DİNDE REFORM DÜŞÜNCESİ
Reformun sözlük anlamı : değişim, yenilik.
Reform, 16. yy da Batı kiliselerinde gerçekleşen dinsel devrimle gündeme
gelmiştir. Bu devrim bütün Avrupa'yı etkilemiş ve Protestanlığın doğmasına yol
açan bir değişim gerçekleştirmiştir. Bu hareketin önderliğini Martin Luther ve
Jean Calvin yapmıştır.
Reformun başlıca nedeni Katolik kilisesini özellikle de papalık makamının Batı
Avrupa'nın siyasal yapısıyla iç içe geçmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan
siyasal entrikalar ve manevralar, kilisenin durmadan artan gücü ve zenginliğiyle
birleşince kilise ruhani bir güç kaynağı olarak yozlaşmaya başladı. Kutsal
emanetlerin satışa çıkarılması, Endüljans ve din adamları arasındaki
yolsuzluklar reformun gerçekleşmesinin önünü açtı.
16. yy. boyunca reform hareketi tüm Avrupa'ya yayıldı. 16. yy.ın ortalarında
Luthercilik Kuzey Avrupa'da egemenliğini kurdu. Yüzyılın sonlarında Doğu Avrupa
ve Britanya'da da reform hareketleri yayıldı.
1928 yılında hazırlanıp Milli Eğitim Bakanlığına sunulan rapor dinde reform ve
modernleşme sorununu inceler. Bu rapor ilahiyat fakültesi hocalarının en çok ses
getiren projelerinden birisidir. Raporda diğer birçok "kurum" gibi kendisi de
toplumsal bir kurum olan dinin içtimai hayatın gereklerini karşılaması ve
"bilimsel esaslar" üzerinde yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtilir.
13 Eylül 1999'da Yargıtay Başkanı Sami Selçuk konuyla ilgili olarak şu
açıklamaları yaptı:
"İslam kendi kendini reforme etsin, reforma mecburlar. İslam laik, çağcıl
demokrasinin gereklerine kendini uydurmak zorundadır. Devlette de demokraside de
dinde de reforma ihtiyaç var."
"İlahiyatçılar İslam'da reformu gerçekleştireceklerdir. Buna inanıyorum. Tam
demokrasiye geçildiğinde din hukuk üretmeyecektir."
Diyanet işleri başkanı Mehmet Nuri Yılmaz bir basın toplantısında: İslam
dininin reforma ihtiyacı olmadığını, televizyonlarda görülen şeylerin reform
gibi zannedilmesinden şikayet etti.
"Türkiye'de hiçbir din bilgini ben reform yapıyorum diye bir görüş beyan
etmemiştir, edemez de." Diyerek dolaylı yoldan yapılan çalışmaları
desteklemiştir.
Diyanet İşleri Eski Başkanı Süleyman Ateş:
"Daha önceki görüşlerim geleneklere dayanıyordu. Düşününce Kuran'ın tekrar
çağdaş bir yorumunun yapılmasına ihtiyaç hissettim." demiştir.
Türkiye'de son günlerde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in
"Dinde reform" konulu
açıklamaları sıkça tartışılmaya başlandı. Demirel'e göre bunun maksadı
Cumhuriyet- Laiklik ve İslam'ın bağdaştırılabileceğini bütün gerekçeleriyle
ortaya koymaktı. Bir grup ilahiyat otoritesince hazırlanan proje Türkiye'deki
İslamiyet'le ilgili tartışmalara yön verecek bir içeriğe sahipti. Ancak şu ana
kadar yapılan açıklamalar ancak tartışmanın fitilini ateşleyecek nitelikteydi.
