İslam Ümmetinin Yetimleri KÜRTLER
Bu sayımızda sizlere tanıtımını yapacağımız kitap Mısır'lı Dr. Fehmi Şinnavi'nin yazmış olduğu "İslam Ümmetinin Yetimleri Kürtler" adlı bir kitaptır. Kitapla ilgili yayın evinin önsözünde aynen şöyle deniliyor:
"Hiç kuşkusuz Dr. Şinnavi'nin görüşleri, önerileri ve eleştirileri tartışmaya açıktır. Bu kitabı yayınlamak suretiyle Dr. Şinnavi'nin görüşlerine aynen katıldığımız sonucuna hiç kimsenin varmasını istemeyiz. (Bizde aynısını diyoruz. N.Demir) Yayınevi olarak bizim böyle bir niyetimiz zaten olamaz. Yaygın bir biçimde zaten tartışılmakta olan Kürt sorununun bir de Arap-İslam zaviyesinden nasıl tartışıldığını göstermek, sanıyorum okurlar açısından da ilginç olacaktır.
Bilgiden korkmamak gerekir. Bilgi ve bilgilendirme süreci, aynı zamanda beraberinde bir eleştiriyi de getirmelidir. Eleştirisiz kabul edilen her bilginin, bir dogmaya dönüşme tehlikesi vardır çünkü." (sh:8)
Kitap içindeki konu başlıklarından bazıları şunlardır: "Kimdir bu Kürtler, Üçüncü Kez Soralım Kürtler kimdir ?, Kürtlerde Vatan Düşüncesinin Ortaya Çıkması, Haçlı Ulusçuluğu, Kürtlerin Eziyet Çekmesinde Haçlıların Rolü, Kürtlerin veya İslam'ın Geleceği, Laiklik Açısından Kürt Sorunu, Irak'ta Kürt Ayaklanması, Irak Baas Partisine Göre Kürt Sorununun Çözümü, Bu Vahşeti Saddam Niçin Yaptı?, Uluslararası Devletlerin Kürtler Üzerindeki Komploları."
Kitabı niçin yazdığını Şinnavi'nin kendi kaleminden okuyalım. Şöyle diyor Dr. Şinnavi: "Bu kitabı neden yazdım?
Şuna hiç kuşku yok: Kürt sorunu oldukça karmaşık, riskli ve yakıcı bir sorundur. Bu soruna bir şekilde eğildiğiniz veya soruna ilişkin konuşmaya-yazmaya başladığınız andan itibaren Irak, Türkiye, Iran, Suriye ve Bağımsız Devletler Topluluğu (eski SSCB) gibi bölge ülkelerinin tepkileriyle karşı karşıya gelirsiniz. Sorun karşısında duyarsız ve suskun kalmayı tercih ederseniz, bu durumda da hem Kürt halkına, hem de apaçık gerçeklere ve hak ölçülerine ihanet etmiş olursunuz.
Üzülerek belirtmek isterim ki, sayıları bir buçuk milyarı bulan Müslüman topluluğu Kürt sorunu karşısında duyarsız ve suskun kalmaktadır. Gerçekte üzücü olan bu durum aynı zamanda Müslüman ümmetin sahici anlamda henüz varolmadığına da bir delil teşkil etmektedir. Çünkü biz biliyoruz ki, Müslüman kişi veya ümmet, her zaman ve her yerde hakkın yanında olur, haklıyla omuz omuza vererek batıla ve zulme karşı savaşım verir. Suskunluk, duyarsızlık ve çaresizlik gibi eğilimler, hakka ve hakikate karşı bir ihanet anlamına gelir. Bu başlı başına bir yıkım ve felakettir zaten...... Tarihi kaynaklarda "Zerdüşt" olarak adı geçen ulu kişinin gerçekte Kürt asıllı olduğu, sonradan İran'a geçerek Sasani devletini İranlılarla birlikte kurduğu belirtilmektedir.
