"Diyanet, Muhtar Olmalı"
Kavramlara kafam takılır. İfade ettikleri anlam ile kullanışları farklı olunca da, isyan ederim. Bunlardan biri de Diyanet teşkilâtıdır. Kelime olarak, din ile ilgili alanlarda hüküm verme, çekip çevirme ise de. Kullanım alanı farklıdır. Dinî konulardaki düzeltme, sapmaları önleme, yanlışları düzeltme yerine, inananları sistemlere kanalize etme, dinî hayatın içinden çıkarıp zihinlere hapsetmekteler. Fonksiyoner yönünü törpüleyip, laikliğin emrine verilmesini sağlayan teşkilât görünümündedir.
Yanlış kullanımlar, inananları yanlışa itiyor. Başka yönlendirmeleri getiriyor. İnanan, inancı ile sistem arasında sıkışıp kalıyor. Sistemin kulu mu, Allah'ın kulu mu olacağını bilemiyor. Allah ile kul arasına sistemler girince de inananların şekilleri değişiyor. Laik Müslüman, demokrat Müslüman, aydın Müslüman tipleri ortaya çıkıyor. Yaşayışları farklı, düşünceleri farklı, çözümleri bile farklı oluyor. Allah'ın boyasından uzaklaştıkça yeni boyalar ortaya çıkıyor.
Bu tür Müslümanlar, Türkiye'mizde çoğalmıştır. Türk Müslümanlığı diye de bir zorlanış vardır. İslâm, kendi mecraında akmıyor. Yeni kanallara, yeni yaşayışlara zorlanıyor. Hal böyle olunca, Diyanet'in görevi, sistemi temize çıkarma, toplum hayatını sistemleştirmek için kurulmuştur. Hatta sisteme sigorta görevi yapmaktadır. Bunu yaparken de gizlisi ve saklısı yoktur. O, devletin kurduğu bir teşkilâttır, sistemin emrindedir.
Bir teşkilât düşünün, temsil ettiğini söylediği inancın haramı ve helâlini söylemiyor, söylese de uygulayamıyor.
Camilerdeki hatipler, kürsüdeki vaizler, ellerine tutuşturulan konunun dışına çıkamıyor. Dinin sınırını değil de devletin sınırını düşünüyor.
Dinin haramı ile sistemin haramı çatışmasında, sistemi tercih ediyor.
Hayatı boyunca dine küfretse, kâfirliğini beyan etse, ölüsü musallaya getirilince namazını kılmak mecburiyetinde kalıyor.
Din; itikat, ibadet ve muamelat üçgeninde hayat bulur. Diyanet'in dini iki ayaklıdır. Muamelatı yoktur. Onun dininde, iyiye, güzele ve doğruya kelimeleri vardır.
Böyle bir teşkilâtın, dinî bütün yönleri ile temsil etmesi düşünülemez. Böyle bir düşünceleri de yoktur. Teşkilât, dinî bir gayretin ürünü de değildir. Endişelerden doğmuştur. Vazifesi, dinin kontrolünü siyasetin emrine vermek, inancı sistemlere hasretmektir. Globalleşen dünyada din; bugünün politikasından, politikacılardan kurtarılmalı. Kavramlar yerli yerine oturtulmalıdır. Din müdahaleden kurtarılıp, inanca hürriyet verilmelidir.
Sistemin yapısında, bütün dinlere eşit muamelesi yatar. Müslümanlığın suçu ne? Müslümanların suçu nedir? Bütün dünyada inançlar hürriyetine kavuşurken, Türkiye'deki tutsaklığın, bağnazlığın sebebi nedir? Diğer dinler kadar hürriyete ne vakit kavuşacak?
Hiç farkında mısınız, "din adamları, dindarlar, dini siyasete alet ettiler" denirken, sistem dini kullanmakta, Müslümanlar üzerinden sistemi ayakta tutmaktadır.
Dünyada dengeler değişiyor, hürriyet mücadeleleri ağırlık kazanıyor. Din hürriyetlerini alalı asırlar oluyor. Türkiye'de ise zulüm, baskı ve tahakküm.
Zaman geldi. Zemin oturdu. En azından dinin muhtariyetinin zamanı geçmektedir. Hiç olmazsa Diyanet'e muhtariyet.
İnananlardaki çeşitlilik, rejimleri de etkilerse rahatsızlıklar doğurur. Duran Kömürcü |