YEDİ  AÇIDAN  NAMAZ

        Allahü  Teala (c.c)'ya  hamd-ü  sena,  Alemlere  rahmet  olarak  gönderilen  Efendimiz  Peygamberimiz  Hz.  Muhammed (s.a.v)'e,  Ehl-i  Beyt'ine,  Ashab-ı  Kiram'ına   salat-ü  selam  ve  tüm  mü'minlere  hayır  ve  dualar  ederim.     Ayrıca  sizlere de  selam   ve  saygılarımı  arz  eder,  sağlık  ve  sıhhatler  temenni  ederim.

        Bu  sayımızda  sizlere  tanıtacağımız  kitap  Ahmed TOMOR  Hocaefendinin  kaleme aldığı   "Yedi  açıdan  NAMAZ"   adlı  bir  kitaptır.   Bu  kitapta,  namaz   yedi  değişik  açıdan  ele  alınmıştır.   Makbul  ve  sahih   olan  bir  namazın   önemi   ile  ilgili    her  şeyi  bu  kitapta  bulmak  mümkündür.   Kitap  çok  sade    bir   dille   kaleme  alınmıştır.   Her  seviyeden  mükellefin   hiç  bıkmadan  ve  usanmadan   okuyup   anlayacağı   ve  amel  edebileceği  bir  kitaptır.    Ahmed  Tomor  Hocaefendi  samimiyetini,  tevazuunu  ve  ihlasını     kelime  ve  cümlelerle   yazıya  dökmüştür.   Kitabı  okuyan  kardeşlerimiz  bunu  hemen  fark edeceklerdir.   Namaz  hakkında  bilgisi  olmayan  ve  namaz   kılmaya   yeni  başlayacak   olan  mü'minler   için   bu   kitap,    küçük   bir  "Namaz İlmihali"  sayılabilir.    Kitap  yerel  bir  TV'nin  hediyesi  olarak  basılmış  ve  ücretsiz   dağıtılmıştır.   Kitap  içerisindeki  konular  şunlardır: "  Mukaddime,  İbadet Açısından  Namaz,  Mirac Açısından Namaz, Günahlardan Korunma Açısından Namaz, Sevap Açısından Namaz, Günah Açısından Namaz, Sağlık Açısından  Namaz,  Fıkıh Açısından Namaz,  Abdest Bölümü Abdesti Bozan Şeyler,  Özür Sahibi Olma, Büyük Hades ( Gusül ) Bölümü,  Sargı  Uzerine  Mesh,  Sularla  İlgili  Bölüm,  Teyemmum' le  ilgili  Bölüm,  Kadınlarla İlgili  Bölüm,  Mestler  Üzerine  Mesh,  Necasetten  Taharet  Bölümü,  Setr-i Avret  Bölümü, İstikbal-i Kıble Bölümü,  Namaz Vakitleri Bölümü,  Niyet  Bölümü,  Namazın  Rükünleri,  Namaz Nasıl Kılını,  Cemaat' le Namaz, Namazı  Bozan  Şeyler,   Namazın Mekruhları,  Hastaların Namazı,  Namazda Sevih Secdesi, Yolcu ve Yolcu Namazı,  Kaza Namazı,  Cuma  Namazı,  Teravih  Namazı,  Bayram  Namazları,  Cenaze  ve  Cenaze Namazı,  Kefen,  Cenaze Namazı,  Cenazenin  Taşınması  Mezara  Defin"  

    Bu  kısa  girişten sonra   kitaptan  bazı  alıntılara  geçebiliriz.

   "Aşırı soğuklardan korunmak için, daha fazla giyinmeye ve daha fazla kaloriye ihtiyacımız olduğu gibi. Günümüzde sokağa taşan haramlardan korunabilmek için, daha güçlü ve daha bilinçli îmâna ve daha fazla sevaba ihtiyacımız vardır. Allah'ın emirlerine ve rızasına uygun olma koşulu ile ve Allah rızası için yapılan her ibâdetin bir sevabı vardır.