Bu çalışmanın temel esaslarından biri, çok hukukluluğun yani Kuran'daki şer'i
hukuk kuralları ile din alanı dışındaki pozitif hukukun bir arada
uygulanabileceği. Bunun da dine aykırı bir durum oluşturmadığı tezini sunuyor
olması olacaktı. Demirel'in Cumhuriyet'le getirilen ve doğrudan Kuran'da
düzenlenmiş konuların ilgi alanına giren ayetlerin sayısı 230 dolayında olduğu
yolundaki açıklaması en çok tartışılan konu oldu. Demirel'in dini katı bir
şekilde yorumlayanları de eleştirdiği açıklamalarında şunları söylüyordu: "Zaman
değişmiştir. Zaman değişince hüküm de değişmiştir. Bu Mecelle kaidesidir. Sonra
din Müslüman olma şartlarını diğer kurallara bağlamış değildir. Yani din
Kuran'ın bütün şartlarına uyulmasını ister. Fakat bu kurallardan bir kısmına
uyulmuyorsa (ki bunların bir kısmına modern hayatta uyulamıyorsa) din onu
dinsizlik, yani İslam dışı saymıyor. Oradan günah doğuruyorsa, o günahı affetmek
Allah'ın işi veya günah halinde telakki etmek, yine Allah'ın işi." İşte
Demirel'in bu söylemlerinden sonra dinde reform hakkında bir dizi eleştirisel ve
Demirel'i destekler nitelikte açıklamalar geldi. Şimdi bunlara bir göz atalım:
· Prof .Dr. Hüseyin Hatemi: "Kuran evrenseldir. Tabii hukukla çelişen
hiçbir ayeti yoktur."
· Prof. Dr. Süleyman Ateş: "Cumhurbaşkanı topumun büyük bölümünün düşüncelerine
tercüman olmuştur. Kişi Kuran'ın bazı hükümlerine uymayabilir. Ama bunları inkar
etmiyorsa sadece günahkardır."
· Prof. Dr. Mehmet Aydın: " Cumhurbaşkanının önerisi kavram kargaşasını,
düşüncede bulanıklığını gidermek için yararlı bir çalışma olmuştur."
· Prof. Dr. Hasan Onat: "Kuran hukuk kitabı olmadığına göre hükümlerini
hukuk hükümleri olarak algılamak da doğru değildir. Din alanında yeniden
yapılanma kaçınılmazdır."
· Ethem Ruhi Fığlalı: "Demirel'in İslam'da reform konusu kaçınılmazdır."
· Prof. Dr. Salih Akdemir: "Laiklik dinsizlik değil her türlü düşünce
özgürlüğünün garanti altına alınmasıdır."
· Yargıtay Başkanı Sami Selçuk: "Devletin Demokraside olduğu gibi
İslam'da da reforma ihtiyacı var."
· Yazar Hikmet Çetinkaya: "Türkiye'de devletin hakim sistemi iki şeyi
aradı durdu. Mümkünse İslam'ı değiştirmek, ona gücü yetmezse Müslümanların din
anlayışını değiştirmek. Kemalizm'in en önemli özelliklerinden biri dinde reformu
amaçlaması idi. Bunda muvaffak olunamadı. Çünkü İslam'ın kitaba bağlı
karakterleri böyle bir reformasyona ve deformasyona izin vermiyordu. Bu
Müslümanlara da kabul ettirilemedi. Ağır baskı dönemleri yaşandı Türkiye'de ama
dinde reform kabul görmedi.
· Yazar Ertuğrul Özkök: "Bir toplumun teokratik olarak toplumun üyeleri
için birleştirici olması, gerekli bir sosyal vakıadır. Bazı zorlamalar yüzünden
çatışma konusu haline gelebilir."
· Yazar Ali Bulaç: "Hele sen git dinini değiştir. Bizim işimize gelmeyen
kısımlarını at da öyle gel denemez. Bu demokrasi için bir arada yaşamak
değildir. Ötekinin kendini değiştirmeye zorlanmasıdır. Sayın Selçuk ise reforma
mecburdurlar diyor. Yani ya dini reforme edeceğiz; ya da otoriter Fransız
Cumhuriyeti modeline razı olacağız. Eğer böyle ise çoğulcu demokrasi jakoben bir
cumhuriyete hamile kalmış demektir."
