dosya
beyan araştırma ekibi
"dinler
arası
diyalog!"
konusunda
beyan’dan
önemli açıklama
Dergimizin Haziran 2004
sayısında "Dinler Arası Diyalog"
başlıklı bir dosya yer aldı.
Yayınlanmasının ardından yoğun bir ilgi ile karşılaştık. Özellikle
okurlarımızdan gelen yoğun ilgi üzerine bu yazıyı kaleme almak
durumunda kaldık. Bize ulaşan mesajları üç grupta topladık.
1–Teşekkür mesajı gönderenler. Bunlar çoğunlukta idiler.
2–Konunun ehemmiyetini bugüne kadar anlayamayanlar, daha fazla bilgi
isteyenler.
3–Diyalog taraftarı olan çevrelerden gelen eleştiriler.
Meselenin açık ve net olarak anlaşılabilmesi için elimizden
geldiğince anlaşılır bir şekilde anlatmaya çalışacağız. Önemli
gördüğümüz bir konunun altını öncelikle çizmek istiyoruz. Bazıları
bir konu etrafında yazılan yazıları ya anlamak istemiyorlar ya da
zihinlerde inşa edilen düşünce duvarları yıkılmadığı için her yazıya
veya söze peşin hükümle yaklaşılıyor. Bu durumun sebep olacağı
olumsuzlukların önüne geçmek için bu hususa dikkat çekmek istedik.
Birinci ve ikinci grupta olanlara teşekkür ediyor ve inşallah
önümüzdeki sayılarda bu konu etrafında yazı ve çalışmalarımızın
devam edeceği haberini veriyoruz.
Dinler arası diyalogu savunan ve meşru görenlerin, dinler arası
diyalogu kabul etmeyenlere karşı mesnetsiz eleştirilerde bulunanlara
gelince; onlara da diyoruz ki:
Kin Ve Nefret, Fitne
Ve Fesat Bizden Uzak
Olsun!
Bir defa şunu açık gönüllülükle ifade edelim ki,
"Dinler arası diyalog" ile adını duyuran ve birçok faaliyette
bulunan "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı"nın dinler arası diyalog
çalışmalarını "bilerek, kasıtlı olarak ve bu çalışmalar İslâm'a
zarar versin, diğer dinler de pirim sağlasın" mantığı ile
sürdürdüklerine inanmıyoruz. Buna inanmadığımız gibi ihtimal da
vermiyoruz.
Vakf'ın onursal başkanı değerli Hocaefendi'nin bilerek bir yanlışın
içinde olacağını hiçbir zaman düşünmedik ve düşünmeyiz de.
Ancak şu unutulmamalıdır ki, bazen yapılan işlere sebep sonuç
ilişkisi açısından bakıldığında, amaçlanan hedefin hiç de sonuçta
elde edilenle aynı olmadığı görülür.
Dinler arası diyalog, çok konuşulan, bütün kamuoyuna malzeme olan
bir mesele olduğundan ve sonuçları bir mü'min olarak bizleri de
ilgilendirdiğinden, konu ile biz de ilgilendik ve dergi olarak
yazılar kaleme aldık.
Ancak bu yazıların hiçbiri, mü'min kardeşlerimizin hatalarını,
yanlışlarını ortaya çıkarmak, onları kamuoyu önünde küçük düşürmek
veya farklı çalışma gruplarında bulundukları için onlara karşı
duyulan kin, haset duygularını açığa vurmak için yazılmamıştır.
Kaldı ki zaten onlara karşı bizim gerçeğimiz de kin ve nefret
temelli değil; aksine sevgi ve kardeşlik esasında birlikteliktir.
Mü'minin özelinde bulunan bir hatayı, bir kabahati açığa vurmaktan,
onu insanlara duyurmaktan Allah'a sığınırız. Bu "dinler arası
diyalog" özelden çıkıp bütün kamuoyuna mal olduğu için hakkı ve
hakikati yazmak mecburiyetinde hissettik kendimizi.
