Aytunç Altındal, "derneğin Türkiye kanadında, Nazizmin babası gizli Thule örgütüyle ilişkili Almanlar ve Avusturyalılar vardı. Dernek, 60'larda ordu içinde etkiliydi' diyor. 1995 yılında Aktüel dergisinin 229. sayısında yayınlanan dosyada ilginç iddialar yer alıyor:
İsviçre'de, Montrö yakınlarındaki Caux kentinde tarihi bir şato... Umberto Eco'nun romanından çekilen "Gülün Adi" filminin sahnelerini andıran bir Ortaçağ dekoru. 1500 kişilik dev salonlar, antikalarla dolu uzun koridorlar. Ve ortalıkta dolaşan siyah cübbelerinin arasında kollarını kavuşturmuş; yaşlı papazlar... Burası bir kilise değil, Hiristiyanlık üzerine ulaslararası çalışmalarıyla tanınan, araştırmacı-yazar Aytunç Altındal'a göre "Moral Re-Armament"in, yani "Manevi Cihazlanma Derneği"nin karargâhı.
SON TOPLANTI 1994'TE
Altındal'a
göre, bu karargâhta uzun yıllar çeşitli Türkler eğitim gördü. Son olarak da,
l994'te ünlü bir kadın reklamcının organizasyonuyla, 20 başarılı Türk
gazetecisi bir hafta ağırlandılar. Papazlar, Türk gazetecilerinin ayaklarını
bile yıkadı...
"Tüm bunlarda ne var?" denebilir. Altındal'a göre ise, "Çok şey var":
AB'NİN FİKİR BABALARI
"1920'de bir rahip tarafından kurulan bu dernek, 1936'da İngiliz İstihbaratı'nca gizli Nazi sempatizanı olmakla suçlandı. Yıkıcı faaliyetlerle bulunmakla da... İngilizler, derneği 'Beşinci Kol faaliyetlerinde bulunan 'yıkıcı kuruluşlar listesi'nin en başındaki ilk üçe soktular. Dernek, Hitler'in yenilgisinden sonra 1945'te Fransız ve Alman önde gelenlerini gizlice buluşturarak, 5 yılda 3 bin kişiyi biraraya getirdi. Avrupa Topluluğu'nun da nüvesi bu görüşmelerde atıldı. Derneğin ilkesi, Hiristiyan ahlakının üstünlüğü çerçevesinde katolikleri, protestanları ve Ortodoksları birleştirmekti..."
Aytunç
Altındal, derneğin bugün de çok etkin olduğunu ileri sürüyor:
"Manevi Cihazlanma Amerika'da en etkili kurumlardan biridir. Bill Clinton
yönetiminde çok etkilidir. Butros Gali, Zbigniew Brzezinski gibi ünlü
şahsiyetler de derneği övüyor ve Clinton'dan özellikle İslam ve AT konusunda
örgütle temas halinde olmasını istiyorlar. Yakın bir gelecekte derneğin
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde arabuluculuk görevine soyunduğunu
görürseniz, hiç şaşırmayın!"
ÖNEMLİ TÜRKLER DE 'CİHAZLANMIŞ'
Aytunç Altındal bu iddialarını Sabah'ta yayınladığı "Mitler Doğmadan Önce" yazı dizisinde, "Türkiye ve Ortodokslar" adlı kitabında ve Aktüel'le yaptığı söyleşide dile getirdi. Altındal'a göre derneğin bir de Türkiye kolu vardı. "1950'lerde NeoNazi hareketler yeni isimler aldılar. 54-55'lerde İstanbul'u ve büyük şehirleri güzelleştirme dernekleri sardı. Birçok işadamının Avrupa ve İsviçre ile bağlantıları, bu dernekler aracılığıyla oldu" diyen Altındal. Türkiye'de Manevi Cihazlanma Derneği'nin de kurulduğunu açıkladı:
'27 MAYIS'TA ETKİLİ OLDULAR'
"Dernek, Caux'daki şatoda eğitilmiş Türkler tarafından 1958'de Ankara'da kuruldu. 40 kişilik kurucu kadrosunun toplantıları Bulvar Palas'ta yapılırdı. Derneğin onursal başkanı, dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay'dı. Ünlü mason Ekrem Tok ve İstanbul'da yaşayan bazı Alman, Avusturyalı ve Polonyalılar da üyeler arasındaydı. Bunların bir kısmı, geçmişte Nazi Partisi'nin babası olan gizli Thule örgütüyle sıkı ilişkileri olan kişilerdi. 27 Mayıs'ta çok etkili oldular. Dernek, Fener Patrikhanesi'ne Vatikan gibi 'Devlet içinde devlet' statüsü verdirmek için ugraştı, Menderes'e tavsiyede bulundu. 60'larda ordu içinde de etkiliydi..."
