AŞAĞIDAKİ GÖRÜŞLER TAMAMEN HAYRETTİN KARAMAN HOCAEFENDİNİN KİTAPLARINDAKİ AÇIKLAMALARDIR.Borsa ve sened ticareti

1. Hisse senedi alım-satımına iki farklı yönden bakmak gerekir:
a) İmal edilmesi, ticareti, hizmeti caiz olan bir konu ile meşgul bulunan bir şirketin hisse senedini alarak ona ortak olmak. Şüphesiz bu tasarruf caizdir; alan, şirketin malvarlığına hissesi nisbetinde ortak olur, kâr ve zararına katılır, dilediği zaman da hissesini başkasına satabilir.
b) Ait olduğu iktisadî değerden bağımsız olarak değer kazanıp kaybeden bir hisse senedini, eldeki parayı değerlendirmek, değerini korumak, iniş-çıkışları gözeterek para kazanmak maksadıyla alıp satmak. Borsadaki alış-verişler daha çok bu ikinci maksada yöneliktir. Bu manada borsada oynamak(!) tam olarak değilse de biraz kumara, piyangoya benziyor, gerçek değerin üstünde ve dışında kağıtların pahalanıp ucuzlamasına sebep oluyor, ekonomiye ve üretime önemli bir katkısı olmaksızın paralar kazanılıyor ve kaybediliyor. İşte bu bakımdan borsada "oynamayı" makbul bir ticaret olarak görmüyorum.
Ancak mevcut düzende ve şartlarda oynama olmadan borsanın da olmayacağı, halbuki parayı faizle nemalandırmaya karşı borsanın bir meşru seçenek olduğu gerçeğini de görmezlikten gelemiyorum.
2. Mirastaki paylar kanun mahiyetinde olan naslarla belirlenmiştir. Bir şahsın mülkü olan taşınır ve taşınmaz mallar, mirasçıların payları bakımından birbirinden farklı değildir. Osmanlı zamanında kadın ve erkeğin eşit veya mirastakinden farklı pay aldıkları taşınmaz, şahısların mülkü olmayıp devletin mülkü olan -ve şahıslara yalnızca tasarruf hakkı verilmiş bulunan- mîrî topraklardır. Soru:
Borsa ve hisse senetleri hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Cevap:
- Borsada hisse senetlerinin alım-satım yoluyla el değiştirmesinde -bu işlem iyi niyetle ve meşru ticaret maksadıyla yapıldığında- şer'i bir mahzur yoktur. Borsa olmadan ve hisse senetleri el değiştirmeden işletmelerin halka açılması, sermayenin tabana yayılması, kâr ve zararda ortaklık esasına göre sermaye toplanması... mümkün olmaz.
- Ticarete, alım-satıma konu olan birden fazla meta ve ekonomik değerin birden fazla pazar ve borsası vardır. Menkul kıymetler borsası da bunlardan biridir. Gelenekteki mesnedi, alınıp satılması caiz olan şeylerin kolayca el değiştirmesini sağlayan pazarlar, panayırlar, çarşılar olabilir.
- Borsalarda cereyan eden hileli ve sun'i işlemleri tamamen ortadan kaldırmak belki de mümkün değildir; çünkü bu sonunda bir vicdan ve ahlak meselesidir; her yer ve zamanda vicdan ve ahlakı zayıf, hırs ve tamahı güçlü insanlar bulunacaktır. Genel olarak düzenin İslama yaklaşması bu gibi fenalıkları asgariye indirecektir. Ayrıca bir takım iktisadi, idari ve hukuki tedbirler de alınabilir. Ancak bu tedbirler piyasaya dengesiz müdahale getirebileceği için ince elenmeli ve sık dokunmalıdır.
Hisse Senetleri
Soru:
Selâmün Aleyküm,
Efendim, dince çok soru sormanın haram olduğunu biliyorum, ama bunlara cevap verecek ehliyette başka birini tanımıyorum; sorularım şöyle:

1) Değişik şirketlere ait hisse senetleri satın almıştım. Ancak, sonradan aklıma gelen şöyle bir nokta var: Aldığım senetlerden birisi (...) ye ait, orada içki satılmakta. Dolayısıyla, kârlarının bir kısmı buradan gelmekte. Bu şirketin senetlerini ("Günlük Hayatımızda Helâller ve Haramlar" Nesil Yayınları, 1991-kitabınızda belirttiğiniz üzere) sadece ticaret amacıyla olsa da satın almamak mı gerekir?

2) Benzeri bir şey sahip olduğum diğer senetler için de geçerli. Bunlar (...) Holding ve (...) Holding. Birincisinin iştiraklerinden bazılarında içki satmakta. Bunların da ticaretini yapmamalı mıyız?

3) Bu şirketlerin verdikleri temettüleri ne şekilde değerlendirmek gerekir? (Kitabınızda şirket gelirlerinin faizden hâsıl olan kısmını ayırıp, fakir fukaraya vermek gerekir deniliyor) Senetleri değerlendiğinde satmak amacıyla almışsak, elden çıkarmak için beklemenin bir zaman sınırı var mıdır? Yani bu senetlerden zararda olduğum için beklemek istiyorum, câiz midir, hemen satmalımıyım?

4)Vakıfbank Menkûl Kıymetler ile çalışıyorum. Senet alım veya satım işleminin gerçekleşmesinden iki gün sonra para transferi gerçekleşiyor. Bu iki gün zarfında aracı kurum parayı repoda veya fonda değerlendiriyor. Bu işlem külliyen mi gayri-câizdir, yoksa sadece elde edilen gelir (paranın beklediği iki günde elde edilen repo veya fon geliri) mi haramdır?

