HALİFESİZ    MÜSLÜMANLAR
                                                                                                                                     Sadık  Albayrak

 


         İslâm   Dünyasında,   Sünnîlerin   kurduğu   devletlerde   3   Mart 1924 (Receb 1342)'e   kadar 101 halîfe - devlet başkanı   gelip   geçmiştir.  
         Rasulullah (s.a.v.)'den   sonra   gelen   ilk   dört   halîfe  
(HULEFA-i RAŞİDÎN)   adını   alarak,  İslâm devlet idaresinin   ana   kaynağını   teşkil   eden   (HiLAFET-i KAMİLE)  devrini   tamamlamışlardır.   Otuz   yıl süren onların devlet   başkanlığı,   Allah'ın   kitabına   istinaden   Rasulullâh'ın   halefi   olarak,   tam   ve   olgun idarenin erişilmez kaynağını   ortaya   koymuştur.
           İlk   dört   halîfe ;
   
«Ey iman edenler!.. Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahihlerine de... Eğer bir meselede ihtilâfa düşerseniz, onu Allah'a ve Resulüne havale edin.» (1)  Ayeti   hükmünce   İslâm'ın   ana   kaynağına, bu   esas    üzere   sarılıp   devlet   idare   ederek   otuz   yılı   doldurmuşlardır...

     Miladî 632'den 661'e   kadar   devam   eden   bu   kâmil   idareden   sonra,   Müslümanların
(HİLÂFET-I NAKISA) devri   başlamıştır.   Bu devir son zamana kadar böyle devam etmiştir. Hilâfetin  istediği şartların hepsini haiz olmadıklarından,   ilk   dört   halîfeden   sonra   gelenlerin  hilâfeti -müslüman devlet başkanlığı nakıs (şartları eksik) sayılmıştır.   Zira  İslâm'da   itaat   edilip,   biat   sağlanmış   olacak   kişide,   fıkıh   kitaplarına   göre,   şu şartlar bulunmalıdır:


1)    Dünya   işlerini   düzenleyen   şer'î   hükümlerde   ictihad   yapacak   güce   sahib bulunmak.
2)    Kendinde   azim   ve   kuvvet   bulunmak.
3)    Şeriatın   verdiği   cezaları   yerine   getirmek.
4)    Harb   işlerinde   ve   askerî  idarede   kumanda   gücüne   ve  ileriyi  görme  basiretine sahib bulunmak.
5)    Zalimden mazlumun hakkını almak, zayıfın yanında olmak, asilerin boynunu vurmakta metanet ve gayret sahibi olup, korkak olmamak.
6)    Adil, takva sahibi ve günahlardan kaçan bir kişi  olmak.
7)    Hükmü geçerli, otoritesinden emin, müslümana   merhametli, kâfire karşı şiddetli bulunmak.
8)    Ümmetin   işlerini   yürütmekte   vazifeyi   ehline   vermek.
9)    Devletin otoritesini sağlamak için dört ana delile istinaden mahkemeler kurmak.
10)  Düşmana karşı ayakta kalabilmek   ve  "dârül'-İslâmı"   korumak  ve  "dârü'l-harb"e  şeriatı  getirmek  için  muntazam  ordular  teşkil  etmek.
11)  Ordunun  (cundullahm) silâh,   araç   ve   gereçlerini   gayr-ı   müslimlere   muhtaç   olmamak   için,   imal   edecek engin  harb   sanayiini   kurmak.
12)  Vergileri,  fıkhî   kurallara   göre   tanzim   etmek  ve toplamak...

13) Devlet hazinesi (beytü'l-mâl)ni güçlü tutmak ve  israfı önlemek.
14) İslâm aile hayatını korumak, bidatlerden cemiyet hayatını temizlemek.
15) İbadetlerin ifasında gerekli izni vermek ve nezaret etmek.
        Bu şartların   çoğuna  haiz olup,   zamanın   gerekli   kıldığı   bir   takım noksan meziyetleri olduğu halde, müslümanların   başına   geçen   diğer   halifelerin   sayısı  
97   kadardır.
       
- Emeviler    Devrinde                        (661-750)    14,

        -Abbasiler    Devrinde                        (751-1258)  37,

        -Mısır'da ruhanî Abbasî halifeleri    (1261-1517)  17   ve

        -Osmanlılar  Devri                           (1517-1922)  28   ve

        -T.C.            Devri                           (1922-1924)    1  Halîfe   sünnî   Müslümanların   başına geçmiştir.