Aktüel, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Dernekler Masası'ndan derneğin kayıtlarını araştırdı. Aldığımız cevap, "Dernek 1967'de feshedilmiş. Evrakları da SEKA'ya gönderilmiş" oldu...
Manevi Cihazlanma Derneği'nin kurucu listesine ulaşmak mümkün olamadı. Kurucuların çoğunun yaşamadığını da öğrendik. Ama derneği çok iyi hatırlayan biri vardı: 27 Mayıs döneminin devrimci gençlik lideri Dr. Memduh Eren. 12 Mart döneminde sol cunta davalarından yargılanan ve ağır işkenceler gören Eren, dernekle ilgili duyduklarını şöyle anlattı:
CELİL PAŞA VE İKİ YAHUDİ AİLE
"Dönemin ihtilalci subaylarından, rahmetli Celil Gürkan Paşa'nın en yakın dostlarındandım. Paşa ve eşi 1972'de bana derneğin kendileriyle ilgilendiğini anlattılar. 1960'da; ihtilalden 10 gün sonra Celil Paşa Kıbrıs'ta görevli iken, İstanbul'dan komsuları olan iki Yahudi aile ziyaretlerine geliyor. Ve birlikte İsviçre seyahati yapmayı teklif ediyorlar. Paşa 'Mümkün değil. İhtilal oldu, görevimi terkedemem' diyor. Bunun üzerine İstanbul'daki 1. Ordu Komutanının telefon emriyle Celil Gürkan'a 3 ay izin çıkartılıyor. Gürkan ve eşi, Yahudi ailelerle beraber İsviçre'deki derneğin şatosuna gidiyor. Orada 15 gün boyunca, günde 6 saat ders altında, beyin yıkamaya maruz kalıyorlar. Sonunda da "Spor elbisesi alacağız' diye şatodan kaçıp Paris'e, yakınlarının yanına gidiyorlar..."
NAZİ LİDERİ TÜRKİYE'DE Mİ SAKLANDI?
Altındal'ın Sabah'taki dizisinde ortaya attığı bir çarpıcı iddia da, Hitler'e ve Nazi partisine kaynaklık eden gizli Thule örgütünün liderinin, 2. Dünya Savaşı'nda Nazi yenilgisinin ardından, "ölü" gösterilerek yıllarca Türkiye'de saklandığı... Peki Manevi Cihazlanma Derneği ile bu liderin gizlenmesi arasında bir bağlantı var mı? "İki olay paralellik arzeder" diyor Altındal. "Thule'nin lideri Rudolf von Sebottendorf, 1945-1957 arasında Türkiye'de 'Görünmeyen eller' tarafından korundu. Balıkesir ve Adana'da saklandı" diye de ekliyor. Peki saklayanlar kim? "Beni fazla zorlamayın. Ben de hir kitap yazıyorum. Önümüzdeki günlerde ABD'de çıkacak kitabımda bazi şeyleri açıklayacağım" diyerek bu soruyu yanıtlamıyor.
Aytunç Altındal'a, "Hem 'Dernek Nazi sempatizani' diyorsunuz, hem de üyeler arasinda Masonların da bulunduğunu söylüyorsunuz. Bu çelişkili değil mi? Yahudilikle masonluk arasında bir ilişki yok mu?" diye soruyoruz. Buna cevabı da şöyle:
"Dernek Yahudi aleyhtarıdır. Bünyesine hiç Yahudi almamıştı. Türkiye'deki şubesinde de Yahudi yoktu. Ayrica sanıldığınin aksine Yahudiler Masonları değil. Masonlar Yahudileri kullanır. Almanya'daki 24 bin masondan, sadece 400'ü Yahudidir..."
Dünyayı yönetenler arasında gerçekten insanlığın bilmedigi gizli örgütler de mi var? Bunların kolları Türkiye'ye de mi uzanıyor? Aytunç Altındal'ın bu sorulara cevabı "Evet!". Bu cevabın daha somut kanıtlarını öğrenmek için ise, ABD'de çıkacak kitabı beklemek gerekecek anlaşılan...
MİT ESKİ DAİRE BAŞKANI MAHİR KAYNAK:
"Neo Nazizm'in arkasında ABD var!"