Dinler Arası Diyalog
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı mensubu bir muhterem
gazeteci–yazarın bizi muhatap alan ve gazetede yayınlanan yazısını
şaşkınlıkla okuduk. Üzüldük ve de şaşırdık… Zorlama tevillerle konu
ancak bu kadar mecrasından çıkarılabilirdi. Bu muhterem yazarın
düşünceleri, bir konu üzerinde söyleyecek bir sözü olmayanların,
"laf olsun misâli" konuşmalarını andırıyordu. Şaşkınlık ve
üzüntümüzün nedeni budur.
Yazar, söz konusu yazısında bizi eleştiriyor ve Haziran 2004
sayımızda yer alan konu ile ilgili yazılardaki bazı bölümlere atıfta
bulunuyordu. Aynen alıntılıyor ve değerli okuyucu kardeşlerimizin
dikkatine sunuyoruz:
Hatta "Bu diyaloglar yüzünden şurada şu kadar, burada bu kadar
Müslüman Hıristiyanlığı seçti." deniyor. Ama şimdiye kadar isim,
meslek, yer gösterilerek tek bir örnek verilmiyor. Biz de gidip o
kişilere, "Siz, farklı din mensuplarının diyaloglarından ne şekilde
etkilendiniz de en son dini bırakıp, Hıristiyanlığı seçtiniz, şunu
bize bir anlatın." diye soramıyoruz.
Ekmek almak için kuyumcuya gittim, o burada ekmeğin olmadığını
söyledi. Şimdi buradan hareketle ekmek diye bir şeyin olmadığı
söylenebilir mi? Böyle bir mantık olur mu? Siz bu ülkede yaşamıyor
musunuz? Din gibi, büyük sosyal vakalar çerçevesinde gelişen
olaylar, yukarıdaki yazıda belirtildiği üzere somut, ve lokal
hareketlere indirgenebilir mi?
Yazar bir noktada doğru tespit yapmış, şöyle bir vakayı ne gördük ne
de duyduk:
Sadece Cuma namazlarını kılan herhangi bir mü'minin, son cuma
namazını kılıp, ardından caminin çıkışında şöyle diyerek din
değiştirme kararını açıkladığını duymadık: "Dinler arası diyalog
çalışmalarından dolayı dinimi değiştiriyorum. Artık ben Müslüman
değilim; bir Hıristiyanım."
Yazar bunu kastediyorsa, haklıdır, böyle bir vaka olmadı.
Son Yıllarda
Türkiye'de
Açılan Kiliselerden
Haberiniz Var Mı?
Son yıllarda, sıkça gündeme gelen ve her geçen gün sayıları artan
kiliselerden acaba haberleri var mı? Herhangi bir zahmete
katlanmadan, internet ortamında, ülkemizde ne kadar kilisenin
açıldığını öğrenmeye davet ediyoruz. Son birkaç yıl içinde sayıları
yüzleri aşan kiliseler açıldı. Bu kiliseler i açanlar çok rahat bir
şekilde reklamlarını yapıp, hatta adreslerini bile yayınlıyorlar ki,
bizi bulmakta zorlanmasınlar. Sadece internete bakılsa yeni açılan
bu yüzlerce kilisenin adresi ile karşılaşılır. Bu kiliselerin bir
kısmı ise apartman dairelerinin kiliseye dönüştürülmesi sonucu
oluşturulmuştur. Televizyon haberlerinde bunların görüntülerine tüm
Türkiye tanık oldu. Elbette rahipleri de din değiştiren Türklerdi.
Bu kiliselere yurt dışından insan getirilmediği gibi hiçbirinin içi
de boş değil. Ahmetleri, Mehmetleri toplamışlar,
Hıristiyanlaştırıyorlar.
Bu kilise mensupları ve organizatörleri, medyayı iyi kullanarak,
kısa aralıklarla programlara çıkarak hiç çekinmeden,
propagandalarını yapabiliyorlar.