5) Kızımın (2.5 yaşında) dedesi, torunu için vâdeli offshore hesaba para yatırmış ve bir miktar faiz tahakkuk etmiş. Bu faiz haramdır sanırım, öyle ise kamuya geri dönecek bir amme mal veya hizmetine mi vermek gerekir, yoksa fakir fukaraya mı vermeliyiz?

Efendim, çok değerli vaktinizi aldım, kusura bakmayınız, ancak size duacı olacağım.

Hürmetlerimle...
(İmza mahfuzdur)

Cevap:
1-2. Dînimize göre soru sormanın hükmü, sorunun miktarına değil, soranın maksadına, sorunun yer, zaman ve içeriğine bağlıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) vahiy inerken ve onu tebliğ ederken, detaylar ile ilgili soru sormayı men etmiştir; bunun gerekçesi, ümmete zor gelecek yükümlülüklere sebep olma ihtimâlidir. Kezâ bir faydası olmayan, kafa karıştırmaktan başka bir şeye yaramayan sorular hoş görülmemiştir. Bilmeye, öğrenmeye, uygulamaya yönelik sorular ise teşvik edilmiştir.
Hisse senedini aldığınız şirket veya şirketler gurubu, genel ve esas iş olarak ne yapıyor, ne üretiyor, ne alıp satıyor buna bakmak gerekir. Meselâ tekelin veya bankanın hisse senedini alırsanız, bu iki kurumdan birinin genel ve esas işi haram içki üretmek, diğerininki haram olan faizli işlemler yapmak olduğu için bu ve benzeri şirketlerin senetleri alınıp satılamaz.
Esas işi ve fiilen işlerinin kahir ekseriyeti meşrû ticaret ve üretim olan bir şirket, bazan faizli kredi alıyor veya parasını bankaya yatırıyorsa, kezâ sattığı ürünler arasında -bu ürünlerin küçük bir cüzünü, yüzdesini teşkil eden- içki vb. şeyler varsa müslümanlar, şirketin esas işini, iş ve işlemlerinin çoğunu göz önüne alarak bunun hisse senedini satın alabilirler. Onların niyeti, yapılan işin helâl kısmına iştirâk etmek, yalnızca bu kısma ortaklık olmalıdır. Bu böyle olmakla beraber, öncelikle tercih edilmesi gereken şirketler, az da olsa harama bulaşmayan şirketlerdir. Eğer böyleleri varsa, bunlar da güvenilir ve başarılı ise, onlara ortak olmak (hisse senetlerini bulup almak) mümkün ise diğerlerine gitmek câiz olmaktan çıkar.
3. Elinde bankaların, çoğunlukla haram iş, üretim ve işlem yapan şirketlerin hisse senedi veya bono ve tahvil olan müslümanların, hiç vakit kaybetmeden bunları satmaları gerekir. Senetler ve bonolar satılınca, alış fiatından aşağıya satılmış ise mesele yoktur, daha fazlaya satılmış olursa fazlanın yoksullara verilmesi gerekir. Ayrıca bu senetlerden bir temettû elde edilmiş olursa onların da yoksullara dağıtılması lâzımdır.
Genellikle işi helâl ve meşrû olan bir şirket, arada bir yaptığı faizli işlemden kâr sağlamış, bunu da temettû olarak ortaklarına dağıtmış ise, yalnızca bu haram temettû miktarının fakirlere verilmesi gerekir.
4. Aracı kurum olarak bankadan başkasını kullanmak mümkün ise bu tercih edilmelidir. Bankadan başka bu işi görecek güvenilir aracı kurum yoksa, banka vâsıtasıyla da, alınması câiz olan hisse senedi alınıp satılabilir. Banka senedi sattıktan ancak iki gün sonra bedelini sahibine ödüyor ve bu arada parayı faizcilikte değerlendiriyorsa, öncelikle buna mânî olmak gerekir, mânî olmak -mevzûât gereği- mümkün değilse yaptığı işin günahı bankaya ait olur, alacaklının parasını -iki günlüğüne- gasbetmiş sayılır. Bankalarda parası mecbûrî olarak bekleyen alacaklılar, paralarını bekleme faizi ile birlikte alırlarsa (yani bekletme sebebiyle faiz ödenmiş olursa) bu faizi yoksullara vermelidirler.
5. Offshore hesabından olsun başka hesaplardan olsun, mevduat sahibine ödenen faizlerin öncelikle bankalarda bırakılmayıp alınması gerekir. Alınan faizleri zarûrî ihtiyaç içinde olmayan mevduat sahibi yiyemez, kendi yararı için kullanamaz, mutlaka yoksullara dağıtması gerekir.

Haram para yoksullara dağıtılınce onlara helâl olur mu?
Paranın kendisi, şarap ve domuz gibi pis ve bundan dolayı haram değildir. Parayı haram kılan şey, onun elde edilme yoludur. Sermaye sahibi paradan faiz yoluyla haram para kazanınca bu kazanç, kendisine haram olur, ancak onu yoksullara bağışlayınca, yoksulun parayı elde etme yolu faizcilik, hırsızlık, gasp gibi gayr-i meşrû değil, bağışlama (hibe) şeklinde meşrû olduğu için onlara helâl olur. Faizden elde edilen kazancın yoksullara verilmesinin câiz ve helâl olduğu hükmü, "hakkın sahibine iade edilmesi" esasına göre de açıklanmıştır. Faizciliğin yasal olduğu ülkelerde, faizli kredi alarak üretim ve ticaret yapanlar, ürettikleri mala faizi de eklerler (üretim girdileri arasına faizi de sokarlar), sermayeli çalışmayan dar gelirliler ve emekleriyle geçinenler bu malı aldıklarında "maliyet ve kârını" ödeyerek alırlar; maliyete faiz de girdiği için bunu da ödemiş olurlar. İşte bu faizi kazanan kişiler yoksullara dağıttıklarında, onların malını, parasını, hakkını kendilerine iade etmiş olmaktadırlar.