Aytunç
Altındal'ın ortaya attığı, son yılların bu en çarpıcı komplo teorisi
hakkında, bir başka komplo teorileri uzmanı olan Prof. Mahir Kaynak'ın da
görüşünü aldık. Kaynak, teoriyi kısmen doğrulayarak şunları ekledi:
"2. Dünya Savaşından sonra Alman gizli servisinin artıklarını Amerika
devraldı. Bu kadroların büyük bölümünü Güney Amerika'ya kaçırdılar. Hatta
buna 'Odessa Operasyonu' adı verildi. ABD'nin Güney Amerika'daki
operasyonlarını bunlar yürüttüler. Bunlar, yenik, esir ve suçlu eski
Nazilerdir. Ve Amerika bunları istediği gibi kullanır. Çünkü istendiği an
idam edilebilirler!
NeoNazizm'i de Almanya'nın hareket alanını sınırlamak için ABD hortlattı. Şu anda Alman gizli servisi, Nazi aleyhtarı ve sosyal demokrat ağırlıklıdir."
Osman Aytunç Altındal Kimdir?
Lise yıllarında, okuduğu Kabatas Lisesi'ni kundaklama teşebbüsünden, bugünün uluslararası din uzmanlığına uzanan ilginç bir hayat çizgisi var Aytunç Altındal'ın. 1970'lerde TKP'nin "Bizim Radyo"su onu "Atatürk'ün kurdurduğu sahte TKP'nin üyesi" olmakla suçlarken, Marksist dergiler çıkartıyordu. Son yıllarda ise Refah Partisi'ne ve askerlere yakınlığıyla göze çarpıyor. Altındal, yılın yarısını ABD'de geçiriyor, Hiristiyanlıkla ilgili çalışmalar yapıyor.
HİTLER'İN ARKASINDAKİ ADAM SEBOTTENDORF'UN TÜRKİYE GÜNLERİ
Nazizmin kurucusu, Türkiye'de saklanmış 1912'de kurulan gizli Thule örgütü, Aytunç Altındal'a göre Hitler'in ve Nazizmin babasıydı. Hitler'i siyasete sokan, yükselten ve ona mali destek bulan da Thule'ydi. Gamalı haçlı Nazi bayrağını bile Thule hazırlamıştı. Bu örgütün lideri Baron Rudolf von Sebottendorftu. 1875'te dogan "Baron", aslinda bir isçinin ogluydu. Ama 1910'larda bir soylu Alman ailesi tarafından evlat edinilerek "Baron" sıfatını kazanmıştı. Nazi Partisi'nin ilk hali olan Alman İşçi Partisi'ni de Baron ve örgütü kurmuştu.
Alman tarihçileri "Baron 1934'te Hitler'le çelişkiye düştü ve öldürüldü" dedilerse de, ölmemiş ve İstanbul'a kaçırılarak 1934-45 yılları arasında Alman istihbaratı görevlisi olarak çalışmıştı. Burada Taksim ve Teşvikiye'de yaşamış, Türk önde gelenleriyle dostluklar kurmuştu.
İngilizler "1945'te Almanya teslim olunca baron intihar etti" diyorlardı. Aytunç Altındal ise tersi görüşteydi: "Baronun hayatını araştırdım. Ve Baronun 'öldüğü' söylenen tarihten 12 yıl sonra, bir başka soyadı ile 1957'de Balikesir'den Antalya'ya gelen 3 kişilik bir Alman heyetinde yer aldığını, Antalya'da iki gece Cumhuriyet Oteli'nde kalarak Adana'ya geçtiğini saptadım. Sebottendorf'un 1945-57 yılları arasında Türkiye'de 'Görünmeyen eller'ce korunduğu sanılıyor..."
Ya Manevi Cihazlanma Derneği? Onun burada rolü var mı? Altındal, "Detayları kitabımda yazacağım" diyor Ama "Dernekle Sebottendorf arasında paralellik var' demekten de kendini alamıyor...
4 Kasım 2001-Aydınlık
"Kurukafa ve Kemikler" örgütü
İlluminati, Skulls and Bones Society, Bohemian Grove, Pilgrem Society, Atlantik Konsül, The Group (İngiltere) gibi gizli cemiyetler çok az kişi tarafından duyulmuşlardır ve bu gruplarla ilgili bilgiler pek çok ülkenin askeri veya sivil istihbarat örgütlerinde bile yoktur! Bunlar, son günlerde pek fazla adı geçen CFR (Dış İlişkiler Konseyi), Bilderberg ve Trilateral Komisyonun belkemiğini teşkil eder.
