DİNDE REFORM DÜŞÜNCESİ

      Reformun sözlük anlamı : değişim, yenilik.

    Reform, 16. yy da Batı kiliselerinde gerçekleşen dinsel devrimle gündeme gelmiştir. Bu devrim bütün Avrupa'yı etkilemiş ve Protestanlığın doğmasına yol açan bir değişim gerçekleştirmiştir. Bu hareketin önderliğini Martin Luther ve Jean Calvin yapmıştır.

    Reformun başlıca nedeni Katolik kilisesini özellikle de papalık makamının Batı Avrupa'nın siyasal yapısıyla iç içe geçmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan siyasal entrikalar ve manevralar, kilisenin durmadan artan gücü ve zenginliğiyle birleşince kilise ruhani bir güç kaynağı olarak yozlaşmaya başladı. Kutsal emanetlerin satışa çıkarılması, Endüljans ve din adamları arasındaki yolsuzluklar reformun gerçekleşmesinin önünü açtı.

    16. yy. boyunca reform hareketi tüm Avrupa'ya yayıldı. 16. yy.ın ortalarında Luthercilik Kuzey Avrupa'da egemenliğini kurdu. Yüzyılın sonlarında Doğu Avrupa ve Britanya'da da reform hareketleri yayıldı.

    1928 yılında hazırlanıp Milli Eğitim Bakanlığına sunulan rapor dinde reform ve modernleşme sorununu inceler. Bu rapor ilahiyat fakültesi hocalarının en çok ses getiren projelerinden birisidir. Raporda diğer birçok "kurum" gibi kendisi de toplumsal bir kurum olan dinin içtimai hayatın gereklerini karşılaması ve "bilimsel esaslar" üzerinde yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtilir.

    13 Eylül 1999'da Yargıtay Başkanı Sami Selçuk konuyla ilgili olarak şu açıklamaları yaptı:

   "İslam kendi kendini reforme etsin, reforma mecburlar. İslam laik, çağcıl demokrasinin gereklerine kendini uydurmak zorundadır. Devlette de demokraside de dinde de reforma ihtiyaç var."

   "İlahiyatçılar İslam'da reformu gerçekleştireceklerdir. Buna inanıyorum. Tam demokrasiye geçildiğinde din hukuk üretmeyecektir."

   Diyanet işleri başkanı Mehmet Nuri Yılmaz bir basın toplantısında: İslam dininin reforma ihtiyacı olmadığını, televizyonlarda görülen şeylerin reform gibi zannedilmesinden şikayet etti.

    "Türkiye'de hiçbir din bilgini ben reform yapıyorum diye bir görüş beyan etmemiştir, edemez de." Diyerek dolaylı yoldan yapılan çalışmaları desteklemiştir.

      Diyanet İşleri Eski Başkanı Süleyman Ateş:

    "Daha önceki görüşlerim geleneklere dayanıyordu. Düşününce Kuran'ın tekrar çağdaş bir yorumunun yapılmasına ihtiyaç hissettim." demiştir.