· Hüseyin Üzmez: "Sanki gerçek demokrasi uygulansa dertler bitecek? Ne
gaflet! Demokrasi hava gibi, su gibi temel ihtiyaç değildir. Yokken de üç kıtaya
hakimdik. Şimdi ise Batı'ya, emperyalistlere köle olmaktan kurtulamıyoruz."
· Yazar Emin Kazıcı: "Ben dine karşı değilim. Hatta severim, faydalı bir
şey deyip Müslümanların benimsenmesini istemesine höst! derler."
· Yazar Mustafa Kavurmacı: "Din zaman içinde kendi kendini
yenilemektedir. Öyleyse dışarıdan müdahaleye gerek yoktur."
· Yazar Kürşat Atalar: "İçeriği boşaltılan kavramların icra edilmesi
çabasının gösterilmesidir. Dinin özünü güncelleştirme çabası gösterebilir. Dinin
iktidar talebinin ortadan kaldırılması isteniyor."
· Yalçın Işımer: "Devletin açıkça dine müdahalesi söz konusu. Katı
laikler açısından farklı Müslüman kesimler açısından farklı tepki alacaktır."
· Prof. Dr. Hayrettin Karaman: "Herhangi bir ayeti değiştirmek caiz
değildir. Değil 230 ayet, 2 ayetin bile hükmü askıya alınamaz."
· Yazar Beşir Eryarsoy: "İslam'ın deforme olduğu söylenemediği için
haliyle reformdan kasıt, İslam'ın çağın yükseldiği kabul edilen değerleriyle
uyumlu hale getirilmesi, İslam'ın bu değerlerle tezat teşkil etmeyecek bir
kimliğe büründürülmesi demektir. Kısaca dinde reform çabaları ile çağın İslam'a
uydurulması yerine İslam'ın çağa uydurulması amaçlanmaktadır".
· Prof.Dr. Zekeriya Beyaz : "Hareket doğru,yöntem yanlış." Cumhurbaşkanı
Demirel 'in girişimini doğru bulduğunu söylerken,yanlış olanın izlenen metot
olduğunu söylüyor. Başta Türkiye olmak üzere, birçok İslâm ülkesinde Din ile
Devletin kavgası var. Dolayısıyla T.C.'nin Cumhurbaşkanının böyle bir konuya el
atması yerindedir. Türkiye'de Din Devlet kavgasına çare bulmak, bir çıkış yolu
bulmak için, bu türden çıkışlara ihtiyaç var. Bu tür çıkışları alkışlamak,
dolayısıyla doğrulamak gerekir. Ancak böyle bir konu son derece hassas, son
derece naziktir. Dolayısıyla da o önem ve hassasiyete uygun bir yapı içinde de
ele alınmalıdır. Sayın Cumhur-başkanımızın "Ben birtakım ilahiyatçılara sordum,
onlarda şöyle veya böyle dediler bende onun üzerine bu işi böyle
kararlaştırdım." gibi yaklaşımı yetersizdir. Yanlıştır, hatta zararlı olabilir.
Söz konusu fikir aldığı İlahiyatçıların kimler olduğu, ehliyetlerinin ne olduğu
meçhulümüzdür. Belki son derece değerli insanlardır. Ehliyetli kimselerdir.
Ancak Demokratik nizam içerisinde yaşamaktayız. Açıklık rejimi içerisindeyiz.
Dolayısıyla o kişilerin kim olduklarının, görüşlerinin neler olduğunun bilinmesi
gerekir. Hangi gerçeklere hangi dayanaklara istinat ettiklerinin bilinmesi
gereklidir"
· Prof. Dr. Süleyman Ateş: "Demirel'in bu girişiminin mevcut laik
sistemden rahatsızlık duyanları, sistemle uzlaştırmak amacını taşıdığını
söylüyor." Ateş'e göre, şeriat kuralları mutlaka uyulması gereken kurallar
değil. Ateş bu kuralların Kuran'daki asıl amacının suçu engellemek olduğunu,
toplumun suçları başka bir yöntemle engellemesi durumunda şeriat kurallarının
birebir uygulanmasının gerekli olmayacağını söylüyor." Kuran hırsızlık edenin
elini kesin" diyor. Amaç hırsızlığı engellemek. Eğer toplum Kuran'ın bu hedefini
el kesmeden gerçekleştirebiliyorsa gerçekleştirsin. Bu tür emirler, mutlaka
uygulanması gereken emirler değildir. Kuran miras olayında düzenlemeler
getirmiştir. Bu tür şeyler toplumun düzenini, huzurunu sağlamak içindir. Bu
şeriattır. Şeriat demek, hukuk demektir. Dinin hukuk kısmını meydana getirir.