ABD'deki gizli örgütlenmelerin hiç kuşkusuz temeli Avrupa'dır. Aslında gizli örgütlerin yapısını, iç sistemlerini, organizasyonlarını ve törenlerini inceleyip anlamadan yöntemlerine ve sırlarına müdrik olamazsınız. Öncelikle gizli toplulukların alt kültürlerini incelemek gerekli, bu alt kültürler milenyumlar öncesine Mezapotamya'ya kadar gidiyor (Detaylı bilgi için Barret 1999 ve Daraul 1989). Ama biz Üçüncü Haçlı Seferleri'nin başladığı günümüzden 1. Haçlı Seferleri'ne gidelim ve "Tapınak Şovalyeleri"ne ve "Malta Şovalyeleri"ne değinelim. Ayrıca bir bestseller haline gelen "Holly Blood and Holly Grail" isimli kitapta bahsedilen o zamanlara ait parşömenlerin bulunması sayesinde ortaya çıkarıldığı iddia edilen "Rose Croix" (Gül Haç) örgütünün aslında Tapınak Şovalyeleri'nin uzantısı olan ama tam anlamıyla ispatlanamamış bir gizli cemiyet olduğunu belirtmeden geçmeyelim (Baigent, Leigh ve Lincoln 1983).
MASONLUĞUN TEMELİ
Tapınak Şovalyeleri, Haçlı Seferleri sırasında kurdukları kalelerde (Anadolu'dan Kudüs'e kadar) kendi alt kültürlerini ve gizli haberleşme yöntemlerini, felsefi ve sosyal sistemlerini oluşturan ve bankerlikle uğraşan, hatta seyahat çeklerini icat eden bir gizli örgüt olarak ele alınabilir..
Bugün bu gizli örgütleri aşamazsanız, dünyanın hiçbir yerinde sesinizi duyurup hakkınızı arayamazsınız. Çünkü kanunları onlar yapmaktalar, kara ve ak parayı onlar kontrol etmekteler, polisi ve istihbarat örgütlerini, endüstri ve bilimi onlar yönetmekteler, teknoloji ve bilgiyi onlar yönlendirmekteler. Dünyayı işgal eden ve her yere nüfuz etmiş bu Yeni Dünya Düzeni'nin örgütlenmesini aşamadıkça ne bağımsızlığınız var olabilir, ne de bir ulus olabilirsiniz.
Vatikan Papalık mafyası, Malta ve Tapınak Şovalyeleri'nin güçlenmesinden ve bağımsızlaşmasından rahatsız olunca onları ülkelerine çağırır. Zaten kendi alt kültürleri içinde Selçuklu, Sufi, Arap kültürleriyle kaynaşmış, Yunanlıların Arapçaya çevrilmiş eserlerini okumuş ve kısmen de hermetizmle ve alkemi (simya) ile uğraşan bu şovalyelerin bazıları ülkelerine döndüklerinde özellikle Fransa ve İspanya'da cadı, büyücü diye yakılmışlar ve sonra da bunların bir kısmı 13. ve 14. yüzyıllarda İskoçya'ya kaçarak kendi alt kültürlerini oluşturmuşlar. Sonuçta bir süre sonra spekülatif masonluk denilen masonik örgütlenmeleri kurmuşlardır. Masonik örgütlenmeler diğer başka gizli örgütlenmelerin esasını oluşturmuş, hatta Fransız Devrimi'nin ve Amerikan Devrimi'nin gerçekleştirilmesinde felsefi ve örgütsel büyük katkı sağlamıştır. Fakat şu unutulmamalı ki ister İlluminati olsun, ister Skulls and Bones Society ve Bohemian Grove olsun, bunların hepsi Masonik gizli örgütlenmelerdir; törenleri, temel felsefeleri, beyin yıkama yöntemleri hep birbirine benzer. Bu gizli örgütlere giren herkes masonik bir geçmişe de sahiptir. İlluminati, Skulls and Bones Society, Bohemian Grove, Pilgrem Society, Atlantik Konsül, The Group (İngiltere) gibi gizli cemiyetler çok az kişi tarafından duyulmuşlardır ve bu gruplarla ilgili bilgiler pek çok ülkenin askeri veya sivil istihbarat örgütlerinde bile yoktur. Yukarıda sayılan cemiyetler son günlerde pek fazla adı geçen CFR (Dış İlişkiler Konseyi), Bilderberg ve Trilateral Komisyonun belkemiğini teşkil eder.
ILLUMİNATİ
İlluminati, 1 Mayıs 1776 da Adam Weishaupt tarafından Almanya Bavyera'da kurulmuştur. Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesinde hukuk profesörü iken masonik eğilimlere merak sarmış ve bir gizli örgüt kurmuştur. Ama hükümete karşı bazı hareketler de içeren yayınları nedeniyle 1786'da polis tarafından basılmış ve ondan sonra da tamamen yeraltına inmiştir. İlluminati'nin daha sonra çok güçlendiği ve 1833'de Yale Üniversitesinde General William Russel tarafından Skulls and Bones Society olarak kurulduğu (SBS) rivayet edilmektedir. Yani bir rivayete göre SKS İlluminati'nin ABD'deki devamıdır.