Borsada şirketlerin hisse senetlerinin alınması caiz midir?    Süleymaniye  Vakfı  Sitesi

Şirketlerin hisse senetlerini alıp satmak caizdir. Ancak bugün borsanın yapılanması ve işleyişi, doğru esaslara göre olmadığından haksız kazanca bütünüyle açıktır. Bu sebeple borsadan hisse alım satımı yapmak caiz değildir. Konuyla ilgili olarak sitemizde yer alan İslam İktisadı “BORSA” yazısını okumanızı tavsiye ederiz.

Borsada hisse senedi alim satimi zerine!

Soru: Gnmzde Borsadan senet alip satmalar yayginlasmaktadir. Kimileri buna caiz, kimileri de faiz gzyle bakiyor, kumar oldugunu syleyenler dahi ikiyor. Siz nasil bakiyorsunuz Borsadan hisse senedi alim satimlarina?

Cevap: Konu elbette derin boyutlari olan genis bir sahayi iine almaktadir. Biz sadece Borsanin hisse senedi alim satim kismina bakacak olursak, önce
su iki ana noktaya dikkat ekmemiz gerekecektir.

1 Hisse senedi alinarak ortak olunan sirket, fabrika ya da herhangi bir  tesisin retimi, yani imalati helal olmalidir! Beyaz esya, tekstil, insaat malzemeleri retimi gibi...

2 alisma islemleri de harama kilitlenmis olmamalidir. Faiz islemine  kilitlenen bankalar gibi...

Bu llerle bakildiginda iki fabrikalarinin senedi alinip satilmaz. nk  retimi helal degildir. Faizle alisan bankalarin senetleri de alinip satilmaz. nk faize endeksli olarak alismaktalar.
Bu iki rnegi bastan dikkatinize arz ettikten sonra iki saglam kaynaktan  yapacagim alintilarla meseleyi biraz daha netlestirmeye alisayim.
Konuyu, Islami Usullerle Ticaret Rehberi kitabinda etraflica inceleyen  Prof. Dr. Hamdi Döndren Hocaefendi sonu olarak syle demektedir:
Kisaca, sirketin faaliyeti, üretimi ve ticareti mesru ise bir mmin ona ortak olabilir!
Gnmzde böyle bir ortaklik ise hisse senedine sahip olmakla  gereklesmektedir.

Ancak, temsil ettigi servet mesru olmayan ya da (tahvillerde oldugu gibi)  faizli menkul kiymetleri alip satmak caiz olmadigi gibi, bunlarin faizli  kredi kullanimi yoluyla alim satiminin da caiz olmadiginda sphe yoktur.(286)

Meseleye daha da aiklik getiren Prof. Dr. Hayreddin Karaman Hocaefendi de Hayatimizdaki Islam kitabinda su bilgileri vermektedir:

Hisse senedini aldiginiz sirket veya sirketler grubu, genel ve esas is  olarak ne yapiyor, ne retiyor, ne alip satiyor?.. Buna bakmak gerekir!

Mesela, Tekelin veya bankanin hisse senedini alirsaniz, bu iki kurumdan  birinin genel ve esas isi haram iki retmek, digerininki de haram olan faizli islemler yapmak oldugu iin bu ve benzeri sirketlerin senetleri  alinip satilmaz!

Esas isi ve fiilen islerinin kahir ekseriyeti mesru ticaret ve retim olan bir sirket, bazen faizli kredi aliyor veya parasini bankaya yatiriyorsa keza sattigi rnler arasinda bu rnlerin kk bir czn, yzdesini teskil eden  iki vb. seyler varsa Mslmanlar, sirketin esas isini, is ve islemlerinin  ogunu gz nne alarak bunun hisse senedini satin alabilirler!..

Onlarin niyeti, yapilan isin helal kismina istirak etmek, yalnizca bu kisma ortaklik olmalidir. Bu byle olmakla beraber ncelikle tercih edilen sirketler, az da olsa  harama bulasmayan sirketlerdir.

Eger byle sirketler varsa bunlar da gvenilir ve basarili ise onlara ortak olmak (hisse senetlerini bulup almak) mmkn ise digerlerine gitmek caiz  olmaktan çikar. (459)

Evet, sonu olarak bastaki girisimizi bir daha hatirlatacak olursak  diyebiliriz ki:

Hisse senedini almak suretiyle ortak oldugunuz, satmak suretiyle de  ortakliktaki hissenizi satmis sayildiginiz kurumun imalati, islemleri  mühimdir. Helal imalat ve islem yapanlarin senetleri alinip satilir. Bunun  aksine haram imalatta bulunup haram islem yapanlarin senetleri de alinmaz, satilmaz!

Ayrica imalati da helal, islemleri de helal olanlarin istisnai olarak  dstkleri haramlarin o kismina ise ortak olmamaya niyet ederek senetleri  alinip satilir. Btn bunlardan sonra takdir, soru sahiplerine aittir.   Biz  sadece soruya cevap teskil edecek tespitlerimizi takdim etmis olduk.

 

..........................................................................................................................
III- BORSA      Süleymaniye  Vakfı  Sitesi

Menkul kıymetlerin alınıp satıldığı yere menkul kıymetler borsası adı verilir. Menkul kıymetler kapsamına tahvil, hazine bonosu ve hisse senetleri girer. Tahvil ve hazine bonosu faizli borç senetleridir. Bunların alım satımı faizli işlem kapsamına girer. Hisse senetleri ise şirketlerin ortaklık senetleridir. Bunları alanlar, ilgili şirketin ortağı olurlar. Bunlar küçük ortak olacağından A.Ş'nin büyük ortaklarının insafına terkedilmiş olurlar. SPK. (Sermaye Piyasası Kanunu) ve yönetmeliklerle bunların durumu iyileştirilmeye çalışılmıştır. Ancak A.Ş'lerin yapısında temel değişiklikler yapılmadan, yönetimi üstlenen kişiler, yaptıkları haksız davranışlardan bizzat sorumlu tutulmadan, en küçük ortağın hakkını koruyacak değişiklikler yapılmadan bu haksızlıkların önüne geçmek mümkün olmaz. Bugüne kadar yapılan değişiklikler yeterli olmamıştır.