         Yalnız 1258'den 1261'e kadar olan devre iç kargaşalardan dolayı müslümanların ilk halifesiz devrini ortaya koymaktadır.   Mısır'da   gelip   geçen 17 halîfe   ile Cumhuriyet  devrinde iki yıl kadar halifelik yapan Abdülmecîd Efendi'nin  hilâfeti  sadece  manevî  bir  güce  dayanıp,   devlet   başkanlığı   sıfatını   omuzlarından ala koyan idareler devrinde  olmuştur.
          İşte  bu   duruma   göre   müslümanlar,   Recep 1342'den   beri   Halifesiz   yaşamaktadırlar.

         Müslümanlar,   Resulullah (s.a.v.)'den sonra devlet başkanlığı için mutlak bir halîfe gerektiği esasına ayetlerden hareketle   varmışlardır.   Bunlar   şu   ayetlerdir:   Bakara: 30,  En'am: 165, A'raf: 69, 74, Yunus: 14, 74, Nemi: 62, Fâtır: 39, Sâd: 26.
           Bu   ayetlerden   Bakara sûresinin 30. ayetinde   Yüce Allah şöyle buyuruyor:
«Ve düşün  ki,   Rabbin   meleklere: — Ben   yerde   muhakkak bir halîfe yapacağım, dediği vakit: — A!.. Orada fesat edecek   ve  kanlar  dökecek   bir    mahluk  mu  yaratacaksın?   Biz   hamdinle   tesbih  ve  seni takdis edip dururken, dediler.»
          Bu   ayeti   son   devirde   gelen   ulemâ   şöyle   tefsir  ediyor:
         «
(Ben  yeryüzünde  bir   halîfe  yapacağım.) bir halîfe tayin edeceğim ki meali: (Kendi irademden, kudret ve sıfatımdan   ona   bazı   selâhiyetler   vereceğim.  O   bana  izafeten, bana niyabeten mahlukatın üzerinde bir takım tasarruflara   sahib   olacak,   benim   namıma   ahkâmımı   icra   ve   tenfîz   eyleyecek... Benim bir naibim bir kalfam olacak.   İradesi ile benim iradelerimi, benim emirlerimi, benim kanunlarımı tatbike memur bulunacak, sonra, onun arkasından   gelenler   ve   ona   halef   olarak   aynı   vazifeyi   icra  edecek  olanlar  bulunacak,   (Sizi  yeryüzünün halîfeleri   kılan   O'dur:   En'am: 165)  sırrı  zahir  olacak.»  (2)
            Bir   başka   tefsir   ve   tahlile  göre  de:
          
«Hilâfetten   maksat;  ya   Cenab-ı  Hak   tarafından   insanlar   arasında   ilahî   ahkâm   ve   Rabbani emirlerin tenfîzi   ve  halkın  işlerinin   siyaseti   hususlarında   halîfe   olmaktır  ki,   bu   manâda   hilâfet,   insan   oğlunun   keyfiyetine   tahsis  edilmiştir   (...)   Veyahut,   hilâfetten   maksat   ademoğlunun   kendilerinden   önce   yeryüzünde bulunan   arzın   sakinlerine   halef   olmalarıdır.   Bu   tefsire   göre,   hilâfet,   bütün   insanlığa   şamil   olur.»
           
«...Cenab-ı   Hakkın   yaratışında   İlahî   kanununu,   hükümlerini   insanlara  içlerinden   seçtiği   kimselerin  dilleri üzerine   talim   ve   infaz   etmek   suretiyle   carî   olmuştur.   Bu da onlar,   zât-ı uluhiyetine bu hususta halîfe olsunlar içindir,   insan   ise,   Allanın   ahkâm   ve  şer'î   kanunlarını izhar ettiği  gibi,   zât-ı uluhiyetinin   hükûm   ve   tabiî   yaratış kanunlarını   da   izhar   eylediğinden   Allah'ın   insanı   sair  mahlükat   üzerine   kendisi   ile temyiz eylediği unsurun hepsine,   hilâfetin   manasının   şamil   olması   sahîh   olur.»
(3)
            İnsanoğlunun   yeryüzündeki   halifeliğini   ise   bir   başka   zat   şöyle   izah   etmektedir:
         «
Ccnab-ı   Hakkın    yeryüzüne   halîfe   kılacağım   meleklere  haber   vermesindeki  hikmet  ve  fayda :

     İlk  olarak;  kullarına  müşavere işini öğretmektir,

   İkinci olarak, Adem'in yeryüzüne ineceğini melekler alemine tebşir etmek ve ona (HALİFE) adını vermek suretiyle Adem'in şanını yükseltmektir.

