FEDERE İSLAM DEVLETİ OLUR MU?
Bochıım 'dan/ Habib UYAR
Değerli Misak Mecmuası Yayın Kadrosu!..
Bu mektubu size yazmaktan maksadım, yaklaşan bayramınızı tebrik etmek filân değildir. Çaresiz bir haldeyiz. Allah (cc) rızası için yalvarıyorum. Bizleri aydınlatın. Günümüz dünyasında Bosna'da. Filistin'de, Somali'de, hasılı her yerde müstekbirlerin en acımasız işkencesi altında Allah'a (cc) kulluğun mücadelesini veren müslümanların dertleri ile mi dertlenelim, yoksa Almanya'da "Anadolu Federe İslâm Devleti" kurduğunu ilân eden Cemaleddin Kaplanla beraber "oh ne güzel her yer güllük-gülistanlık mı" diyelim. Gönderdiğim yazılardan da anlaşılacağı üzere Cemaleddin Kaplan, Federal Almanya'da "A.F.İ.D" kurduğunu ilân etti. Etmekle kalsa iyi!.. Vaazların da, yazılarında "Ya A.F.I.D'e tabi olur, bana bey'at edersiniz!.. Ya da helak olduğunuz gündür" diyor. Zaten kapanın elinde kalan bizler, öteden beri bir iş yapamamanın çaresizliği içerisindeyiz. Durmadan birbirimizle cedelleşiyoruz. Bu cedelleşmeye bir yenisi daha eklendi ki, evlere şenlik!..
Allah (cc) nzası için yalvarıyorum. Kur'an gözü ile Peygamber gözü ile grupçuluğu bir tarafa bırakarak bu mesele üzerine eğilin ve açıklayın. Düşünün müslüman olarak girdiğimiz bir camiden bey'at etmediğimiz için kafir olarak çıkma tehlikesi var!.. Bu korkunç bir şey. Lütfen yardım edin. Alimlerin görevi mü'minlerin müşkillerini çözmektir. Ancak diyorsanız ki "Kafirlerle yeterince başımız dertte, bir de Cemaleddin hoca ile polemiğe girmeyelim. Maslahatla idare edelim, susalım!.." O zaman bizler ne yapacağız. Ahirette lüzumlu olan bilgileri bizden esirgediğiniz için, Rabbimin (cc) huzurunda sizlerden davacı olurum. Beni ve benim gibileri çaresiz bırakmıyacağınızı umarak selâmların en güzeli Allahû Teâla (cc)'nın selâmı ile selâmlarım.
Önce devlet kavramı üzerinde duralım. İnsanların ortak ihtiyaçlarından doğan, birbirleriyle olan ilişkilerini sosyal sözleşme esaslarına göre düzenleyen, bir ülke üzerindeki siyasi ve hukuki iktidarın müessese mahiyetindeki görünümüne devlet denilir. Tariften de anlaşılacağı üzere devlet; müşahhas ve mücerred birçok unsurun bir araya gelmesi sonucunda ortaya çıkar. Her-şeyden önce sınırları malûm bir toprak parçası (Ülke) üzerinde siyasi ve hukuki iktidara ihtiyaç vardır. Bir-çok peygamber; bir toprak parçası üzerinde siyasi ve hukuki iktidarı tesis edemedikleri için "Devlet" kuramamıştır. Meselâ: Hz.Nuh (as), Hz. Hûd (as) Hz.Yunus (as), Hz. Lut (as) ve diğer bazı peygamberlerin durumu budur. Ancak (Haşa) bunların hiçbirisi cahiliye üzere ölmemiştir.
