CEMAAT-2![]()
".........Herhangi bir cemiyetin mensupları; dünya ve ahiret saadetini arzu istiyorlarsa, hakka tabi olmak ve adalete riayet etmek zorundadırlar. Eğer şirki, zulmü, böbürlenmeyi (istikbarı) istiğnayı ve birbirlerini sömürmeyi tercih ederlerse, mukadder olan azaba uğramaları kaçınılmazdır. Bu sünnetullah, kıyamete kadar böyle devam edecektir. Tarih boyunca bütün peygamberler insanlara hüdâya tabi olmalarını, adalete riayet etmelerini ve hevalarına tabi olmaktan kaçınmalarını tebliğ etmişlerdir. Bunun değişmeyen ilâhi bir teklif olduğu muhkem nassla sabittir: "O zaman Davud'a şöyle vahyetmiştik: Ey Dâvud, şüphesiz ki, Biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında adalet ile hükmet, sakın hevâna tabi olma." (1) Herhangi bir kavmin; kendilerine peygamber gönderildikten sonra, hakkı inkar etmeleri ve nevalarını (hayvani ihtiraslarını) ilâh edinmeleri mümkündür. Bu kimi zaman "Ataların dini"ne bağlanmak, "kimi zaman batıl bir ideolojiye iman etmek", "kimi zaman, nefs-i emmâreye tabi olmak" şeklinde karşımıza çıkabilir. İnsanın hevâsını ilâh edinmesi, Allah'a (cc) şirk koştuğunun delilidir." (2) Bazı cemiyetlerin (ümmet/ kavim) başına gelen felâketler ve bu felâketlerin sebepleri, Kur'an-ı Kerim'de haber verilmiştir. Akl-ı selim sahibi olan insanların, bu felâketlerin sebeplerini iyi tahlil etmeleri ve tedbir almaları mümkündür. En güzel tedbir; insanlara iyilikleri emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan bir cemaatin ortaya çıkmasıdır.
Bir cemiyette şirk, zulüm, yolsuzluk, hırsızlık, fuhuş ve tefecilik gibi kötülükler yayılır, akl-ı selim sahibi olan insanlar bunları önlemek için gayret etmezlerse, umûmi belânın ortaya çıkması mümkündür. Bu hakikat muhkem nassla sabittir: "E
ğer Allah, insanları işledikleri günahlar yüzünden hemen hesaba çekecek olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, bunları belli bir müddete kadar erteler. (Hallerini ıslâh etmezlerse) Nihayet vakitleri gelir. Şüphesiz Allah, kullarını hakkı ile gürücüdür" (3)Cemiyeti (toplumu) meydana getiren fertlerin, kötü gidişinin farkına varmaları ve ıslaha yönelmeleri farzdır. Dolayısıyla insanlara iyilikleri emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan cemaatlerin kurulması ve düzenli olarak faaliyetlerini sürdürmeleri zaruridir. Kur'an-ı Kerim'de meâlen "Sizden öyle bir cemaat (ümmet) bulunmalıdır ki (onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler ve kötülükten vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin ta kendileridir" (4) hükmü beyan buyurulmuştur. İyiliği emretmek (Emr-i bi'l ma'ruf) ve kötülükleri önlemeye çalışmak (Nehy-i ani'l münker) farz-ı kifaye olan bir ameldir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bu salih amelin terkedilmesi halinde ortaya çıkacak olan felâketi şöyle haber vermiştir. "Nefsimi yed-i kudretinde tutan Allah'a andolsun ki; ya siz iyilikleri emredip, kötülüklerden alıkoymaya çalışırsınız, ya (iyilikleri emredip, kötülüklerden alıkoymayı) terkedersiniz. Terkettiğiniz zaman Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman (azabın kaldırılması için) dua edersiniz. Fakat dualarınız kabul edilmez" (5)
Herhangi bir cemiyette, sayısız hizmet cemaatinin bulunması ve tesbit ettikleri prensiplere göre faaliyette bulunmaları mümkündür. Cemaat kelimesinin aslı, toplamak veya bir araya getirmek anlamındaki 'cem' fiilidir. Bir fıkıh terimi olarak cemaat, namazı bir imamla birlikte kılan mü'minler topluluğunu ifade eden bir terimdir. İslâmi literatürde cemaat; bir fikir veya inanç etrafında toplanan ve aynı usûlü benimseyen insanları ifade eden bir keyfiyete haizdir. İmam-ı Şehristani "Bir sünnet ve aynı metod üzerinde ittifak eden insan topluluğuna cemaat denilir" (6) tarifini esas almıştır. Tesadüfen veya şartların bir araya getirdiği insanlara cemaat vasfını vermek mümkün değildir. Zira kuru kalabalık, yani kitle (cemadât) ile cemaat birbirinden farklı keyfiyetlere haizdir. Kitle, şartların bir araya getirdiği kalabalıkları ifade için kullanılan bir terimdir.
Bir topluluğun cemaat vasfına haiz olabilmesi için, o topluluğun belli bir fikir etrafında, belli bir hedefe gitmek üzere bir araya gelmesi, aynı usule bağlı olması ve başlarında fakih bir emirin (önderin) bulunması gerekir.
İslâm cemaatinin en küçük örneği, Müslümanların namazda bir araya gelmeleridir. Namaz cemaati, İslâmi usûllere bağlı olan hizmet cemaatlerini oluşturmada en güzel misallerden birisidir. Bilindiği gibi mü'minler; kendi aralarından seçtikleri bir imamın arkasında, beş vakit farz namazı eda ederler. Bu esnada imamı öne geçirir ve onun arkasında saf tutarlar. Namaz içerisinde onun komutuyla rükû' ve secde yaparlar. Ayakta iken okumaları gereken kıraati (müctehitlerin çoğunluğuna göre) okumazlar. İmamın kıraati, cemaatin de kıraati hükmündedir. Namaz için bir imama uyan mü'min, namazdaki bütün hareketleri imamla birlikte; ancak ondan sonra yapar. Yani cemaatle namaz kılarken, kendi başına hareket etmez.