Ancak sevapların başında Yüce Allah'ın kesin emirleri olan farzlar gelir. Farzların başında da beş vakit namaz gelir.  Her gün beş defa tekrarlanan ve sürekli bir ibâdet olan namaz, Allah'ı hatırlatır ve kişiyi Allah'ın huzuruna taşır.

Yüce Allah buyuruyor; "Ancak Allah benim. Benden başka ilâh yoktur. Yalnız bana ibâdet et ve beni hatırlaman için namaz kıl!"  (Tâ hâ-14)

Dînin direği olan namaz, insanlara, Allah'ı hatırlatır. Allah'ın emirlerini, yasaklarını hatırlatır ve insanları haramlardan korur.

Yarı çıplak kadınların ve alkolik erkeklerin toplandığı sazlı cazlı düğün salonlarında ve gazinolarda, caz takımları, oyun havaları çalarken veya çıplak dansözler gösteri yaparken hiç kimse Allah'ı ve Allah'ın emir ve yasaklarını hatırlamaz.  Aksine alkolün etkisi, cazların coşkusu ve cinsel arzuların gerilimi ile daha fazla günah işleme yönünde birbirleri ile yarışırlar." (sh:44-45) 

   Ahmed Tomor  Hocaefendi  namazın  faziletleri  ve  sevapları  ile  ilgili  olarakta  şunları  dile  getirmiştir  : "Sevgili Peygamberimiz; "Ameller (işler) niyetlere bağlıdır ve her kişi için, niyetinin karşılığı vardır." buyurmuştur. Sabah namazına kalkma niyeti ile yatan ve çalar saati ayarlama gibi gerekli önlemleri alanların, namazla ilgili sevapları başlamıştır.  Tatlı uykularından ve sıcak yataklarından Allah rızası için ve namaz kılma niyeti ile kalkanlar, tuvalet dahil namazın ön hazırlıklarına başlarken attıkları adımlarının ve hareketlerinin ayrı ayrı sevapları yazılır. Abdest almaya başladıkları an, yıkadıkları organlarından damlayan su damlacıkları ile birlikte, küçük günahları dökülmeye başlar.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor; "Bir müslüman kul (kişi), abdest almaya başlayınca, ağzını yıkarken, ağzındaki günahları, burnunu yıkarken, burnundaki günahları, yüzünü yıkarken, göz kapaklarının altına kadar yüzündeki günahları, kollarını yıkarken, tırnak altlarına kadar kollarındaki günahları, başını mesh ederken, kulak altlarına kadar başındaki günahları ve ayaklarını yıkarken, tırnak altlarına kadar ayaklarındaki günahları dökülür."  (sh:46)

  "Taberânî ve Hâkîm'in rivayet ettikleri hadiste, Peygamberimiz; "Allah, yarattığı varlıklarına tevhidden (îmandan) sonra, namazdan daha sevimli bir şeyi farz kılmamıştır. Eğer Allah katında namazdan daha sevimli bir şey olsa idi, melekleri öyle ibâdet yaparlardı. Meleklerden bazıları (sürekli) rükûda, bazıları (sürekli) secdede, bazıları (sürekli) kıyamda ve bazıları (sürekli) kâ'de (oturma) halindedirler."

Namaz, îmandan sonra bütün ibâdetlerin aslı ve kökeni olduğu gibi, kıyam, rükû, secde ve kâ'de de namazın aslı ve kökenidir. Kur'an, "Allah için kıyam edin, Allah için rükû ve secde edin." emirlerini tekrarlamakta ve özellikle "secde et, yakın ol." emri ile secdenin eşsiz bir ibâdet şekli olduğunu vurgulamaktadır.

  Eşyalar zıddı ile bilinir. Putlaştırılan taşların önünde saygı amacı ile dikilenler ve amaçları ne olursa olsun, putlaştırılan taşların önünde rükû ve secde edercesine eğilenler, en büyük günaha girmiş ve Allah'a şirk koşmuş oldukları gibi..