    Türkiye'de son günlerde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in
"Dinde reform" konulu açıklamaları sıkça tartışılmaya başlandı. Demirel'e göre bunun maksadı Cumhuriyet- Laiklik ve İslam'ın bağdaştırılabileceğini bütün gerekçeleriyle ortaya koymaktı. Bir grup ilahiyat otoritesince hazırlanan proje Türkiye'deki İslamiyet'le ilgili tartışmalara yön verecek bir içeriğe sahipti. Ancak şu ana kadar yapılan açıklamalar ancak tartışmanın fitilini ateşleyecek nitelikteydi. Bu çalışmanın temel esaslarından biri, çok hukukluluğun yani Kuran'daki şer'i hukuk kuralları ile din alanı dışındaki pozitif hukukun bir arada uygulanabileceği. Bunun da dine aykırı bir durum oluşturmadığı tezini sunuyor olması olacaktı. Demirel'in Cumhuriyet'le getirilen ve doğrudan Kuran'da düzenlenmiş konuların ilgi alanına giren ayetlerin sayısı 230 dolayında olduğu yolundaki açıklaması en çok tartışılan konu oldu. Demirel'in dini katı bir şekilde yorumlayanları de eleştirdiği açıklamalarında şunları söylüyordu: "Zaman değişmiştir. Zaman değişince hüküm de değişmiştir. Bu Mecelle kaidesidir. Sonra din Müslüman olma şartlarını diğer kurallara bağlamış değildir. Yani din Kuran'ın bütün şartlarına uyulmasını ister. Fakat bu kurallardan bir kısmına uyulmuyorsa (ki bunların bir kısmına modern hayatta uyulamıyorsa) din onu dinsizlik, yani İslam dışı saymıyor. Oradan günah doğuruyorsa, o günahı affetmek Allah'ın işi veya günah halinde telakki etmek, yine Allah'ın işi." İşte Demirel'in bu söylemlerinden sonra dinde reform hakkında bir dizi eleştirisel ve Demirel'i destekler   nitelikte   açıklamalar   geldi.   Şimdi  bunlara  bir  göz  atalım:

· Prof .Dr. Hüseyin Hatemi: "Kuran evrenseldir. Tabii hukukla çelişen hiçbir ayeti yoktur."
· Prof. Dr. Süleyman Ateş: "Cumhurbaşkanı topumun büyük bölümünün düşüncelerine tercüman olmuştur. Kişi Kuran'ın bazı hükümlerine uymayabilir. Ama bunları inkar etmiyorsa sadece  günahkardır."
· Prof. Dr. Mehmet Aydın: " Cumhurbaşkanının önerisi kavram kargaşasını, düşüncede bulanıklığını gidermek için yararlı bir çalışma olmuştur."
· Prof. Dr. Hasan Onat: "Kuran hukuk kitabı olmadığına göre hükümlerini hukuk hükümleri olarak algılamak da doğru değildir. Din alanında yeniden yapılanma kaçınılmazdır."
· Ethem Ruhi Fığlalı: "Demirel'in  İslam'da  reform  konusu  kaçınılmazdır."
· Prof. Dr. Salih Akdemir: "Laiklik dinsizlik değil her türlü düşünce özgürlüğünün garanti altına alınmasıdır."
· Yargıtay Başkanı Sami Selçuk: "Devletin Demokraside olduğu gibi İslam'da da reforma ihtiyacı var."
· Yazar Hikmet Çetinkaya: "Türkiye'de devletin hakim sistemi iki şeyi aradı durdu. Mümkünse İslam'ı değiştirmek, ona gücü yetmezse Müslümanların din anlayışını değiştirmek. Kemalizm'in en önemli özelliklerinden biri dinde reformu amaçlaması idi. Bunda muvaffak olunamadı. Çünkü İslam'ın kitaba bağlı karakterleri böyle bir reformasyona ve deformasyona izin vermiyordu. Bu Müslümanlara da kabul ettirilemedi. Ağır baskı dönemleri yaşandı Türkiye'de ama dinde reform kabul görmedi.
· Yazar Ertuğrul Özkök: "Bir toplumun teokratik olarak toplumun üyeleri için birleştirici olması, gerekli bir sosyal vakıadır. Bazı zorlamalar yüzünden çatışma konusu haline gelebilir."
· Yazar Ali Bulaç: "Hele sen git dinini değiştir. Bizim işimize gelmeyen kısımlarını at da öyle gel denemez. Bu demokrasi için bir arada yaşamak değildir. Ötekinin kendini değiştirmeye zorlanmasıdır. Sayın Selçuk ise reforma mecburdurlar diyor. Yani ya dini reforme edeceğiz; ya da otoriter Fransız Cumhuriyeti modeline razı olacağız. Eğer böyle ise çoğulcu demokrasi jakoben bir cumhuriyete hamile kalmış demektir."
· Hüseyin Üzmez: "Sanki gerçek demokrasi uygulansa dertler bitecek? Ne gaflet! Demokrasi hava gibi, su gibi temel ihtiyaç değildir. Yokken de üç kıtaya hakimdik. Şimdi ise Batı'ya, emperyalistlere köle olmaktan kurtulamıyoruz."
· Yazar Emin Kazıcı: "Ben dine karşı değilim. Hatta severim, faydalı bir şey deyip Müslümanların benimsenmesini istemesine höst! derler."
· Yazar Mustafa Kavurmacı: "Din zaman içinde kendi kendini yenilemektedir. Öyleyse dışarıdan müdahaleye gerek yoktur."
· Yazar Kürşat Atalar: "İçeriği boşaltılan kavramların icra edilmesi çabasının gösterilmesidir. Dinin özünü güncelleştirme çabası gösterebilir. Dinin iktidar talebinin ortadan kaldırılması isteniyor."
· Yalçın Işımer: "Devletin açıkça dine müdahalesi söz konusu. Katı laikler açısından farklı Müslüman kesimler açısından farklı tepki alacaktır."
· Prof. Dr. Hayrettin Karaman: "Herhangi bir ayeti değiştirmek caiz değildir. Değil 230 ayet, 2 ayetin bile hükmü askıya alınamaz."
· Yazar Beşir Eryarsoy: "İslam'ın deforme olduğu söylenemediği için haliyle reformdan kasıt, İslam'ın çağın yükseldiği kabul edilen değerleriyle uyumlu hale getirilmesi, İslam'ın bu değerlerle tezat teşkil etmeyecek bir kimliğe büründürülmesi demektir. Kısaca dinde reform çabaları ile çağın İslam'a uydurulması yerine İslam'ın çağa uydurulması amaçlanmaktadır".