A- Menkul Kıymetlerin Halka Arzı ve Satışı

SPK. nun 6. maddesine göre, " Menkul kıymetlerin halka arzında açıklanacak bilgiler izahnâmede yer alır. İzahnâmede hangi bilgilerin bulunacağı hisse senetleri ve tahvil ihraçları bakımından ayrı ayrı olmak üzere T.T.K.nun ilgili maddelerindeki hususlar göz önünde tutularak kurul tarafından belirlenir.

Halka arz izninin verilmesinden sonra izahnâme Ticaret Siciline tescil ve ilan edilir. Halkın menkul kıymetleri satın almaya davet edilmesi izahnâme ve esas sözleşmeye, Kurulun gerekli maddeleri eklediği bir sirküler ile yapılır. Yapılacak ilan ve açıklamalar, ne gerçeğe uymayan abartılı veya yanıltıcı bilgiler içerebilir ne de halka arz izninin resmî bir teminat olarak yorumlanmasına yol açacak açık veya dolaylı bir ifade taşıyabilir. Kurul, yanıltıcı nitelikte gördüğü reklâmları yasaklar."

SPK'nın 10. maddesinde izahnâme ile halka açıklanan konularda meydana gelen değişikliklerin ilgili A. Şirket tarafından en geç 10 gün içerisinde Sermaye Piyasası Kuruluna bildirilmesi zorunlu tutulmaktadır. T.T.K. 281. maddesine göre izahnâme şirketin maksat mevzu ve müddeti ve esas sermaye olarak konan ayınlar ve bu ayınların karşılığı ve mevcut bir işletmenin ya da bazı ayınlarının devralınması esas mukavele hükümlerinden ise onun bedelini ve kuruluş genel kurul toplantılarının yerini ve toplanma usulünü ihtiva eder.

Yukarıdaki hükümler, bir şirketin hisse senedini alacak kişilerin şirketle ilgili bilgilere sahip olmasını sağlar gibi gözükmektedir. Ancak bunlar, şirketi ve şirket mallarını görme hakkına sahip olmadıklarından izahnâmede yazılı bilgilerle yetinmek zorunda kalırlar. Bir şey yazılı veya sözlü olarak ne kadar anlatılsa gözle görmek gibi olamaz. Bu sebeple fıkıhta görme muhayyerliği müşterinin temel hakkı sayılmıştır. Bu hak taraflarca ortadan kaldırılamaz. Ona dua ve selam olsun, Allah'ın Elçisi şöyle demiştir: "Kim görmediği birşeyi satın alırsa görünce muhayyer olur" Müşteri, ben görme muhayyerliğinden vaz geçtim dese de onun bu hakkı düşmez[224].

İzahnâmede verilen bilgilerin gerçeğe aykırı olduğu ortaya çıksa, ya da yapılan ilan ve açıklamaların gerçeğe uymayan abartılı beyanlar olduğu tesbit edilse, bu yüzden zarar gören kişilerin zararı karşılanamaz. Mesela 2000 liraya satılması gereken bir hisse senedi, yanlış beyanlar sebebiyle 3000 liraya ya da daha yüksek fiyata satılmış olsa vatandaşın bunu şikayet edeceği bir makam bulması mümkün değildir. Bu konuda vatandaş korumasız kalır.

Aldatma fahiş ölçülere varmışsa (gabn-ı fahiş) aldanan taraf satışı bozabilmelidir[225]. Yani yanlış bilgilere kanıp hisse senedini yüksek fiyatla satın almış olan kişi, onu geri verme hakkına sahip olmalıdır. Borsada böyle bir hak kabul edilmez. Gerçek değeri bin lira olan hisse senetlerinin, büyük reklam kampanyaları sayesinde 100 bin liradan satıldığı ve kısa süre sonra bu değerin hızla gerilediği yaşanan olaylardandır. Hisse senetlerini bu şekilde piyasaya süren şirketler, büyük paralara hükmedecek konuma gelmektedir.

Mecelle, taşınır mallarda %5'lik aldanmayı akdi bozma sebebi saymıştır. Buna göre gerçek kıymeti 2000 lira olması gereken bir senedi, gerçeğe aykırı ilan ve reklamlara aldanıp 2100 liradan alan kişi onu geri verebilir. Ama menkul kıymetler borsası bu hakkı hiç kimseye tanımaz.

S.P.K. nun 47. maddesine göre, halka yapılan yazılı açıklama ve ilanlarda menkul kıymetlerin değerini etkileyecek önemli hususlarda gerçeğe aykırı veya noksan bilgi verenler 100 bin liradan 1 milyon liraya kadar ağır para cezası ve 1 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile tecziye edilirler. Bu kanunun 10. maddesine aykırı hareket edenler ise ellibin liradan beşyüzbin liraya kadar ağır para cezasına çarptırılırlar.

Ceza sözlükte, İşlenen bir suçun karşılığı anlamına gelir. Burada suç, hisse senedi alan vatandaşları maddi yönden zarara sokarak haksız kazanç sağlamaktır. Verilecek ceza bu suça engel olmalı ve bu yolla zarara uğrayanların zararını gidermelidir. Devlete ödenecek nakdi cezaların ve hapis cezasının bu zararı karşılamayacağı açıktır.

