Adı demokrasi  tadı totaliter

             Adı demokrasi, tadı totaliter olan bu oyunu hep seyrederiz. Halkın oyuna sunulması da, güçlerini devam ettirmek içindir. Onların sunduğu demokrasi evrensel değil, kişilerin hizmetini gören şahıslar demokrasisidir. Sınırları kendilerince çizilen; ipleri ellerinde, ‘hadi oynayın’ diye ortaya atılan bir oyundur. “Bütün Meclis üyeleri senin tarafında olsa ne yazar!” diye iddia ettik. Öyle bile olsa, hükümet olunur, ama iktidar olunmaz, olunamaz. Çünkü bizdeki oyun evrensel boyutlu değil, kişiye hastır. Bunun acısını 1954’de Menderes’in, Celal Bayar’a: “Hocam, biz hükümet olduk, ama iktidar olamadık. Tabanımız yok” şikâyeti en güzel misaldir.

     Hemşehrim, ağabeyim, Yassıada’lık Mustafa Bağrıaçık bana anlatmıştı, ben de birkaç defa yazdığım için tekrarına ve detayına girmem gereği yok. Benim tekrar tekrar üzerinde durduğum, Müslümanların bunu anlamak istememeleri. “Biz halkız, bizim dediğimiz olur” mantığıdır. Bin yıllık demokrasi hayranları, demokratlardan daha demokrat, laiklerden daha laikler. Olsunlar. Olmayın diyemeyiz, ama kullanılmalarını hazmedemiyorum. Hepimiz biliyor ve görüyoruz. Demokrasimiz totaliterdir. Onu da aşan ideolojiktir. Ayrıca, bugünkü demokrasinin ayaklarından birisi dindir, din ile mücadeledir. Dinin helâlleri onların haramları, dinin haramları da demokrasinin helâlleridir.

    Demokrasinin kamusal alanda uyulmasını istediği başörtüsü ve ezan, rejimin vazgeçilmezidir. İnancın ise haramları içine girer. İçki rejimseldir, kadının açılması ise rejimin simgesidir. Bundan taviz vermezler. Verenleri hoş görmezler. Rejimin olmazsa olmaz şartıdır, dayatmasıdır. Bu şartlarda 550 milletvekili ile gelseniz, halkın iradesini yansıtamazsınız. Hedefleri demokrasi değil, ideolojik rejimdir. A maddesini, B maddesini halkın oyuna sunamaz, referandum yapamazsınız. Çünkü halk cahildir! İstenmeyen işler yapabilir! Bizim istediğimizin dışına çıkabilir. Demokrasi der demokrasiye inanmaz. Halkın iradesi der, ona güvenmezler. Halkın seçtiklerinin de ideolojik dayatmaya uymak mecburiyeti vardır. Şartlar ne olursa olsun, demokrasiye inanan vatandaşların, evrensel boyutlu demokrasiyi getirmek onun görevi ve vazifesidir.

    Halkına hürmeti, milletine hizmetidir. İnananlara gelince bir hatırlatma yapmak mecburiyetimiz vardır. Allah’ın: “Allah’a, Allah’a imanın getirdiği esaslara, ahiret gününe iman eden bir milletin (kavmin), babaları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resûlü’ne, Kur’an ve Sünnet’e isyan edip düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. Böyle bir kavmi sevmeyen kimselerin kalplerine Allah imanı yaymıştır. Ruh ile desteklemiştir.” (Mücadele-22) Allah ve Resûlü’nü tanımayanları sevmemek, sevmeme karşılığında Allah’ın onlara imanı yayması, yaydığı imanı ruh ile desteklemesi, ümmete hatırlatılmalıdır. Çünkü Müslümanın misyonu Allah ve Resûlü’nün emirlerini ihya ve onun için var olmaktır. Onun hayatının gayesidir. Hele Müslümanlıkla mücadele eden, Müslümanlara hayatı dar eden hiçbir rejimi sevemez. Hiçbir rejimle kalbi bağı olamaz. Müslüman, Ramazan duyarlılığında tekrar düşünmeli, hatalarından arınmalıdır.  (Duran  Kömürcü)