İlluminati adını ve üyelerini inanılmaz bir sır gibi saklayan ölümcül bir kuruluştur. Bugün hemen her ülkede mevcuttur. Özel eğitim, tören ve alt kültürlerden gelmeyenler İlluminati'ye kabul edilmezler. ABD başkanlarının pek çoğu İlluminati'den ya icazet alırlar ya da üyesidirler. İlluminati o kadar gizlidir ki, varlığından bile bahsedilmez. Bu gizli örgüte ihanet edenlerin cezası kayıtsız şartsız ölümdür. Illuminati'nin NATO ile veya Gladyo gibi yeraltı örgütleri ile de ilişkisi olduğu sanılmaktadır.
SKULLS AND BONES SOCIETY
Baba ve oğul George Bush'un üyesi olduğu Skulls and Bones Society (SBS), merkezi Connecticut Yale Üniversitesinde olan çok gizli bir cemiyettir. Her yıl sadece bu örgüte yaklaşık 15 kişi (erkek) girebilir, ama bu 15 kişi daha sonra ABD'de en kilit noktalara getirilir, ayrıca bu kişilerin akrabaları ve dostları da bu elitizmden paylarını alırlar. Bir rivayete göre, 1832'de ABD'ye İlluminati'nin bir uzantısı olarak William Russell ve Alphonso Taft tarafından getirilmiştir. Alphonso Taft, daha sonra ABD başkanı ve SBS üyesi olan William Howard Taft'ın babasıdır. SBS'nin son 150 yılda 2500'den fazla üyesi olmuştur. SBS Yeni Dünya Düzeni'nin temel ideologlarından biridir (Bohemian Grove ve CFR ile birlikte). SBS'ye ilişkin elimizdeki ilk kayıtlar Haziran 1882'ye aittir.
Bu gizli cemiyete girebilmek ancak davetle mümkündür ve inisiasyon töreni masonlarınkine çok benzer. Fakat tüm törenler ve yapılanlar gizlidir, kimse dışarıya bilgi sızdıramaz. İnisiasyon törenlerinde denekler çırılçıplak soyunup bir tabuta girerler, bu tabuttan çıktıklarında yeniden doğmuş sayılırlar. Birbirlerini özel tanıma yöntemleri vardır. Son yüzyılda SBS üyeleri ABD'de en kilit noktalara gelmişlerdir ve özellikle belirli ailelerden seçilen kişiler özenle bu gruba alınır. Bu cemiyete girebilmek için temel özellik; WASP olmaktır (White: Beyaz; Anglo Sakson ve Protestan). Başka ırka veya geçmişe mensup başka dinden olanlar bu yapıya giremez.
Cemiyete girenlerin 6-7 kuşak öncesinden Anglo Sakson ve Protestan olmasına çok dikkat edilir. ABD'ye yerleşen ve pek çok tüketim aracını kontrol altından tutan ve etkin ailelerden SBS'ye üye verenlerden bazıları şunlardır: Whitney, Perkins,Stimson, Taft, Wasdworth, Gilman, Payne, Davison, Pillsburry, Sloane, Weyerhauser, Harriman, Rockefeller, Lord, Bundy, Phelps, Bush aileleri.
SBS, toplumdaki hemen her yapıya girmiştir bunların içinde Beyaz Saray, Yüce Divan, medya, iş ve endüstri, Federal Banka sistemi, kanun yapıcı kurullar, mahkemeler vb. SBS'nin temel ideolojisi; Anglo Sakson ve protestan beyazların dünyadaki hâkimiyetini sağlamaktır, ideolojisi faşistir ve her iki Dünya Savaşında da bu cemiyet çok önemli roller oynamıştır (Sutton 1986). Bohemian Grove ve CFR ile birlikte Skulls and Bones Society Yeni Dünya Düzeni'nin yaratıcısıdır.