Kendi adıma ben açıkça şunu söylüyorum: Bizler bütün sorunları hiç çekinmeden ve korkmadan açık yüreklilikle ortaya koymalıyız. Haklıdan ve mazlumdan yana olmalıyız. Adaletten asla ayrılmamalıyız. Adaletten ayrılmamak koşuluyla pekala bugün ortaya koyduğumuz bazı görüşlerimizi yarın şartlar değiştiğinde değiştirebiliriz. Bunda da hiç bir sakınca görmediğimi özellikle vurgulamak istiyorum.
Bu kitabın asıl amacı; mazlum-Müslüman Kürt halkının sorunlarını yalın ve objektif bir şekilde İslam ümmetinin gözleri önüne sermektir. Dahası ve en önemlisi, bu ezilmiş ve horlanmış mazlum halkın sorunlarını bütünüyle hak ve adalet ölçüleri içerisinde kalarak konuşmak ve tartışmaktır.
Unutmamak gerekir ki, İslam, iman ve adalet ilkeleri olmaksızın ayakta duramaz. Müslümanlar arasında adalet ilkesi yok olup gitmişse, zaten Müslümanlıktan da söz etmek mümkün olmaz diye düşünüyorum.
Adalet ilkesi, Müslüman bireyler ve topluluklar arasında bir eşitliğin, bir uyumun ve dengenin sağlanmasını emreder. Kur'an-ı Kerim'de köle ile efendinin namaz, oruç, hac ve benzeri ibadetlerde bir ve eşit tutulduğunu görmez misiniz? Alış-verişten tutunuz da evlilik, yemek-içmek vb. işlere varıncaya kadar İslam'ın toplumsal ilişkilerde Müslüman olan ile olmayan arasında adaletle hükmettiğini bilmez misiniz? Aziz Peygamber'in bu konuda ortaya koyduğu ölçü gayet nettir: "Aleyhinize dahi olsa adaletten ayrılmayınız, adil olunuz. Çünkü adalet, İslam'ın özüdür, mülkün de temelidir. Bir devlet kafir bile olsa adalet sayesinde ayakta durabilir, ama Müslüman bile olsa adaletten yoksunsa yıkılmaya mahkumdur."
Bu kitap, adaleti ayakta tutmak için girişilen küçük bir çabadır sadece....... Biz sadece adaleti esas alarak soruna ilişkin bir perspektif sunmaya ve temel hatırlatmalarda bulunmaya gayret gösterdik. Ümmetin bu konularda kafa yormasını sağlamak için kapıyı aralamaya çalıştık.
Bu kitabın adalete giden yolda bir ilk adım olmasını içtenlikte diliyorum. Çünkü Peygamber bir hadisinde şöyle buyuruyor: "Bir tek saati adaletle geçirmek, altmış yıllık ibadetten daha hayırlıdır."..........
Bu kitap vesilesiyle Kürtler konusunda yaptığım savunma, bir avukatın herhangi bir davada yapmak zorunda olduğu savunma biçiminde algılanmamalıdır. Bu yanlış olur çünkü. Ben bir Kürt değilim, Kürtlerin kendilerini savunmam için tuttukları bir avukat da değilim. Ama hemen belirtmek zorunda olduğum bir gerçeklik vardır. O da, Kürtlerin yüzlerce-binlerce kez savunulmayı hak ettikleri gerçekliğidir. Ama ben bu kitabı sırf onları savunmak için yazmadım. Ayrıca bu çaba benim gücümü aşan bir çabadır. Bir kez daha vurgulamak isterim ki, benim bütün amacım ve çabam; hakkın ve adaletin üstün gelmesidir, hakkın ve adaletin bu konuda tecelli etmesidir. Yoksa sıradan bir avukatlık değildir niyetim.