S.P.K. 49. maddesi, zarar gören vatandaşa bu konuda dava açma hakkı tanımamıştır. Bu suçlardan dolayı kovuşturma yapılabilmesi için Sermaye Kurulunun teklifi üzerine Maliye Bakanlığı tarafından Cumhuriyet Savcılığına yazılı baş vuruda bulunulması gerekir. Konuyla ilgili bilgi sahibi olan Cumhuriyet Savcıları da Maliye Bakanlığını haberdar ederek durumun incelenmesini isteyebilirler. Yanlış izahnâmeden dolayı zarar gören Maliye Bakanlığı veya savcılık değil vatandaştır. Onların konuyu mahkemeye intikal ettirmesini beklemek kimi tatmin eder? Kanun koyan kişiler ne olup bittiğinden haberdar olamayan en zayıf vatandaşların bile hakkını korumaya mecburdurlar.

B- Kâr Dağıtımı

SPK. nın halka açık şirketlerle ilgili olarak getirdiği ve sonuçları itibariyle çok önemli sayılan yenilik kâr dağıtımıyla ilgilidir. Kanunun 15. maddesinde şu ifade yer alır. "Hisse senetleri halka arz yoluyla satılan A. Ortaklıkların esas sözleşmelerinde birinci temettü oranının gösterilmesi zorunludur. Bu oran Kurul tarafından tesbit oluncak miktardan aşağı olamaz."

A. Şirketlerde genel kurul, kâr dağıtıp dağıtmama konusunda serbesttir. Sermaye Piyasası Kanununa tabi şirketlerde genel kurulun böyle bir serbestisi yoktur. Kâr varsa dağıtımı mutlaka yapılır. Ancak bilançoda eski yıllardan kalan zarar kapatılmadıkça şirket kâr dağıtmına zorlanamaz. Kâr dağıtımının en önemli özelliği birinci temettü oranında gözükür. T.T.K. da %5 olarak tesbit edilen birinci temettü oranı[226] halka açık şirketler için Sermaye Piyasası Kuruluna bırakılmıştır. Kanun bu oranın kurul tarafından tesbit edilecek orandan az olmamak üzere ana sözleşmede gösterilmesini emretmektedir. Birinci temettü ayrılmadıkça başka yedek akçe ayrılmasına, ertesi yıla kâr aktarılmasına ve yönetim kurulu üyeleri ile memur, müstahdem ve işçilere kârdan pay dağıtılmasına karar verilemez.

Birinci temettü ile ilgili şu kural getirilmiştir: "Hisse senetleri halka arz yoluyla satılan A. Ortaklıkların birinci temettü oranı uzun vadeli devlet iç borçlanma tahvillerinin ilgili hesap döneminin son günlerindeki faiz oranıdır. Ancak ödenmiş sermaye üzerinden hesaplanacak bu birinci temettü oranı hesap dönemi net kârından vergi ve benzerleri düşülmek suretiyle bulunan dağıtılabilir kârın yarısından az ve %75'inden çok olamaz[227]."

Bilançolar üzerinde oynanabildiği ve kâr oranı düşük gösterilebildiği bilinen bir gerçektir. Buna göre şirketler, uzun vadeli devlet tahvilinin faiz oranı kadar kâr dağıtımı ile yetinebilirler. Bu faizin %50 oranınında olduğunu düşünelim. Bu oran, hisse senedinin nominal değerine göre belirlenir. Senetlerin üzerine bin lira yazdığı için her senet için 500 lira kâr vermekle yetinilebilir. İsterse bu senet borsada 50 bin lira üzerinden işlem görsün. Eğer kâr payı 1000 lira olursa şirket %100 kâr dağıtmış sayılır.

C- Bilanço Kârını Etkileyen İşlemler

S.P.K'un 15. maddesinde, şirketlerin bilanço kârını düşürebilecek işlemlere mani olunmaya çalışılmaktadır. Maddenin 3. bendi şöyle der:

"Hisse senetleri halka satılan bir A. ortaklık yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz bir şekilde farklı bir fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi işlemlerde bulunarak yıllık kârını azaltamaz."

Bu kanuna aykırı davranışın cezası 100 bin liradan 1 milyon liraya kadar ağır para cezası ve bir aydan 2 yıla kadar da hapis cezasıdır. Bu konuda kovuşturma yapma yetkisi Maliye Bakanlığına bırakılmıştır.

Bir alım-satımda malın emsallerine göre bariz bir şekilde farklı bir fiyatla alınıp-satıldığını kim, nasıl tespit edebilir? Mallara biçilen fiatların piyasada bariz bir şekilde farklılık gösterdiği bilinen bir gerçektir. Faizli ekonomilerde ve enflasyonun olduğu yerde fiyat istikrarını sağlamak çok zordur. Bu durumda yukarıdaki kanunu uygulamak imkansız gibidir.

Türk Ticaret Kanunun 336. maddesine göre yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları sözleşme ve işlemlerden dolayı şahsen sorumlu olmazlar. Bu kanunun konuyla ilgili bir istisnası vardır. Buna göre gerek kanun, gerekse esas sözleşmenin idare meclisi azalarına yüklediği vazifelerin kasten veya ihmal sonucu yapılmaması halinde ilgili kişiler sorumlu tutulabilirler. Bu durumda SPK. 15. maddesinde belirtilen işlemin kasıt veya ihmal sonucu olması gerekir ki, bunun ispatı da çok zordur.

D- Batık Şirketlerin Hisse Senetlerinin Borsada Satışı

Sermaye Piyasasının Teşviki Kanununun[228] 5. maddesinin a fıkrasına göre finansman güçlüğü içinde bulunan anonim şirketlerden alacaklı olan bankalar, alacaklarının sermayeye dönüştürülmesi teklifinde bulunabilirler.