BOHEMIAN GROVE (BOHEMIAN KLÜBÜ)
Bohemian Grove (BG), aynı Skulls and Bones Society gibi gizli amaçlar ve yöntemler için 1880'lerde California'da kurulmuş bir cemiyettir. Üyeleri, törenleri ve ne yaptıkları çok gizli tutulur. Merkezdeki çiftlik aynı anda yüzlerce kişinin hafta sonu toplantılarına katılabileceği niteliktedir. Her şehirde tapınakları vardır. Sembolleri Baykuş'tur. Kissenger ve Ronald Reagan'ın üyeleri olduğu bilinmektedir. Ama SBS, Pilgrem Society, Rotary Club gibi masonik cemiyetlerle iç içedirler. Bir söylentiye göre, BG'dan icazet alamayan bir istihbarat örgütünün başına getirilemez, başkan seçilemez. Üyeleri en kilit noktalardaki kişilerden oluşur; örneğin 1991'de BG'da olup da aynı zamanda önemli şirketlerde yönetici olanların sayısı şöyleydi: Bank of America 7 direktör, Pacific Gas and Electric 5 direktör, AT-T 4 direktör, First Interstate Bank 4 direktör, McKesson Corporation 4 direktör, Ford Motors 4 direktör, General Motors 3 direktör, Pacific Bell Telephone 3 direktör. Ayrıca pek çok istihbarat örgütünün başkanları veya üst düzey yöneticileri de BG veya SBS üyesidir. BG, SBS ile birlikte 1880'lerden beri Yeni Dünya Düzeninin ideologudur ve bu cemiyetlerdeki kişilerin çoğu ise Bilderberg, Trilateral Komisyon ve CFR'da yer alırlar (detaylı bilgi için Domhoff, 2000).
CFR (COUNCIL ON FOREIGN RELATIONS-DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ)
Bill Clinton, Antony Lake, Al Gore, George Bush, Warren Christopher, Colin Powell, Les Aspin, James Woolsey (eski CIA direktörü) gibi isimlerin CFR isimli bir komisyona kayıtlı olmaları herhalde sizleri bunca bilgiden sonra şaşırtmaz. Elimizdeki listeler burada yayınlanamayacak kadar fazladır. Ama dünyadaki en ciddi karar mercilerine gelenlerin bağlı oldukları bir örgüt olması herhalde doğal karşılanabilir, üstelik bunların bazıları Bilderberg veya Skulls and Bones Society üyesidirler. Yani hiç kimse hak ettiği ve olması gerektiği için bir pozisyonda değildir bu Yeni Dünya Düzeni'nde. İplerin altında ne kadar iyi oynayabildiği, ne kadar sır tuttuğu ve bu örgütlere ne kadar bağlı olduğu önemlidir onlar için.
CFR, 21 Temmuz 1921'de New York'ta kurulmuştur (Marrs 2000; Ross 2000). Daha ziyade New York ve Washington DC'de yaşayan elitlerden oluşan CFR'nin bugün finans, iletişim, akademi, istihbarat, teknoloji alanlarda en etkin konumlarda bulunan 3 bin 300 üyesi mevcuttur. Bu sayı bir zamanlar bin 600 ile sınırlıydı. Özellikle tüm FBI, CIA, DIA, DEA ve başka istihbarat şefleri bu örgütün de elemanıdır ve CFR'nin ilkelerinden dışarı çıkamazlar. CFR, 2. Dünya Savaşı'nda çok önemli bir rol oynadığı gibi, yayınladığı Foreign Affairs isimli dergi ile de çalışmalarını tüm dünyaya duyurur. CFR her ne kadar gizli olmayan bir görünüme sahip olsa da, bu gerçek değildir. CFR, SBS, Bilderberg gibi çok gizli bir örgüttür.
BİLDERBERG
Bilderberg, CFR ve öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kurulmuştur. Dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar (Ross 2000, Marrs 2000). Toplantılar son derece gizli koşullarda ve özel ortamlarda yapılır. Katılanlar bu konuda hiçbir bilgi vermezler. "Spotlight" isimli bir dergileri de vardır.
Bilderberg'in kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in babası olarak bilinir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nın rolü olduğu çok iyi bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir NAZİ SS üyesidir, 1937'de Hollanda prensesi ile evlenmiştir, ama Nazilerle olan yakın bağları çok iyi bilinmektedir (Marrs 2000). ABD'li gizli örgüt ve CFR üyelerinin bazıları da Bilderberg üyesidir.
Aslında Bilderberg, CFR'nin çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış halidir. Hedefi; Yeni Dünya Düzeni'ni ve ABD-İngiltere hâkimiyetini ve emperyalizmini tüm dünyaya yaymaktır. Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantıları; hem CIA, hem de o ülkenin istihbarat örgütü kontrol eder. Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen ünlü politikacıların çoğunluğu Bilderberg üyesidir, halen bu gizli Bilderberg üyeleri Türkiye'nin etkin yönetiminde rol almaktadırlar. Türkiyedeki toplantılar şu ana dek 18-20 Eylül 1959'da Yeşilköy-İstanbul'da, 25-27 Nisan 1975'te (Çeşme'de Hotel Altın Yunus'ta) yapılmıştır. 2001'deki toplantı ise İsveç'te gerçekleşmiştir.