Kürtlerle çok sıkı diyaloglara giriştiğim yıllar, benim Kuzey Irak'ta Musul Tıp Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştığım yıllara denk düşer. O zaman dikkatimi çekmişti: Görevli olarak bulunduğum fakülte, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgede faaliyet gösteriyor olmasına rağmen bu fakültenin bir tek Kürt öğrencisi vardı. Buna rağmen Tıp Fakültesi'nin hastanesinde yatan hastaların en az dörtte üçü Kürt kökenliydiler. Benim Kürt hastalarımla olan iletişimimi işte bu Kürt öğrenci sağlıyordu. Koskoca fakültede bir tek Kürt öğrencinin bulunması bu açıdan işime çok yaramıştı. Ama bu öğrenci dış görünüşünden de rahatlıkla anlaşılabileceği üzere çok yoksul bir ailenin çocuğuydu.
Bir Kürt bölgesinde, hastalarının büyük bir çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bir Tıp Fakültesi'nde bir tek Kürt öğrencinin okuyor olması, gerçekten beni çok düşündürdü. Bu gerçekliği apaçık gördükten sonra Kürtlerin bu ümmetin yetimleri olduğu sonucuna vardım.
Bence Kürtlerin zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları aynı dini paylaşan kardeşleri tarafından ne yazık ki hak ve hukuka aykırı bir biçimde gasp edilmiş veya başka zümrelere devredilmiştir. Bütün bu gerçeklikleri kendi gözlerimle müşahede etme imkanı buldum. Günün birinde çok sevdiğim ve değer verdiğim dostum Hüseyin Aşur'a, yayınlanması için sunduğum "İslam: İslam Ümmetinin Yetimleri" başlıklı makalemde bu görüşlerimi açıklıkla dile getirdim. Ama bu makalem nedense İslam dünyasında büyük bir sessizlikle karşılandı ve açıkçası önemsenmedi. Ama Ermeniler konusunda yazdığım bir makale hayli tartışmalara ve eleştirilere neden oldu. İşte o zaman daha iyi anladım ki, İslam dünyası büyük bir gaflet içinde bulunmaktadır. Müslümanlar uyumaya devam ederken karşı taraf gayet uyanıklıkla gelişmeleri izlemekteydi. Bu örnek olaydan sonra Kürt sorununa bakış açımda daha bir değişiklik oldu diyebilirim.
Hiç kuşkusuz sorun, sadece hakları zorla ellerinden alınmış bir yetimler topluluğu sorunu değildir. Bence sorun, çok daha büyüktür. Kim ne derse desin, bence sorun, hak ve batıl meselesidir.
Biz biliyoruz ki, bütünüyle Müslüman olan bir tek kavim vardır. O da Kürtlerdir. Arap kavmi öyle değildir. Araplar laik, hristiyan ve yahudi düşüncelerinden etkilenmişlerdir, oysa Kürtler harici düşüncelerden etkilenmemişlerdir. Tarihsel bir gerçekliktir bu.
Kürtler hiç kuşkusuz dürüst ve saf Müslümanlardır. Dahası, onlar İslam mızrağının da başıdırlar. Kürtler, 14 asırdan bu yanadır İslam kimlikleri konusunda taviz vermemişlerdir, hep İslam üzere kalmışlardır. ......... Kanımca, Kürtlerin İslam tarihine ve İslami mücadeleye sunduğu katkılar, öbür toplulukların sunduğu katkılardan ayrı değerlendirilmelidir. Çünkü Kürtler mücadeleye sadece sözleriyle ve mallarıyla değil, hemen her zaman bedenleriyle-canlarıyla katılmışlardır. Selahaddin Eyyubi'nin mücadele tarihi buna en güzel örneklerden birini oluşturmaktadır mesela.
Peygamberin vefatından hemen sonra (bazı) Arapların dinden çıktıkları, hilafeti Süfyanoğulları eliyle saltanata dönüştürdükleri, dahası ve en acıklısı, Haçlı savaşlarında dünyevi menfaatlar karşılığında bir grup oluşturup Selahaddin'e karşı alçakça savaştıkları bir gerçek değil midir? Halbuki Selahaddin Sibirya'dan ve Kafkasya'dan gelen ezilmişlerle-kölelerle bir olup İslam davası için göğsünü siper etmişti. Araplara gelince, onlar kişisel kaprislerinden ve anlaşmazlıklarından ötürü çok kısa bir süre içerisinde Endülüs'ü bile elden çıkarmışlardı.