Sizler Almanya'ya şu veya bu sebeble pasaportla girdiniz. Mü'stemen hukukuna tabisiniz ve ahdinizde sebat etmek zorundasınız. Dolayısıyle orada bir devlet kurmanız (federe veya gayr-i federe) mümkün değil!.. Ancak "İslâm Cemaatini" kurmanız ve Şer'i şerifin hududlarına riayet ederek yaşamanız söz konusudur. Ehl-i Sünnet ve'l Cemaatin fıkhında, gelecek halifeye naiblik (Naib-i imam) söz konusu değildir. "Hakkı Sahibine İade" başlıklı broşürde yer alan ifadelere göre; herkes gelecek halifeye bey'at etmiştir. Bu sebeble bey'at'ın rüknü olan icap ve kabul tamamlanmamıştır. Bu bey'at (Hilâfet tesis edilip, icap ve kabule dayanan akid gerçekleşinceye kadar) fasiddir. Eğer Cemaleddin Kaplan "Cemaatin Emiri" olarak bey'at istiyorsa, taraflar arasında şartları ve rükünleri tesbit edilebilir. Bununla "İslâm Cemaati" gündeme girer.
"Hakkı Sahibine İade" broşüründe Federe Devlet'in başkenti (Makarr-ı Hükümet) İstanbul ilân edilmiştir. Ancak İstanbul'da hükümet yoktur. Siyasi ve hukuki kadro mevcut değildir. Sınırları bekleyen İslâm Ordusu yoktur. Federe Hükümetin bakanları ilân edilmemiştir. Federe Devlet'in ilânından bu yana "El Emir ve'n Naib" bir kere olsun Makarr-ı Hükümete (kendi ilân ettiği hükümetin karar merkezine, yani başkente) gelmemiştir. Türkiye'de (Adana Müftülüğü esnasında) böyle bir meseleyi hiç mi hiç gündeme getirmemiştir. Hatta "Devletin temel nizamlarını İslâm'a uydurmak için tebliğ yapmak suçundan" (TCK 163.ncü maddesine muhalefetten) bir kere olsun mahkeme huzuruna çıkmamıştır. Maslahat icabı susmuş ve tedbirli davranmıştır. Elbette bu kendi tercihidir. Halbuki Türkiye'deki siyasi rejim, o tarihlerde de (Kemalistler'in iktidarı açısından) aynıdır. Verdiği kaynakların hiçbirisinde de "Federe Devlet" kavramına raslanılmaz!.. Batı'da gördüğü Federal devlet sisteminden ilham alarak yaptığı bir ictihaddır. Nitekim yapılan itirazlar üzerine "Federe diyemiyorsanız, başka birşey deyiniz" teklifini gündeme getirmektedir. Zikrettiğimiz bütün bu hususlar dikkate alınırsa, bir hatanın söz konusu olduğu kavranır. Elbette İslâmi devlet bir nimettir. Ancak bu nimete kavuşabilmek için müslümanların ihlâs, ihsan, cihad ve salih amel noktasında birbiriyle yarışması şarttır. Bu gayret gündeme girerse Allahû Teâla (cc) "İslâm Devleti" nimetini bahşeder. O, Rauf ve Rahimdir.
"Hakkı Sahibine İade" broşürü ile birlikte gönderilen Cemaleddin Hocaoğlu imzalı mektupta "-Hatamız varsa düzeltiniz!.. Aksi takdirde Bey'at etmeniz farz olur. Bu Kur'ani bir tekliftir" denildiği için, kendilerine uzun bir mektup gönderilmiştir. Fakat görünen odur ki, bu teklif ihlâsla yapılmamıştır. "Ümmet-i Muhammed" Gazetesi'nde "Dostlar Alış-Verişte Görsün" başlığını taşıyan yazı, bunun belgesidir. Kendisini ziyaret etmemizi bile sui-niyetle değerlendirmiştir. Ayrıca Bizleri "Can ve mal korkusuna kapılmak, liderlik hevesinde olmak" gibi, ilim ehline yakışmıyacak bir üslûpla suçlamıştır. Halbuki cesaret korkmamak değil (hesap gününü düşünerek) korkuyu yenmektir. Bundan böyle (helâllik dilemediği müddetçe) ne kendisini ziyaret ederiz, ne de tekliflerine cevap veririz. Eğer gerçekten samimi ise "Makarr-ı Hükümet" (Başkent) ilân ettiği İstanbul'a bir an önce gelmeli ve vazifesine başlamalıdır. Bu kendi taahhüdüdür. Can ve mal korkusu taşımadığına göre, taahhüdünü yerine getirmelidir. Bunu yapamıyorsa "Hata ettiğini" itiraf edip, İslâm Cemaatini kurmalıdır. Bu iki halin dışında, başka bir durum söz konusu olamaz." (Misak Mecmuası,Sayı:30, sh:44-45)
Bu yazıdan sonra Habib Uyar kardeşimiz; Müşavirliğe bir yazı yazmış, bu yazının bir suretini de "MİSAK" mecmuasına göndermiş. Aşağıda ilgili yazıyı okuyacaksınız!