   Üçüncü olarak,  Adem'in  (Halifetullah)  olması   meselesine   meleklerin   itiraz   şeklinde   sualini   ve   bu sualin (Bundaki sır ve hikmeti siz değil ancak ben bilirim.) tarzında cevabını zikr etmek suretiyle Adem'in faziletlerini izhardır.

    Dördüncü olarak (az bir kötülük) meydana gelecek diye (çokça hayrı) terk caiz olmadığını ve binaenaleyh hayır ciheti galip   olan   herhangi   bir   şeyi   icad,   hikmetin   gereği   olduğunu   beyandır.»   (4)
        Bu   izahlardan   açıkça   anlaşılıyor ki, müslümanlar   devlet   idaresini   tayin   ve   tesbitte,   Allah'ın gösterdiği emir ve   yasaklar   ışığında,   başlarına   mutlaka   bir   idareci   getirmeleri   gerekir.   Buna da en güzel örnek Hz. Muhammed'in gösterdiği   devlet   başkanlığıdır.    Resulullah (s.a.v.)'e   itaat ise, Allah'a itaat etmek gibi olacağından (Nisa: 80), Onun yolundan   gitmeyi   vazife   bilenler,   ilk   dört   halîfe'nin   yolunu   izleyip,   devlete   giden   yolları   açmalıdırlar.
        Buna   göre   müslümanların  halîfesi  ölse,   yurdundan   kovulsa,  düşman   tarafından   makamı   elinden   alınsa, müslünmnlara   yüklenen   en   büyük   sorumluluğa   göre,   hemen,   vakit   kaybetmeden   hayatta  ise   etrafında   toplanıp   biat  edip   kenetlenmek,   veya   hilâfet  şartlarını   haiz   zatı   halife   tayin  edip  İslâmın  hakimiyete giden yollarını   açmak   gerekir.   Onun   içindir   ki,   şer'î   ahkâmı   yürütmek   ve   devletin   devamlılığını   sağlamak için:
     «Bir  halîfenin   vefatında   bir   başka   halîfe   seçmek   ve   ona   biat   etmek   bütün   muslümanlara   vacibtir.»  (5)
       Müslümanların   boşluk   halinde,   bir   halîfeye  biat   edip   hareket etmeleri değişmez kaide olduğuna göre, bu meseleyi   bir   başka   kaynaktan   dile   getirmek   gerekir:
     
«Din   alimlerinden ve ehl-i sünnetten   müfessîr,   muhaddis,   fakih   ve   kelâmcılar   imameti (Hilâfeti) tariflerinde: (Dinî  hükümleri   ikame   ve   İslam'ın  kaynağını   muhafaza   ile   din   ve   dünya   işlerinde Hz. Peygamber Efendimiz'den   hilâfettir)   demişlerdir.»
     
«Hz.  Peygamber de,   kullarına   hükümlerini   tatbik   etmek   için   Allah'ın   halîfesidir.   Diğer   peygamberleri  gibi... Ki   onlara da   şöyle   buyurmuştur:   Hz.  Adem'e   (Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım. /Bakara: 30),   Hz. İbrahim'e (Ben   seni   insanlara   halîfe   yapacağım/Bakara: 124).   Ve,   Hz. Davud'a   (Seni   şüphesiz   yeryüzünde halîfe kıldık/Sâd: 26)»   (6)
     Bu   ayetlerin   ışığında, bugünkü  müslümanların   halifesiz   yaşamalarını ne tür bir hayat tarzı içinde kaldıklarını göstermek   için,   meseleyi   daha açık bir şekle sokmak gerekir. Sanıyoruz ki, aşağıdaki sözler ve deliller, halîfesiz bir hayattan,   halifeli   bir   devlete   geçişte   günümüz   müslümanlarına   son   derece   ibretli   yollar   gösterir:   
     
"Hz. Peygamberin   aşağıdaki   hadis-i   şerifine   göre,   (Halife)  tayini,   ümmet   üzerine  vacibtir:  (Hayatı  boyunca Halife  tanımayıp  ölen   kimse,   cahiliyet   ölümü   üzere   ölmüş  demektir.)   Bu   hadîsi  İmamı  Ahmed b. Hanbel   ve   İmamı  Taberani  (Müsned)'lerinde   sahih  senetleri   ile   rivayet   ettiği  gibi   İmamı Müslim de (Sahih)inde Abdullah  İbn  Ömer'den  (Boynunda   halîfeye   biat  (etme  hükmü) olmadan   ölen   kimse,   cahiliyet ölümü üzere ölmüştür.) lafzı   İle  rivayet   etmiştir.  