Aynı kanunun 7. maddesinin a bendine göre bu bankaların iktisab ettikleri iştirak paylarının, iştirak edilen sermaye şirketinin sermayesinin %15'ini aşması halinde aşan paylar 1992 yılından itibaren yedi yıl içinde Sermaye Piyasası Kuruluna bilgi verilerek satılabilir. 7. maddenin c bendi şöyledir: "Bu kanunun uygulanması dolayısıyla borsaya kote edilecek hisse senetleri için hisse senetlerini çıkaran A. Şirketin kârlılığı aranmaz"

Burada birbirine zıt ve ortaklık kavramıyla uyuşmayan birçok şey vardır:

a- Mesela borç nasıl sermaye olabilir. Sermaye, işletilebilip şirkete gelir getirebilen, şirketin işlerinin kendisiyle rahatlıkla yapılabileceği şeydir. Borcu sermayeye dönüştürmek şirketin tabiatı ile bağdaşmaz.

b- Şirketlerin bankalara olan borcu hisse senedine dönüştürülerek vatandaşlara satılır ve bu satışın yapılması için ilgili şirketin kâra geçip geçmemesi aranmazsa bu kanun batık şirketlerde alacağı olan bankaları kurtarırken vatantadaşı batağa atmış olmaz mı?

E- Hisse Senedi Fiyatlarında Sun'i Dalgalanma

Şirket yöneticileri, şirketi bir sene kârlı göstererek hisse senedi fiyatlarının artmasına, ikinci sene de kötü göstererek hisse senedi fiyatlarının düşmesine sebep olabilirler. Fiyatları düşünce senetleri ucuz fiyatla toplayıp ikinci sene pahalıya satarak büyük ölçüde haksız kazanç sağlayabilirler. Maalesef bugünki kanunlara göre bunu önlemenin imkânı yoktur. Çeşitli yayın ve basın organları ve bir kısım gazete yazarları ile devlet yetkilileri de hisse senetlerinin sun'i olarak düşüp çıkmasında etkili olmaktadırlar.

Sağlıklı bir mali yapı, devlet adamlarının beyanına bağlı olmayan ve şirket yöneticilerinin yanlış davranışlarına imkân vermeyen, çeşitli basın ve yayın organlarının insanları yanlış etkilemesine fırsat tanımayan bir yapıdır. Bunun gerçekleşmesi köklü değişikliklerin yapılmasına bağlıdır.

F- Sıfır Maliyetli Kredi

Şirketlerin yapısındaki bozukluk, borsada satılan senetlerin bedellerinin, sıfır maliyetli krediye dönüştürülmesine imkân vermektedir. Mesela yöneticiler, kredi alıp bu krediyi bir başka şirketlerine aktarabilirler. Halka açık şirket o kredinin faizini öderken, diğer şirket onun gelirinden yararlanır. Böylece bu şirketten öbürüne kâr aktarılmış olur. Bir müddet sonra birinci şirket borçlarını ödeyemez hale gelir. Haberin piyasada yayılmasıyla hisse senetleri panik içerisinde satılmaya ve nominal değerin de çok altında bir fiyatla piyasaya sürülmeye başlanır. Mesela 40-50 bin liraya satın alınmış hisse senetleri 40-50 liraya müşteri bulamayabilir. Daha sonra da tasfiye masasına giden şirket, borsa kotundan çıkarılır. Genellikle böyle şirketler, bankalardan aldıkları borcu kapatamayacakları için, hisse senedi almak için verilmiş paraların tamamı kötü niyetli yöneticilerinin bir başka şirketlerine sermaye olmuş olur. Usulüne uygun yapıldığı takdirde bunun denetlenmesi mümkün değildir. Bu durumda şirketi batıran kimseleri sorumlu tutacak bir mekanizma da yoktur.

IV- SONUÇ

Sonuç olarak anonim şirketlerinin bugünki yapısı ve borsanın işleyişi karşısında hisse senetlerinin Menkul Kıymetler Borsasından alım-satımını caiz görmek mümkün değildir.  Çünkü bu, insanların mallarının haksız^ yere yenmesine göz yummak olur. Allahü Teâlâ, ekonomik ilişkilerin bel kemiği sayılan bir âyet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Müminler, mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin, ama karşılıklı rıza ile yapılan bir alım satımla yiyebilirsiniz" (Nisa 4/29)

Başarı Allah'tandır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR KİTAPLAR

Kur'an-ı Kerim.

Abdullah b. Kudâme (öl. 620 h.), el-Muğnî, Beyrut, 1404/1984.

Abdullah b. Mahmud b. Mevdûd el-Mevsılî, el-İhtiyar li ta'lîli'l-Muhtar, Mısır 1370/1951.

Abdullah b. Süleyman el-Meni', Buhûs fî'l-iktisâd el-İslâmî, Beyrut 1416/1996.

Abdullah b. Yusuf ez-Zeylaî, Nasb'ur-râye li ehâdîs'il-Hidâye, Kahire 1357.

Abdullah DIRAZ, er-Riba fî nazari'l-kanûni'l-İslamî, Kuveyt.

Abdurrahman b. Süleyman (Damad), Mecmaü'l-enhür, İstanbul,1301.

Abdurrahman el-Cezîrî, el-fıkh ale'l-mezâhib'il erbaa, Mısır.

Abdussettar Ebû Gudde ve İzettin Hoca, Fetâvâ Nedevât'il-Bereke, 5. baskı, Cidde1417 h. 1997 m.

Abdülazîm b. Abdülkavî el-Münzirî, et-Terğîb v'et-terhîb, Kahire, l356 h. l937 m.

Abdülaziz BAYINDIR İslâm Muhakeme Hukuku Osmanlı Devri Uygulaması, İstanbul 1986.

Ahmed b. Abdullah el-Kârî, Mecellet'ül-ahkâm'iş-şer'iyye (Abdülvehhab İbrahim Ebû Süleyman ve Muhammed İbrahim Ahmed Ali'nin tahkikikyle) Cidde, 1401/1981

Ahmed b. Hacer el-Heytemî, Tuhfet’ül-muhtac bi şerh’il-minhac,(Şirvânî ve İbn Kasım el-Abâdî’nin haşiyeleriyle birlikte) Tarih ve yer yok.