TRİLATERAL KOMİSYON
Trilateral Komisyon (TR); 1973'te David Rockefeller ve Zbigniew Brzezinski tarafından kurulmuş gizli bir örgüttür (Sklar 1980, Ross 2000, Marrs 2000). Her ne kadar adresi, yeri, üyeleri belli ise de yaptığı aktivitelerin ardında gizli amaçlar ABD'li istihbarat örgütleri ve NATO'nun gizli özel savaş örgütleri vardır. ABD başkanlarının ve Avrupa, Amerika ve Japonya'daki yönetici kadroların çoğu TR üyesidir. Tüm dünyada TR, Bilderberg ve CFR birbirinin içine girmişlerdir ve her üçünün de üyesi olan 48 kişi vardır. Örneğin Bill Clinton, Brent Scowcroft ( Ulusal Güvenlik Konseyi), John Mark Deutsch (eski CIA direktörü), Robert Strange McNamara (Savunma Bakanlığı Sekreteri), Henry Kissenger, Walter Fritz Mondale ( Japonya Büyükelçisi) Benjamin Nye (Hazine Sekreteri) gibi dokunulmazlığı olan isimler her üç teşkilatın da üyesidirler. Tabii ki son saldırıda hangi örgüte ait kaç kişinin Pentagon ve ikiz kulelerde öldüğü bilinmemektedir.
'Yazıma 32 yıl öncesinden bir hatıramla başlamak istiyorum. 1961'de yapılan seçimlerden sonra teşekkül eden Meclisin açılıp açılmayacağı hakkında tereddütler vardı. Biz Harp Akademilerinde öğrenci idik. Günlerden bir gün büyük toplantı salonunda toplanmamız emredildi. Salonda yalnız biz öğrenciler değil, bütün Harp Akademileri mensupları toplanmıştı.
Toplantıda Harp Akademileri Komutanımız o zamanki rütbesi ile Tuğgeneral Faruk GÜRLER güncel olaylarla ilgili çok önemli bir konuşma yapacaktı . Komutanımız kürsüye çıktı ve bunca yıldan sonra aklımda kalan şekliyle mealini aşağıda arz edeceğim konuşmayı yaptı. O devrin tarihini yazmak isteyen tarihçilerimize henüz olayın bütün canlı şahitleri ölmeden önce (misal olarak en önemli şahit muhterem Osman BÖLÜKBAŞI) ışık tutmak ve bugün ülkemizde yaşanan parti kurma enflasyonuna aynı paralelde dikkatleri çekmek arzusu bizi bu hatıramızı yazmaya sevk etti.
O devirde başında devrin Genelkurmay Başkanı sayın Cevdet SUNAY'ın bulunduğu, Genel Sekreterliğini Harp Akademileri Komutanı sayın Faruk GÜRLER'in yaptığı yarı açık, yarı gizli Silahlı Kuvvetler Birliği isimli bir teşkilat vardı. Bu teşkilat yeni teşekkül eden TBMM'nin açılıp açılmayacağına devrin Cumhurbaşkanı sayın Cemal GÜRSEL'in başkanlığında köşkte toplanacak devrin siyasi partilerinin liderleri, CHP lideri sayın İsmet İNÖNÜ'yü, Adalet Partisi lideri sayın Ragıp GÜMÜŞPALA'yı Yeni Türkiye Partisi lideri sayın Ekrem ALİCAN'ı ve Millet Partisi lideri sayın Osman BÖLÜKBAŞI'yı dinledikten sonra karar vermeyi kararlaştırmıştı.Bu kararın gereği olarak Silâhlı Kuvvetler Birliği'nin mensupları köşke gittiklerinde, köşkün alt salonunda devrin siyasi partilerinin Genel Sekreterleri başlarında CHP Genel Sekreteri sayın İsmail Rüştü AKSAL olmak üzere esas duruşta kendilerini karşılıyorlardı.
Yukarıya çıktıklarında da sayın Cumhurbaşkanı ve parti liderleri ayakta bekliyorlardı. Komutanımız bu durumu anlatırken, biraz da tefahürle 27 Mayıs harekatını da ima ederek biz yaşlılar yaparsak işte böyle yaparız demişti. Yukarıdaki toplantıda, selâm faslından sonra Silâhlı Kuvvetler Birliği Başkanı sayın Cevdet SUNAY ilk sorusunu ADALET PARTiSi Genel Başkanı sayın Ragıp GÜMÜŞPALA'ya bu şekilde yöneltmiş.
-- Sayın Paşam, her ağzınızı açtığınızda 46 yıllık şerefli askerlik hayatınızdan söz ediyorsunuz. O kadar şerefli idiniz de siyasi parti kurup bu kuyrukları niçin başırhza topladınız?