        Cahiliye   insanları,   şeriat   sahibi   hiçbir   peygamberi   ve   halîfesini   tanıyıp   tabi  olmadıklarından   ve her  biri kendi   nefsinin   hevasına  uyma    ile    hayvan  gibi  yaşayıp   o   durum   üzere   öldükleri   gibi   zamanının   halifesini   tanıyıp   biat etmeyenler de cahiliyet  insanları   ile   aynı ayarda bulunduklarından ölümleri,  şeriat   dilinde, cahiliyet insanlarının ölümlerine benzetilmiş, ve  ağır   ceza   ile   zamanın   halifesine   biatin   yenilenmesi,  dinde  vacip   olduğu beyan   buyurulmuştur.»
      
«(İslam  Devlet  Başkanı  olan  Halifenin  Görevleri  kısaca):

  1-Müslümanları toplayıp  birleştirmek,  

  2-Vergilerini  alıp  toplamak,  

  3-Îslamın  askerini donatmak,

  4-İslâm ülkelerini korumak,  

  5-Dinin   düşmanlarının   kötülüklerini   ortadan   kaldırmak,  

  6-Zorba ve yol kesicileri temizlemek,  

  7-Ümmet   arasında ortaya   çıkan   ihtilâfların   çözümü, 

  8-Hasımlar,

  9-Kaybolmuşlar, ve  

10-Yetimlerin   mal  ve   haklarının   korunması   için   kaadılar,   hakimler   tayin   etmek,  

11-Cuma   ve   Bayram   namazlarının  edâsı   için   imam   ve   hatibler   tayin   etmek (Halifenin   vazifesidir.)» (7)
 

         Bu   esaslar   ışığında   düşünülürse   müslümanların   birliği,   iktisadî   ve  içtimaî  hayatlarının   tanzimi   şeriat yönünden   sağlanmadığı   devirlerde,   müslümanların   bir   halifeye   ihtiyaçları vardır.
          Dünya'da   bir   milyara   varan   müslümanların   uydurma    hudutlarla   ayrılıp   beşerî   sistemlerin   esaretinde yaşayıp   devam   etmeleri   fikren   cahiliyet   devrini   daha  tamamlamadıklarını     gösterir.
          Müslümanı,  oturduğu  hiç bir topraktaki idare tatmin edemediğine ve çoğu yerde lâik-kapitalist, sosyalist ve kavmiyetçi   sultalar   hakimiyet   tesis   ettiğine   göre   XX. asrın   cahiliyet   döneminden   kurtulup,  hicrî bir asrın başından   itibaren   halifeli   cemiyet-ümmet   haline   gelmeleri   İslâm   şeriatının   ana   esaslarından   biri,   ve  en  önde  gelenidir...
            Bâtıl   sistemleri   yıkmak,   müslümanca   yaşamak   ancak   İslâmın   devlet yapısını  teşkil   eden  halifeli  şeriat devletine   adım   atmakla  olur.
          Ehl-i   sünnet   müslümanlarının   önderi   durumunda bulunan alimler, müslümanların  cahiliyet ölümünden kurtulmaları   için   gösterecekleri   bir   başka   yol   yoktur..."    Yavuz   KAYA
 

      KAYNAKLAR

(1) Nisa Suresi,  Ayet: 59

(2) Yazir, Muhammed Hamdî, Hak Dini Kur'an Dili, 1/299

(3) Bereketzade  İsmail Hakkı,  Envar-ı Kur'an; 1/169-70, İstanbul-1331

(4) Musa  Kazim,  Safvetü'l-Beyân,  1/282, Matbaa-ı Amire/1335.

(5) Ahrned Sadi Havran,   Hamailü'l- Vesail  alâ  Delâilü'l-Mesail,  Matbaa-i Amire- 1284, sh: 245.
(6) Abdüllâtif Harputi,  Tenkîhu'l-Kelâm fî Akaîd-i  Ehl î İslam,  Dersaadet - 1330, sh: 360/61.
(7) Abdüllatif Harputi.  age,  sh: 364/65.