Allah huzurunda olduğu inancı ve bilinci ile kıyam, rükû, secde ve kuûd yapanlar da en büyük sevabı kazanmış ve îmanın zirvesine ulaşmış olurlar.

Tirmîzî'nin rivâyet ettiği hadiste, Peygamberimiz; "Kim ki, Allah'ın kitabından bir harf okursa, O'nun için bir hasene vardır. Bir haseneye on katı (sevap) verilir."  Âdet, nifas ve cünüp halinde olmama koşulu ile namazın dışında Kur'an'dan bir harf okuyana on sevap verilir.  Namazda kıraât (Kur'an okuma) farzdır ve namazın bir rüknüdür. Bu nedenle namazda okunan Kur'an'ın sevabı kat kat arttırılır.

İmam Beyhâkî'nin rivâyet ettiği hadiste, Peygamberimiz; "Kim ki (Âdet, nifas ve cünüplükten) temiz olduğu halde, Allah'ın kitabından bir harf dinlerse, on sevap yazılır, on günahı silinir ve derecesi on katı arttırılır. Kim ki Allah'ın kitabından (Kur'an'dan) bir harfi, namazı oturarak kılarken okursa, elli sevap yazılır, elli günahı silinir ve derecesi 50 kat arttırılır. Kim ki Allah'ın kitabından bir harfi ayakta namaz kılarken okursa, 100 sevap yazılır, 100 günahı silinir ve derecesi 100 kat arttırılır."

Bir günlük beş vakit (40 rekat) namazda, 40 Fatiha ile 33 zamm-ı sûre okunur.

Hâzin Tefsirin'e göre bir Fatiha'da (Besmele dahil) 140 harf vardır. 40 Fatiha'nın toplam harf sayısı 5.600 eder.

33 zamm-ı sûredeki toplam harf sayısı ise, kısa sûrelerin okunduğunu kabul edersek, 3.800 eder.

Bir günlük beş vakit namazda, Fatiha ve zamm-ı sûre olarak okunan toplam harf sayısı 9.400 ve bir aylık beş vakit namazda okunan toplam harf sayısı tam 282.000 eder.

Namazda okunan Kur'anın her harfine 100 sevap yazıldığına göre, bir aylık namazdaki yalnız Fatiha ve zamm-i sûrelerin toplam sevabı 28.200.000 eder.

Allah'ın vereceği sevap bununla sınırlı değildir. Yüce Allah, dilediğine kat kat fazlasını da verir.

Ayrıca her namazın sonunda tesbihata başlamadan önce bir Âyet-el Kürsî okunur.

Bir Âyet-el Kürsî'de 170 harf ve 5 Âyet-el Kürsî'de 850 harf vardır.

Bir ayda okunan Âyet-el Kürsî'nin toplam sayısı tam 25.500 eder.

Her gün beş vakit namazda duâlardan sonra da birer Fatiha okunur. Beş Fatiha'nın toplam sayısı 700 ve bir ayda okunan Fatiha'nın toplam harf sayısı 21.000 eder.

Bir aylık namazda Fatiha ve zamm-i sûre olarak okunan 282.000 harfe, bir aylık Âyet-el Kürsînin 25.500 ve bir aylık Fatiha'nın 21.000 harfini de ilave edersek tam 328.000 harf eder.

Müfessirlerin sultanı Abdullah İbni Abbas'a göre, Kur'an'ın toplam harf sayısı 323.671'dir.

Düzenli bir şekilde beş vakit namazı kılan gerçek müslümanlar, her ay Kur'an-ı Kerimi bir defa hatim etmekle birlikte, geriye fazla olarak 4.829 harfleri de kalmaktadır.

Peygamberimize gelen ilk ilâhi emirlerden biri, "Ve rabbeke fe kebbir..". Müddessir-4

Rabbini büyüklükle, Rabbini tekbirle an, anlamındaki bu ilâhi emri uygulamak için namaza tekbirle girilir. 13'ü farz olan "İftitah Tekbirleri" ve 201'i sünnet olan "İntikal Tekbirleri" olmak üzere bir günlük beş vakit namazda 214 de fa "Allahü Ekber" diye tekbir alınır.