Bundan birkaç ay önce bir televizyon kanalındaki bir tartışma
programına katılan bir sahte din mensubu papaz (Çedolini)
milyonların gözü önünde aynen şunları söylüyordu:
"Biz ne Kur'an'ı kutsal kitap ne de Muhammed'i peygamber olarak
tanıyoruz. Aslı yoktur, gerçekle ilgisi yoktur…"
Bir bakıyorsun adı Ahmet, Mehmet ya da Hasan… Adam, "Türk Kiliseleri
Birliği Ruhani Lideri"… "Kutsal Kitap Birliği Sözcüsü"… "Türk
Dünyası Pastoru"… vs.
Sokaklarda, boynuna ve kulağına haç takanların her geçen gün biraz
daha çoğaldığını görüyoruz.
Özellikle de Doğu ve Güneydoğu'da başlatılan Hıristiyanlaştırma
faaliyetleri, çok büyük mesafeler kat etti. Zaten maddî ve mânevî
bir baskı altıda bulunan doğu insanımız, sığınacak bir liman ararken
karşısına çıkan misyonerlere mukavemet gösterme gücüne sahip
değildir.
Bu tespitlerimiz buz dağının görünen yüzü. Biz bütün bu olanların
tek sebebinin "Dinler arası diyalog" olduğunu söylemiyoruz.
Elbetteki birçok sebebi vardır. Ancak şu bilinmelidir ki, "Dinler
arası diyalog", bu faaliyetlerde bulunanlara moral vermiştir,
yollarını açmıştır.
"Dinler arası diyalog", onlara kendilerini daha rahat ifade etme
imkânı sağlamıştır.
"Dinler arası diyalog", ne tarafa gideceğini bilmeyen genç dimağları
bulandırmıştır.
"Dinler arası diyalog", hiçbir hakikati olamayan, sahte dinlerin de
meşrulaşmasına zemin hazırlamıştır.
Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki, karşılaştığım bir Hıristiyan,
kendisiyle bu konuyu tartışırken, bana aynen şunları söyledi:
"…Hocaefendi senin gibi düşünmüyor."
Resûllah Hangi Dini
Meşru Kabul Etmiştir?
Kâinatın Efendisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem
Efendimiz'den günümüze kadar ulaşan binlerce hadis–i şerif
mevcuttur. Kâinatın Efendisi hayatı boyunca, giyiminden kuşamına,
yemesinden içmesine, oturmasından kalkmasına kadar her hâl ve
hareketini, "Yahudî ve Hıristiyanlara muhalefet etme" temeline
oturtmuş ve yapmıştır. İtikat ve ibadet boyutu zaten tümden onlara
muhalefet etmektedir.
Kâinatın Efendisi'nin diğer din mensuplarına bu kadar muhalefet
ettiği ve onların her türlü uygulamalarını reddettiği aşikârken,
bizim bu dinleri meşru kabul ederek, onlarla ortak platformlarda
arz–ı endam etmemiz Kâinatın Efendisi'nin sunduğu esas ve öğretiyle
bağdaşmamaktadır.
Allah aşkına şu soruya cevap verin. Bu dinleri meşru kabul ettiğine,
onlarla aynı platformlarda kavminin huzuruna çıktığına dair Kâinatın
Efendisi'nden bize bir haber ulaşmış mıdır?
Allah Resûlü'nün gayrimeşru saydığı, reddettiği ve hiçbir hareketini
kabul edilir bulmadığı bir dini biz hangi gerekçe ile, "Hoşgörü" adı
altında gerçekleştirilen "Dinler arası diyalog" zemininde insanlara
sunabiliriz?
Hizmet Allah Rızası
İçinse Başa
Kakılmamalı
Muhterem yazar kardeşimiz, bizi hayrete düşürmeye
devam ediyor, okuyalım:
"Türkiye'de diyalog ve hoşgörüye öncülük eden insanlar, aynı zamanda
İslâm'ı yaşamakta, dinin hayat bulmasında en fazla hassasiyet
gösteren, nesillerimize sahip çıkılması için müesseseler açan, canla
başla çalışan insanlar. Tenkit ve itham yönelten dost çevrenin
mensupları bile, kendi çocukları söz konusu olunca, bu insanların
önayak olduğu eğitim kurumlarını tercih ediyorlar. Bu gerçeğin
ışığında biraz insaf sahibi olmak gerekmiyor mu?"