· Prof.Dr. Zekeriya Beyaz : "Hareket doğru,yöntem yanlış." Cumhurbaşkanı Demirel 'in girişimini doğru bulduğunu söylerken,yanlış olanın izlenen metot olduğunu söylüyor. Başta Türkiye olmak üzere, birçok İslâm ülkesinde Din ile Devletin kavgası var. Dolayısıyla T.C.'nin Cumhurbaşkanının böyle bir konuya el atması yerindedir. Türkiye'de Din Devlet kavgasına çare bulmak, bir çıkış yolu bulmak için, bu türden çıkışlara ihtiyaç var. Bu tür çıkışları alkışlamak, dolayısıyla doğrulamak gerekir. Ancak böyle bir konu son derece hassas, son derece naziktir. Dolayısıyla da o önem ve hassasiyete uygun bir yapı içinde de ele alınmalıdır. Sayın Cumhur-başkanımızın "Ben birtakım ilahiyatçılara sordum, onlarda şöyle veya böyle dediler bende onun üzerine bu işi böyle kararlaştırdım." gibi yaklaşımı yetersizdir. Yanlıştır, hatta zararlı olabilir. Söz konusu fikir aldığı İlahiyatçıların kimler olduğu, ehliyetlerinin ne olduğu meçhulümüzdür. Belki son derece değerli insanlardır. Ehliyetli kimselerdir. Ancak Demokratik nizam içerisinde yaşamaktayız. Açıklık rejimi içerisindeyiz. Dolayısıyla o kişilerin kim olduklarının, görüşlerinin neler olduğunun bilinmesi gerekir. Hangi gerçeklere hangi dayanaklara istinat ettiklerinin bilinmesi gereklidir"
· Prof. Dr. Süleyman Ateş: "Demirel'in bu girişiminin mevcut laik sistemden rahatsızlık duyanları, sistemle uzlaştırmak amacını taşıdığını söylüyor." Ateş'e göre, şeriat kuralları mutlaka uyulması gereken kurallar değil. Ateş bu kuralların Kuran'daki asıl amacının suçu engellemek olduğunu, toplumun suçları başka bir yöntemle engellemesi durumunda şeriat kurallarının birebir uygulanmasının gerekli olmayacağını söylüyor." Kuran hırsızlık edenin elini kesin" diyor. Amaç hırsızlığı engellemek. Eğer toplum Kuran'ın bu hedefini el kesmeden gerçekleştirebiliyorsa gerçekleştirsin. Bu tür emirler, mutlaka uygulanması gereken emirler değildir. Kuran miras olayında düzenlemeler getirmiştir. Bu tür şeyler toplumun düzenini, huzurunu sağlamak içindir. Bu şeriattır. Şeriat demek, hukuk demektir. Dinin hukuk kısmını meydana getirir. Bunlar dinin vazgeçilmezlerinden değildir. Ne kadar yapılırsa o kadar iyidir. Dinin vazgeçilmezleri iman, ibadet ve ahlaktır. Din bunların üzerine kurulur. Bugün özellikle ahlak konusunda toplumu eğitemedik. Bir çürümüşlük almış başını gidiyor. Cumhur-başkanı bunları düzeltmek istiyor. Mevcut laik sistemi bu haliyle bırakırsanız, toplum çürüyecektir. Dinden bir şeylerin alınması gereklidir. Cumhurbaşkanının amacı herhalde, toplumun laik sistemi tam olarak benimsemeyen bir kesimiyle, Devletin arasını düzeltmekti. Amaç mevcut anayasal sistemi bu kesime de benimsetmek."
Ateş, yeterince bilgi sahibi olmayanların, din konusunda yaptıkları tartışmaların dine ve topluma zarar vereceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanının üzerinde durduğu ayetlerin, rakamlarla sınırlandırılamayacağını, bunun Kuran'ın düşüncesine aykırı olduğunu, Kuran'ın farklı bölümlerinden, hukuk konusunda çıkarımlar yapılabileceğini söylüyor.
"Bugün laiklikle Din arasındaki problemi doğuranın, bu 230 ayet olduğunu söylüyorlar. Sayın Demirel'e bu bilgiyi vermişler, ama bu yanlış. Bu malumatı verenler, belli ki bu işin uzmanı değiller. Bir kere 230 değil, 250 civarında. Yine de bu konuda tam bir rakam verilemez. Kuran'ın farklı bölümlerinden hukuk konusunda çıkarımlar yapılabilir. O zaman 500'ü geçer. Kuran'ın bu bölümünü almakta doğru değildir. Diğer kısmını yok mu sayacağız? Bunlar Kuran'ın hüküm ayetleridir. Yani toplumun yönetimi ile ilgili, hukuku ile ilgili ayetlerdir.
Şimdi mesela hırsızın elini kesin ama uslanırsa vazgeçin. Zina yaparsa elli sopa vurun veya adamı kasten haksız olarak öldüren kimseyi öldürün. Çünkü başkasının hayat hakkını elinden alıyor, onun da hayat hakkını elinden alın. Bu tür ayetlere hüküm ayetleri denir."

Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, bir siyasi liderin veya makamın , isimlerini açıklamadığı insanlardan aldığı, doğruluğu yada yanlışlığı belli olmayan bilgilerle 70 milyonluk Türkiye'nin dini hayatı üzerinde birtakım tasarruflarda bulunmasının mümkün olmadığını, yapılsa bile başarılı bir sonuç vermesinin imkansız olduğunu, böylesi bir yeniden yapılanma hareketlerine, siyasi hayatıyla, dini hayatı arasında kopukluklar yaşayan Türkiye gibi bir ülke için gerekli olduğunu söylüyor. Beyaz'ın bu konudaki tek şartı, doğru metodun uygulanması. Beyaz iyi yetişmiş ilahiyatçılardan, sosyal bilimler ve diğer bilim dalları içerisinde uzmanlaşmış kişilerden oluşan bir kurulun hazırlayacağı ve geniş kitlelerce kabul edilebilecek bir projenin, başarılı olabileceğini söylüyor. Bir yanlış bilgilendirmenin söz konusu olduğunu söyleyen Beyaz, Demirel'in nerede yanlış yaptığını şöyle açıklıyor:

· "Kuran'da 230 ayet veya 232 ayet dünya hayatı ile ilgilidir. Gerisi dünya hayatı ile ilgili değildir. Şeklinde bir yaklaşım yanlıştır. Kuran-ı Kerim'in tamamı dünya hayatıyla ilgilidir. Ancak hukukla, muamelatla, ceza hukukuyla ilgili olan bir kısım ayetler vardır. Bu ayetlerin sayısı 230 değildir. Bunların sayısı belki 100'ü dahi bulmaz. Bunları yeniden yorumlamak mümkündür. Her zaman yorumlamak mümkündür. Çünkü İslâm hukukunda bir madde vardır: zamanların değişmesi ile, hükümlerin değişmesi inkar olunamaz, değişebilir. Zamanların değişmesinden kasıt, sosyal olayların değişmesi, sosyal hayatın değişmesi, bilimin gelişmesi, teknolojinin gelişmesi, insan zekasının gelişmesi, ihtiyaçların gelişmesi, bütün bunlar hükümlerin değerlendirilmesinde birtakım değişikliklere yol açar. Bu tabidir, dolayısıyla bu ve buna benzer ayetleri, Türkiye'de her zaman yorumlamak mümkündür. Ancak bu yorumu kimler yapacak? Bu yorumu bu işin uzmanları yapmalıdır. Siyasiler kendi görüşlerini ortaya koyarlar, ama gerçek yorumu ortaya koyacak olanlar konunun uzmanları olmalıdırlar."

Aydınlanma sürecinde Türkiye son yıllarda Kuran'ın yeniden yorumlanması konusundaki tartışmalara sıkça şahit oluyor. Bunu kimlerin nasıl yapması gerektiği hakkındaki sorular ise hala yanıtsız. Tepeden inme bir anlayışla hazırlanacak reformların ne kadar kabul göreceği ise uzmanlar tarafından olumlu yanıtlanamayan bir soru.

Dini açıdan Türkiye'nin bir aydınlanma sürecine girmesinin gerekliliğine inanan araştırmacı yazar İsmail Nacar, siyasilerin doğru çevrelerle Türkiye'deki kadar yoğun ilişkiler içerisinde olduğu ülkelerin sayısının son derece az olduğunu söyleyerek, bu ilişkilerin ve 1400 yıldır devam eden tarikat kültürünün, dini Türkiye'de laik bir anlayışla yorumlamasını zorlaştırdığını sözlerine ekliyor:
· "Ben tarikatlarla Devlet mücadele etsin, polisiye tedbirlerle önleri kesilsin demiyorum. Dünyanın her yerinde böyle yobaz hareketler var. Ama bunlarda akılcılık ön planda olduğu için, bu tür oluşumlar hep marjinal olarak kalıyor. Bizde bunlar Dinin temsilcisiymiş gibi takdim edildi. Nurcular, Nakşiler... bizde Devlet adamlarını hemen hemen hepsi oy alabilmek uğruna bunlara prim verdi. Silahlı kuvvetler bu konudaki hassasiyetini gösterdiği zamanda aynı yöneticiler tarikatlarla mücadele edeceğiz derken, İslami olanla irticai olanı karıştırdılar. İkiyüzlü davrandılar. Türkiye'de aydınlanma hareketinin olması için bu tarikatların mevcut misyonlarının sona erdirilmesi gerekir. T.C.'nin elini ayağını bağlayan bu 1400 yıllık keyfiyete bağlı tarikat geleneğidir. Gelenekler kötü algılanıyor ve ülkeye zarar veriyor. Aklın, bilimin geri plana atılması toplumun geri kalmasına neden oluyor."