Tirmîzi'deki bir hadiste, Peygamberimiz; "Tesbih (Süphânallah) mîzânın yarısını ve "Elhamdülillâh" mîzânın diğer yarısını doldurur. Tekbir ise yerle gök arasını doldurur."buyuruyor.

Namazın dışında inanarak ve Allah'ı büyükleme amacı ile alınan bir tekbir (Allahü Ekber)'in sevabı yerle gök arasını doldurduğuna göre, bir günlük namazda alınan 214 tekbirin sevabını düşünelim.

Diğer yandan, farz olan 13 iftitah tekbirinin ayrı bir özelliği vardır.

Râmuz'daki bir hadiste peygamberimiz; "İmamla birlikte alınan iftitah tekbiri, bin deveden hayırlıdır." buyurmuştur.

Mâdenler, ağırlıkları açısından, parasal değerleri açısından, kullanıldığı yerler açısından ve insanlara sevimlilikleri açısından farklı değerler taşıdıkları gibi..

Mâneviyat da aynen böyledir. Bazı kelimeler, (zikirler) sevap açısından, ağırlıkları açısından, ibâdetlerdeki yerleri açısından ve Allah'a sevimlilikleri açısından farklı değerlere ve özelliklere sahiptirler.

Buhârî ve Müslim'deki bir hadiste, Peygamberimiz; "İki kelime vardır ki, dilde hafif, mîzânda ağır ve Rahman (olan Allah'a) çok sevimlidirler. (Bunlar) "Sübhânallâhi ve bihamdihî ve Sübhânallâhil azîm" dir.

Müslim'deki bir hadiste, Peygamberimiz; "Allah'a en sevimli kelâm dörttür. Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhüekber'dir."

Bir günlük beş vakit namazda, 15 defa Sübhâneke'nin başında, 120 defa, "Sübhâne Rabbiyel Azîm" diye rükû'da ve 240 defa "Sübhâne Rabbiyel Alâ" diye secdede olmak üzere, 375 defa Azîm ve Alâ isimleri ile birlikte Yüce Allah tesbih, tenzîh edilir.

Yine bir günlük beş vakit namazda, 15 defa Sübhâneke'de "ve bihamdik" diye, 40 defa Fatiha'nın başında "Elhamdü Lillâhi Rabbil Âlemîn" diye, 40 defa rükû'dan doğrulurken, "Semi'allâhü limen hamideh" diye ve 40 defa rükû'dan doğrulduktan sonra, "Rabbenâ lekel hamd" diye, 135 defa Yüce Allah'a hamdedilir.

Namaz'ın dışında bir defa "Sübhânallah ve Elhamdülillah" demenin sevabını düşünelim ve namazda bu sevabın onlarca, yüzlerce defa katlandığını unutmayalım.

Yüce Allah buyuruyor; "Yedi kat gökler ve arz (dünya) ve bunlarda bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. Allah'ı hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ama siz, onların tesbihini anlayamazsınız."  (İsra-44)

İşte! Beş vakit namazı kılan ve Yüce Allah'a kul olan gerçek müslümanlar, kâinatı kapsayan bu zikir halkasına dahil olmakta ve tüm varlıklarla birlikte Allah'ı tesbih, hamd ve tekbir ile zikir etmektedirler.

Allah'a inanan, îman eden ve inancı doğrultusunda yaşayan gerçek müslümanlar, kıldıkları her iki rekâtın sonunda ve günde 21 defa, Yüce Allah'ın lütuf ve rahmet kapısında oturup, "Ettehiyyâtü Lillâhi vessalâvâtü vettayyibât" söz ile beden ile ve mal ile yapılan bütün ibâdetler yalnızca Yüce Allah'adır diye Rabbül âlemin olan Allah'a tehiyyeler sunarlar.

"Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtühû' diye çok sevgili peygamberimize selam verirler ve yüce Allah'ın selâmını, rahmetini ve bereketlerini dilerler.

"Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis sâlihîn" diye, gelip geçmiş ve halen hayatta olan bütün sâlih (iyi) kullara ve kendilerine, Allah'tan selâmet dilerler.

Ve sonunda Kelime-i şehâdeti getirerek, Allah'tan başka ilâh olmadığını ve Hazreti Muhammed'in, Allah'ın kulu ve peygamberi olduğunu tüm varlıklara ilân ederler.  (.......)

Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz; "Kim bana bir salât-ı şerîfe getirirse, Allah ona on salât (rahmet) eder."

İmam Beyhakî' nin rivayet ettiği bir hadiste, peygamberimiz;"Kim bana bir salât ederse, Allah ona on salât (rahmet) eder, on günahını siler ve derecesini on kat artırır."

Tirmîzî'nin rivâyet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz;"Kıyamet günü bana en yakın olanınız, bana en çok salâvât (-ı şerîfe) getireninizdir."

Ebû Dâvud'un rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz; "Kabrimi bayram (piknik, eğlence) yeri yapmayın. Ama bana salât edin. Nerede olursanız olunuz, salâtınız bana ulaşır." buyuruyor.

Namazla bağlantılı her türlü ibâdetlerin sevapları kat kat çoğaltıldığı gibi, namazda okunan salâvat-ı şerîfelerin sevapları da kat kat çoğaltılır.

Beş vakit namazda, 15'i Allâhümme salli alâ ve 15'i Allâhümme bârik alâ olmak üzere her gün tam 30 ve ayda 900 tane en değerli salâvât-ı şerîfeler okunmaktadır.

Son oturuşta salâvat-ı şerîfelerden sonra, namaz kılan kişi kendisi için, ana-babası için ve tüm din kardeşleri için duâ ve istiğfar anlamını taşıyan, Rabbenâ âtina ve Rabbenağfirlî gibi duâları okur.

Aynı inancı paylaşan, aynı yolun yolcusu olan ve sonsuzluk âlemi olan Cennet'te ebediyyen birlik ve beraberlik içerisinde yan yana yaşayacak olan bütün mü'minler (inananlar) kardeştir.

Bu nedenle beş vakit namaz kılan yüz milyonlarca müslümandan her biri bütün din kardeşlerine duâ eder ve kendisi de yüz milyonların duâsına ortak olur.

Namazını kılıp uyuyanlar, işleri, güçleri ile uğraşanlar veya kara toprağın altında mezarlarında yatmakta olanlar, namaz kılmakta olan din kardeşlerinin duâlarından yararlanırlar. Unutmayalım! Dünyada sürekli ezanlar okunmakta ve 24 saat hiç kesintisiz namaz kılınmaktadır.

İnkârcılıkta inatla direnenlere ve çağdaşlık adı altında taş devri insanı ile aynı inancı paylaşan ve aynı taşlara tapınanlara bir sözümüz yok.   (.....)

Kıbleye yönelerek ve alnınızı secdeye koyarak bu topluma katılırsanız, hem dünyada yaşadığınız sürece ve hem kabrinizde yaşadığınız sürece, bu kutsal ve seçkin toplumun duâsına ortak olursunuz.

Nesâî, Taberânî ve Dâr-e Kutnî'nin rivâyet ettikleri bir hadiste, Peygamberimiz;"Kim ki farz (vakit)namazlarının sonunda Âyet-el Kürsî' yi okursa, o kişinin (o an)Cennet' e girmesine ölümden başka engel yoktur."

Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz;"Kim ki vakit namazlarının sonunda 33 defa Allah'ı tesbih ederse, 33 defa Allah'a hamd ederse ve 33 defa Allah'ı tekbir ederse ve yüzü tamamlamak için, "Lâilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" derse, deniz köpükleri kadar günahlar bağışlanır." Namazın farz ve sünnetlerini kılan kişi, oturduğu yerde önce bir Âyetel Kürsî'yi okur ve sonra 33 defa "Sübhânallah", 33 defa "Elhamdülillah" ve 33 defa "Allahü ekber" der ve yüzü tamamlamak için bir defa, "Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" (Şerîki, ortağı ve dengi olmayan Yüce Allah, birdir, O'ndan başka ilâh yoktur. Mülk O'nundur. Medih, övgü, yalnız O'nadır ve OYüce Allah, her şeye kâdirdir" derse, yaprak dökümü gibi günahları dökülür ve mîzanda ağır gelen sevaplar kazanır."  (sh:47-54)

 

  Tomor  Hocaefendi daha sonra  "Necasetten Taharet"  bahsinin  sonunda  şöyle  bir  hükmü  dile  getirmiştir :

"S- Necis çamaşırlarla temiz çamaşırlar birlikte yıkanabilir mi?

C- Çamaşır leğenine veya çamaşır makinesine bir damla kan, irin ve idrar gibi necâset bulaşırsa, çamaşır leğeni, çamaşır makinesi içindeki suyun tamamı ve çamaşırların hepsi necis olurlar. Necis leğende veya necis makinede yıkanan çamaşırlar temizlenemezler. Çünkü leğen ve bidon gibi kaplara necâset bulaşırsa, bunların üç defa yıkanması ve her yıkamada ters çevrilip damlamanın kesilmesini beklemek veya kuru temiz bezle kurulamak gerektiğinden, necis çamaşırların, necâset değen yerleri ayrı bir yerde üç defa yıkanır ve her yıkamada sıkılarak şartlanırsa diğer çamaşırlarla birlikte yıkanabilirler."  (sh: 96)

  Emperyalist   müşriklerin   inananlara  yaptıkları  baskılar  karşısında  Tomor  Hocaefendi  kendisini  ve  inananları  şu  cümlelerle  teselli  etmektedir :  "Çağdaş kadınlar, plajlarda yarı çıplak dolaşırken, yatak kıyafetleri ile sokaklarda dolaşırken, barlarda, pavyonlarda ve içkili gazinolarda erkeklerle kadeh tokuştururken, her türlü fuhuş serbest bırakılsın ve zînâ suç sayılmasın diye medyada yazılar çıkarken ve inançlı hanımlara baskı yapılıp başörtüsü yasaklanırken..

İnanç,  bilinç   ve   ihlâsla,   İslâmî   tesettüre   bürünenler   ve  aile  içi  münasebetlerde  mahrem  ve   gayr-i mahremi   uygulayanlar,   hiç  kuşkusuz   Allah'ın   en   sevgili  kulları  ve   cennet   bülbülleridirler."  (sh:99)

 

  Ahmed  Tomor  Hocaefendi,  nakil vasıtalarında  kılınan  namazlarla  ilgili olarak ta  şunları  söylemiştir: "Otobüs, tren, vapur ve uçak gibi araçlarda namaz kılanlarda güçleri yettiği ölçüde kıble'ye dönmeye çalışarak namazlarını kılarlar."  (sh:102)   Demek  ki  Hocaefendiye  göre  otobüste   "Farz  namaz"  kılınabilmektedir!

 

    Ahmed Tomor  Hocaefendi   Ezan  bahsinde,

"Dini açı'dan geçersiz ezanlar hangileridir?

Ezan'ın dini açıdan geçerli olabilmesi için, okuyan kişinin,

a- İnsan olması.

b- Erkek olması.

c- Akıllı olması şarttır.

itilmiş papağan kuşu'nun okuduğu ezan bant'tan okunan ezan ve merkezi sistem'lerde minâreler'deki telsiz cihazlar'ından yankı şeklinde okunan ezanlar'la, kadın'ın, deli'nin, sarhoş'un ve aklı gelişme'miş çocuğun okuduğu ezan'lar, dini açıdan geçersizdir.   Bu ezan'ların saygı ile dinlenme'mesi, aksine kalben buğuz edilmesi (kızılması) gerekir.