Bunlar dinin vazgeçilmezlerinden değildir. Ne kadar yapılırsa o kadar iyidir.
Dinin vazgeçilmezleri iman, ibadet ve ahlaktır. Din bunların üzerine kurulur.
Bugün özellikle ahlak konusunda toplumu eğitemedik. Bir çürümüşlük almış başını
gidiyor. Cumhur-başkanı bunları düzeltmek istiyor. Mevcut laik sistemi bu
haliyle bırakırsanız, toplum çürüyecektir. Dinden bir şeylerin alınması
gereklidir. Cumhurbaşkanının amacı herhalde, toplumun laik sistemi tam olarak
benimsemeyen bir kesimiyle, Devletin arasını düzeltmekti. Amaç mevcut anayasal
sistemi bu kesime de benimsetmek."
Ateş, yeterince bilgi sahibi olmayanların, din konusunda yaptıkları
tartışmaların dine ve topluma zarar vereceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanının
üzerinde durduğu ayetlerin, rakamlarla sınırlandırılamayacağını, bunun Kuran'ın
düşüncesine aykırı olduğunu, Kuran'ın farklı bölümlerinden, hukuk konusunda
çıkarımlar yapılabileceğini söylüyor.
"Bugün laiklikle Din arasındaki problemi doğuranın, bu 230 ayet olduğunu
söylüyorlar. Sayın Demirel'e bu bilgiyi vermişler, ama bu yanlış. Bu malumatı
verenler, belli ki bu işin uzmanı değiller. Bir kere 230 değil, 250 civarında.
Yine de bu konuda tam bir rakam verilemez. Kuran'ın farklı bölümlerinden hukuk
konusunda çıkarımlar yapılabilir. O zaman 500'ü geçer. Kuran'ın bu bölümünü
almakta doğru değildir. Diğer kısmını yok mu sayacağız? Bunlar Kuran'ın hüküm
ayetleridir. Yani toplumun yönetimi ile ilgili, hukuku ile ilgili ayetlerdir.
Şimdi mesela hırsızın elini kesin ama uslanırsa vazgeçin. Zina yaparsa elli sopa
vurun veya adamı kasten haksız olarak öldüren kimseyi öldürün. Çünkü başkasının
hayat hakkını elinden alıyor, onun da hayat hakkını elinden alın. Bu tür
ayetlere hüküm ayetleri denir."
Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, bir siyasi liderin veya makamın , isimlerini
açıklamadığı insanlardan aldığı, doğruluğu yada yanlışlığı belli olmayan
bilgilerle 70 milyonluk Türkiye'nin dini hayatı üzerinde birtakım tasarruflarda
bulunmasının mümkün olmadığını, yapılsa bile başarılı bir sonuç vermesinin
imkansız olduğunu, böylesi bir yeniden yapılanma hareketlerine, siyasi
hayatıyla, dini hayatı arasında kopukluklar yaşayan Türkiye gibi bir ülke için
gerekli olduğunu söylüyor. Beyaz'ın bu konudaki tek şartı, doğru metodun
uygulanması. Beyaz iyi yetişmiş ilahiyatçılardan, sosyal bilimler ve diğer bilim
dalları içerisinde uzmanlaşmış kişilerden oluşan bir kurulun hazırlayacağı ve
geniş kitlelerce kabul edilebilecek bir projenin, başarılı olabileceğini
söylüyor. Bir yanlış bilgilendirmenin söz konusu olduğunu söyleyen Beyaz,
Demirel'in nerede yanlış yaptığını şöyle açıklıyor:
· "Kuran'da 230 ayet veya 232 ayet dünya hayatı ile ilgilidir. Gerisi dünya
hayatı ile ilgili değildir. Şeklinde bir yaklaşım yanlıştır. Kuran-ı Kerim'in
tamamı dünya hayatıyla ilgilidir. Ancak hukukla, muamelatla, ceza hukukuyla
ilgili olan bir kısım ayetler vardır. Bu ayetlerin sayısı 230 değildir. Bunların
sayısı belki 100'ü dahi bulmaz. Bunları yeniden yorumlamak mümkündür. Her zaman
yorumlamak mümkündür. Çünkü İslâm hukukunda bir madde vardır: zamanların
değişmesi ile, hükümlerin değişmesi inkar olunamaz, değişebilir. Zamanların
değişmesinden kasıt, sosyal olayların değişmesi, sosyal hayatın değişmesi,
bilimin gelişmesi, teknolojinin gelişmesi, insan zekasının gelişmesi,
ihtiyaçların gelişmesi, bütün bunlar hükümlerin değerlendirilmesinde birtakım
değişikliklere yol açar. Bu tabidir, dolayısıyla bu ve buna benzer ayetleri,
Türkiye'de her zaman yorumlamak mümkündür. Ancak bu yorumu kimler yapacak? Bu
yorumu bu işin uzmanları yapmalıdır. Siyasiler kendi görüşlerini ortaya
koyarlar, ama gerçek yorumu ortaya koyacak olanlar konunun uzmanları
olmalıdırlar."
Aydınlanma sürecinde Türkiye son yıllarda Kuran'ın yeniden yorumlanması
konusundaki tartışmalara sıkça şahit oluyor. Bunu kimlerin nasıl yapması
gerektiği hakkındaki sorular ise hala yanıtsız. Tepeden inme bir anlayışla
hazırlanacak reformların ne kadar kabul göreceği ise uzmanlar tarafından olumlu
yanıtlanamayan bir soru.
Dini açıdan Türkiye'nin bir aydınlanma sürecine girmesinin gerekliliğine inanan
araştırmacı yazar İsmail Nacar, siyasilerin doğru çevrelerle Türkiye'deki
kadar yoğun ilişkiler içerisinde olduğu ülkelerin sayısının son derece az
olduğunu söyleyerek, bu ilişkilerin ve 1400 yıldır devam eden tarikat
kültürünün, dini Türkiye'de laik bir anlayışla yorumlamasını zorlaştırdığını
sözlerine ekliyor:
· "Ben tarikatlarla Devlet mücadele etsin, polisiye tedbirlerle önleri kesilsin
demiyorum. Dünyanın her yerinde böyle yobaz hareketler var. Ama bunlarda
akılcılık ön planda olduğu için, bu tür oluşumlar hep marjinal olarak kalıyor.
Bizde bunlar Dinin temsilcisiymiş gibi takdim edildi. Nurcular, Nakşiler...
bizde Devlet adamlarını hemen hemen hepsi oy alabilmek uğruna bunlara prim
verdi. Silahlı kuvvetler bu konudaki hassasiyetini gösterdiği zamanda aynı
yöneticiler tarikatlarla mücadele edeceğiz derken, İslami olanla irticai olanı
karıştırdılar. İkiyüzlü davrandılar. Türkiye'de aydınlanma hareketinin olması
için bu tarikatların mevcut misyonlarının sona erdirilmesi gerekir. T.C.'nin
elini ayağını bağlayan bu 1400 yıllık keyfiyete bağlı tarikat geleneğidir.
Gelenekler kötü algılanıyor ve ülkeye zarar veriyor. Aklın, bilimin geri plana
atılması toplumun geri kalmasına neden oluyor."