Fazilet Partisi Ankara milletvekili Cemil Çiçek: bu tartışmaların bilim adamları tarafından yapılması gerektiğini, siyasi kimliğe sahip olanların ise, en son aşamada konuşmalarının daha iyi olacağını söylüyor.

"Bu konu Türkiye'nin hayrına da sonuçlanabilir, sıkıntı da yaratabilir. Onun için bu konunun dikkat edilmesi gereken birkaç özelliği var. Öncelikle bu konunun ilim adamları tarafından tartışılması lazım. Bugüne kadar Türkiye'deki en temel yanlışlık her işin ilk önce siyasetçiler gündeme getirilmesi, bunlar arasında bir gevezelik konusu olmasıdır. Din konusu böyle bir gevezeliğe gelmez. Çünkü buradaki bir tek yanlış cümlenin bile toplumda ne tür sıkıntılar meydana getirdiğini geçmişte gördük. Neyin tartışılacağını, ilim adamlarının bilmesi lazım, çünkü bu konu bilgi ve ilmi dirayetler gerektirir. Böyle çalışmalara karşı değilim, çünkü din adına bugün çok yanlış kabuller var. Bu konu o çerçevede olacaksa faydalı olur."

Sonuç olarak bugün Demirel'in ortaya attığı dinde reform yapma düşüncesi aslında Demirel'in kendi düşüncesi değil; ona bunu ortaya atmasını emreden derin devletin işidir. Derin devlet bu amaçla Milli İlahiyat Komitesi kurmuş, bunun başına da emekli Korgeneral Erdoğan Öznal'ı getirmiştir. Komitenin başına da diyanet işleri eski başkanı Sait Yazıcıoğlu görevlendirilmiştir. İşte Demirel'in akıl hocaları da Milli İlahiyat Komitesidir. Demirel'in bu açıklamalardan sonra birçok fikir adamı, gazeteci, yazar ve profesör ise bu konuda farklı söylemlerle yorumlar getirmişlerdir. Halbuki iki dinde reform girişimleri yeni değildir. Daha Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda o zamanın adalet bakanı şu açıklamaları yapmıştır: "Çağdaş uygarlık düzeyinde olan devletlerin ilk ilkesi dinle dünyayı ayrı görmesidir. Din devlet nazarında vicdanlarda kaldıkça saygındır ve dokunulmazdır. Bunu gerçekleştirmek içi de iki şeyin gerçekleşmesi gerekir. Birincisi bunu İslam'a kabul ettirme; ikincisi de bunu topluma kabul ettirmek." Demiş ve daha o yıllarda bu düşüncenin fitili ateşlenmiştir. Fakat toplum bu düşüncelere rağbet göstermemiş ve gündemden düşmüştür.

3 Mart 1924 tarihinde 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat kanunu çıkarılarak medreseler lağvedilmiş ve yerine dar-ül fünun'a bağlı bir ilahiyat fakültesi kurulmuş ve o günden beri de ilahiyat bünyesinde din, devletin çıkarları doğrultusunda şekillendirilerek reform çalışmaları yapılmıştır. Turgut Özal'ın ölümünden sonra derin devlet reform faaliyetleri başatmış yeni ve farklı düşüncelerin toplum nazarında rağbet görebilmesi için yeni yeni düşünceleri ithal etmiştir. Bu bağlamda TC'nin yetiştirdiği kadroları toplum nazarında popüler yapmış ve yeni reform faaliyetlerini başlatmıştır. Son iki yıldır da Cumhuriyetin yetiştirdiği bu ilahiyat kökenli düşünürleri Abant toplantılarında bu reformun ilk faaliyetlerini başlatmıştır. Bugünlerde Cumhurbaşkanının bu konudaki söylemleriyle de farklı şekillerde tartışılmaya başlanmıştır. Fakat TC'nin ilahiyatçı kadroları hep sistemi tamir etmek niyetiyle de meseleleri saptırarak topluma düşünceleri hep güzel ambalajlarda sunmuşlardır.