biin'den biri Abdullah Bin Ömer'e, ben seni Allah için seviyorum deyince, Abdullah Bin Ömer; ben'de sana Allah için buğuz ediyorum (kızıyorum) dedi. Nedenini sorunca, çünkü sen ezan'ı, teganni ile okuyorsun diye cevap verdi, (Riyâzüssâlihin)."  (sh:104)   Namazın  alameti  sayılan   ve  hükmen   okunması  sünnet  olan  Ezan  konusunda  bu  kadar  hassas  ve  ince  düşündüğü  için   Allah (cc)  kendisinden  razı  olsun,  diyoruz.   İlmin  gereği   aynı  hassasiyeti   namazlardaki   "İmamet" ve "Velayet"  kavramları  üzerinde de en  az  birkaç  cümle  ile   durmasını  beklerdik.  

 Daha  sonra  Hocaefendi  "Namazın Rükünleri"  bahsinde, ".....Örneğin; Namazdan önce hadesten tahâret (abdest almak) şart olduğu  gibi, namazın sonuna kadar abdestli olmak da şarttır. Bu nedenle namaz esnasında abdesti bozulan  kişinin  namazı da  bozulur."  (sh:111)   Ahmed Tomor  Hocaefendi  bu  hükümde  yanılmıştır.

 "30) Namazda bulunan kimseden burun kanaması veya kusuntu gibi, istekle olmayan abdesti bozacak bir şey meydana gelse, o kimse serbest olur: Dilerse abdest alıp yeniden namaz kılar. Buna namaza yeniden başlama (istinaf-ı salât) denir. Faziletli olan da budur. Dilerse, namaza aykırı hiç bir şeyle uğraşmaksızın en yakın yerdeki su ile abdest alır ve tek başına idiyse, bu abdest aldığı yerde veya evvelce namaza başlamış bulunduğu yerde namazının geri kalan kısmını tamamlar. Bir imama uymuş idiyse, evvelki yerine dönüp orada namazını tamamlar. İmama uymanın sıhhatine engel olacak bir yerde durup oradan tekrar imama uyamaz. Ancak cemaatla kılınan namaz bitmiş olursa, o zaman yalnız başına namaz kılan gibi hareket eder. Bu namaz kılışa da, başlanan namaza devam (bina-i salât) denir. Böyle bir kimse abdest almak için yakın suyu bırakıp uzağa gitse veya gidip gelirken Kur'an okusa veya bu arada avret yeri açılsa, artık namazı bina edemez (başladığı namazdan geri kalan kısmı kılamaz). Yeniden namaz kılması gerekir.  (Lâhik bölümüne bakılsın.)" (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali)   Bu  mesele  Hanefi  fıkhının  tüm  muteber  kaynaklarında  aynen  böyle  zikredilmektedir.

    Daha  sonra  "Namazı   Bozan Şeyler"  bahsinde  :  "Gözyaşı ve sessiz ağlama, hangi nedenle olursa olsun namazı bozmaz." (sh:133)  demiş  ki   bu  hükümde  noksan   verilmiştir.   Şayet  burada  "abdest  bozulur",  fakat "namazı  bozmaz"  denilseydi  yine  mesele  anlaşılmış  olacaktı.     Doğrusu   şöyledir:

1- "317. Göz  yaşı  abdesti  bozmaz.  Ancak gözde olan bir hastalık yara mesabesindedir. Ondan çıkan su da, abdesti bozar."  (Yusuf  Kerimoğlu,  Emanet  ve  Ehliyet-İslam İlmihali)

2-"1) Bir hastalık olmaksızın gözden gelen yaş  ve  su  veya  ağlamak."  (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali)

3-"Göz  ağrısı  gibi  hastalıktan  meydana  gelen  akıntının  abdesti bozacağı, böyle kimsenin özür sahibi sayıldığından   her   namaz   için   vakit   girince   abdest  alması  lâzım  geleceği  Bedayi’us-Sânayi’de yazılıdır."  

  Demek ki  Hocaefendi  "hangi  nedenle  olursa  olsun, "Gözyaşı"  namazı   bozmaz"  dememeliydi.    Zira  hastalıktan  dolayı  çıkan  gözyaşı   abdesti  bozar.  Namazdan çıkıp   abdest  alıp   tekrar  imama  uyar  ve kaldığı yerden  devam  eder.     Eğer   abdest   almadan  devam  ederse   elbette  namazı   bozulur.