Sayın Ragıp GÜMÜŞPALA Paşanın cevabı şöyle olmuş.
–- Aslında benim parti kurmak gibi bir niyetim yoktu. Birgün Cumhurbaşkanımız sayın Cemal Gürsel beni çağırdı ve benden Demokrat Partilileri toplayacak yeni bir parti kurmamı istedi, aksi halde büyük çoğunlukla sayın Osman BÖLÜKBAŞI 'nın MiLLET PARTİSİ'nin iktidar olabileceğini, bunun ise arzu edilmeyen sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu emir üzerine ADALET PARTİSİ'ni kurdum. Defaatla, siyasi partilere alınmayacakları MBK'nın tespit edip ilan etmesini istedim. Böyle bir yasaklamaya gidilmedi. Ben de partiye girmek isteyen herkesi almak zorunda kaldım. Bunun üzerine sayın Cevdet SUNAY, YENi TÜRKİYE PARTİSİ Genel Başkanı sayın Ekrem ALİCAN'a döndü ve ikinci sorusunu ona sordu.
–- İhtilalin anlı şanlı Maliye Bakanı, siz Yeni Türkiye Partisini niçin kurdunuz?
Sayın Ekrem ALiCAN'ın cevabı da şöyle olmuş.
–- Benim de parti kurmaya niyetim yoktu. Birgün sayın Cumhurbaşkanı beni çağırdı. Parti kurmamı istedi. Aksi halde, ya Millet patisinin. –ya da Adalet partisinin– tek başına iktidar olabileceğini, bunun ise beklenmeyen durumlar meydana getirebileceğini söyledi. Partiyi kurduktan sonra ben de partilere giremiyeceklerin MBK. tarafından belirlenmesini defaatla istedim, olmayınca müracaat eden herkesi partime almak zorunda kaldım.
Bunun üzerine sayın Cevdet SUNAY, Cumhurbaşkanı sayın Cemal GÜRSEL'e döndü ve sordu:
–- Paşam, bunlar neler söylüyorlar, söyledikleri doğru mu? Cumhurbaşkanı sayın Cemal GÜRSEL'in cevabı şöyle oldu.
–- Evet, doğru söylüyorlar. Bu şekilde hareket etmemi bana sayın İsmet İNÖNÜ, telkin etti. Bunun üzerine sayın Cevdet SUNAY'ın kendisine dönmesine fırsat vermeden sayın İsmet Ýnönü sözü aldı ve şöyle söyledi.
–- Bunlar geçmiş olaylar Paşam. Şimdi biz bütün parti liderleri anlaştık. Bu olanlardan en büyük zararı gören sayın Osman BÖLÜKBAŞl'yı da kendimize sözcü seçtik. Hepimiz namına sizinle o görüşecek. Müsaade ederseniz biz bu Meclisi çalıştırırız efendim. Bundan sonra sözü sayın Osman BÖLÜKBAŞI aldı ve hepimizi ikna eden bir konuşma yaptı. Bu konuşmadan sonra seçimle teşekkül eden Meclisin açılmasına karar verdik.
O zaman, görünürde yeni partileri sayın İsmet İNÖNÜ kurdurtmuş. Ona da başkalarından telkin gelip gelmediği meçhul.
Şimdi sağı bölmek ve tek başına iktidar olmasını önlemek için bu küçük küçük partileri kimler kurdurtuyor? Herbiri birer namus abidesi olan bu partilerin liderlerini bir daha uyarıyorum. Durumları için bir iç kritik, bir nefis hesabı yapsınlar. Acaba partilerini kimler kurdurtuyor? Kurulanları için kimler destek oluyor? Sahiden bir oyuna gelmiyorlar mı? Kendilerine söylendiği gibi barajı aşıp Meclise en büyük parti olarak girebilecekler mi? Hepsine tavsiyem, etrafınızdaki onbinlere inanmayın. Türkiye'nin seçmen nüfusu 25 milyon civarındadır. Bu 25 milyon içinde herkese yetecek onbinler bulunabilir. Bu onbinlerle de tek başına iktidar olmak şöyle dursun baraj bile aşılamaz. En büyüğünüzün bile hayal sükutuna uğraması mukadderdir. Henüz fırsat geçmeden sizlerden hiçbir karşılık beklemeyen biz dostlarınızın sözlerine uyunuz ve ne olur birlesiniz; ne olur birleşiniz.'
Kaynak: Türkiye'nin Siyasi Mes'eleleri. Osmanlı Araştırma Vakfı Yayınları. İstanbul, 1994, shf. 85
Abdullah AZİZ