Fazilet Partisi Ankara milletvekili Cemil Çiçek: bu tartışmaların bilim
adamları tarafından yapılması gerektiğini, siyasi kimliğe sahip olanların ise,
en son aşamada konuşmalarının daha iyi olacağını söylüyor.
"Bu konu Türkiye'nin hayrına da sonuçlanabilir, sıkıntı da yaratabilir. Onun
için bu konunun dikkat edilmesi gereken birkaç özelliği var. Öncelikle bu
konunun ilim adamları tarafından tartışılması lazım. Bugüne kadar Türkiye'deki
en temel yanlışlık her işin ilk önce siyasetçiler gündeme getirilmesi, bunlar
arasında bir gevezelik konusu olmasıdır. Din konusu böyle bir gevezeliğe gelmez.
Çünkü buradaki bir tek yanlış cümlenin bile toplumda ne tür sıkıntılar meydana
getirdiğini geçmişte gördük. Neyin tartışılacağını, ilim adamlarının bilmesi
lazım, çünkü bu konu bilgi ve ilmi dirayetler gerektirir. Böyle çalışmalara
karşı değilim, çünkü din adına bugün çok yanlış kabuller var. Bu konu o
çerçevede olacaksa faydalı olur."
Sonuç olarak bugün Demirel'in ortaya attığı dinde reform yapma düşüncesi aslında
Demirel'in kendi düşüncesi değil; ona bunu ortaya atmasını emreden derin
devletin işidir. Derin devlet bu amaçla Milli İlahiyat Komitesi kurmuş, bunun
başına da emekli Korgeneral Erdoğan Öznal'ı getirmiştir. Komitenin başına da
diyanet işleri eski başkanı Sait Yazıcıoğlu görevlendirilmiştir. İşte Demirel'in
akıl hocaları da Milli İlahiyat Komitesidir. Demirel'in bu açıklamalardan sonra
birçok fikir adamı, gazeteci, yazar ve profesör ise bu konuda farklı söylemlerle
yorumlar getirmişlerdir. Halbuki iki dinde reform girişimleri yeni değildir.
Daha Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda o zamanın adalet bakanı şu açıklamaları
yapmıştır: "Çağdaş uygarlık düzeyinde olan devletlerin ilk ilkesi dinle dünyayı
ayrı görmesidir. Din devlet nazarında vicdanlarda kaldıkça saygındır ve
dokunulmazdır. Bunu gerçekleştirmek içi de iki şeyin gerçekleşmesi gerekir.
Birincisi bunu İslam'a kabul ettirme; ikincisi de bunu topluma kabul ettirmek."
Demiş ve daha o yıllarda bu düşüncenin fitili ateşlenmiştir. Fakat toplum bu
düşüncelere rağbet göstermemiş ve gündemden düşmüştür.
3 Mart 1924 tarihinde 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat kanunu çıkarılarak medreseler
lağvedilmiş ve yerine dar-ül fünun'a bağlı bir ilahiyat fakültesi kurulmuş ve o
günden beri de ilahiyat bünyesinde din, devletin çıkarları doğrultusunda
şekillendirilerek reform çalışmaları yapılmıştır. Turgut Özal'ın ölümünden sonra
derin devlet reform faaliyetleri başatmış yeni ve farklı düşüncelerin toplum
nazarında rağbet görebilmesi için yeni yeni düşünceleri ithal etmiştir. Bu
bağlamda TC'nin yetiştirdiği kadroları toplum nazarında popüler yapmış ve yeni
reform faaliyetlerini başlatmıştır. Son iki yıldır da Cumhuriyetin yetiştirdiği
bu ilahiyat kökenli düşünürleri Abant toplantılarında bu reformun ilk
faaliyetlerini başlatmıştır. Bugünlerde Cumhurbaşkanının bu konudaki
söylemleriyle de farklı şekillerde tartışılmaya başlanmıştır. Fakat TC'nin
ilahiyatçı kadroları hep sistemi tamir etmek niyetiyle de meseleleri saptırarak
topluma düşünceleri hep güzel ambalajlarda sunmuşlardır.