İmam Rabbânî Kuddise Sırruhu Hazretleri buyuruyor ki:
"Allah, dinine bazen fâsık, günahkâr ve zalim kulları ile de yardım
eder…"
Bu sözle herhangi bir kişiyi ya da kurumu işaret etmiyoruz; sadece o
büyük insanın bir tespiti olarak aktarıyoruz. Bu pencereden
baktığımızda, güzel işler yapılmış olabilir. Her kim Allah ve
Resûlü'nü razı edecek güzel işler yapıyorsa, Mevlâ'mız onlardan razı
olsun. Bize de onları sevmek, onlara muhabbet duymak düşer. Zaten
gerek yazara, gerekse adı geçen vakıfa ve vakfın onursal başkanı
Hocaefendi'ye buğz etmemiz, onlar hakkında fitne, fesat çıkarmamız
mümkün değildir. Allah bizi ve mü'minleri bu gibi hâllerden korusun.
Yazarın yukarıda alıntıladığımız tespitinde bahsettiği konuların
"Dinler arası diyalog"la ne alâkası olduğunu, yazar kardeşimiz
kusura bakmasın, biz anlayamadık.
"Okul açılmış, onlar bundan istifade ediyor…"
Allah razı olsun, güzel işler yapmışsınız ve yapıyorsunuz.
"İslâm'ı yaşıyorlar ve dinin hayat bulması için hassasiyet
gösteriyorlar…"
Bu da çok güzel… Her kim İslâm'ı yaşıyorsa, onu seviyoruz, ona dua
ediyoruz; onun da bizlere dualarını bekliyoruz.
"Dinler arası diyalogu" tenkit eden çevreler, çocuklarını bu
okullara gönderiyorlar, biraz insaf etsinler…"
Bizim ya da bir yakınımızın çocuğunun adı geçen okullara gittiğini
bilmiyoruz. Varsa da gitmesinde bir sakınca yok. Başka okullara
göndermektense, bu okullara göndermeyi şahsen tercih ederiz. Fakat
çocuklarımızı o okullara gönderiyoruz diye bizden "her şeye teslim
olmamız" beklenmemelidir. Kimsenin kimseden böyle bir şey beklemeye
hakkı yoktur.
Bunun bir başka adı, yapılan hizmeti başa kakmadır ki, bu, İslâm'ın
çirkin kabul ettiği bir davranış olup, yazar kardeşimiz dâhil hiç
kimsede bunu görmek istemeyiz.
Sonuç Olarak Deriz Ki
Gerek bu sayımızdaki yazımız, gerekse geçen sayıdaki
yazılarımız bütün sorumluluğuyla Beyan dergisine aittir. Beyan
dergisinin haricinde hiçbir kişi, kurum ya da kuruluşu bağlamaz ve
onların görüş ve düşünceleri de değildir. İlgili yazılar yazarının
ve Beyan dergisinin görüş ve düşünceleridir.
Muhterem yazar, ilgili vakıf ve vakfın onursal başkanı saygıdeğer
Hocaefendi!
Biz, sizleri seviyoruz ve yaptığınız hizmetleri memnuniyetle
izliyoruz. Allah için yapılan her icraatı desteklemek mecburiyetinde
olduğumuzun şuurundayız. Bu hizmetlere vesile olanları sevmek de
birinci vazifemiz ve inancımızın gereğidir.
Bu kadar güzel ve başarılı icraatın arasına "Dinler arası diyalog"
kavramının hiç yakışmadığını düşünüyoruz. "Dinler arası diyalog"
çalışmasını kabul etmemiz yukarıda açıkladığımız gerekçelerimiz
ışığında mümkün değildir. Sizlerin "Dinler arası diyalog"
çalışmalarınızı, yukarıda sıraladığımız olumsuz sonuçlar çıksın diye
yapmadığınıza da eminiz. Görünen o ki, amaçlananla sonuç aynı
olmamaktadır. Bu yanlıştan dönüleceği ve sizlerle bizlerin arasında
konu ile ilgili derin görüş ayrılığının olmadığı kanaatindeyiz.