Konuya gerçek İslam düşüncesiyle baktığımızda; İslam'da böyle bir düşüncenin tartışılmasının bile Allah'a ve Resulüne savaş açmaktan farkı yoktur, yani açıkça küfürdür. Allah (CC) bu konuda şöyle buyuruyor:

"Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslam'dan razı oldum." (Maide: 3)

"Allah ve Resulü bir hususta hüküm verdiği zaman mümin erkek ve kadın için bu hususta serbestiyet yoktur. Herkim Allah ve Resulüne isyan ederse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzap: 36)

"Sana kitabı herşeyi beyan eder bir şekilde indirdik." (Nahl: 89)

buyuruyor.

Yine Resul (SAV) şöyle dedi:

"Kim bizim bu emrimizde (dinimizde) olmayanı (dindendir diye) icat ederse o reddolunur." (Müslim)

Müslim'in Cabir b. Abdullah'dan rivayet ettiği bir hadise göre Resulullah (SAV) hutbelerinde şöyle diyordu:

"Bundan sonra sözlerin en hayırlısı Allah'ın Kitabı'dır; yolun en hayırlısı Muhammed'in yoludur, işlerin en şerlisi sonradan uydurulan ve ihdas edilendir, her bidat dalalettir."


Kuran'a inanmayı iddia etmek onun bütün hükümlerini kabul etmek, benimsemek ve hükmolunmayı gerektirir. Kesinlikle Kuran'a bağlanmayı gerektirir. Allah'ın hükümleri madem ki kıyamete kadar tüm insanlara hitap edecekti o halde her zaman ve mekandaki insanların tüm fiilleri ile ilgili herhangi bir şeyi ihmal etmemiştir. Herhangi bir fiili hükümsüz bırakmamıştır. Allah (CC) herhangi bir fiil için ya bizzat Kuran-ı Kerim veya hadis-i şerif'te bir delil koymuştur, veya onun teşri sebebine dikkat çekici bir ibare ortaya koyarak bu tür delil ve emarelerin uygulanabilirliğini sağlamıştır.

Şu halde din bazı olaylar, vakıalar hakkında hüküm bildirmemiştir. Din çağa ayak uyduramıyor, teknoloji gelişiyor, insan zekası gelişiyor, sosyal hayat değişiyor gibi mazeretlerin arkasında başka şeyler aramak gerekir.

Yaşamın her alanı İslam dini üzerine oturtulacaktır. Hayatta bu, eksen kabul edilecek, onun buyrukları doğrultusunda hareket edilecektir. İnanç esasları, sosyal düzen, bireysel ya da toplumsal davranışların nasıl olacağı bu dine göre belirlenecektir. Hayata ilişkin hiçbir meselede onun koyduğu hükümler şu ya da bu şekilde kesinlikle değiştirilemez. Bu konuda ya İslami hüküm vardır, ya da keyfi arzular doğrultusunda belirlenen Cahiliye hükmü. İnsanları uzlaştırabilmek, bir araya getirebilmek için dini kolaylaştırmak yalanı altında da olsa hiç kimsenin İslam'a davranmaya hakkı yoktur.

O halde Ey Müslümanlar!

Dininizle alay eden dininize küfreden, hayatınızı zelil kılıp servetlerinizi, ırzlarınızı, canlarınızı yağmalayan kafirlere karşı ne kadar sessiz kalacaksınız!

İslam'ı yaşamak için İslam Devletinizin olması gerektiğini bütün dünya Müslümanlarının kurtuluş ve izzetinin bu devletin kurulmasında olduğunun farkında değil misiniz!

Canlarınızı ve mallarınızı Allah'a cennet karşılığında sattığınızı unuttunuz mu?

Tek uğrunda ölmeye laik olanın, korkulmaya tek laik olanın Allah (CC) olduğunu bilmiyor musunuz.

Doğrular Allah'tan yanlışlar bizdendir.

Esselamu Aleykum