"Yahudiler bizim amca çocuklarımızdırlar, onlarla gurur duyuyoruz." deyip Filistin davasına ihanet eden Faysal bin Hüseyin bin Ali'leri unutmak mümkün mü? İşte bugün gözümüzün önünde bir Arafat gerçekliği durmuyor mu? Arafat, siyonistleri memnun etmek için tıpkı bir tilki gibi sağa-sola koşuşturup duruyor. Bu davranışıyla açıkça Filistin davasına hakaret ediyor.
Tekrar belirtiyorum: Bu kitap sadece Allah rızası için kaleme alınmıştır. Kürtlerin avukatlığını yapmak üzere yazılmamıştır. Ama amacımız, Kürt sorununun hakkaniyet ölçüleri içerisinde tartışılarak bir çözüme kavuşturulmasını sağlamaktır. Bu yönde atılmış bir adım olarak telakki edilmelidir bu çalışmamız.
Hepimiz hakkın ve haklının yanında yer almalıyız. Hak ölçülerini kendi ellerimizle yıkmamaya azami gayret göstermeliyiz. Özellikle biz Müslümanlar, hakkın temsilcileri olmalıyız diyorum." (sh:9-15)
Kitaptan çok ilginç birkaç alıntı:
"Bence ulusçuluğa yöneliş, İslam'dan yüz çevirmek (mürtedlik) anlamına gelir. İmanı kabul ettikten sonra küfre dönmek ne kötüdür oysâ. Turancılık düşüncesine yaslanan Türk ulusçuluğu, Yahudi dönmelerinin bir planıdır. Yahudi dönmeler İslam'ı içerden çökertmek için bu tür planları ortaya koymuşlardır.
Sözgelimi, Osmanlı Devleti'nde Maliye Bakanlığı makamına kadar yükselen Câvid Bey, Yahudi dönmelerinden biridir. Câvid Bey, Edirne ziyaretine gittiğinde Yahudiler tarafından sıcak bir ilgi ile karşılanmıştı ve bugünkü İsrail bayrağını temsil eden mavi ve beyaz renkli bir arabaya bindirilmişti. Câvid Bey, tıpkı balın içindeki zehir gibi hilafetin içine sokulmuştu." (sh:28)
"İslam'ın bu ümmetçilik-cemaatçilik bilinci, hilafetin ortadan kaldırılmasından sonra sona erdi. Bu korkunç bir yıkımdı. Bu yıkımın sorumluları; İngiliz istihbarat Servisi'nden Malemahun, Hogart, Surz gibi İngiliz ajanlarının uşaklığını yapan Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali'dir.