Ahmed b. Muhammed b. İbrahim el-Hattabî (319-388 h.), Meâlimü's-sünen, (Sünenu Ebî Davûd ile birlikte) İstanbul 1981.

Ahmed Cevdet Paşa, Maruzât, İstanbul l980, (Yayına hazırlayan Yusuf HALAÇOĞLU)

Ahmed Emin, Zuhrul-İslam, 3. baskı, Kahire 1962.

Ahmet ÖZEL, Hanefî Fıkıh Alimleri, Ankara l990.

Alâuddin el-Kasânî, el-Bedai'us-Sanai' Beyrut 1394/1974.

Alâüddin el-Haskefî, Dürrü'l-muhtâr -İbn Abidin ile birlikte- Mısır 1386/1966.

Ali b. Ahmed b. Hazm el-Endelüsî, el-Muhallâ b'il-âsâr, Beyrut, 1408/1988.

Ali b. Ebîbekr b. Abd'il-Celîl el-Merğinânî, el-Hidâye, Şerhu Feth'il-Kadîr ile birlikte, Dar'ul-fikr, Beyrut.

Ali b. Ebîbekr el-Merğinânî (öl. 593 h. /ll97 m.) el-Hidâye, (Feth'ül-Kadîr ile birlikte) Bulak l316.

Ali b. Ebîbekr el-Merğinânî, el-Hidâye şerhu Bidâyet'il-mübtedî, İstanbul 1985.*

Ali el-'Adevî, Hâşiye ale'l-Haraşî alâ muhtasar-i Seydî Halil, Beyrut.

Ali Haydar, Dürer'ül-hükkâm şerhü Mecellet'il-ahkâm, İstanbul 1330.

Ali Himmet BERKİ, Osman KESKİOĞLU, Hz. Muhammed ve Hayatı, Ankara l981.

Ali ÖZGÜVEN, İktisat Bilimine Giriş, İstanbul l983.

Alim b. Alâ başkanlığıda bir heyet, el-Fetâvâ't-Tatarhâniye, el yazması, İstanbul Müftülüğü Kütüphanesi No l0.

Ankaravî, Muhammed Efendi (v. 1099/1688), Fetâvâ'l-Ankaravî, Matbaa-i Amire.

Büyük Larus Ansiklopedi ve Sözlük, İstanbul 1985- l986.

Cihangir AKIN, Faizsiz Bankacılık ve Kalkınma ,İstanbul l986.

Çatalcalı Ali Efendi, (v. 1103/1692), taş basma, tarih ve yer yok.

Ebû Cafer et-Tahâvî, şerhu Maânî’lâsâr, (M. Zihnî en-Neccâr’ın tahkikiyle), Beyrut l407/l987.

Ebu'z-ziya Nureddin Ali b. el-Kahirî, Nihayet'ül-Muhtâc haşiyesi , Mısır.

Ebubekr Ahmed b. Ali el-Cessas (305-370 h.), Ahkâm'ül-Kur'an , Beyrut,

Ebûssuud Efendi, (v. 982/1574), Maruzat, el yazması, Süleymaniye Kütüphanesi, Hafîd Efendi 113.

Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul.1935.

Erol ZEYTİNOĞLU, İktisat Tarihi, İstanbul l993.

F.Neumark, Genel Ekonomi Teorisi, İstanbul, 1948.

Fahreddin er-Râzî, Ebu Abdillah M. b. Ömer b. Hüseyn (v. 606/1209) et-Tefsirü'l-Kebîr, Mısır, 1357/1938.

Feridun ERGİN, Emisyon Rejimleri, Ak İktisat Ansiklopedisi. İstanbul l973.

Feridun ERGİN, Enflasyon, Ak İk. Ansk. İstanbul l973.

Feridun ERGİN, Kredi Sistemi, İstanbul l980.

Feridun ERGİN, Para Türleri, Ak İktisat Ansiklopedisi, İstanbul l973.

Feyzullah Efendi, (v. 1115/1703), Fetâvây-ı Feyziyye, taş basma.

Halil Ahmed es-Sahhar, Bezl'ül- Mechud fi halli Ebi Davud, Beyrut.

el-Haraşî, alâ muhtasar-i Seydi Halil, Beyrut,

Hayerddin ez-Ziriklî, el- A'lâm, c. III, s. 74, tarih ve yer yok. Üçüncü baskı.

İbn Abidîn , Muhammed Emin b. Ömer Abidin, Tenbîh'ür-rükûd alâ mesâil'in-nükûd, Resâil-i İbn Abidîn, İst. l319.

İbn Abidîn , Muhammed Emin b. Ömer Abidin, Reddü'l-muhtâr, Kahire

İbn Hişâm, Siyre, el-Kısmü'l-evvel, 2. baskı, Kahire 1953.

İbn Kâdî Simâve (Bedreddin Simâvî öl. 823 h./1420 m.) Câmi'u'l-fusûleyn, Kahire 1300.

İbn Kudâme, Abdullah b. Ahmed (öl. 620 h.) el-Muğnî, Beyrut 1404/1984.

İbn Manzûr, Lisan’ul-Arab, Beyrut, l410-l990

İbn Rüşd, Muhammed b. Ahmed, (v. 520/1126) Mukaddimât (el-Müdevvenetü'l-Kübrâ ile birlikte), Matbaa-i Hayriyye, 1324

İbn Rüşd, Muhammed b. Ahmed, Bidaâyet'ül-müctehid, Mısır.

İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, Beyrut 1957.

İbn'ül-Bezzâz, Muhammed b. Muhammed el-Kerderî ( Öl. 827 h. /l424 m. ) el-Fetâvâ’l-Bezzaziyye, (el-Fetâvâ'l- Hindiyye ile beraber) Bulak l3l0.