Ahmed Tomor Hocaefendi,  "Cuma Namazı" bölümünün  girişinde  şöyle  bir  hüküm  nakletmiştir :

"S - Cuma namazının diğer namazlardan farkı nedir ?

C-Diğer namazlar evde, iş yerinde, tarlada veya yollarda kılınabildiği halde, cuma namazı yalnızca camilerde ve cemaâtle kılınabilir."    Hocaefendinin  naklettiği  bu hükümde  eksik  ve  noksandır.   Doğrusu,   ulemamızın  şehirden  maksadının  ne  olduğu  anlaşılamadığı  ve  bu    husus  açıklığa  kavuşturulamadığı  için  bu  tür  hatalar  işlenmektedir.  

 Mesela   Ömer Nasuhi   Bilmen (Rh.a)  Hocaefendi  konuyla  ilgili   olarak   aynen  şunları   söylemiştir:

  "7) Cuma  namazının  bir  beldede  veya  belde  hükmünde bulunan bir yerde kılınmasıdır. Beldeden maksad, valisi, hakimi, yolları  ve  mahalleleri  bulunan herhangi bir şehirdir. Bu beldeye bitişik olup asker toplamak, at bağlamak, silah  atmak, cenaze namazı kılmak, ölüleri gömmek gibi beldenin ihtiyaçlan için hazırlanmış olan yerler de, belde hükmündedir.   Bu  yerlere "Fina-i belde" denilir. Onun için bir belde camilerinde cuma namazı kılınabileceği gibi, böyle yerlerde de kılınabilir. Önceleri şehirlerin dışında böyle namaz kılma yerleri (Musallâ) vardı.   Halk  cuma ve bayram günlerinde orada toplanarak namazlarını kılarlardı. Böylece beraberliklerini, güçlerini   ve  hakka   olan   bağlılıklarını   göstermeye   çalışırlardı.   Öyle ki, İmamı Azam'a göre, bir beldede yalnız   bir   camide   veya   bir   Musallâ'da   cuma   namazı  kılınır,   birkaç  camide   kılınmaz."   (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali)    Hanefi  fukahasının   tüm  eserlerinde  aynı  hükümleri  bulmak   mümkündür.

     Demek ki  cuma  namazının  kılınabilmesi    için   gereken   şehir   şartından   maksat   emiri,  kadısı  ve  cuma   imamı  olan   (tayin  edilen)   her  yerdir.  Bu  şartların  olduğu   her  yerde   cuma  namazı  kılınır.   

     Sonuç  olarak  şunu  söyleyebiliriz.   Ahmed   Tomor   Hocaefendinin  kaleme  aldığı  "Yedi Açıdan Namaz"  adlı  kitap    ihlaslı  bir  kalemin  ürünüdür.    Hocamız  eserini  kaleme  alırken    usulüne  bağlı  kalmaya  çalışmıştır.  Allah  (cc)   kendisinden  razı olsun,   hizmetlerinin  daim  olmasını  nasibeylesin.  Kitap  küçük  hacimli  bir  kitap  olmasına  rağmen   namaz   kılmaya  yeni  başlayan   müslümanlar  için   çok  güzel  bir  kitaptır.     Kitap  çok  sade  ve  çok  kolay  bir  anlatımla  yazılmış   olduğu   için   her   okuyanın     anlayabileceğini    söyleyebilirim.   Allahü  Teala (cc)'ya  emanet  olunuz.

Kitabın Adı                    :   Yedi Açıdan  NAMAZ

Kitabın Yazarı                :   Ahmed  Tomor

Kitabın Bas.Tar. ve Yeri :   2004 - Adapazarı Selam TV'nin Hadiyesi

Kitabın Yayın Evi           :   Erkam Matbaası

Kitabın Sayfası               :   176.                                                                                  05.05.2006