Cemaatle kılınan namazdaki hiyerarşik düzen, Müslümanların oluşturacağı cemiyetin düzeni için, güzel bir misaldir. Namazda önde imam olur ve bütün cemaat yerin genişliğine göre onun arkasında sıra halinde saf tutar. Buradaki düzen piramit düzeni değil, eşitlik ve kardeşlik düzenidir. Çünkü İslâm cemaatinde; eşraf, soylular ve imtiyazlılar sınıfı sözkonusu değildir. Takva hali müstesna, hiç kimsenin diğerinden üstün olmadığı muhkem nasslarla haber verilmiştir. Tabi oldukları imam da "kendi aralarından" seçtikleri birisidir ve yalnızca onların bir adım önündedir. Bilindiği gibi "cemaatle kılınan namazın derecesi (sevabı) tek başına kılınana göre yirmibeş veya yirmi yedi derece daha fazladır." (7) Müslümanlar, cum'a (cemaat) ve bayram namazlarını cemaatle kılarlar. Bir mükellefin Cum'a ve bayram namazlarını, ferdi olarak (tek başına) eda etmesi mümkün değildir.
Şüphesiz Cum'a ve bayram namazları; mü'minlerdeki cemaat şuurunu kuvvetlendiren, onları birbirine yaklaştıran, aralarındaki kardeşlik duygularını artıran ibadetlerdir. Cemaat halinde ve bir arada yaşama şuuru; fedakârlığı, hak ve hukuka uyma ahlakını ferdin vicdanına yerleştirir. İslâm fıkhını esas alan cemiyette her mü'min, diğerinin kardeşidir. Tıpkı namazda saf tuttukları ve birlikte namaz kıldıkları gibi, kendi aralarından seçtikleri ehl-i hal ve'l akd (imam, emir sahibi, veliyyûl emr) yetkilisinin başkanlığı altında dünya ve din işlerini yürütmeleri gerekir. Tıpkı namazlarını kılarken seçtikleri imam gibi; cemaat imamının yetkileri de sınırlıdır ve o Allah'a (cc) itaat ettiği müddetçe müminler de ona itaat ederler.
Hizmet cemaatlerinde görev alan mü'minlerin; tesbit ettikleri esaslara ve prensiplerlere riayet etmeleri şart olduğu gibi, diğer hizmet cemaatlerinin fertleriyle iyilik ve takva hususunda yardımlaşmaları da şarttır. Belli bir amacı ve hizmeti gerçekleştirmek niyetiyle bir araya gelen bir cemaatin ferdi, tefrikaya sebep olmamak için elinden gelen gayreti sarfetmek zorundadır. Zira Peygamberimiz Efendimizin (sav) "Cemaat rahmettir, tefrika (ayrılık çıkarmak) ise azaptır." buyurduğu malûmdur. (8)
Cemaat olan mü'minler; birbirlerini daha iyi tanımaları, Allah (cc) için diğer kardeşlerini sevmeleri saymaları ve destek olmaları şarttır. Tıpkı bir vücudun organları gibi, birbirlerinin acılarını paylaşmaları zaruridir. (9)
Bütün ibadetlerin ve salih amellerin değişmeyen rüknü ihlâstır. Hesap gününe hazırlanan, mü'minlerin, daima ilahi murakabe altında olduklarını unutmamaları (ihsan) ve İslâm medeniyeti'ni ihya için ellerinden gelen gayreti sarfetmeleri gerekir. İhlâsı ve ihsan halini esas alan mü'minlerin; hem cemiyetlerini, hem sayısız hizmet cemaatlerini hikmete uygun olarak tanzim etmeleri şarttır." (M. Arif ERDEM- Misak Dergisi. Sayı:158, sh:46-48)
KAYNAKLAR
(1) Kur'an-ı Kerim, Es Saad Sûresi: 26
(2) İmam-1 Kurtııbî cl-Câmiu Li Ahkâmı 'l-Kur'ân- Kahi iv: 1967.C:10Sh:392
(3) Kur'an-ı Kerim, Fatır Sûresi: 45
(4) Kur'an-ı Kerim, Al-i İmran Sûresi:104
(5) 1-Sünen-i Tirmbi-ist:l40'l, C: 4 Sh: 468, K. Fitcır. 4 Had. No:2169,
2-İmam Ahıned b.Hanbel-El Müsned -C: 5 Sh: 3S3.
(6) İmam-ı Şehristani- El- Milel Ve'n Nihal- Beyrut: 1392, C: l Sh: 47
(7) 1-Sahih-i Buharı- İst: 1401 K. Ez'an: 30, 1/166;
2-Sahih-i Müslim-İst: 1401 K.Mesacid: 42, Hadis No: 649, 1/449
3-Sünen-i Ibn Macc-K. Mesacid 16, Hadis no: 786-790, 1/258;
4-Sünen-i Tirmizî- İst: 1401 K. Salat: 245, Hadis no: 330, 2/ 150
(8) İmam- Ahmed b. Hanbel- El Müsned - İst: 1401 C: 4 Sh: 145.
(9) 1- Sahih-i Buharı- İst: 1401 K. E-deb: 27.
2- Sahih-i Müslim- İst: 1401 K: Birr: 17, Hadis no: 2586
![]()