"Hakkın hatırı yücedir, hiçbir hatıra feda edilmez."
KÂİNATIN EFENDİSİNE İFTİRA ATMAYIN!
Gazeteciler ve Yazarlar
Vakfı'nın mensubu muhterem gazeteci kardeşimiz inciler dökmeye devam
ediyor. Şimdi aşağıda alıntılayacağımız yazının bizim konumuzla ne
alâkası var? Allah aşkına, haksızlıkların örtülmesi ve kabahatlerin
kapatılması adına bir konu bu kadar saptırılır mı? Okuyalım, bakın
neler söylüyor:
"Farklı din mensupları ile diyalog, özü itibariyle herkesi kendi
konumunda kabul etme, herkesin konumuna saygılı olma demektir.
Pekiyi bunun hayata geçirilmesi, İslâm tarihinde ilk defa
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın çabalarıyla mı ortaya çıkmış?
Sadece Medine Vesikası bu gözle incelemeye alınsın: İnsanın hangi
din, hangi ırk, hangi milletten olursa olsun din, hayat, seyahat,
teşebbüs ve mülk edinme hakkının olduğunu Peygamberimiz (sas) yüksek
sesle bütün âleme duyuruyor mu, duyurmuyor mu? Aynı hakikatler başka
bir üslup ve eda ile Veda Hutbesi'nde tekrar ediliyor mu, edilmiyor
mu?
Bunların karşısında olan ya da bunların aksini söyleyen mi var?
Bunların "Dinler arası diyalog"la ne alâkası var; doğrusu biz
anlayamadık.
Muhterem yazar kardeşimiz, şu " İnsanın hangi din, hangi ırk, hangi
milletten olursa olsun din, hayat, seyahat, teşebbüs ve mülk edinme
hakkının olduğunu…" sözünüzün "Dinler arası diyalogla" ne gibi ilgi
ve alâkasının olduğunu lütfen açıklar mısınız?
Biz dinler arası diyalogdan bahsediyoruz. Sizse, Kâinatın Efendisi
hangi dine mensup olursa olsun herkese hayat, seyahat, teşebbüs ve
mülk edinme özgürlüğü vermiştir, diyorsunuz. Dinler arası diyalogu,
bu anlayış ve yaklaşım üzerine oturtmak, bizim anlayabileceğimiz bir
akılla mümkün değildir.
ŞU SORULARIN CEVABINI MERAKLA BEKLİYORUZ
Aşağıda yazdığımız soruların
cevabı verildiği takdirde, mesele aydınlığa kavuşacaktır:
1–Âdem Aleyhisselâm'dan günümüze kadar geçen insanlık tarihi boyunca
Allah tarafından kaç tane din gönderildi?
2–İbrahimî dinler ne demektir? İbrahim Aleyhisselâm'ın kaç tane dini
vardı?
3–Üç semavî din kavramı doğru mudur?
4–Üç ilâhî din kavramı doğru mudur?
5–Mevlâ'mız âyet–i kerîme de şöyle buyuruyor: "Allah indinde tek din
İslâm'dır." Bu âyet–i kerîmeye rağmen hâlâ insanlar, üç ilâhî
dinden, üç semavî dinin varlığından bahsediyorlarsa, bu insanların
durumu nedir? Onlar âyet–i kerîmeye muhalefet etmiş, hatta
yalanlamış olmuyorlar mı?
6–Diyalogun kelime mânası nedir? Dinler arası diyalogdan bizim ve
ülke insanımızın ne anlamasını bekliyorsunuz?
Bu soruların cevaplarını bekliyoruz. Aynı zamanda dergimizde de
yayınlayacağız. Lütfen yapacağınız açıklamalar açık seçik, sıradan
vatandaşın anlayacağı şekilde olsun ve zorlama tevillere, uzak
ihtimal ve tahminlere dayalı olmasın.
Eğer biz "Dinler arası diyalog" yazılarımızda hata yapmışsak ve
yaptığımız hata neticesinde haksız olarak birilerini üzmüşsek, özür
dilemesini de biliriz. (Beyan Dergisinin Sitesinden)