"Muhterem Misak Dergisi Yayın Kurulu'na
Bochum'dan Habib Uyar
ALMANYA'da kurulan "Federe Devlet" ile ilgili soruma cevap verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ancak gelin-görün ki, meseleyi ilmi olarak müzakere etmek yerine, gelişi güzel sözlerle insanlara hakaret ediyorlar. Her ne ise, ben malumatınız olması için verdikleri cevabın fotokopisini gönderiyorum. Ayrıca cevabi yazımı A.F.l.D. özel kalem müşavirliğine gönderiyorum. Maksadım kimseyi rencide etmek değil!.. Hocaefendileri karşı-karşıya getirmek gibi bir niyetim de yok!.. Bundan Allahû Teâla (cc)'ya sığınırım. Hakkı ariyan ve hesap gününü düşünen müslümanlar, "Saltanat" zihniyetini iyi tanısın. Hepinize selam ederim. AFÎD'e gönderdiğim yazı ilişiktedir. Allahû Teâla (cc)'ya emanet olunuz.
A. F. I. D. ÖZEL KALEM MÜŞAVİRLİĞİNE KÖLN
Selam ile!.. Sayın Müşavir...
Saltanat Bültenine çevirdiğiniz; "Ümmet-i Muhammed" dergisinin, 80'inci sayısının 9'uncu sahifesinde ki "YANLIŞ KAPI ÇALMA" başlıklı yazınız, garip İslami anlayışınızın sonuncusu olur Inşa-Allah (cc)!..
Esas itibarı ile yazınızın muhatabı ben değilim. Muhatabınız "Misak" mecmuası!.. Siz "Misak" mecmuasına cevap verememenin aczi içinde, hedef saptırıyor, beni rencide ederek bana yükleniyorsunuz. Aklınız sıra "taş atıp, tavşan çıkardığınızı" sanarak mensubu olduğum, kandırdığınızı sandığınız cemaatına, özellikle gençlere ne kadar yiğit olduğunuzu, alim olduğunuzu ispatlama çabası ile beni madara edeceğinizi sanıyorsunuz. Bu cemaatı, bu gençleri belli bir süre daha kandırabilirsiniz. Ancak sonunuz mutlaka hüsran olacaktır. Zira Allahû Teâla (cc) sizin gizlediklerinizi de bilir.
Sayın Müşavir!..
Eğer alim isen heybetini kaybetme, cahil isen perdeni yırtma!.. Sorulan suallere ilimle cevap verilir, ilminiz olmadığı belli ki sorulan soruya laf olsun kabilinden, eşekli, öküzlü cevap veriyorsunuz. Ne kadar ayıp!.. Acaba hangi Peygamber kendisine sorulan suallere eşekli, öküzlü, tuzlu, tozlu, balgamlı, şalgamlı cevap vermiştir. İslam'ın esası (Edille-i Şer'iyye) dörttür. Bunları burada saymaya gerek yok biliyorsunuz. Ama bilmediğiniz hikaye ve fıkra şer'i delil değildir. Hikaye ve fıkra aynı zamanda güldürücü olduğu için kalbi öldürücüdür. O bakımdan fıkra her yerde herkese anlatılmaz.
Sayın Müşavir!..
