. Dr.  Haluk  Nıırbaki'den   e-mail   gerçek   bir   hikaye:   23.04.2001

   Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve  bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek  özel  bir  arşiv  yaptım.  Bunlardan  1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.

   Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu  hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi   için  yurt  dışına  gitmek  istemesine  rağmen,  bazı  formaliteler  sebebiyle  o  imkanı  bulamamıştı.

   Serap'ı  özel  bir  ilgiyle  bizzat ben tedavi altına aldım.  Ve kısa bir süre  sonra da ALLAH (c.c)'in izniyle iyileştiğini gördüm.  Ancak  Serap'ın da  bütün  diğer  kanserliler  gibi   ilk 5  yıllık  süreyi  çok  dikkatli  geçirmesi  gerekiyordu.

   Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra   bir  ihale için İzmir'e gitmek  istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi  şartıyla  kabul  ettim.   Maalesef   bilet  bulamamış   ve  benden   habersiz  bindiği   otobüsün   kaza geçirmesi üzerine   6   saat   kadar   mahsur  kalmış.

   Dönüşünden kısa bir  süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap  bacak  kemiklerindeki  metasaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın  akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor  ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak  zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

—"Doktor bey," dedi. "Ben size...dargınım."

"Niçin?" diye sordum.

—"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH (c.c)'ı, ölümü, ahireti  anlatmıyorsunuz?"

Dini   inançlarının   çok  zayıf  olduğunu  bildiğim   için  bu  teklifi  karşısında oldukça  şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:

—"Doktora  ulaşmak kolaydır" dedim. "Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun.  Ancak  iman tedavisi  için  gönülden  istek duymalısın..."

   Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanısıra,  ebedi hayatın ve saadetin reçetesi  olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yaşayan Serap için bu dersler  "hızlandırılmalı öğretime"  dönmüştü.   Anlattığım   iman  hakikatlarını  bütün   ruhuyla   "Senin durumun çok özel" dedim.   "Kelime-i Şehadet sana  uzun gelir.  O  anı  farkedince "Muhammed" (s.a.v) sana yeter."  O, haliyle tebessüm ederek  yine  başını  salladı.   Çok  ıstırabı  olduğu için Serap'a sürekli  morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk.   Ben,  bir  iş seyahati  sebebiyle  bir   müddet  ziyaretine  gidemedim.   Dönüşümde annesi telefon ederek:

--"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor."   Dedi.    Sabahlara  kadar inliyor ve çok  ıstırap çekiyor.

   Hemen   eve  gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala  unutamıyor ve hatırladıkça urperiyorum.

-"Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed"  diyemezsem?".  İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün  daha ömrü  varsa,  son  günü  uyanık kalacak şekilde morfin  yaptırılmasını  rica  etti.   Ben   hiç  adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın   acizliği   hürmetine  olacak  ki    Salı  gününe  kadar  yaşayacağına  dair  işaret  sezdim.  Ertesi  gün Ö'na:

--"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin. Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu  görüşmemizde son sorusunu da sordu:

--"Doktor bey...Azrail   bana   nasil  görünecek?"

   «"Kızım,"  dedim. "O  bir  melek  değil  mi?  Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens  gibi gelecektir."

  Salı  günü  Serap'ın  ağırlaştığı  haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına  yetişememiştim.  Ailesi tam manasıyla  perişandı.  Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı   ve beni görünce yanıma gelerek:

—"Doktor bey, biliyor musunuz , bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!" dedi ve  devam etti:

—Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı  ve  "yataktan kalkması imkansız"  denmesine rağmen kalkarak abdest aldı,   iki   rekat  namaz  kıldı.  Bütün  ev  halkı  hayretten donup kaldık.   Ve   Kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:

--"Doktor   bey'e   söyleyin,   dedi.   Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!!!"  

    Onk. Dr. Haluk Nurbaki....       23.04.2001