CANLI  BOMBA  VE  AJANLIK

Muhterem   kardeşim   bahsettiğiniz   durum   gerçekten   çok   kardeşimizin   kafasını   karıştıran   bir   meseledir...
Önce "CANLI  BOMBA"   meselesi  üzerinde duralım... Bu durumu kavrayabilmek için evvela işin başında Cihad emirliği olayını, itaat ve "BEY'AT" olayını iyi kavramamız gerekir. Savaşta dengesizlikler olduğu ve savaşın seyrini değiştirebilmek için emirin izni ile bu tür fiiller yapılabilmektedir... Mesela Yemame savaşında Rasul-i Ekrem (sav) eline bir kılıç alarak "bunun hakkını kim verecektir" demiştir. Hz. Dücane (RA) "ben" veririm diyerek o kılıcı almış ve dönmemecesine müşrikler üzerine yürümüştür. Hz. Dücane (r.a) karşısındaki orduyu ve onların çok kalabalık olduğunu görmüş ve hiç tereddüt etmeden bu orduya saldırmıştır. Mezhep imamlarımızdan İmam Muhammed (Rh.a) "Siyer-i Kebir" isimli meşhur eserinde bu hadiseyi çok güzel dile getirmiştir. Bu da bize gösteriyor ki bazı durumlarda ölüme bile bile gitmek caiz oluyor ve bu durumun kendini intiharla hiçbir alakası yoktur.....

Ve neticede Hz. Dücane (RA) şehit düşmüştür... Karşı taraftan 20 bin kişinin öldüğü rivayet edilir. Müslümanlar ise 2 bin şehit vermiştir. Hz. İbn-i Sinan (RA)'ı da misal gösterebiliriz... İslam tarihinde bu ve buna benzer olaylar olmuştıur. Önemli olan müslümanların emirinin böyle bir şeye izin ve fetva vermesidir. Fetva verilirse geri dönüşü yoktur... Rabbim o mübarek şehidlerimizin şehad şuurunu günümüz müslümanlarına taddıra!!! Rabbim bizlere de   şehad  şerbetini   içmeyi   nasibeyleye...   Ama  elbette  önce  Cihad  emiri   nasibeyleye!!!   Bu  canlı bomba  meselesinden  sonra  gelelim  diğer  meseleye.

Muhterem  kardeşim   bir  defa  şu hususu  açık  ve  net  bir  şekilde   belirtelim  ki;  bugün    yeryüzünde   "Müslüman ülke"  diyeceğimiz  bir  ülke  yoktur...  Geriye   bir  "İran  İslam  Cumhuriyeti"ni    görmek  kalıyor,  ona da    "İslam  Cumhuriyeti"  değil de   "Şia-İmamiyye  Cumhuriyeti"  desek  daha  iyi  olur.  Böyle  bir  ülkeye   giriş  yapan    "gayr-i müslimler"  elbette   emanla  girmek  zorundadırlar.   Emanla  (pasaportla)   giriş  yapan   bir  gayr-i müslimin  mal,  can  emniyeti  aynen   bir  Müslümanın  mal  ve  can  emniyeti  kadar  önemlidir.   Şayet  İslam  ülkesine  giriş  yapan  Gayr-i  Müslim   kimse   girdiği  ülkenin   anlaşmalarına  aykırı  bir  fiilde  bulunursa,  devletin  güvenliğini   sarsacak   ve  tehlikeye  düşürecek  suç  ve  fiillerde   bulunamaz.    Şayet       ajan   olarak   giriş  yaptığı   ülke  aleyhine  bilgiler  toplayıp   bu  bilgileri   görevli  bulunduğu  devlete   gönderme  teşebbüsünde  bulunursa   veya   suçüstü  yakalanırsa,    İslam  devleti    bu  gayr-i müslim    kimseyi   yapılan  anlaşmaları   ihlalden,  kendi  hukukuna  göre  yargılama  hakkına   sahip  olur.   Bu   durumdaki   kimseler,  İslam  hukukunun   belirlediği  cezaya  çarptırılırlar.     Bunlara   suikast  yapma,  intikam  alma  vb.  cezalar   vermek   kesinlikle   doğru  değildir..   İslam'da   şahsi   ceza  verme  olayı   yoktur,  olamaz.   İslam  devleti  yöneticileri   her  türlü  tedbiri  almakla,  müslümanların  tüm  güvenliklerini  sağlamakla  yükümlüdürler.   "İslam  devleti"  demek,  emniyet,  hakimiyet  ve  güvenliğin   Müslüman   yöneticilerde    olduğu   "Daru'l- İslam"   demektir.