Kısır döngünüzün üretimi olan "Beyyineler l" de, hemen birinci sahifede ( önsözün altında) bakın ne yazıyor. "-Oku ve Okut!.. Kabul ve tasdik et. Hatası varsa, dipte-köşede konuşma!.. Basın yoluyla tahlil ve tenkit et.. Buna gücün yetmiyorsa istediğin alim ve arife git Buna da hayır dersen, yoktur sende ne ihlas, ne meymenet" Kusura bakma sayın müşavir!.. Biz bir hata yaptık, biz bunu bizim için de geçerli sanıyorduk. Ne ise ok yaydan çıktı, devam edelim. Bu taahhüdünüzden hareketle akla, mantığa ters gelen çağrılarınızın "Kur'an-ı Kerim'e ters gelen bir yanının olup-olmadığını" araştırmak için, bu sahada otorite bildiğimiz Yusuf Kerimoğlu'nun yönettiği Misak Mecmuası'na ve başka mecmualara da sualimizi tevcih ettik: "-Allah (cc) rızası için yalvarıyorum. Kur'an gözü ile Peygamber gözü ile gurupçuluğu bir tarafa bırakarak bu mesele üzerine eğilin ve açıklayın" dedik. (Bizim sual yazımızdan alıntı.)
A.F.I.D. Kur'ani midir ? Misak dergisi bu mesele ile ilgili geniş bir açıklamayı 30.ncu sayısının 44-45.nci sahifelerinde verdi. Allahü Teala(cc) kendilerinden razı olsun. Dediğim gibi sizin muhatabınız Misak mecmuasının alimleri idi. Vurun abalıya misali, bize yüklenmeniz, bir müşavire yakışmayacak şekildeki sözleriniz ortada. "..Kükreyin aslanım meydan sizin!.." Hesap günü çok zor müşavir. Kul hakkını ihlal etmeyin, zavallı müslümanları istismar etmeyin. Sayın müşavir!..
Ben ahdimi bozanlardan değilim. Rabbimle (cc) bir defa ahidleştim. Üstesinden gelebildiğim her emrini yerine getiririm. Üstesinden gelemediğime Rabbim "El-Gafur'dur"
Sayın müşavir!..
Elhamdülillah bedenen ve ruhen sıhhatliyim. Okuduğumu anlarım. Hakikat ile palavrayı birbirinden ayırt edecek kadar gerçekçiyim. Hakkı kim söylerse söylesin, tasdik ederim, onunla beraber olurum. Sonuna kadar sebat ederim. Taassuptan uzağım. Acıyı tatlıyı ayırt etme işi dilimin vazifesi. Acıyı acı olarak, tatlıyı tatlı olarak yerim. Sizin ileri sürdüğünüz gibi acı yeyip tatlı demem, tatlı yeyip acı demem. Sahi!.. Cemaleddin Kaplan bahsettiğiniz oniki ilmi Almanya'da mı öğrendi? Yoksa, daha evvelde T. C. Diyanet teşkilatında müftülük yaparken, MSP'den Milletvekili adayı olurken ve ehl-i sünnet ile Şia'yı birbirine karıştırdığı dönemlerde de biliyor muydu? Biz dokuz-on senedir kendisiyle beraberiz, oniki ilminden hiç mi hiç faydalanamadık, "İslam Anayasası" diye risale yazdığı yıllarda bilmiyor muydu oniki ilmi? Yarım molla dediğiniz insanın fıkıh kitapları kütüphanenizde var olduğu gibi, hile ile gasbettiğiniz mescidlerin kitaplıklarında da vardır. Türkiye'de "Laik değilim" dediği için müslümanlar zindanlarda işkenceye muhatap olurken, hocanız T. C. Diyanet işleri Başkanlığı Adana Müftülü-ğü'nden emekli olmayı başardı.
Sayın Müşavir!..Ben her zaman aklı başında bir hocaya muhtacım. Siz böyle devam ettiğiniz müddetçe; bu hoca, ne sen, ne senin gibiler olamaz. Bana İslam'ı sevdiren bir arkadaşa bile alabildiğine saygılıyım. Ancak sizi hiç mi hiç sevemedim. Sizdeki istikrarsızlık insanı şaşırtıyor.