Konuya gerçek İslam düşüncesiyle baktığımızda; İslam'da böyle bir düşüncenin
tartışılmasının bile Allah'a ve Resulüne savaş açmaktan farkı yoktur, yani
açıkça küfürdür. Allah (CC) bu konuda şöyle buyuruyor:
"Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din
olarak İslam'dan razı oldum." (Maide: 3)
"Allah ve Resulü bir hususta hüküm verdiği zaman mümin erkek ve kadın için bu
hususta serbestiyet yoktur. Herkim Allah ve Resulüne isyan ederse apaçık bir
sapıklığa düşmüş olur." (Ahzap: 36)
"Sana kitabı herşeyi beyan eder bir şekilde indirdik." (Nahl: 89)
buyuruyor.
Yine Resul (SAV) şöyle dedi:
"Kim bizim bu emrimizde (dinimizde) olmayanı (dindendir diye) icat ederse o
reddolunur." (Müslim)
Müslim'in Cabir b. Abdullah'dan rivayet ettiği bir hadise göre Resulullah (SAV)
hutbelerinde şöyle diyordu:
"Bundan sonra sözlerin en hayırlısı Allah'ın Kitabı'dır; yolun en hayırlısı
Muhammed'in yoludur, işlerin en şerlisi sonradan uydurulan ve ihdas edilendir,
her bidat dalalettir."
Kuran'a inanmayı iddia etmek onun bütün hükümlerini kabul etmek, benimsemek ve
hükmolunmayı gerektirir. Kesinlikle Kuran'a bağlanmayı gerektirir. Allah'ın
hükümleri madem ki kıyamete kadar tüm insanlara hitap edecekti o halde her zaman
ve mekandaki insanların tüm fiilleri ile ilgili herhangi bir şeyi ihmal
etmemiştir. Herhangi bir fiili hükümsüz bırakmamıştır. Allah (CC) herhangi bir
fiil için ya bizzat Kuran-ı Kerim veya hadis-i şerif'te bir delil koymuştur,
veya onun teşri sebebine dikkat çekici bir ibare ortaya koyarak bu tür delil ve
emarelerin uygulanabilirliğini sağlamıştır.
Şu halde din bazı olaylar, vakıalar hakkında hüküm bildirmemiştir. Din çağa ayak
uyduramıyor, teknoloji gelişiyor, insan zekası gelişiyor, sosyal hayat değişiyor
gibi mazeretlerin arkasında başka şeyler aramak gerekir.
Yaşamın her alanı İslam dini üzerine oturtulacaktır. Hayatta bu, eksen kabul
edilecek, onun buyrukları doğrultusunda hareket edilecektir. İnanç esasları,
sosyal düzen, bireysel ya da toplumsal davranışların nasıl olacağı bu dine göre
belirlenecektir. Hayata ilişkin hiçbir meselede onun koyduğu hükümler şu ya da
bu şekilde kesinlikle değiştirilemez. Bu konuda ya İslami hüküm vardır, ya da
keyfi arzular doğrultusunda belirlenen Cahiliye hükmü. İnsanları
uzlaştırabilmek, bir araya getirebilmek için dini kolaylaştırmak yalanı altında
da olsa hiç kimsenin İslam'a davranmaya hakkı yoktur.
O halde Ey Müslümanlar!
Dininizle alay eden dininize küfreden, hayatınızı zelil kılıp servetlerinizi,
ırzlarınızı, canlarınızı yağmalayan kafirlere karşı ne kadar sessiz
kalacaksınız!
İslam'ı yaşamak için İslam Devletinizin olması gerektiğini bütün dünya
Müslümanlarının kurtuluş ve izzetinin bu devletin kurulmasında olduğunun
farkında değil misiniz!
Canlarınızı ve mallarınızı Allah'a cennet karşılığında sattığınızı unuttunuz mu?
Tek uğrunda ölmeye laik olanın, korkulmaya tek laik olanın Allah (CC) olduğunu
bilmiyor musunuz.
Doğrular Allah'tan yanlışlar bizdendir.
Esselamu Aleykum
![]()