Hilafetin ilgasından sonra Arap toprakları işgal altında kaldı. Dahası, Arap İslam topraklarının tam göbeğinde bir İsrail Devleti kurdurtuldu. Bütün bu ihanetleri Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali kendisi ve çocukları için vaadedilen Krallık karşılığında yaptı. Ama ne oldu? Ali, "delirdi" gerekçesiyle Kıbrıs'a sürüldü. Haçlı ordularının başkomutanı ise Kudüs'e muzaffer bir kumandan edasıyla girerek şunları söyledi: "Bugün Haçlı savaşları sona erdi." Suriye'de Selahaddin Eyyübi'nin kabri başında ise kibirle şöyle haykırdı: "işte şimdi senin yanı başındayım ey Selahaddin!" Laik-hoşgörülü olduğunu iddia eden Batı dünyasının gerçekte kindar haçlı zihniyetine sahip olduğu apaçık anlaşıldı." (sh:31) Yazar Beyrut'ta kurulan Amerikan Üniversitesinin Mısır'daki El-Ezher'in rolünü oynaması için kurdurulduğunu belirtir ve şöyle der : "Beyrut'taki oryantalistler, Arap dilinde siyasi bir sorun oluşturdular, şöyle dedirttiler : "Bizler Arabız Türklerden daha çok Kur'an dilinden anlarız ve Türklerden daha fazla İslam'ı biliriz." (sh:32)
Yazar Şinnavi Camp-Davit gibi ihanet Antlaşmalarına dikkat çekerken bu tür anlaşmalara imza atanların kimler olduğu üzerinde durmuş; El- Ezher şeyhlerinin fetva yoluyla işledikleri cinayetlere, Lawerence'in Osmanlı hilafetini nasıl yıktığını ve bugünkü Irak yönetiminin başındaki iki önemli isme dikkat çeker: Mişel Eflak ve Tarık Yahonna Aziz. Bu iki ismin ikisinin de "Deccal"in görevini ifa ettiklerini açıklar. (sh:54-56)
"Irak Baas yönetiminin 1978 yılındaki saldırılarında 6130 Kürt köyünü haritadan sildiğini, 1987 yılında Halepçe'de Kimyasal silahlar kullanarak 12.000 Kürt vatandaşını şehid ettiğini" (sh:64-65) açıklar. O günler de bu silahları gerek kendi müslüman halkına gerekse İranlı müslüman halkı imha için kullanan zalim gaddar Saddam'a temin yolunda yarışa girenler şimdilerde müslüman halkları düşünüyorlarmış süsü vererek İslam topraklarını istilaya hazırlanmaktadırlar!!!
Daha sonra şunlar dile getirilmiştir: "Selahaddin-i Eyyubi, Îbn'ül-Esir, Îbn'ül-Hakan, İbn-i Teymiyye, Said Nursi gibi seçkin Kürt şahsiyetleri İslam tarihinin çok önemli alimleridirler. Aslında Kürtler sadece savaşçı bir millet değildirler. Kürtlerin arasında fîlizof, tarihçi, politikacı, hadisçi ve fıkıhçı pek çok seçkin isimler de çıkmıştır."(sh:69)
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Kitap "KÜRT" kavmi hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kardeşlerimiz için güzel bir çalışmadır. Kitaptaki konuların tamamını benimsediğimizi söylememiz mümkün değildir. Ancak şurası da bir gerçektir ki Kürt toplumu tarih boyunca ezilmiş, hakir görülmüş bir topluluk olmuştur. Tabii buda imtihanın bir gereğidir. Öyleyse bu tür sızlanmaları baha ederek ırkçılık batağına batmamak gerekir. Sırf bu sızlanmalar nedeni ile İslam dışı bir örgütü destekleyen mü'min Kürt kardeşlerimizin sayısı az değildir. Bu bir gaflet değilse acep başka nedir? Kürtlerde diğer kavimler gibi ümmetin bir parçasıdırlar ve bizim kardeşlerimizdirler. Acılar hepimizin acısı, çileler hepimizin çilesi olmalıdır. Zira mü'minler bir tarağın dişleri, Bir duvarın tuğlaları gibidirler. Allahü Teala (c.c)'nın rızasını kazanma yolunda tüm mü'minlerin birbirlerine yardımcı olmaları elzemdir. Önümüzdeki günlerde ABD'nin "Irak'ı silahsızlandırma" , "Kimyasal silahları imha" adı altında (!) Irak'a yapacağı saldırılarda yine mazlum Kürt halkının zarar göreceği muhakkaktır. Zira Körfez savaşında Irak'ta hiçbir gayr-i müslim'in burnunun kanamadığı yazılıp çizilmişti. Iraktaki müslüman halkının zarar görmemesi için duacıyız. Allahü Teala (c.c)'ya emanet olunuz.
Kitabın Yazarı : Dr. Fehmi Şinnavi.
Kitabın Tercümesi : Recep Perçin
Kitabın Adı : İslam Ümmetinin Yetimleri KÜRTLER
Kit. Basım Evi ve Tar.: Şura yayınları. 1997. İst.
Kitabın Sayfası : 88 21.12.2002