"Korkaksınız korkak; yiğitlik dağı yok sizde, boşuna kazma sallama; define yok özünüzde, cevheri özde'taşıyan biziz"
Sayın müşavir'... Echel-i Cühela (çok çok cahil) değilim. Demokrasiyi çok ileri uçlarda savunduğum oldu ama iki dinli asla olmadım. Hakkı anlatan alime anında teslim oldum. Ama bu alim Cemaleddin hoca değildi. Abdülkadir Udeh, Hasan El Benna, Seyyid Kutub ve diğer mücahid alimlerdi!... Aynı dönemlerde hocanız Diyanetin, yani Kemalist Türkiye'nin din teşkilatında yükselebilmek için A.Ü.Ilahiyat Fakültesi'nde imtihanlara giriyordu. Federasyonculuk oynuyordu. O tarihlerde henüz oniki ilim keşfedilmedi miydi?
Ben horlayanın horlamasına, kınayanın -kınamasına aldırış etmeden "hakkı hak bilmeye ve ona sarılmaya, batılı batıl bilip ondan uzaklaşmaya" Rabbime (cc) söz verdim. Sizin hoşunuza gidecek diye bozamam ahdimi.
"Bulutlar yağmur yüklü, yağmurda ıslanan biziz, sel önünde çer-çöp değil, zora göğüs geren biziz."
İslam Devleti veya saplantınız AFlD!..
Sayın müşavir!., insaf ediniz. Yapamıyacağınız şeyi niye söylüyorsunuz da fesada sebeb oluyorsunuz. Devlet kurmak bu kadar kolay da niçin yıllardır Afganistan'da, Cezayir'de, Filistin'de ve Bosna-Hersek'te müslümanlar savaşıyor? Diyelim ki AFlD'e kimse itiraz etmedi. Sahi siz Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümlerle (bu ahlaka sahip iken) hükmedebilir misiniz? "Almanya'da rahat bir hayat yaşayabilirsiniz, ama Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümlerle hükmedemezsiniz" demek dişi arslandan kaçan yaban eşeği gibi Kur'andan kaçmak mı oluyor? (El Müddesir:49-51) Ha bilginiz olsun Müzemmil Suresi 20 ayettir. (Bu vesile ile öğrenmenizde fayda vardır.)
İslam devleti, her müslüman için büyük bir nimettir. Ancak sizin taassubunuzdan kaçmak fazilettir. Diyorsunuz ki ihyası yapılan bu devleti "AFlD'ni kabul etmeyenler ya cahildir, ya hafiftir, ya müstekbirdir". Sizin bu dayatmacılığınızı kabul eden, sizin taassubunuzla özdeşleşmemiş bir insan gösterebilir misiniz? Önünüze geleni tekfir etmekle neyi amaçlıyorsunuz? Korkak değilim, kibirli hiç değilim. Bunlara gerek de yok.
Taassubunuzla özdeş olmuş mensuplarınız; T.C. Devleti'nin konsolosluklarına gidip pasaportlarını uzattırmıyorlar mı? Evlendikleri zaman nikahlarını kıydırmıyorlar mı? Türkiye'deki gayr-i menkulleri için vekalet verip, hukuki işler yaptırmıyorlar mı? Elbette yaptırıyorlar. O zaman nerede kaldı sizin Federe Devletiniz? Vergi adı altında müslümanlardan para toplamak için düşündüğünüz bir tuzak olmasın!..
Netice olarak sayın müşavir!., insanları davet ettiğiniz İslam'a, önce kendiniz gerçek manada iman ediniz. Daha fazlasını yazmak kimsenin, hele hele müslümanların hayrına olmayacağı için kısa kesiyorum.
"Mü'minlerin kardeş olduğu" nassla sabittir. Gelin yol yakın iken tevbe edin!.. Kibirin ve inadın sonu hüsrandır. Gelin "Tevhid Sancağı'nı" birlikte taşıyalım. Bunu yaparken yobazlıktan, taassubtan ve kibirden uzaklaşmak zorundayız. Hadiseleri firasetle değerlendiren, hikmete tabi olan ve mülayemetle hareket eden salih kimselerden olmaya gayret edelim. İslâm'ın tebliğine muhtaç olan insanları daha fazla bekletmeyelim, kurtuluş reçetesini ulaştıralım.
Allahû Teâla (cc)'nın salih kullarına selam olsun."
(Misak Mecmuası, Sayı: 32, sh:46-48) Abdullah AZİZ