|
Hayret ve dehşetle okuyacağınız
aşağıdaki hadise, Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusyaya giden ve şu anda
Nijninograt şehrinde ticarethane işleten bir arkadaşımın ağzından.
Hadise, arkadaşımın Müslüman arkadaşıyla onun sonradan Müslüman olan, 20-22
yaşlarında Emine ismindeki hanımıyla ilgili.
Emine ismini, Peygamberimizin annesinin ismi olduğu için özellikle seçmiş.
Eminenin kocası Tataristanın Kazan şehrinden ve Moskova müftülüğüne bağlı
Moskova (İslâmî) İlahiyat okulundan mezunmuş. Arkadaşımın anlattıkları:
Bu ilahiyat mezunu Rusyalı arkadaşım, bir gün bizim dükkâna geldi. Yanında da bizim Müslüman hanımların kapandığı şekilde kapalı genç bir hanım vardı. Rusyada o şekilde giyinen bir hanım yok gibidir. Öyle İslâm'î bir kıyafetle görünce memnun oldum ve ayrıca ilgi ve hürmet gösterdim.
Bu kapalı hanım, arkadaşımın karısıymış. Hanımının sonradan Müslüman olduğunu anlattı. Sohbete başladık. Derken konuşmaya, hanımı da katıldı. Türkçeyi gayet güzel konuşuyor. Kocası Tatar olduğu için, Siz Tatar olmalısınız; Türkçeyi bu kadar iyi nerede öğrendiniz? dedim. Hayır, ben Rusum dedi. Defalarca Türkiyeye geldiğini, bayağı kaldığını söyledi. Türkiyede İslâmî bir gruptan insanlarla tanışmış, Müslüman olmalarına onlar sebep olmuşlar. Kendisine, Kazanlı olduğu için, Kazanda da Türkiyeden gelen ailelerin bulunduğunu anlattım ve onlarla temasa geçerse o cemaatin kendisine İslâmiyet hakkında yardımcı olabileceğini söyledim.
Bahsettiğim cemaatin ismini verir vermez, ilk anda sebebini anlayamadığım şiddetli bir tepki gösterdi. Yatıştırmaya çalıştım. Tepkisinin sebebini sorunca, Bana onlardan, o cemaatten bahsetme! dedi. Hayrola, nedir? Ne oluyor? deyince şunları söyledi:
Ben bir Hıristiyandım. Hıristiyanlığın ne olduğunu ben iyi bilirim. Bildiğim için onu bırakıp Müslüman oldum. Müslüman olmanın verdiği heyecanla buralarda okulları olan o sizin görüşmemi istediğiniz kimselere gittim. Müslüman olduğumu söyledim. Bana, Niye Müslüman oldun! Ne lüzum vardı! Kendi dininde kalsaydın. O da hak dindir! gibi şeyler söylediler. Onlar burada Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar.
Değerli okuyucular, bu hadise Dinlerarası Diyalogla hangi gaye ve neticenin hedeflendiğine canlı bir örnektir. Niçin canlı? Çünkü bu hadiseyi anlatan arkadaşım şu anda Türkiyede ve 15 gün kadar kalacak. İsteyen kimselerle görüştürebilirim.
Dinlerarası Diyalog aşıkları, Rusyanın bilmem hangi şehrinde olan şahsî bir hadiseden bahsediyorsun. Ne bilelim doğru olduğunu. Koskoca Rusyada bir kadın ve kocası? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa demeye kalkışmasınlar, mahçup olurlar. Çünkü, gelecek itirazlara cevap tedbirimiz hazır. İspat edemeyecek olsaydım yazmazdım.
Arkadaşıma, İcap ederse o kadın ve kocasına ulaşmak mümkün mü? dedim. Tabiî ki. Kocasıyla zaten senelerdir tanışıyoruz. Her zaman isteyen kimselerle görüştürebilirim diyor.
Bu konu, fürûattan değil, imânî bir mesele olduğu için ele aldım. İçki, şarkı-türkü, başörtüsü gibi fürûattan olan meseleleri hiç dile getirmiyorum. Yoksa, Kazakistanda Cumhuriyetin 75. yılını kutlamak için Türkiyeden şarkıcı kadınlar götürmek neydi? Kazaklara içki ikram etmek neyin nesi? gibi sorular da sorabilirdim. Hatta, TÜYAP Kitap Fuarında, Takma kafanı Ali Bey. Kazakistanlılar zaten içkiye alışmışlar. İçki içen bir kimseye içki ikram etmekten daha normal ne var? diyen televizyon programcısının ismini de verebilirdim. Aksi bir yönde giden mecmuanın haber müdürünün, Yurtdışındakilere, oralarda niçin namaz kılmamaları söyleniyor? soruma, Arkadaşlar, yurtdışında namazlarını kaş-göz ile kılıyorlar gibi gülünç bir cevap verildiği üzerinde de durmuyorum.
Değerli okuyucular, geçen hafta Bundan daha dehşetli olanı da var dediğim, bunlar değil. Nasip olursa, Dinlerarası Diyaloğun nimeti olan o dudak uçuklatacak sözleri de yazacağım. Ali Eren - Vakit Gazetesi
Not: Anlayana sivrisinek saz; anlamayana davul zurna az!!!! Abdullah AZİZ
![]()