İbnü Kayyim el-Cevziyye, Ebû Abdillah Muhammed b. Ebîbekr (öl. 751 h./1350 m.), İlâm'ul-Muvakkıîn, (Muhammed Muhyiddîn Abdulhamîd'in tahkikiyle), Beyrut, 1407/1987

İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an, Darü ihyâi'l-kütübi'l-Arabiyye, 1957.

İbrahim ve Cevriye ARTUK, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Teşhirindeki İslâmî Sikkeler Kataloğu, İstanbul l970.

İmam Şafiî, Ebû Abdullah, Muhammed b. İdris (öl. 204), el-Ümm, (Hadislerini tahric edip notlar ekleyerek yayına hazırlayan Mahmud Matarcı), Beyrut, 1413 h. 1993 m.

el-Haraşî, alâ muhtasar-i Seydi Halil, Beyrut,

İslam Fıkıh Akademisi'nin Kuveyt'te yaptığı 5. dönem toplantı tutanağı.

İsmail KURT, Para Vakıfları Nazariyat ve Tatbikat, İstanbul l996.

Joseph Schacht, İslam Hukukuna Giriş, (Tercüme Mehmet Dağ, Abdülbaki Şener), Ankara 1977.

Kadı Beydâvî, Abdullah b. Ömer el-Beydâvî, Envâr'ut-tenzîl ve esrâr'ut-te'vîl. Tarih ve yer yok.

Kâdîhan, Hasan b. Mansur el-Özcendi (v. 592/1196), Fetâvâ Kâdîhan, el-Fetâvâ'l-Hindiyye ile birlikte, Bulak l310.

Kemâlüddin b. el-Hümâm, Şerhu fethi'l-Kadîr, Bulak 1316.

Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî, (v. 671/1272), el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Darü'l-kitabi'l-Arabi, 1387/1967.

Malik b. Enes, el-Müdevvenet'ül-Kübrâ, (Sehnûn'un ibn Kasım'dan rivayeti) Mısır, Matbaa-t’üs-saâde l323.

Muhammed b. Ahmed er-Ramlî (öl.l004 h./l593m.), Nihâyet'ül-muhtâc ilâ şerh'il-minhâc, Mısır.

Muhammed b. Mahmud el-Bâbertî, (öl. 786 h) el-İnâye ale'l-Hidâye, (Şerhu feth'il-Kadîr ile birlikte) Dar'ul-fikr.

Muhammed b. Muhammed el-Kerderî, el-Fet^vâ'l-Bezzâziye (el-Fetâvâ'l-Hindiyye IV. cildin hamişinde) Mısır.

Muhammed Şata ed-Dimyâtî, İanet'ütt-tâlibîn (Feth'ül-muîn haşiyesi), tarih ve yer yok.

Muharrem KARSLI, Borsa, İstanbul, Tarih yok.

Nasır Hüsrev Alevî, Sefernâme , (Arapça'ya tercüme eden Yahyâ el-Haşşâb), Kahire 1945.

Netîcet'ül-fetâvâ, Şeyhülislâm Muhammed Arif Efendi'nin Fetvâ Emîni Ahmed Efendi'nin emriyle derlenmiştir. Taş basma.

Ömer Hilmi Efendi, İthâf'ül-ahlâf fî ahkâm'il-evkâf, İstanbul 1307.

Ömer Lutfi Barkan ve Ekrem Hakkı Ayverdi, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546) Tarihli, İstanbul.

Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiyye Kamusu, İstanbul l985

Refii Şükrü Suvla, Para ve Kredi, İstanbul 1963.

Sabri ORMAN, Modern İktisat Literatüründe Para, Kredi ve Faiz, (Para, Faiz ve İslam kitabı içinde yer alan bir tebliğ) İstanbul l992.

Sadî Çelebî veya Sadî Efendi, Sadullah b. İsa, (öl. 945 h.) Şerhu feth'il-Kadîr haşiyesi, (Şerhu feth'il-Kadîr ile birlikte) Dar'ul-fikr.

Salname-i devlet-i aliyye-i Osmaniyye, altmışsekizinci Sene, 1333-1334, İst. 1334.

Sami Hasen Hamûd, Tatvîru'l-a'mâli'l-masrifiyye bi mâ yettefiku ve'ş-şeriâti'l-İslâmiyye, 2. baskı, Amman 1402/1982.

Selîm Rüstem Bâz, Şerhu'l-Mecelle, Beyrut 1406/1896.

es-Seyyid Sâbık, Fıkh'üs-Sünneh, Kahire.

Şemsuddin es-Serahsî, el-Mebsût, Beyrut, 1409 h. 1989 m.

Şemseddin Sâmî, Kamus-i Türkî, Dersaadet 1317.

Şemsüddin Muhammed b. Abdullah el-Gazzî, et-Timurtâşî, Tenvîr'ül-ebsâr, Mısır

Tahsin SARAÇ, Fransızca Türkçe Büyük Sözlük, Ankara 1976

Timurtâşî, Dürr'ül-muhtar, m.Amire.

Yakut el-Hamevî, Mucemü'l-udebâ, Mısır.

Yusuf b. Abdullah el-Kurtubî, Kitâb'ül-kâfi fi fıkhi ehl-i Medînet'il-Mâlikî, Riyad, 1398/1978

Zeynüddin el-Milibârî, Feth'ül-muîn (İanet'ütt-tâlibîn ile birlikte), tarih ve yer yok.

HADİS KİTAPLARI

Müsnedu Ahmed b. Hanbel

Sahihu'l- Buhârî.

Sahihu'l- Müslim.

Sünenu Dârimî.

Sünenu Ebî Davûd

Sünenu İbn Mâce.

Sünenu'n- Neseî.

Sünenu't- Tirmizî.                                                Abdullah  AZİZ